Yazar: cemalumit

Yaşar Kemal’in Hüyükteki Nar Ağacı – Nevin Koçoğlu

“Ovada çok işsiz ırgat dolanıyordu, kendileri gibi aç yoksul. Hepsi onlar gibi şaşkınlık içindeydiler. Tozları dizkapağına kadar çıkan yollardan tozutarak mavi, sarı, kırmızı, mor traktörler, biçerdöverler, kocaman kamyonlar geçiyordu, üstlerini yarım parmak kalınlığında toz bağlamış. Makinelerin öz renkleri altında kalmış, soluk, belli belirsiz. Ova tekmil sıtmadan titriyordu. İnsanların sapsarı yüzleri uzamıştı. Otlar kurumuş, yapraklar dallarda

okumak için tıklayınız

Çimen Yaprakları – Walt Whitman

Çimen Yaprakları, Amerikan edebiyatının yapıtaşlarından biridir. Whitman, bu ölümsüz eserinde işçilerin, kadınların, kölelerin, sıradan insanların hikâyelerini destansı bir anlatıya dönüştürmüş, eşitlikçi fikirlerini şiire yansıtarak döneminin edebiyat anlayışında büyük bir kırılma yaratmıştır. Çimen Yaprakları’nın her dizesinden fışkıran coşku, umut ve esrime, iyi ve güzel olana varma umudunu taze tutuyor. Whitman, çağlardan beri ne geçmişe ne de

okumak için tıklayınız

Kontrollü Güç : İnsan Davranışlarının Evrimi – Robert Aunger

Kontrollü Güç, kuramsal temelini evrimsel biyolojiye dayandırarak insan davranış biçiminin diğer hayvan türlerinin davranış biçimlerinden nasıl farklı bir evrim geçirdiğini anlatıyor. İnsan davranışını sadece anlamak değil, aynı zamanda değiştirmek üzerine yapılan çalışmaların bir uzantısı olan Kontrollü Güç, davranış dünyasını işlevselci/adaptasyoncu görüşlerin ışığında değerlendiriyor ve standart insan davranışı açıklamalarının yöntemini kullanmayı reddediyor. Çevresini kontrol etme yetisi

okumak için tıklayınız

Kim Bu Fethullah Gülen – Faik Bulut

1990 yılı başlarından itibaren Fethullah Gülen ve Cemaati ilgi alanımıza girmişti. Tecrübeli birkaç göz tehlikeyi sezmiş, kamuoyunu uyarmaya çalışıyordu. Gülen’in bütün kitaplarını okuyup, ulaşmak istediği hedefi, örgütlenme modelini ve şifreli dilini çözmeyi başarmıştık. Fethullah Gülen ve Cemaati hakkında şu tespitleri yapmıştık: *Ekonomik ve siyasi gücü tekelinde toplamayı ve tek başına iktidar olmayı hedefliyor. *Yargı, Ordu

okumak için tıklayınız

Umberto Eco: Ölüm cezası üzerine diyalog

ECO: Seni endişeli görüyorum, ey Renzo Tramiglino. Kanun ve düzenin sağladığı huzura kendini bırakmış onca sakin mevcudiyetini sıkıntıya gark eden mesele nedir? Yoksa “feminist” adıyla maruf yeni heveslerin tahrik ettiği zevcen Lucia, çocuk doğurmama hakkını kullanarak, seni evlilik yatağının zevklerinden mahrum mu bırakıyor? Ya da Lucia’nın validesi Agnese Hanımefendi evlatlarının yanağına fazlaca hararetli buseler tazyik

okumak için tıklayınız

İmgelem, Yanılsama ve Cemaat – Ross Poole

“Devlette…(insan) hayali bir egemenliğin düşsel bir üyesidir, gerçek bireysel hayatından mahrumdur ve gerçekdışı bir evrensellikle donatılmıştır.” (Marx) Ulusçuluk, kendisine tabi olanlara rehberlik eden bir kimlik biçimi inşa ederek işler. Benim ulusal kimliğimi bilmek, nasıl davranmam gerektiğini ve kimin böyle yapmam gerektiğini söyleme hakkına sahip olduğunu bilmek demektir. Bu standart oluşturucu kurallar, gerçekte yapmak isteyeceğim şey

okumak için tıklayınız

Freud’da Toplum, Kültür, Din Felsefesi

Başlangıcından itibaren psikanalitik kuram din, sosyoloji, uygarlık tarihi ve güzel sanatlar alanlarına da yayılıp yansımaya başlamıştır. Bu yansımalar belki psikanalizin yüzyılımız eğilim ve düşünceleri üzerine yaptığı en önemli etkidir. Asıl amacı olan psikiyatri ve tıp alanındaki etkisinin görece zayıfladığı sırada doruğa çıkmış görünen bir etki. Bugün özellikle uygulamalı sosyoloji denilebilecek olan politika, ekonomi ve eğitim

okumak için tıklayınız

Dünyadaki en büyük kütüphane olan Library of Congress’in yaptığı katolog araştırmasına göre hakkında en çok kitap yazılmış on kişi

