Kategori: Biyografiler

Can Yücel’in Şiirinde İroni – Cemal Süreya

“Zekânın iyi niyeti” diye özetleyebiliriz Can Yücel’in şiirini. Gerçi onun yapıtı birkaç çekirdek üstüne birden kuruludur, ama böyle diyebiliriz. 1950’de yayımladığı Yazma adlı kitabından sonra bir sürü dergi ve gazetede ortaya koyduğu verimlerle bu ada yakışır bir görünüm kazandı. İroniye dayanan bir şiir onunki. 1940’tan önce de şiirimizde, çok geniş anlamda bir ironiye rastlanıyordu belki;

okumak için tıklayınız

Orhan Veli’nin Yanlışı – Cemal Süreya

Orhan Veli’nin kavgası edebiyatımızın en büyük kavgasıdır, buna inanıyorum. Bu kavganın yurdumuzdaki bütün şiir köklerini büyük büyük ırgalayan bir işlevi oldu. Irmağın yatağını daha doğal bir vadiye indirdi. Şiire kasket giydirdi, sivilleştirdi onu. Bugünkü şiir verimleri onun da verimleridir biraz.

okumak için tıklayınız

Türk şiirinin N vitamini: Nazım Hikmet – Cemal Süreya

Nâzım Hikmet’in çıkışını kendinden önceki bir Türk şairine bağlamak oldukça güç. Oysa çağdaşı Necip Fazıl’a, bir yerde Yunus Emre’yi, bir yerde de Süleyman Nazif’i kök olarak almak mümkündür. Hatta Necip Fazıl’ı Nef’i’ye bile götürebiliriz biraz zorlayarak. Nâzım Hikmet için, söylesek söylesek, Pir Sultan Abdal’ı söyleyeceğiz. Bu da çok zayıf, hatta belki yanıltıcı, yapay olacak. Onun

okumak için tıklayınız

Bir Cemal Süreya Yaşadı – Atilla Özkırımlı

Dergi çıkarmak bir tutkuydu Cemal Süreya için. “Edebiyatın nabzı dergilerde atar”dı çünkü. Dergilerde serpilirdi bir ülkenin edebiyatı. Bu yüzden hep dergilerde yaşadı Cemal. Ya bir dergi çıkararak ya da çıkaracağı bir dergiyi düşünerek. Oldukça geç katıldım ben Papirüs’e. Temmuz 1968’de. Sıradan bir kitap tanıtma yazısıydı ilk yazım. Şiirler, öyküler yayımlamıştım. Hatta bir-iki arkadaş, yıllar önce,

okumak için tıklayınız

BBC’nin 1992’de hazırladığı Yaşar Kemal filmini izle

BBC’nin 1992’de hazırladığı Yaşar Kemal filmi Türkiye edebiyatının en önemli isimlerinden, usta yazar Yaşar Kemal hayatını kaybetti. BBC’nin 1992 yılında hazırladığı, Yaşar Kemal’in hayatını ve işlerini konu alan, senaryosu yine Yaşar Kemal tarafından yazılmış ve onun doğduğu topraklarda çekilmiş olan “Çocukluk” filmini buradan izleyebilirsiniz… Yaşar Kemal onlarca roman, öykü, deneme, röportaj ve şiire imza attı.

okumak için tıklayınız

Hem zamanın tanığı hem de eylemcisi halk şairi: Ali Çuhadar – Müslüm Kabadayı

Halk şairleri, halk edebiyatımızın sözlü geleneğinde daha çok tarihe tanıklık ederler. Kendileri zamanın yaratıcı eylemcisi ve şiiriyle yönlendiricisi olanlar da vardır. Pir Sultan Abdal, Köroğlu ve Dadaloğlu bunlardan en çok bilinenleridir. Bilinmeyenler ise çoğunluktadır. İşte tarihe tanıklığı yanında zamanının yaratıcı eylemcilerinden olup geniş kitleler tarafından bilinmeyen halk şairlerinden biri de Ali Çuhadar’dır.

okumak için tıklayınız

Blanqui: Beni ‘Yaşamak hakkınızdır’ demekle suçluyorlar.

