Kategori: Biyografiler

Kapital’in mezata düşen Marx imzalı kopyası ve ‘özel’ hikâyesi

“Kapital”in Karl Marx tarafından imzalı ilk kopyası, 120 bin paund (yaklaşık 520 bin TL) açılış fiyatıyla mezata çıkacak. Kitap Karl Marx’ın, iyi günlerinde “en eski arkadaşım ve yandaşım”, sonra ise “katışıksız bir hain” olarak tanımladığı Johann Georg Eccarius adına imzalı. Marx’ın ölümüne dek gördüğü bu ilk Almanca baskının kopyalarına nadir olarak rastlanıyor. Marx’ın imzası 18

okumak için tıklayınız

Puşkin’in intikamını hangi ünlü yazar almak istedi?

Rusya’da bir modaya dönüşen düello geleneğinin en yaygın olduğu dönem 19. yüzyıldı. Rusya’nın gelmiş geçmiş en ünlü şairi sayılan Aleksandr Puşkin bağımsız, özgürlükçü kişiliği ve dönemin ilerici okur yığınları arasında geniş yaygınlık kazanan yapıtları nedeniyle monarşi yönetiminin sürekli baskıları alında yaşıyordu. Puşkin 1837 yılında komploya çok benzeyen bir düello sonucunda yaşamını yitirdiğinde henüz 38 yaşındaydı.

okumak için tıklayınız

Gülten Akın: Orhan Veli, kendi yazdıklarının öneminden çok, kendinden sonrakilere etkisi ile dikkate değer.

1936-1938 yıllarında yazılan ilk şiirleri Ahmet Haşim, Ahmet Hamdi Tanpınar şiirleri doğrultusundadır. İlkgençliğin hüzünlü yalnızlığını, düş kırıklığını, umutsuzluğunu, hasretini, aşkını söylüyor. Dil olabildiğince yalın. Osmanlıca sözcükler sık sık kullanılmakla birlikte o yıllar için bunu doğal karşılamak gerek. Mitoloji ve masal sık başvurulan bir anlatım aracı olmuş. Romantizmi sevimsiz.

okumak için tıklayınız

Leonardo Da Vinci’nin bilimsel mirası

Da Vinci optik, mekanik ve anatomi alanındaki çalışmalarının sonucu olarak bir tür plastik üretmiş, fotoğraf makinesinin bir önceki hali olan “Karanlık Kutu”yu icat etmiş, kontak lens ve buhar gücü hakkında yazılar yazmıştır. Gökyüzünün maviliğini açıklamış, insan bedeninin ayrıntılarını görüntülemek için görsel teknikler geliştirmiştir. Gemileri hareket ettirmek için tasarladığı bir çark, 19. yüzyılda Missisipi nehrinde kullanılan

okumak için tıklayınız

İlkeler Yönünden Nietzsche ve Kant

Kant, eleştiriyi en başından bütüncül ve olumlu eleştiri olarak gören ilk kişidir. Bütüncüldür çünkü ondan “hiçbir şeyin kaçamaması gerekir”; olumludur, olumlamacıdır çünkü önceden gözardı edilmiş güçleri serbest bırakmadan bilme gücünü sınırlamaz. Peki ama sonuçları nelerdir böyle büyük bir tasarının? Okuyucu cidden, Salt Aklın Eleştirisi’nde, “Kant’ın, teologların dogmalarına (Tanrı, ruh, özgürlük, ölümsüzlük) galip gelmesinin, bu dogmalarla uyuşan ideale zarar verdiğine inanıyor mu?” Ve

okumak için tıklayınız

Fakir Baykurt: Orhan Kemal Unutulur mu?

Eksik olmasın, Işıl Işık sadece bana değil, pek çok insana anımsattı. Orhan Kemal ölümsüzlüğe geçeli 27 yıl oluyor. Bir geziye çıkmıştı Bulgaristan’da, yazacağı özyaşamsal romanla ilgili incelemeler yaparak, Sovyetler Birliği’ne geçecekti. Orada basılan kitaplarının yazı haklarını alacaktı. Sovyetler paralarını korumak için dışarıya ödeme yapmıyordu. Gidip orada harcamak gerekiyordu. Büyük yazar Sofya’da hastalandı. Zaten o bir

