Yazar: cemalumit

Korku hakkında söylenmiş 19 söz “Etrafa korku salanın kendisi de korkuyordur.”

Yaşadığımız dünyada en göze çarpan şey, çoğu insanların, gelecekten yoksun olmalarıdır. Geleceğe el atmayan, gelişme, iyileşme umudu olmayan bir yaşamın ne değeri olabilir? Aşılmaz bir duvarın önünde yaşamak köpekçe yaşamaktır. Doğrusunu isterseniz, benim kuşağımdakiler ve bugün atölyelere ve fakültelere girenler köpekçe yaşamış ve yaşamaktadırlar.

okumak için tıklayınız

Freud ve Nietzsche’nin görüşleri arasındaki benzerlikler ve farklılıklar – Erol Göka

Freud ve Nietzsche “Postmodern durum”da psikanalizin ve psikiyatrinin geleceği için bazı sezgiler Fransız düşünürü Althusser’in modernliğin yetiştirdiği belli başlı gayri meşru çocuklar olarak gördüğü Marx, Freud ve Nietzsche’nin düşünceleri arasında bazı bağlantılar bulmak, birçok kimse için vazgeçilemez bir heves olmuştur (Althusser vd., 1982: 108-129). Bu üçü arasındaki bağlantı noktalarından bugüne kadar üzerinde en az çalışılanı

okumak için tıklayınız

“Kutsal mazlumluğun” psikopatolojisi – Fethi Açıkel

Türk siyasal hayatında önemli yer tutan ideolojilerin sembolik ve imgesel bileşenlerinin sosyolojik ve psikoanalitik bir perspektiften değerlendirilmesi, sosyal bilimlerde disiplinlerarası perspektifin daha etkin bir biçimde öne çıkarılması ile mümkün olacaktır. Bu makale, bu yönde bir ön çalışma niteliğindedir. Aşağıda geliştirilecek argümanlar tamamlanmış bir kuramsal-kavramsal çalışmanın ürünleri olmaktan ziyade, etrafında tartışılmayı ve olgunlaştırılmayı bekleyen bir hazırlık

okumak için tıklayınız

Boyun Eğme – Alfred Adler

Girişim gücünü gerektiren konumlara pek elverişli sayılmayacak bir tip de, içleri bir çeşit uşaklık duygusuyla dolu insanlardır. Bu insanlar ancak emir kulluğu yapabilecekleri yerlerde kendilerini rahat hissederler. Bir başkasına uşaklık yapan kimse için yalnızca uyulacak yasa ve kurallar vardır. Bu tiptekiler, büyük bir coşkuyla başkalarına hizmet edecekleri bir konum ararlar kendilerine. Yaşamın alabildiğine değişik durumlarında

okumak için tıklayınız

Naziler İktidarı Nasıl Ele Geçirdi? William Sheridan Allen

Kitlesel olarak aşırılığa eğilim gösterme, hoşgörüsüzlük ve radikal bir değişime duyulan umutsuz arzu; istikrarlı bir demokrasiyi imkânsız kılan bütün bu faktörleri yaratmak oldukça zor bir iştir. Halk kendini güvende hissediyorsa politik açıdan tahrik yaratmak isteyenler kendilerini boş meydanlarda atıp tutarken bulurlar. Gerçekleşen senaryoysa şudur: İnsanlar birden bir korkuya kapılır, başka türlü şüphe etmeyecekleri tehlikelerin farkına

okumak için tıklayınız

Skolastik köhneleşme

Yeryüzünün eski uygarlıkları, özellikle Asyalı büyük kültürler 17. ve 18. yüzyıllardan itibaren yaratmaz·olurlar. Bu iki yüzyıl, dünya tarihinde bir geçiş dönemi olmuştur. 17. yüzyıl yenilik olarak Dekartçı yöntemin hakimiyeti altında olurken, 18. yüzyıl Aydınlanma ve eleştiri çağı olmuştur. Metafizik ikicilik de ön:gür vicdanın özel alanı ile mutlakiyetçi iktidarın kamusal alanına siyasal olarak yansır. 18. yüzyılda

okumak için tıklayınız

Düzmece Reichstag Yangını, Hitler’in mutlak iktidarına giden yolda en önemli dönüm noktası

1933 yılında başında Almanya’da siyasi bunalım iyice derinleşmiş, bir sosyalist devrim tehlikesi Alman sermayesi ve devleti tarafından oldukça yakıcı şekilde hissedilir hale gelmişti. Cumhurbaşkanı Paul von Hindenburg Katolik Merkez Partisi’yle bir koalisyon yaparak istikrarı sağlayacağı umuduyla Hitler’i şansölye (başbakan) olarak atadı.