Amerika Birleşik Devletleri Kongre Kütüphanesi (Library of Congress) ABD’nin ulusal kütüphanesidir. Dünyanın en büyük ve en önemli kütüphanelerinden olan kongre kütüphanesi Washington, D.C.’de bulunmaktadır. Ayrıca ABD’de yer alan en eski federal kültür yapısıdır. Koleksiyonunda 470 dilde, 29 milyondan fazla kitap ve diğer yayınlar, 58 milyon el yazması, içlerinde Gutenberg İncili’nin de bulunduğu Kuzey Amerika’nın en

okumak için tıklayınız

Büyücü – John Fowles

Mitolojik öğelere ve Shakespeare’in ünlü oyunu Fırtına’ya çeşitli göndermelerin yapıldığı hikâyede John Fowles, savaşın acımasızlığını, bir Akdeniz adasının dinginliğini, insan zihninin karmaşık yapısını, kadın-erkek ilişkisinin doğasını, Tanrı ve özgürlük kavramlarını ustaca anlatımıyla irdeliyor. Gerçek özgürlüğün ancak kendini tanımakla mümkün olabileceği savından yola çıkılarak hayallerle gerçek deneyimler arasındaki ilişkiler, Fowles’un Prospero’su Conchis tarafından bir dizi yanılsama,

okumak için tıklayınız

Ali Şeriati: “Sadece devletin konuşma hakkına sahip olduğu bir memlekette hiçbir söze inanmayın.”

KİTLE KÜLTÜRÜ, KORKU VE KORKUYU TÜKETMEK Korkunun kültür içinde olağanlaştırılması ¹ “Sadece devletin konuşma hakkına sahip olduğu bir memlekette hiçbir söze inanmayın.” Ali Şeriati Oldukça gergin ve sarsıcı bir süreçten geçiyoruz, kaldı ki; düşük nabızlı bir gündeme alışkın bir toplum olmadığımız aşikar. Bu da toplum ruh sağlığının ayrı bir patolojik boyutu, birkaç ay skandal ya da

okumak için tıklayınız

Neden Disney Prensesleri ve “Prenses Kültürü” Kız Çocuklarına Zarar Verebilir?

Yeni bir araştırma, agresif “prenses pazarlamasına” yönelik eleştirilerin doğru olduğunu ortaya çıkardı. Prenses karakterleri anaokulu çocuklarının en sevdiği şeylerden biridir. Disney 2000 yılında Prenses markasını piyasaya sürdüğünden beri Disney Prensesleri çok yaygınlaştı ve nerdeyse her ürün kategorisinde kendini gösterdi. Oyuncaklarda ve elbiselerde görüldü elbette ama aynı zamanda tohum paketlerinde ve üzümlerde bile onları gördük.

okumak için tıklayınız

Vitrinler, hep bir bolluğa işaret eder. Ama bu bolluğu mümkün kılan, tükenen yer almaz vitrinde.

Seyredenin Görmediği (…) Vitrinler, hep bir bolluğa işaret eder. Ama bu bolluğu mümkün kılan, onu vareden, onun için harcanan, o sırada tükenen yer almaz vitrinde. Vitrin, teşhir ettiği malın bir emek ürünü olduğunu gizler bakan kişiden. Nasıl piyasa farklı emek biçimlerini eşitler ve malları soyut bir değişim değerine indirgerse, toplum vitrine dönüştüğünde de bütün yaşantılar,

okumak için tıklayınız

Georg Simmel: “İşitmeyen ama gören kişi, görmeyen ama işiten kişiden çok daha tedirgindir. “

Yoksulların Gözleri Bugünkü seyretme alışkanlıklarımızın temeli, bir önceki yüzyılda atıldı. Georg Simmel, kitle ulaşımının gelişmesiyle birlikte insanların ilk kez, uzun süre hiç konuşmadan birbirlerine bakmak durumunda kaldıklarından söz eder. İnsanın tanımadığı insanlara ve nesnelere bakması ya da bakıp da tanımıyor olması, başlangıçta büyük bir huzursuzluk yaratmış olmalı. Simmel bu huzursuzluğu şöyle dile getirir:

okumak için tıklayınız

Le Corbusier: “Sokağı öldürmeliyiz.”

