Yazar: cemalumit

Mehmet Eroğlu’nun Aforizmaları – Elif Şahin Hamidi

Romanının odağına tüm açmazları, çelişkileri, yaraları ve acılarıyla birlikte “trajik insanı” oturtan Mehmet Eroğlu, elde bir kurşun kalem ve ufak bir not defteri eşliğinde okunmalı bana kalırsa. Çünkü Eroğlu’nun eserlerini okurken kitapta geçen aforizmaların bir araya getirildiği ayrı bir kitap ihtiyacı bile uyanabilir okurda. Bu ihtiyacı hisseden bir tek ben değilmişim ki Eroğlu’nun romanlarından derlenen

okumak için tıklayınız

Billûr Sarayında Çengi Dilârâ – Nevin Koçoğlu

“Yunanca kökenli bir sözcük olan ve “söylenen veya duyulan söz, masal, öykü, efsane” anlamına gelen (mitos); bir toplumun kutsalı, evreni, insanı, geçmişe bağlı kalarak geleceği anlatma biçimi ve anlamayı sağlayan bu algının ürettiği tasavvurun bütünüdür. Mitleri gözeten bu tasavvur bütünü, sözlü aktarım sürecinde biçime ihtiyaç duyulduğu için mitosla aynı anlama gelen “epos”un ortaya çıkışını hazırlar.

okumak için tıklayınız

Montaigne: Bilmediğini Söyleyebilme

BİLMEDİĞİNİ SÖYLEYEBİLME Dünyadaki birçok kötülükler, daha cüretle söyleyelim, dünyanın bütün kötülükleri, bizi bilgisizliğimizi açığa vurmaktan kaçınmaya, reddemediğimiz şeyi kabul etmeye alıştırmalarından geliyor. Her şeyden bilgiçce ve kesinlikle söz ediyoruz. Roma’da bir adet varmış: Bir tanığın gözleriyle gördüğünü söylediği ve bir yargıcın en kesin bilgiyle ortaya koyduğu şeyden bile, bana öyle geliyor ki, diye söz edilirmiş.

okumak için tıklayınız

Devlet: İnsanın “bütün insani özgürlüklerini ” teslim ettiği aracı kurum

Bir Değer İlişkisi Olarak Devlet I Eğer “sınıf”, yalıtılmış bireyin kendi sosyo-ekonomik yaşam koşullarını paylaşan diğer insanlarla ve bu grubun üyesi olarak kendisi ve aynı biçimde oluşmuş diğer gruplarla ilişkisini yansıtıyorsa, o zaman “devlet” de böylesi her bir bireyin bir bütün olarak toplumla ilişkisini yansıtır. Yalıtılmış bireylerin aynı ve karşıt sınıflarla etkileşimi toplumla olan ilişkilerini

okumak için tıklayınız

Robespierre ya da Terörün ‘İlahi Şiddeti’ – Slavoj Zizek

1953’te, Çin Başbakanı Zhou Enlai, Kore Savaşını sona erdirmek amacıyla barış görüşmeleri yapmak üzere Cenova’dayken, kendisine Fransız Devrimi hakkında düşüncelerini soran bir Fransız gazeteciye şöyle karşılık verdi; ‘Bunu söylemek için hala çok erken.’ Bir biçimde haklıydı; 1990ların sonunda ‘halk demokrasileri’nin parçalanıp dağılmasıyla, Fransız Devriminin tarihi önemi için verilen mücadele yeniden alevlenmişti. Liberal revizyonistler, 1989’da Komünizmden

okumak için tıklayınız

Tahsin Yücel: Bernanos ve Balzac

Bugün Balzac’ı her açıdan bir örnek, her açıdan bir usta olarak benimseyen bir romancı kaldıysa, bu romancı Bemanos’un düşsel yazarıdır kuşkusuz, Mauvasi réve’in ünlü kahramanı Emmanuel Ganse’tır. Öyle ya, niceleri, Balzac’tan esinlendiklerini, Balzac’ı örnek aldıklarını söylemek şöyle dursun, Balzac’la kendileri arasındaki büyük uzaklığı vurgulayabilmek için bin bir dereden su getirirken, Ganse yalnızca yapıtlarında değil, yaşamında

