Kategori: Biyografiler

Ali Gürbüz hakkında bilgi – Ayhan Hüseyin Ülgenay

Ali Gürbüz, 1924 yılında Malatya’nın Darende İlçesi Mığdı köyünde de doğdu. Baba adı;Mehmet Ana adı;Cemile. Okula gidemedi.Okuma Yazmayı kendi çabası ile öğrendi.Evli. 4 çocuk babası. Şiir yazmaya 1939 yılında Erzincan depreminden etkilenip büyük ozanların şiirlerini okuyarak ve satarak başladı.Aşık Ruhsati’yi kendisine üstat kabul etti. Çalışma yaşamına Çerci olarak başladı. Şiirlerini de Destanlaştırarak Anadolu da dolaşırken

okumak için tıklayınız

Jean-Paul Sartre – Tahsin Yücel

Jean-Paul Sartre 1905 yılında doğar, ilk önemli yapıtı Bulantı’yı 1938’de, son yapıtı L’Idiot de la famille’i 1972’de yayımladığına göre, şöyle böyle otuz beş yıllık bir süre içinde yapıt verir. Gene de 20. yüzyılın en önemli yazarının kim olduğu konusunda kapsamlı bir soruşturma yapılacak olsa, büyük bir olasılıkla en başta o gelir. Oysa bu adamın nasıl

okumak için tıklayınız

Lenin’in dedesinin evinde…

Marksizm-Leninizmin dünyadaki üçüncü büyük kuramcısı, Ekim Devrimi’nin lideri ve Sovyetler Birliği’nin Kurucusu Vladimir İlyiç Ulyanov Lenin’in, Avrupa Rusya’sı kentlerinden Ulyanovsk’ta (O zamanki adıyla Simbirsk) doğduğunu bilenimiz az değildir. Ünlü devrimcinin üniversitede hukuk okumak üzere ilk gençliğinin bir kısmının, Tataristan’ın başkenti Kazan’da geçtiği ise kamuoyuna daha fazla mal olmuş bir bilgidir. Rusların çoğu gibi ben de

okumak için tıklayınız

Amerikalı şair Ezra Pound’un faşizmi desteklemesi

Amerikalı şair Ezra Pound 1930’ların başında faşizme “meyletti” ve 1935-1945 yılları arasında, Roma radyosunda, çoğu Amerika, Roosevelt yönetimi ve Yahudi aleyhtarı yüzlerce konuşma yaptı. İtalya’nın teslim olmasının ardından önce birkaç ay Pisa’nın kuzeyindeki Birleşik Devletler Ordu Disiplin Eğitim Merkezi’ndeki bir hücreye, “vatana ihanet” suçlamasıyla yargılandıktan sonra da on üç sene boyunca (1958’e kadar) Washington, D.C.’deki

okumak için tıklayınız

Roman Gibi – Sabiha Sertel

Roman Gibi, hayatı bu adı fazlasıyla hak eden bir kadının, Sabiha Sertel’in hayatını anlatıyor. 1895’te Selanik’te başlayan yolculuğu 1968’de Sovyetler Birliği’nde, Bakü’de son bulan Sabiha Sertel, Türkiye basın ve yayın dünyasının en güçlü ve dirençli isimlerinin başında geliyor. “Cins bilinci”nin yanında “sınıf bilinci”ne de sahip olan Sabiha Sertel, bu “son” kitabında, Türkiye’de bir kadın olarak

okumak için tıklayınız

Dizelerin hep var olsun Mustafa Önal – Müslüm Kabadayı

Şair, beslendiği toprakla bezediği şiir coğrafyasının sevdalısıdır. Aynı zamanda başka toprakların ve insan kardeşlerinin yüreklerinin gezginidir. Mustafa Önal da, 1950’de doğduğu Hatay Yayladağı’na bağlı Kandıl (Aslanyazı) köyünden derlemeye başladığı şiir tanelerini Antakya’da lise öğrencisiyken dizelere dönüştürür.