Politikaya batmış çıkmış bir insan düşünün ki, 76 yıllık yaşamının toplam 37 yılını aralıklarla cezaevlerinde geçirmiş, devrim davası uğrunda yılmadan, usanmadan giriştiği eylemler yüzünden. Bu devrimci, Auguste Blanqui adlı (1805-1881) büyük devrimcidir. Ansiklopediler, ondan “Fransız politika adamı, Blanquisme denen silahlı eyleme dayalı ütopik sosyalist akımın kurucusu” olarak söz ederler.

okumak için tıklayınız

Trajedinin Başyapıtı: Marcel Proust – Bedriye Korkankorkmaz

Marcel Proust’un hayatını sanat yapıtına dönüştürme azim ve kararlılığı yazara kendimi yakın hissetmemi sağlıyor. Yoksa ilgilendiği ve kabul görmek için girmediği kılık kalmayan sosyete dünyası ile yakından uzaktan bir ilişkim olmadığı gibi merakım da yok o dünyanın yaşam biçimine dair. Yazına olan sevgimizle kucaklaştık onunla. Onun kendisini yaşadıklarından ikinci kez doğurduğuna tanık oldum. Mücadele gücüne

okumak için tıklayınız

Vedat Günyol İçin Çağrışımlar – Cemal Süreya

1) Orda bir adam var. Vapurdan iniyor; Karaköy’deki posta kutusunu açıyor; sonra merdivenleri ikişer ikişer çıkarak kalabalığa karışıyor. Yaşına karşın dimdik bir adam. Yüzü sanki bir yazarın değil de bir gökbilim profesörünün yüzü. Bertrand Russell’i de anımsatıyor biraz. İdealist filozof Russell’i değil, hani şu mahkemesi olan Russell’i. Var öyle bir adam. Var ve hepimize ilişkin bir şeyi

okumak için tıklayınız

Sivil Yönetime Karşıkoyma: “İnsan, toplumsal bir kurumun haksızlık ettiğini görür ve buna içten inanırsa, karşı koymalıdır.”

Henry David Thoreau (1817-1862), Massachussettes devletine bağlı Concorde adlı küçük bir kasabada doğup büyümüş, dört yıllık Harvard Üniversitesi’ndeki eğitim ve birkaç kısa gezi dışında bütün hayatı orada geçmiş. Harvard’ı bitirince (1837) Concorde’da bir ortaokula öğretmen oluyorsa da, öğrencilere dayak atmaya yanaşmadığı için büyük bir tartışma sonunda oradan ayrılıyor.

okumak için tıklayınız

Işığa Adanmış Bir Yaşam “Sabahattin Ali” – Hülya Soyşekerci

Sabahattin Ali deyince her şeyden önce aydınlığa, ışığa, insanın ve toplumun mutluluğuna adanmış bir yaşam ve eğilmeyen, boyun eğmeyen güçlü, direngen bir karakter geliyor aklıma. “Başın öne eğilmesin/ Aldırma gönül aldırma/ Ağladığın duyulmasın/Aldırma gönül aldırma.” dizelerindeki onurlu ve erdemli direniş; hapishane duvarlarından yankılanan “Dışarıda deli dalgalar/Gelip duvarları yalar/ Seni bu sesler oyalar/Aldırma gönül aldırma” sesleriyle

okumak için tıklayınız

Orhan Pamuk: Dostoyevski’yi dünyanın en önemli romancılarından biri olarak görüyorum.

Dostoyevski’nin eserlerini diğer klasiklerden farklı kılan özellik 150 yıl sonra sanki dün yazılmış gibi hâlâ aynı zevkle okunabilmesi. Çarlık Rusyası’nın 150 yıl önceki toplumsal koşulları, günlük ayrıntıları, siyasal dertleri üzerine kurulu olmuş olsalar da bu romanları bugünkü dertlerimizden bahsediyor gibi okuyabiliyoruz.

okumak için tıklayınız

Kafka: “öyle ki, sanki doğuşum bir türlü tamamlanamamış”

YABANCI Çağının kendisine çok yakın olan olumsuz yanım olanca gücüyle özümsediği yolundaki dikkat çekici sözü, Kafka’nm ikili söylemidir ve bu söylem aynı zamanda hem kendisine, hem de yaşadığı zaman parkasına ilişkindir. Kafka’nın duyarlı ve algılanması neredeyse olanaksız belirtiler karşısında şiddetli tepki gösteren yapısı, ona gizli hastalığı sezgi yoluyla algılayabilme yeteneğini kazandırmıştı. Kanserin kokusunu, daha varlığını

okumak için tıklayınız

90 Dakikada Nietzsche – Paul Strathern

GİRİŞ Felsefe yüzyıllar boyunca skolastiğin yorganı altında kıvrılarak uyudu. Skolastik tartışmaların horlamaları ve karşı horlamalarından başka hiçbir şey duyulmuyordu. Felsefeyi ortaçağ uykusundan uyandıran şey, 17. Yüzyılda sahneye çıkan ve şu sözleri ilân eden Descartes oldu: “Cogito, ergo sum.” (Düşünüyorum, öyleyse varım).