okumak için tıklayınız

Montaigne: İyi Amaç Uğruna Kötü Yollar

İYİ AMAÇ UĞRUNA KÖTÜ YOLLAR Doğanın yapıtlarındaki evrensel düzende şaşılası bir bağlaşma ve uyuşma var: Belli ki oluruna bırakılmış ve değişik başların yönettiği bir düzen değil bu. Bedenlerimizin hastalıkları, nitelikleri, devletlerde, hükümetlerde de görülüyor. Krallıklar, cumhuriyetler bizim gibi doğuyor, gelişip parlıyor ve yaşlanıp ölüyorlar. Bedenlerimizin gereksiz ve zararlı akıtlarla dolduğu oluyor: Bunlar iyi akıtlar da

okumak için tıklayınız

Van Gogh’un Huzur Arayan Kulağı

Yahya Kemal Beyatlı’nın “Deniz Türküsü” şiirindeki, “Girdiğin aynada geçmiş gibi diğer küreye/ sorma bir saniye şüpheyle sakın: Yol nereye?” dizelerinin sol kulağımdaki kristalleri rahatsız etmesi ile başlayan anlamsız baş dönmeleri bana; yolun nereye gittiğinden çok, yolun sonuna geldim duygusunu veriyordu ve “Van Gogh neden kulağını kesti” sorusunu yanıtını bildiğim yanılsamasını yaşıyordum. Oysa ben kendi kulağımı

okumak için tıklayınız

Acının belirsizliği

Acının belirsizliği Acı psikolojik bir olgu değildir, yaşamsal bir olgudur. Acı çeken beden değildir, tümüyle bireydir. İnsanın köklerinden koparılan fizyolojik unsur hasta insanın tarafına geçen bir veteriner hekimlik alanına girer bu durumda. 36 Acının oldukça karmaşık, biraz şeytansı coğrafyası beden gerçekliğinin ne kadar bilinçdışı, sosyal, kültürel ve bireysel anlamlara gönderme yaptığını gösterir. İnsanın yaşayan bedeni

okumak için tıklayınız

Tolstoy: En acımasız ve saçma eleştiri Beethoven hakkında yapılmıştır.

En acımasız ve saçma eleştiri Beethoven hakkında yapılmıştır. İşitemeyen, duyarak iletişim kuramayan, gö­remeyen sanatçı birçok şahesere imza atmış, küçücük eserleri bile ustalıkla yoğurmuştur. “Müzisyenin eli yüzü düzgün olmalı” diyen, parmaklara bakarak piyanist beğenmeyen eleştirmenler şimdi susuyor. Beethoven, duymadığı, görmediği halde, sizin eserlerini savunduğunuz sanatçıları kat kat aşmıştır. Hiçbir zaman gerçek bir sanatçı olamamanın kompleksini taşıyan, taraf tutan, yağcı­lık

okumak için tıklayınız

İnsanlık Onuru – Ulrike Meinhof

İnsanlık Onuru Anayasa, Federal Alman demokrasisinin çıkar gruplarının dikte etmediği, hâlâ mükemmeliyetçi dünya görüşü sistemlerinden türeyen yegane programı. Ortaya çıkışma ve içeriğine bakacak olursak, daha çok bir parça güncel tarih, daha doğrusu savaş sonrası tarihi. Herrenchiemsee’de toplanan ve aralarında üç Batı Bölgesi’nde* on iki yıl Nazizmden sonra hâlâ bulunabilenlerin en iyilerinin de olduğu birçoklarını birleştiren

okumak için tıklayınız

Acının biçimleri

Acının biçimleri Acı belli bir süre içinde etkisiz kalmaz, ne olduğu pek belli olmayan farklılıklara göre yoğunluğu değişir, saatlere ve günlere göre farklılık gösterir, yakalanması zor verilerin etkisindedir, ortama, günün belli bir anına, bir hareketin ya da bir tedavinin derin etkisine bağlıdır. Acı çeken insan, acı yaşamı zehir etse bile, kendisini, çoğu zaman kestirilemeyen bir

okumak için tıklayınız

Erkek egemenliğine itaat etmeyen ilk kadın Lilith ve Şeytanın Çocukları – Josef Kılçıksız

Eylemleriyle şiddeti yücelten ve radikal bir determinizm ortaya koyan köktendinci öğretinin Lilith anlatısındaki karşılığı kan ve seksin yüceltilmesidir. Lilith anlatısında gözlenen epikurosçu hedonizm günümüz köktendinci anlayışta bir düşkünlüğe ve kültürel dejenerasyona tekabul eder. Tanrının, cennetine dönmek için bir türlü ikna edemediği Lilith nedamet getirmez, o diablo evrenine ait bir varlık olmasına rağmen, şeytani olandan çok

okumak için tıklayınız

Acı Deneyimler üzerine

Acı Deneyimleri Acı hiç kuşkusuz insanın ölümle birlikte en güçlü biçimde paylaştığı deneyimdir: Hiçbir ayrıcalıklı onu bilmezlikten gelemez ya da herhangi birinden daha iyi bilmekle övünemez. İnsanın içinde doğmuş bir şiddettir acı, insanı bitirir, bunaltır, içinde açtığı uçurumda yok eder, hiçbir amacı olmayan bir dolaysız duygular içinde ezer. İnsanın kendisi ve dünyayla olan ilişkisini koparır.