Corbusier 1924’te Champs-Elysees’de yürüyüşe çıktığı bir gün, trafiğin kendisini ne kadar rahatsız ettiğini fark eder. Hızla ve gürültüyle geçen arabalar, yolda keyifle yürümesini engellemektedir. Zihninde yirmi yıl öncesinin Paris’ine geri döner, öğrencilik yıllarında gezindiği bulvarı hatırlar: “Sokak bize aitti o zaman; orada şarkı söyler, orada tartışırdık”. Corbusier daha sonra, şehre başka bir taraftan, yaşanılmamış, tanıdık

okumak için tıklayınız

Walter Benjamin: “Bir camekânda yaşamak kusursuz bir devrimci erdemdir.”

Walter Benjamin bir yazısında, Moskova’da kaldığı bir otelden söz eder. Otelin hemen bütün odalarının kapısının sürekli aralık oluşu dikkatini çekmiştir. îlk başta bunun rastlantı olduğunu sansa da, bu durumdan giderek tedirgin olur. Nihayet bu odalarda, hayatları boyunca kapalı bir mekânda kalmamaya yemin etmiş Tibetli rahiplerin kaldığını öğrenir. Bu “ahlaki teşhircilik” etkilemiştir Benjamin’i. Şu sonuca varır:

okumak için tıklayınız

Marie Grubbe ile Kadın ve Erkek Üzerine Ruhsal Çözümleme – Bedriye Korkankorkmaz

Her tür yaşam biçimine ilgi duyuyorum. Bağnaz toplumda yaşayanların bastırılmış duygularına tercüman olan yapıtlara ilgi duyuyorum. Geçmiş yaşanmışlığı gelecek de yaşanılacağı simgelemiyor mu? Yaşanmışlıkları bize altın tepside sunan büyük yazar/düşünür/ ve şairlerin… yapıtlarını sömürmek istiyorum geleceğime doğru yön çizmek için. Gelişmeyi düşünce özgürlüğünün önündeki engellerin kalkması, din dil ırk… gibi kavramların baskısı olmaksızın insanların kendilerini

okumak için tıklayınız

Ahlaki Çürümenin Sorumlusu Homo Economicus’un ‘Yanlış’ Tanrısı mı?

Kadim zamanlarda türünün devamlılığını sağlamak için içindeki vahşi avcıyı uyandıran insan, şiddeti bu uğurda araçsallaştırmıştı. Zamanla sosyalleşen insanın önceliği artık karnını doyurma telaşından, ‘mutlu’ olma çabasına doğru evrilmişti. Güvenliği ve türünün devamlılığı için ödemek zorunda kaldığı bir bedel olarak sosyalleşme, beraberinde yerleşik hayatı da getirmişti. İnsan doğanın vahşi evrenini hakimiyeti altına alırken, gökler evreninin hakimi

okumak için tıklayınız

Kolektivist (Marksist) bilinç ve kapitalist ilişkiler içinde fetişleşen sanatçı-şair üzerine – Berivan Kaya

Şairlik, ressamlık, heykeltıraşlık sanatsal üretim yapan insanlara verilen addır. Meta ilişkileri ve yabancılaşma sayesinde bu kavramlar bir hayli metafizik genişleme içerisine girerek, kişideki varoluşsal canlılık ve kendilik değeri oluşturma yerine yabancılaşmış emek içindeki paylarına göre anlam değişimine uğramış, fetişleşmiştir. Bu adlar dar anlamda bir işçi, fireze ustası, fastfood çalışanı, pazarlamacı ile aynıdır. Doğayı değiştirip nesne

okumak için tıklayınız

Çürümenin Öyküsü: 1990’larda Medya

Çok yaşlı sayılmam henüz ve hayatımın kalanını iyi niyet ve güzelliğin serpildiği bir dünyada yaşamayı, ne işe yaradıklarını yeni yeni anlamaya başladığım peri masallarından birini anlatabilmeyi arzu ediyorum. Dünyayı hiçbir siyasetin parçası olmadan vicdanımla kavramaya, anlamaya çalışıyorum. Okuduklarım, gördüklerim ve işittiklerimle… İnsanın insana ettiklerine dair okuduklarım kalbimi sıkıştırıyor ve ciğerimi acıtıyor. Ötekinin ötekiye duyduğu öfkeden

okumak için tıklayınız

Edebiyatın Delileri, Deliliğin Edebiyatı

Dünyayla araya konmuş bir mesafe midir delilik? Gerçekdışı duygulanımlar mıdır yoksa başkalarının algılayamadığı bir dünyanın varlığını bilmek midir? Deliliğin tam olarak tanımlanmasının ne denli zor olduğunu biliyoruz. Burada kastettiğimiz tıbbi sınıflandırmalar değil elbette. Toplumsal algıda delilik zamana ve coğrafyaya bağlı bir karakter göstermiştir. Toplum her dönemde kendi normallerini oluşturmuş ve bu normalin dışında kalan tüm

okumak için tıklayınız