okumak için tıklayınız

Kendilerine ezeni seçenler, Aşları ekmekleri yok, Onların seçtiğiydi Hitler

ESKİ MUHARİP Seçmenler geliyor işte / Yüzde yüz denilen kitle / Kendilerini ezeni seçenler. Aşları ekmekleri yok / Paltoları ceketleri yok / Onların seçtiğiydi Hitler. Württemberg’in bir kentinde küçük dükkânlarla çevrili bir alan. Geride bir kasap dükkânı, önde bir sütçü. Karanlık bir kış sabahı. Kasap henüz kapalı ama sütçü açılmış ve önünde bekleşen müşteriler.

okumak için tıklayınız

İçinde yaşadığımız çağ, bir propaganda çağı

Pek çok ikna çabasının birincil vasıtası, kitle iletişim araçlarıdır. Medyanın her yere nasıl nüfuz ettiğini gösteren istatistikler çok şaşırtıcıdır. İletişim 400 milyar doları aşan bir endüstri ve bu miktarın 206 milyar doları kitle iletişimi için harcanmakta; yani farklı yerlerdeki insanlara aynı şekilde üretilip aynı şekilde dağıtılan iletişim. Birleşik Devletler’de 1449 televizyon kanalı, dört büyük medya kuruluşu, 10379 radyo istasyonu, 1509

okumak için tıklayınız

İlk Kürtçe roman: Şıvane Kurmanca ve yazarı Erebe Şemo – Özkan Öztaş

Sovyetler Birliği’nde Kürt Edebiyatı İlk Kürtçe roman: Şıvane Kurmanca ve yazarı Erebe Şemo Kürt tarihinin ilk roman örneği, 1935 yılında Sovyetler Birliği’nde, Sovyet Ermenistanı’nda okuyuculada buluştu. Romanın yazarı Sovyetler Birliği’ndeki Kürt tarihi ve kültürü çalışmalarında adı­na en çok rastladığımız aydınlardan biri olan Erebe Şemo idi. Ere be Şe mo (Şamilov), 1897′ de Kars’ın Sılsize köyünde

okumak için tıklayınız

Bilge Karasu ile tanışma anlarından – Tomris Uyar

Önce, dergide geçen ay yayımlanan öyküme dönmeliyim.* O öyküyü yazarak genç yaşta onulmaz bir hastalık sonucu ölen eski öğrencime gönül borcumu ödemiştim – geç de olsa; adımı vermem gerekmiyordu ama onun ölüm haberini bana telefonda ileten “dostum”un adını da vermemiştim. Bilge Karasu’nun adı bile öyküye taşıyamayacağı bir ikinci dramatik ağırlık yükleyebilirdi. Belki bu teknik kaygıdan

okumak için tıklayınız

Kıtlık Psikolojisi ve Hayaletin Misille Cazibesi

Patatesler hep şimdiki kadar sevilmiş değiller. On sekizinci yüzyı­lın sonlarında Fransızlar patateslerin cüzzama sebep olduğuna inanıyordu;Almanlar sadece inekler ve tutuklular için yetiştiriyordu; Rus çiftçileri onları zehirli sanıyordu. Bunların hepsi Rusya hakimi Büyük Katarina patates tarlalarının etrafını çitlerle çevirince değiş­ti. İnsanları patatesleri çalmamaları için uyaran büyük levhalar asıldı.Patates Rus beslenme alışkanlığının önde gelen unsurlarından biri haline

okumak için tıklayınız

Dostoyevski’nin Anti Kahramanları ve Yarılmış Medeniyet – Josef Hasek

Hayatın boşluğu ve anlamsızlığını felsefe katlanabilir hale getirdi, bunun dışında belleğimiz, bu boşluk duygusundan kaçışı olanaklı kılmak için adeta unutmaya karşı olan direncini azalttı. Hafızamız balığınkine doğru hızlı bir evrim geçiriyor. Hayatın zehirleyici hiçliğine karşı bir enstrüman daha var elimizde: şizofreni. Uygarlığımızın yarılmışlığının kişilikteki izdüşümü olarak şizofreni, uzlaşmacı bir tavır olarak tezahür ediyor. Çünkü medeniyetimizin

okumak için tıklayınız

Alaeddin Şenel: Ahlaktan çok söz edilmesi onun azaldığının göstergesi mi?