okumak için tıklayınız

Hayalle gerçeği buluşturan büyücü: Gabriel Garcia Marquez – Elif Şahin Hamidi

1982 yılında Nobel Ödülü’ne layık görülen, Kolombiyalı masal ustası Gabriel Garcia Marquez, ömrünü hikâye anlatmaya adayarak pek çok değerli esere imza attı. 1967’de ilk baskısı yayınlanan ve o günden bu yana otuzdan fazla dile çevrilen Yüzyıllık Yalnızlık, bu masalcı adamın ismini tüm dünyanın duymasını sağladı. Marquez eserlerinde, Latin halkının sıradan hikâyesini resmederken; aile, ölüm, aşk,

okumak için tıklayınız

Metin Kaçan’a Tanıklık – Elif Şahin Hamidi

Demir Özlü: “Cepheden resmimi bastınız, bir de profilden olanı yayınlayın” Takvimler 15 Kasım 1961’i gösterirken Kayseri-İncesu’da dünyaya geldi Metin Kaçan. Ve henüz altı aylık bir bebekken ailesi, çocuklarını alarak “taşı toprağı altın” İstanbul’a geldi. Kaçan’ın çocukluğu Dolapdere’de geçti. Ermenilerin, Rumların, Çingenelerin, Anadolu’nun farklı yerlerinden göç etmişlerin bir arada yaşadığı, ezan seslerinin çan seslerine karıştığı;

okumak için tıklayınız

“Saf” bir bilim insanı Nikola Tesla’yı anarken – Derin Demir

“Saf” bir bilim insanını anarken “Saf” kavramı bildiğiniz üzere doğal olan, katıksız, bozulmamış anlamına geliyor. Ancak maalesef ki günümüz anlamına bakıldığında “saf olmak”, aptallık, öngörüsüzlük anlamında kullanılıyor. O yüzden bugün birçok değişen kavramı günlük yaşantımızdaki anlamıyla kullanmak yerine asıl anlamını koruyarak kullanmak en zor olan ve en doğru olanıdır ve bu ısrara devam edilmelidir. Çünkü

okumak için tıklayınız

Giordano Bruno: Karanlığın aydınlığa çıkması için kendini ateşe vermekten çekinmeyen bir insan

1548 yılında doğmuş olan, İtalyan filozof, rahip, gökbilimci ve okültist Giordano Bruno. Rönesans felsefesini biçimlendiren filozofların en önemlilerinden biri ve şair yönüyle de edebiyata en yakın duranı. Ona “doğacı coşkunluğun düşünürü” demek hiç de yanlış olmaz. Aristotelesçi kapalı evren görüşünden ilk sıyrılanlar arasında yer alan Giordano Bruno, Kopernik’in tezini de cesaretle savunmasıyla biliniyor.

okumak için tıklayınız

Necip Fazıl Kısakürek’in ‘öteki’ portresi

Hayata gözlerini, başı gövdesinden büyük bir çocuk olarak 26 Mayıs 1904 günü Çemberlitaş’ta dört katlı bir konakta açan Ahmet Necip (asıl adı buydu) varlıklı bir ailenin çocuğuydu. Hariciye nazırlığına kadar yükselmiş bir paşanın damadı olan dedesi Maraşlı Kısakürekzade Hilmi Bey, Mecelle yazarları arasında yer almış, fakat aynı zamanda Fransız kültürüyle de beslenmiş, Légion d’Honneur nişanı

okumak için tıklayınız

Mütereddid Hitlerci: Said-i Nursi

Bediüzzaman Efsanesi ve Saidi Nursi Gerçeği (Patika Yayınları 2015) adlı önemli kitabın yazarı Emrah Cilasun’dan öğrendiğime göre, İkinci Dünya Savaşı başladığında Kastamonu’da mecburi ikamette olan, 1943-1944’te Denizli Hapishanesi’nde yatan ve savaşın sonunu Emirdağ’da karşılayan Said-i Nursi, “Milli Şef’in 1941’den 1944’e kadar İkinci Dünya Savaşı’nda izlediği politikayla Nursî’nin aynı yıllarda aldığı pozisyon arasında muazzam benzerlikler söz

okumak için tıklayınız

“Her türden kişi putlaştırmasına tiksinti duyuyorum” Karl Marx

MARX’tan HAMBURG’daki W. BLOS’a Londra, 10 Kasım 1877. Bizler, her ikimiz de, tanınmışlığa zerrece önem vermeyiz. Bunun örneğin bir kanıtı, her türden kişi putlaştırmasına karşı duyduğum tiksinti nedeniyle, Enternasyonal’in var olduğu süre boyunca çeşitli ülkelerden gelen ve beni çok rahatsız eden sayısız takdir ve teşekkür ifadelerinin yayınlanmasına hiçbir zaman izin vermedim ve ara sıra yaptığım

