Kategori: Biyografiler

Franz Kafka üzerine – Tezer Özlü

“Bizi insan düşüncesi sınırının sonuna götüren yazar. Absürd sorununu tüm boyutlarıyla ortaya koyan yazar” Çağımızda varoluşçuluk akımında Jean-Paul Sartre?ın yanında anılan Albert Camus böyle diyor Franz Kafka üzerine. Bir sav daha öne sürmek olası: İçinde yaşadığımız gerçekler absürd, absürd de gerçek olduğuna göre (ben bunu böyle algılıyorum), mutlak Kafka dünyanın gerçeğini

okumak için tıklayınız

Nazım Hikmet’in Yaşamında İz Bırakan Kadınlar

Nazım Hikmet; şair, oyun yazarı, romancı, senarist, yönetmen, komünist, tutkulu aşık, yurtsever ve yurduna hasret ölen bir sürgün… Siyasi düşünceleri yüzünden defalarca tutuklanmış ve yaşamının büyük bölümünü hapiste ya da sürgünde geçirmiştir. Şiirleri elliden fazla dile çevrilmiş ve eserleri birçok ödül almıştır. Celile’si, Nüzhet’i, Piraye’si, Münevver’i, Galina’sı ve son eşi Vera’sıyla Nazım Hikmet’in yaşamına yön veren,

okumak için tıklayınız

Cemal Süreya: Murat Belge, sakalıyla ve kısık bakışıyla Tarzan’la çatışan çizgi roman kişisine, Stevenson’a benziyor

Yaşar Kemal’den önce Faulkner’ı, Köroğlu’ndan önce Kral Arthur’un Ölümü’nü okumuş. Böyle bir gerçek var Murat Belge’nin yetişme sürecinde. Üstelik, Faulkner`dan sonra Yaşar Kemal’e bakma, Kral Arthur’un Ölümü’nden sonra Köroğlu’nu değerlendirme durumunu yaşadı. Bir çeşit dıştan bakma durumu. Bir düğüm bu. Ama Murat Belge için bir elverişlilik, bir güç de yarattı sonuçta. Dahası, bazı konularda öznel

okumak için tıklayınız

Yazarlardan tavsiye: Nasıl yazmalı?

Çoğu yazar bir metnin ilk halinin korkunç olacağı konusunda mutabıktır ama Sylvia Plath’ın dediği gibi; “Yaratıcılığın en kötü düşmanı da kendinden şüphedir.” O zaman şu tedirginliği bırakıp ünlü yazarların tavsiyelerinden ilham alalım. Çoğu doyumsuz okur, aynı zamanda birer doyumsuz yazardır da. Ancak, dilin tadına varan biri ondan bir şeyler yaratmak istediğinde ete kemiğe bürünür bu

okumak için tıklayınız

William Faulkner’dan kurmaca yazmak isteyenlere 7 tavsiye

William Faulkner, 1958 yılında Paris Review ile yaptığı röportajda, “genç yazarlar, bir teoriye uymada beceriksiz olabiliyorlar,” diyor: “Kendi hatalarınızdan ders çıkarmayı öğrenmelisiniz. Bir insan yalnızca hatalarından bir şeyler öğrenir. İyi bir sanatçı, hiçkimsenin kendisine tavsiye verecek kadar iyi olmadığına inanır.” Bunları söyleyen Faulkner, Virginia Üniversitesi’nde writer-in-residence (bir konuyu araştırmak için belirli bir süre ilgili akademik

okumak için tıklayınız

50.Sanat Yılı Anısına Ataol Behramoğlu – Ayhan Hüseyin Ülgenay

13.04.1942 Çatalca doğumlu Baba adı; Haydar Ana adı İsmet ailesi Azerbaycan kökenli. Babası askerlik görevini yaparken dünyaya geldi, aslen Erzurumlular. Babasının askerliği bitince Erzurum’ a geri döndüler. Babasının işinden dolayı Karsa yerleştiler. İlkokul üçüncü sınıfa kadar Karsta okudu ( 1949 — 1952 ) İlkokulu Çankırı da bitirdi ( 1955 ) Ortaokul ve Liseyi Çankırı da

okumak için tıklayınız

Sabahattin Ali: Hiç kimse benim dünyada en çok gözyaşı dökenlerden, cesaret ve neşesi en az olanlardan biri olduğumu tahmin edemeyecektir.