Ahlaktan çok söz edilmesi onun azaldığının göstergesi mi? Eski Çin’in “erken bireyci anarşist” diyebileceğimiz (MÖ 6. yüzyıl) düşünürü Lao-çe’ye (adı çeşitli kaynaklarda Lao-tsu, Lao-çu olarak da verilen düşünüre) yukarıdaki soru sorulsaydı, olasılıkla “evet öyle” derdi. Bunu Taoculuğun kurucusu sayılan bu düşünürün, ahlak ile bağlantılı kavramlar olan adalet ve acı­ma (merhamet) üzerine sözlerinden çıkara biliyoruz. Onun

okumak için tıklayınız

Modern Zaman Tuzağı; ‘Sevdiğin İşi Yap!’ – Fırat Devecioğlu

Çoğu zaman coşkulu bir ifadenin arkasına saklanmış  bir ‘gerçek’ vardır ve onu göremeyiz. Kelimelerin büyüsüne kapılır gideriz. Mesela birileri çıkar ve ’’sevdiğin işi yap!’’ der. Bir an ‘başka bir diyara’ götürür bu kelimeler…’’sen önce sevdiğin işi yap gerisi gelir’’. ‘’sevdiğin işi yaparsan hiç çalışmamış gibi olursun!’’ Oysa sevdiğin işi yap denildiğinde benim aklıma; sevdiği iş uğruna reklam ajanslarında yok

okumak için tıklayınız

Musa Anter’in Hatıralarında Neyzen Tevfik

Aslen Çerkesdir. Amcasının oğlu ve kendisi gibi içki düşkünü Kemal Efendi, Fırat Yurdu’nda aşçım idi. Bu bakımdan “Çerkes” di diyorum. Yoksa Neyzen’in ağzından değil milliyetini, insanlığını bile dinlemek mümkün değildi. Adana Lisesi’nden beri hâlâ arkadaşlığımı sürdürdüğüm, Rodos Adası’ndan İhsan Ada, Neyzen’in çok yakını idi. İhsan Ada bir ara Vatan’da yazı işleri müdürlüğü, daha sonra Hatay

okumak için tıklayınız

Musa Anter’in Hatıralarında Halide Edib ve A. Adnan Adıvar

Denilebilir ki, yahu Musa sen kim Halide Edib ve Ahmed Adıvar kim? Ama öyle düşünmemek lazımdır. Bazen fakir bir adam define bulur veya toto-lotodan para çıkar, aniden zengin olur. İşte ben de böyleyim. Zıvıng’ın mağara çocuğu, kimleri bulup zengin olmadı ki! İşte şimdi anlatacağım Adıvar ailesi de bulduğum en değerli definedir.

okumak için tıklayınız

“Ece Ayhan Çağlar” Hakkında Bilinmeyenler – Zafer Yalçınpınar

‘İkinci Yeni’ şiir akımının ağababası Ece Ayhan Çağlar, 14 yıl önce bugün -12 Temmuz 2002 tarihinde- vefat etti. ‘Sıkı şair’ Ece Ayhan, 1950’li yıllarda kaleme aldığı ilk şiirlerinden başlayarak 1990’ların sonuna kadar uzanan yarım yüzyıllık edebiyat serüveninde Türk dilinin bilişsel sınırlarını zorlayıp ‘imgesel alan derinliği’ni genişleten ve sonuç olarak da Türkçe’nin tahayyül gücünü (imgelemini) özgürleştiren

okumak için tıklayınız

Ingeborg Bachmann ve Dil Felsefesi – Zafer Yalçınpınar

Ingeborg Bachmann’ın edebiyat aurasıyla tanışmam, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından 1985 yılında Doç. Dr. Semahat Yüksel’in çevirisiyle yayımlanan ‘Seçmeler’ adlı kitap ve bu kitapta yer alan “Su Perisi Gidiyor” (Undine Gidiyor) adlı öykü sayesinde gerçekleşti. “Su Perisi Gidiyor” başlıklı öykü -çevirideki bazı tutarsızlıklara rağmen- etkileyici dilsel motifler ile felsefi bir bakış açısından oluşan özel bir

okumak için tıklayınız

Nazım Hikmet: Beyaz ırk, siyah ırk

BEYAZ IRK, SİYAH IRK Bozguna uğrayan Franko cephesinde Faslı zencilerle, İtalyan askerleri boğuşuyorlarmış. Beyaz ırkı temsil eden İtalyan neferleri, Habeş çöllerine yayılmak için kendilerine yapılan telkinin tesiri altında, siyah ırkla aynı cephede çarpışmaya tahammül edememişler. Siyah ırkı temsil eden Faslılar da gördükleri hayvan muamelesi karşısında isyan etmişler.

okumak için tıklayınız