okumak için tıklayınız

Tolstoy: Yürüdüğü yolu bilinçle aydınlatan insanların çabası önemlidir

Sanatın bereketi ve bilimsel dayanışma zorunludur. Bilim, sanatı anlaşılır bir hale getiren ve sanatı akla yaklaştıran bir ihtiyaçtır. Sanatın başarısı, bilime olan yakınlığıyla ilgilidir. Aradığı bilimsel özellikleri bulan ve inanan okuyucu, sanatın kendisine yüklediği misyonu algılayacak ve bunu başkalarına da taşıyacaktır. Fakat toplumdaki büyük kitleler, düşünceye ve düşünenlere karşı çıkacaktır. 

okumak için tıklayınız

Tarih – Edebiyat Tarihi – Cemal Süreya

Tarih–Edebiyat Tarihi Edebiyatı etki alanında tutan edebiyat-ötesi güçler vardır kuşkusuz. Ancak, edebiyatı edilgin bir uğraş alanı, özerkliği olmayan bir uğraş alanı saymak edebi süreci hafife almak, basite indirgemek olur. Hele edebiyat tarihini genel tarihin üstüne yapıştırarak ayrıntılara, ikinci derecede önem taşıyan olaylara kadar özdeşlik aramak hiçbir bakımdan benimsenir iş değildir. Sözgelimi simgecilikle izlenimcilik aynı tarihlerde

okumak için tıklayınız

Acının ritüelleşmesi

Acının ritüelleşmesi Çekilen acıya bir anlam vermeyi istemek anlık acının ötesine gider, hastalık, yaşamı dünyayla karmaşık bir ilişkiye sokunca daha derin bir anlam içerir. İnsanın acısını anlaması yaşamını anlamasının başka bir biçimidir. Bütün toplumlar acıyı dünya görüşlerine entegre ederlerken ona, çoğu zaman çıplaklığını hatta keskinliğini azaltan bir anlam, giderek bir değer verirler. Acıyı, kökenini açıklamaya

okumak için tıklayınız

12 Eylül 1980 – Musa Anter

Bolu’dan, kasabamız Akarsu’ya bir komando taburu gelmişti. Gece saat 03’te, yatağımdayken kapım tekmelenmeye başlandı. Açmaya vakit bırakmadan cam ve çerçeveler aşağı indirildi. İçeriye bir yüzbaşı, bir teğmen ve bir yığın mavi bereli girdi. Ben yatağımdan çıkmadan, yüzbaşı çamurlu çizmeleri ile yatağıma çıktı ve başucumdaki tüm kitapları yüzüme, suratıma vurarak yerlere attı. “Adın ne?” sorusuna, ben,

okumak için tıklayınız

Medeniyetleri Toprağa Gömen Bir Hayvan: Solucan

Charles Darwin’in en son yazdığı ve en az bilinen kitabı hiç tartışma konusu olmamıştı. 1881 yılında yayınlanan kitap, solucanların çürümüş yaprakları ve toz-toprağı nasıl değişime uğratıp kaliteli toprak haline getirdiği konusuna odaklanmıştı. Bu son kitabında Darwin, ömür boyu süren ve bazılarınca önemsiz görülebilecek gözlemlerini anlatıyordu. Bazı eleştirmenlerin yorgun bir kafanın tuhaf bir çalışması olarak küçümsedikleri

okumak için tıklayınız

Dostoyevski: Zarfı açtım. Ondandı. “Bağışlayın beni!” diyordu.

Gecelerim o sabah bitti. Berbat bir gündü. Yağmur kederli tıpırtılarla pencere camlarını dövüyordu. Odam karanlıktı, dışarıda puslu bir hava vardı. Ağrıdan çatlayan başım dönüyordu. Bütün bedenimi ateş basmıştı. Bir aralık Matriyona’nın sesini duydum tepemde. – Postacı sana bir mektup getirdi, bey. – Mektup mu? .. Kimden? Heyecandan ayağa fırlamıştım. – Bilmem ki, bey. Bak hele

okumak için tıklayınız