Kendisiyle ilgili düşünceleri çoğu zaman olumsuz olan Sabahattin Ali kendisini nasıl algıladığını, sevdiklerine yazdığı mektuplarda büyük bir samimiyetle ortaya koymaktadır. Kendisini bir “palyaço-clown” olarak görmektedir. Dışarıdan bakıldığında mutlu zannedilen ama içinde fırtınalar kopan bir adamdır o. En yakın arkadaşlarından biri olan Ayşe Sıtkı İlhan’a Sinop Hapishanesi’nden gönderdiği mektuplar Sabahattin Ali’nin psikolojik dünyasını anlatması açısından çok

okumak için tıklayınız

Lazım Olan Başka Bir Ömür: Mohsen Namjoo – Önder Göksal

Küçükken ailem kısa dalgadan İran radyosunu açardı. Bütün gece tek eğlencemiz olurdu. Belli belirsiz, cızırtılı o ses tanıdık kelimeler taşırdı kulağıma, ama bir yerden sonra büyü bozulur tek bir kelimenin manası cümleye yetmezdi. ‘Ne söyledi acaba?’ der dururdum içimden. Bir tek o İran şarkılarını dinlediğimde anlam kaygısı yaşamazdım. Çünkü şarkıların anlamı sözlerinde değil melodisindeydi.

okumak için tıklayınız

Bütün cinayetlerde Sabahattin Ali’nin katillerinin parmak izi var!

Sabahattin Ali, hikâyeleri, romanları, şiirleri ve fırtınalı yaşamıyla rüzgâr gibi geçti hayattan. Kısa sürmüş hayatında edebiyatta unutulmaz izler bıraktı. 2 Nisan 1948’de öldürüldüğünde 41 yaşındaydı. Milli Emniyet’çi katili, cinayeti “milli hislerle” işlediğini açıkladıktan sonra ödüllendirildi. Bu köşede yıllar önce Sabahattin Ali’ye, hayatına, cinayet davasına ve o yıllara dair yayımlanan yazımı, bir kez daha paylaşıyorum.

okumak için tıklayınız

Freud: Dostoyevski’nin bütün yaşamı; çok bilinçli, hatta mazoşist bir boyun eğmeyle öfkeli bir karşı çıkma arasında gidip gelmiştir.

19 Ekim 1920 Viyana IX. Bölge Berg Sokağı 19 Çok Saygıdeğer Doktor Bey (Stefan Zweig), Şimdi biraz sakinliğe kavuştum. Yollamış olduğunuz ve ilk haftaların yoğun çalışmaları arasında büyük bir zevkle okuduğum güzel kitabınız için size teşekkür etmeyi bir görev biliyorum. Anlatımınızdaki ustalıkla duygusallığın bir araya gelişi okuru tatmin ediyor, ona ender rastladığı bir mutluluk veriyor.

okumak için tıklayınız

Leonard Woolf, eşi Virginia Woolf’u anlattı: ‘Kırılmaz bir fanusla çevriliydi’

Virginia Woolf, 75 yıl önce bugün, 28 Mart 1941’de hayatına son verdi. Eşi Leonard Woolf, birlikte geçirdikleri 30 yılı, 5 ciltlik “Virginia ile Yaşantım” adlı kitabında anlattı. Bu kitap, 1989 yılında, İtalya’da Serra-Riva Yayınevi tarafından tek cilt olarak basıldı. Henüz Türkçeye çevrilmeyen kitaptan kimi bölümler, 3 Ağustos 1990’da Cumhuriyet gazetesinin kitap ekinde, Eren Yücesan’ın çevirisiyle

okumak için tıklayınız

Redhouse: Miçoluktan Sadrazam Tercümanlığına Uzanan Hikayesiyle Sıra Dışı Bir Dilbilimci