okumak için tıklayınız

Çelişkilerin orta yeridir Dostoyevski…

İnsanın en büyük gerçeği çelişkileridir. Çelişki olmadan düşünce de olmaz. Çoğu zaman iki zıt düşünce beynimizde yan yana yer alır. Bu zıtlık, diğerinin yanlışlığı ya da çirkinliği manasına gelmez. İkisinin de kabul gördüğünün ve aynı zamanda reddedildiğinin ifadesidir bu. Kişi, düşüncelerini zıt olan diğer yanı ile çarpıştırmadan duramaz, hatta koca bir ömrü bu iki zıt nokta arasında gidip gelmekle geçirir. Gidip

okumak için tıklayınız

Charles Dickens’in karısı olmak

Ünlü İngiliz yazar Charles Dickens’in karısı Catherine hem yazar, hem aktris, hem de iyi bir aşçıydı; ama bu yetenekleri evliliğinin gölgesinde kaldı. Lucinda Hawksley üç göbek öncesinden büyük annesi olan kadını anlatıyor. Şubat 1835’te Charles Dickens 23 yaşını kutlamak için bir parti düzenlemişti. Çalıştığı derginin editörünün kızı Catherine Hogarth da davetliler arasındaydı. Partiden sonra kuzenine

okumak için tıklayınız

Ne zaman aydının iktidar karşısındaki durumu söz konusu olsa, aklımıza düşen şahıslardan biri: Miguel de Unamuno

Ne zaman aydının iktidar karşısındaki, hele de baskıcı bir iktidar1 karşısındaki durumu söz konusu olsa, alması gereken tavır, geliştirmesi uygun düşen tepki tartışılsa adı ilk aklıma düşen şahıslardan biridir Miguel de Unamuno, -şüphesiz başkalarına haksızlık etmeksizin- yurtdışından Howard Zinn, Eduardo Galeano, bizden Nâzım Hikmet, Yaşar Kemal, Aziz Nesin gibi isimlerle birlikte. Ne mutlu ki, İnsanlığın

okumak için tıklayınız

İspanya İç Savaşında Bir Rektörün Direnişi: Miguel de Unamuno ve Tarihi Konuşması – Ercan Eyüpoğlu

Kendi üniversitesinin çatısı altında baskına uğrayan Miguel de Unamuno “işgalciler”in şaşkın bakışları altında, şu tarihsel konuşmayı yapar: “Hepiniz, benim, susmadığımı ve susmayacağımı biliyorsunuz. Yetmiş üç yıllık ömrümde susmayı, suskun kalmayı bir türlü öğrenemedim.” Sevgili Rona Aybay Hoca’nın 24 Mayıs 2012’de bu sütunlarda yayımlanan yazısı, pek çok yapıtı Türkçeye de çevrilen fakat gereğince tanınmayan büyük İspanyol

okumak için tıklayınız

Cemal Süreya: Karnemde sevinç sıfır, aşk iki.

EVLİLİK İki şey: Aşk ve şiir mutsuzlukla beslenir biri biri ona dönüşür. Cemal Süreya’ya göre, aşk da şiir gibi yasadışıdır. Yasallaşınca biter. Evlenince toplumdaki ortalama erkeğin tavrı erkeğe, ortalama kadının tavrı kadına geçer. Bütün toplumsal, kutsal kurumlar gibi evliliğin de yalanları çoktur.

okumak için tıklayınız

Kafka’nın kendi bedeninden memnuniyetsizliğinin eserlerine yansımaları

Gerek bütün yapıtlarında gerekse belli bir ölçüde günlüklerinde ve mektuplarında Kafka, insan bedeninin sefaletini ortaya serer. Kendi bedeni sürekli sorun yaratıyordur. Günlüğündeki 1910 tarihli ilk notlardan biri oldukça kasvetli bir tondadır (yirmi sekizine henüz basmıştır): “Kendi bedenim ve bu bedenin geleceği konusunda müthiş bir karamsarlıkla yazıyorum bu satırları.” Birkaç sayfa ileride yine aynı ton karşımıza

okumak için tıklayınız

Nazım Hikmet’in Budapeşte radyosu söyleşisinden Orhan Veli’ye

Nâzım Hikmet’in yolu 1955 yılında Budapeşte’ye düşer…Bunu fırsat bilen kent radyosu Türkçe Yayınlar Servisi’nin edebiyat programına konuk eder şairi. Söyleşinin başında “sık sık” okuduğu kitaplardan söz açan Nâzım Hikmet’e spiker şu soruyu yöneltir: “Acaba bu sık seyahatleriniz esnasında yanınızda bu kitaplardan bulundurabiliyor musunuz? Bize bu kitaplardan bahsetseniz çok iyi olur.” Yolculuk için hazırlanan bir bavulda

okumak için tıklayınız

Sait Faik Abasıyanık: Nasıl birbirinden bu kadar ayrı, birbirini bu kadar tanımayan insanlar bir şehirde yaşıyor?