okumak için tıklayınız

Sevmek/Yaşamak ve Yazmak için Yaşayan: STENDHAL – Bedriye Korkankorkmaz

Stendhal’ın yazın dehasının yanında akılcı dünyaya attığı nanikler de ilgimi çekiyor. Hayatla insanın hakikatine vakıf bu adamın, yalanı dünya görüşü olarak algılaması şaşırtmıyor beni; çünkü insanların maskeleri ardında yaşadıkları gerçeğini kanıksamak yıllarımı aldı. Yaşım ilerledikçe hayatı bir maskeli baloya benzetiyorum. Maskelerin yaşamda kapladığı alanın insanlığın kapladığı alana eşit olduğunu düşünüyorum. İnsanoğlu doğumla başlayan yaşam serüvenini

okumak için tıklayınız

Gustave Flaubert ve Realizm – Abidin Dino

Gustave Flaubert’in hayatını ikiye bölen hadise, Fransa’nın Prusyalılar tarafından istilası ve Paris Komün ihtilalidir. Flaubert’in mektuplarını takip ederek hadiselerin seyrini ve sanatkarın aksülamelini [tepkilerini] takip etmek mümkün. Balzac’ın “örf ve adederin tarihi” olarak tarif etiği roman sanatı, Flaubert’ın kafasında sistemleşmiş, gerçekten “ilmi” tabirine ınüstahak bir mükemmeliyete erişmiştir. Prusyalıların istilasından çok evvel söylenmiş şu cümleye bakın;

okumak için tıklayınız

90 yaşına giren Fidel Castro’nun Küba’ya bıraktığı miras

Fidel Castro ‘Doğuştan siyasetçi değilim’ der. Ancak sözlerine şunları da ekler: “Fakat çok genç yaştan itibaren dünyanın gerçeklerini anlamama yardım eden şeyleri yakından takip ettim.” Castro’nun ilk gözlemleri doğduğu yer olan ve Küba’nın yoksullukla mücadele eden kırsal bölgelerinden birisi olan Biran’dan.

okumak için tıklayınız

“Ölümlü Dünyanın Kötülük Dolu Karanlığı”nda Bir Çocuk: Dostoyevski

Dostoyevski, inanç sorununu genel olarak birçok romanına taşır ama Karamazov Kardeşler’de bu soruna çok daha kapsamlı bir biçimde eğilir… Karamazov Kardeşler’lerle ilgili süregelen tartışmaların en önemlisi Dostoyevski’nin (1821-1881) bu romanda bir inancı savunup savunmadığıyla ilgilidir. Aslında Dostoyevski, inanç sorununu genel olarak birçok romanına taşır ama Karamazov Kardeşler’de bu soruna çok daha kapsamlı bir biçimde eğilir;

okumak için tıklayınız

Stendhal’ın ölümsüzlüğü

ÖLÜMSÜZLÜK Yazınsal ya da başka herhangi bir tür kişisel ölümsüzlük üzerinde düşünmeye en iyi Stendhal gibi bir adamla başlanabilir. Dine ondan daha çok karşı olan ve dinin vaatleri ve yükümlülüklerinden onun kadar arınmış biri zor bulunur. Stendhal’ın düşünce ve duyguları bütünüyle bu hayata yönelmişti; o, bu hayatı tam ve derin bir biçimde yaşadı. Ona haz

okumak için tıklayınız

Tolstoy: En acımasız ve saçma eleştiri Beethoven hakkında yapılmıştır.

En acımasız ve saçma eleştiri Beethoven hakkında yapılmıştır. İşitemeyen, duyarak iletişim kuramayan, gö­remeyen sanatçı birçok şahesere imza atmış, küçücük eserleri bile ustalıkla yoğurmuştur. “Müzisyenin eli yüzü düzgün olmalı” diyen, parmaklara bakarak piyanist beğenmeyen eleştirmenler şimdi susuyor. Beethoven, duymadığı, görmediği halde, sizin eserlerini savunduğunuz sanatçıları kat kat aşmıştır. Hiçbir zaman gerçek bir sanatçı olamamanın kompleksini taşıyan, taraf tutan, yağcı­lık

okumak için tıklayınız