İngilizce öğrenirken hep elimizin altında duran “Redhouse” sözlüklerinin yaratıcısı James Redhouse’un hayatının önemli bir bölümünü İstanbul’da, Osmanlı’nın hizmetinde geçirdiğini hiç duydunuz mu? İstanbul’a miço olarak gelen Redhouse, tersane işçiliğinden sadrazam tercümanlığına kadar yükselmeyi başardı ve ölümsüz birçok esere imza attı. İşte Osmanlıların deyişiyle “İngiliz Mustafa”nın pek bilinmeyen sıra dışı öyküsü..

okumak için tıklayınız

Cemal Süreya: Edebiyattan, Türkçeden, hemen her zaman en yüksek numarayı aldım

“Edebiyattan, Türkçeden, hemen her zaman en yüksek numarayı aldım; yani on aldım! Böyle çelişik numaralar aldığım dersler vardı. Sözgelimi, fizikten de hep en iyi numaraları aldım, ama kimyadan iyi değildim. Matematik? Şöyleydi: Hiç çalışmazdım! Çalışmazdım ama, o baştaki hızım devam ettiği için ve biliyorum diye beni tahtaya kaldırmadıkları için; bazı şeyleri de tahtaya kalkanlardan öğrendiğim

okumak için tıklayınız

Cemal Süreya: Bir tavşanla bir kaplumbağa canciğer arkadaş olmuşlardı.

İlkokulda bir ödülüm var: Bir Yavru Türk dergisi cildi kazandırmıştı bana. Üçüncü sınıftaydık, sanırım. Öğretmen, tavşanla kaplumbağa öyküsünü anlattı bize. Dedi ki, gelecek ders bunu sizler yazın… Bu bir yarışmadır; birinci gelene, işte, şunu vereceğim… Ertesi derste yazdık hepimiz, verdik. Ben kazanmışım. Tek farkla: Herkes şöyle yazmış; bir tavşanla bir kaplumbağa arkadaş olmuşlardı… Ben şöyle

okumak için tıklayınız

Devlet benim – L’État, c’est moi – Fransa Kralı XIV. Louis

Louis-Dieudonné de France veya XIV. Louis (okunuş: lui), (5 Eylül 1638 – 1 Eylül 1715) Fransa’nın en uzun süre tahtta kalan kralıdır. 1643-1715 yılları arasında 72 yıl Fransa krallığı yapmıştır. Fransızlar tarafından Louis Le Grand (Büyük Louis) veya le Roi-Soleil (Güneş Kral) olarak da anılır. Devlet benim (l’État c’est moi) sözlerinden de anlaşılacağı gibi Fransa’yı

okumak için tıklayınız

Kafka, küçük adımlarla yürür. Adımını attığı yerde, zeminin sağlam olmadığını hisseder

Kafka’da edebiyatçılığın her tür kibri eksiktir; o, asla övünmez, övünmeyi bilmez. Kendini küçük görür ve küçük adımlarla yürür. Adımını attığı yerde, zeminin sağlam olmadığını hisseder. O, insanı taşımaz; onun yanında olunduğunda insanı hiçbir şey taşımaz. Böylece edebiyatçıların kandırmacasına ve böbürlenmesine düşmez. Çok iyi hissettiği edebiyatçı ihtişamı onun kendi sözlerinde yok olmuştur. Onunla küçük adımlar atmak

okumak için tıklayınız

Yaratıcılık ve Emeğe Saygı – Müslüm Kabadayı

Köy Enstitülerinden yetişen öğretmenlerin çoğunluğunun, edebiyat-sanat-bilim alanlarında kendilerini geliştirdikleri ve yapıtlarıyla kalıcı hale geldikleri biliniyor. Onlardan biri de Ali Kemal Gözükara olup ölümünün 10. yılında kendisine “saygı” etkinlikleri düzenlendi. Bu çerçevede 15 Kasım 2000’de kaleme aldığım aşağıdaki metni, bu değerli öğretmen ve yazarımızı saygıyla anarak okurla paylaşmak istiyorum

okumak için tıklayınız