“Yedi senedir bu sokaktan gayri İstanbul şehrinde bir yere gitmedim. Ürküyorum. Sanki döveceklermiş, linç edeceklermiş, paramı çalacaklarmış ne bileyim, bir şeyler işte gibime geliyor da şaşırıyorum. Başka yerlerde bana bir gariplik basıyor. Her insandan korkuyorum. Kimdir bu sokakları dolduran adamlar? Bu koca şehir, ne kadar birbirine yabancı adamlarla dolu. Sevişemeyecek olduktan sonra neden insanlar böyle

okumak için tıklayınız

Sait Faik Abasıyanık: İstanbul’da her şey bir insanı sevmekle bitiyor

“Yine hava karlı. Yine İstanbul çirkin. İstanbul mu? İstanbul çirkin şehir. Pis şehir. Hele yağmurlu günlerinde. Başka günler güzel mi, değil; güzel değil. (…) Yalnızlık dünyayı doldurmuş. Sevmek, bir insanı sevmekle başlar her şey. Burda her şey bir insanı sevmekle bitiyor.”

okumak için tıklayınız

Sait Faik Abasıyanık’ın ilk öyküsü: İpekli Mendil

Sait Faik Abasıyanık, İlk öyküsü olan İpekli Mendil’i Bursa Erkek Lisesi’nde edebiyat dersi ödevi olarak yazdı. İpekli Mendil adlı ilk öyküsü 15 Nisan 1934 tarihli Varlık Dergisi’nin 19. sayısında çıktı. İPEKLİ MENDİL İpek fabrikasının geniş cephesi ayla ışıldadı.Kapının önünden birkaç kişi,acele acele geçtiler.Ben isteksiz,nereye gideceği mechul adımlarla yürürken,kapıcı arkamdan seslendi: -Nereye? -Şöyle bir gezineyim,dedim. -Cambaza

okumak için tıklayınız

Don Kişot’un yazarı Cervantes’in, İstanbul’da Mimar Sinan ile birlikte çalıştığını biliyor muydunuz?

Don Kişot’un yazarı dünyaca ünlü Cervantes’in, İstanbul’daki Kılıç Ali Paşa Camii inşaatında işçilik yaptığını biliyor muydunuz? İşte Cervantes’in İstanbul’daki yaşamı… Cervantes 1569 yılında henüz 22 yaşındayken adının karıştığı bir yaralama olayından dolayı sağ bileğinin kesilmesi kararı verilince Roma’ya kaçtı. 1570 yılında Lala Mustafa Paşa komutasındaki Türk birlikleri Kıbrıs’ı ele geçirince Papa’nın çağrısına uyarak Venedik donanmasına katılır

okumak için tıklayınız

Moliere: Hayatı boyunca karanlıklarla savaşmış, kan kusarak oynadığı sahnede ölen bir sanatçı

MOLİERE’iN ÇAĞI İnsanların öyle günleri, milletlerin öyle çağları var ki çözülmez düğümler birden çözülüverir, kurulmaz yapılar kurulur; yüzyıllardır kapalı kalmış kapılar birden açılıverir. Bir de bakarsınız Ferhat dağı delmiş, Arkhimedes buldum diye bağırmış, Kristof Kolomb Amerika’yı bulmuş, Sinan Süleymaniye’yi yapıvermiş. Bir insanın dehasıyla, bir rastlantıyla, bir mucizeyle olacak işler değil bunlar eskilerin sandığı gibi.

okumak için tıklayınız

Metin Altıok Hakkında Bilgi – Ayhan Hüseyin Ülgenay

METİN ALTIOK 14.03.1941 Bergama doğumlu.Baba adı:Süleyman Zühdü Ana adı: Melahat .İki kere evli ( Suat Füsun AKATLI 29.09.1966 ev.01 11.1974 boş. – Nebahat 30.11.1980 ev.14.02.2001 vefat.).Bir çocuk babası .(Zeynep. ilk eşinden ) Bergama da İlk Okulu okudu. Orta Okulu İzmir Karşıyaka da ALAYBEY Orta Okulunda okudu.İzmir de Karşıyaka lisesini bitirdi.Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi

okumak için tıklayınız