okumak için tıklayınız

Tolstoy’un zenginlere olan nefreti

23 Mart 1900’de kızı Tanya’da bir beyin apsesi çıktı, Moskova’da bir operasyon yapıldı. Cerrah von Stein yan odada bekleyen Lev Tolstoy’u bir göz atsın diye çağırdı. Tolstoy kalbi sıkışarak içeri girdi, beyaz önlüklülerin önünde solgun, kafatası açık, yüzü kan içinde yatan kızını gördüğünde bayılır gibi oldu. Buna sinirlenen Sonya’nın hastaneyi ayağa kaldıran çığlıkları arasında Tolstoy’u

okumak için tıklayınız

Kısa bir Kafka profili

Franz Kafka çok çelimsiz biriydi. Öyle çelimsizdi ki hayatı boyunca kendisinden daha zayıf biriyle karşılaşmadı. Dışarıdan bakıldığında yaşamı da pek renkli sayılmazdı. Franz Kafka 3 Temmuz 1883 günü tüccarlık yapan Hermann Kafka ile kızlık soyadı Löwy olan Bayan Julie Kafka’nın ilk çocuğu olarak Prag’da dünyaya geldi. Kafka Berlin’in dışında Münih, Zürih, Paris, Milano, Viyana, Budapeşte,

okumak için tıklayınız

Orhan Kemal – Fikret Otyam

O canım yüreği Orhan Kemal’in, ilk ve son kez kötülük etti 2 Haziran 1970 saat 21.15’te «emeğine son verdi ..  Bükülmez bir devrimci, yüce gönüllü gerçek bir halk yazarı; şurda-burda işsiz kalan ırgatların, mapusane çilekeşlerinin, üç-beş kuruş kazanan küçük memurların, emeklilerin, çocukların, kimsesiz çocukların, iplik fabrikası kız ve delikanlılarının, iplik hükme makinelerinin başında yorgunluktan uyuyan bebelerin, sokakları süpüren çöpçülerin,

okumak için tıklayınız

Oyun / Bozan: Oğuz Atay – Serkan Fırtına

Türk edebiyatının kıyısında yaşayarak ve o denizin etrafında dönüp iç sularına uzun yıllar giremeyen yazarlarımızdan akla ilk gelen isimlerden birisi Oğuz Atay’dır. İşin ilginç ve bir o kadarda trajik olan yanı ise Atay ile okuyucunun tanışmasının yazarın ölümünden epey bir zaman sonra gerçekleşmiş olmasıdır. Günümüzde üzerine bilimsel tezlerin, araştırmaların, yüzlerce yazının yazıldığı Atay’ın kitapları baskı

okumak için tıklayınız

Tolstoy ve Modern İşçi Hareketi – Lenin

Tolstoy’un ölümü daha şimdiden Rusya’nın hemen bütün büyük kentlerinde, işçiler nezdinde yankısını buldu. Şöyle ya da böyle, işçiler, bugünkü siyasal ve sosyal hayatın karakteristik özelliğini oluşturan problemlerin nedenlerinin bir kısmına içtenlikle parmak basan bir düşünürü dünyanın en büyük yazarlarıyla eş tuttuklarını gösterdiler. III. Duma’nın işçi milletvekilleri tarafından gönderilen, basında da yayınlanmış, bir telgraf da aynı

okumak için tıklayınız

Dostoyevski’de nevrozun varlığını bize açık seçik gösteren kanıtlar nelerdir? Sigmund Freud

Bizzat Dostoyevski kendisini saralı olarak tanıtmış, bilinç kayıpları, kasılmalar ve ruhsal çöküntülerle (depresyon) seyreden ağır nöbetlerden dolayı başkalarınca da öyle tanınmıştır. Doğrusu bu sara (epilepsi) nöbetlerinin sanatçıdaki bir nevrozun belirtisi (semptom) olması hiç de düşünülemeyecek gibi değildir; böyle bir durumda da Dostoyevski’deki saranın isteri sarası diye nitelendirilmesi, yani ağır isteri vakası sınıfına sokulması gerekecektir. Ancak,

okumak için tıklayınız