Kategori: Biyografiler

Turgut Uyar Üzerine – Utkun Büyükaşık

İkinci Yeni Şiirinin düşünsel yönü ağır basan en sıkı ozanıdır Turgut Uyar. Turgut Uyar’ın şiirindeki insan bir bütün olarak çağının insanını temsil eder. 13 Ekim 1957’de Pazar Postası’nda çıkan bir yazısında şöyle der: ”Şiirde ölmezi aramak boşunadır. Bir kez günü geldiğinde ölmeyen şiir, çağında da yaşamamıştır. Bununla beraber değişen çağlar, değişen şiirler ortasında insanda değişmeyeni

okumak için tıklayınız

Karl Marx’ın büyük kişiliğine dair küçük ipuçları

Daha genç bir öğrenciyken babam, Karl Marx’ın ateşli bir hayranıydı. Marx’ın Londra adresini, kendisi gibi aynı öğrenci kulübünün üyesi olan Miguel’den alarak ona bir mektup yazdı. Marx bu mektuba babamı sevinçten uçuran bir yanıt verdi. Böylece aralarında yavaş yavaş· düzenli hale gelen bir yazışma başladı. Mektuplar Marx’a A. Williams adıyla gönderiliyordu; zira bu tür yazışmaları hükümet dikkatle izliyor, zarfları açıyor ve çoğu

okumak için tıklayınız

Şiirin Yalnız Dervişi: Yusuf Alper – Bedriye Korkankorkmaz

“Acılar Alır Satarım/Siste çalan bir çan gibi/ Öyle her şeyden uzakta /Öyle boşlukta dal gibi/ Konuk gibi yeryüzüne/ Bir garip gelmiş giderim//Ben acılar tecimeni/Acılar alır satarım/ İçimde ağrılarımla/ Bir hüznü durmasız okşar/Öper çoğaltır satarım.” Yusuf Alper (Bütün Şiirleri-GGDY, sf 15)*

okumak için tıklayınız

Cesare Pavese ve “Yaşama Uğraşı”

“Ne hazineler, ne rütbeler, ne cüppeler atabilir yüreklerden yıldızlı direkler altında uçuşan acı dertleri, kaygıları.” Horatius Dünyanın en acımasız katliamının, yine bir Ağustos ayında üç gün arayla yarım milyon insanın ölümüne neden olan atom bombalarının Hiroşima ve Nagazaki’ye atılmasının üzerinden tam beş yıl geçmiş.

okumak için tıklayınız

Sözcükler ve pabuçlar: Genç Dostoyevski

Nevski’deki trafik giderek yön değiştirmeye başlayacaktır. Ama önce yoksul memurun kendi sesini bulması gerekmektedir. Bu ses, Dostoyevski’nin ilk romanı, 1845’de yayımlanan Zavallılar’da yankılanır.17 Dostoyevski’nin roman kahramanı, isimsiz bir hükümet dairesinde kâtip olan Makar Devuşkin, Akakyeviç’in paltosunun en uygun varisidir. İş yaşamına ilişkin anlattıklarından nasıl mesleğinin ezilip harcanmak olduğu anlaşılır.

okumak için tıklayınız

Cesare Pavese ‘yi intihara götüren koşullar

1914’de Cesare Pavese ‘nin babası beyin kanserinden ölür. Lisedeyken tek yakın arkadaşının intiharı, yine aynı zamanlarda başka bir öğrencinin kendini öldürmesiyle; “intihar” O’nun için saplantı haline gelir. Üniversitedeki son yıllarında beş yıl süren ve sonu hüsranla biten aşk ilişkisinin sonunda iyice karamsarlığa gömülen Pavese bir çok roman yazmış ve türlü edebiyat ödüllerine layık bulunmuştur.

okumak için tıklayınız

Soğuktan gelen yazar John Le Carre – Ahmet Ümit

Evet, dünya edebiyatının en ünlü casus romanları yazarından, John Le Carre’den bahsediyorum. Onun adını ilk kez bir TV dizisinde duymuştum. BBC yapımı dizinin Türkçe adı “Köstebek”ti. John Le Carre’nin ünlü karakteri George Smiley’in Soğuk Savaş dönemindeki gerilim yüklü serüvenlerini konu alıyordu. Dizinin her bölümünü büyük heyecanla beklediğimi hatırlıyorum. Carre’nin ilk okuduğum kitabı ise Soğuktan Gelen,

okumak için tıklayınız

Anton Pavloviç Çehov, Sıradan Dünyanın Sıradışı Yazarı – Ahmet Ümit

Birkaç yıldır ülkemiz yazın alanında sevindirici gelişmeler yaşanıyor. Ardı ardına açılan yayınevleri, sayıları her geçen gün artan kitabevleri, özenle basılan ürünler kitaba duyulan ilginin arttığını gösteriyor. Okur sayısı henüz özlenen düzeyin çok çok altında olsa da, bütün bu gelişmeler olumlu bir sürecin başladığına işaret ediyor. Yazın dünyasındaki hareketlilik yazarlarımızın bilimkurgudan polisiyeye, biyografiden tarihi romana uzanan

okumak için tıklayınız

Nabokov’un Kafka’ya dair 4 tesbiti

1. Çağımız Alman yazarlarından en büyüğüdür. 2. Kafka’nın kendisi Freud’cu görüşleri kıyasıya eleştirmiştir. Psikoanalizi (kendi sözleriyle söylüyorum) «düzeltilmesi imkânsız bir hata» olarak nitelendirmiş ve Freud’cu kuramları ayrıntılara, daha da önemlisi meselenin özüne hakkını vermeyen çok yaklaşık, çok kabaca çizilmiş taslaklar olarak nitelendirmiştir.

okumak için tıklayınız

Fuzûlî Baba’ya Mektup – Bedriye Korkankorkmaz

“Ne yanar kimse bana âteş-i dilden özge / Ne açar kimse kapım bâd-ı sabâdan gayrı” dizelerini okuduğumda ilkokul 3. sınıftaydım. Dizelerin içimde yarattığı fırtına ruhunun sesiyle tanıştırıyordu beni. Çocuk yüreğim bana ruhsal büyünün iksirini içirdiğini kavrayacak birikimden yoksundu. Doğru zamanda karşıma çıkmış dervişimdin. Bana şiirlerinle sevgiyi, sevmeyi; kelimeyle, bilgiyle, öğretiyle öğrenemeyeceğimi anlatıyordun.

okumak için tıklayınız

Uğur Mumcu’nun kaleminden Sabahattin Ali

Sabahattin Ali, Türk yazınının, bin bir türlü çileden geçmiş soylu yazarlarından biridir. Bu çileli yaşam, 2 Nisan 1948 günü, Kırklareli’nin Üsküp nahiyesi, eski adıyla Sazara yeni adıyla Çukurca köyünün dokuz kilometre uzaklığındaki Istranca Dağı Beylik ormanlarında “Öksüz Çatak” denilen yerde, Yugoslav göçmeni, ordudan çıkarılmış astsubay ve Millî Emniyet ajanı Ali Ertekin’in sopa darbeleriyle noktalandığından, geride

okumak için tıklayınız

Taylan Özgür’ün tarihi değeri

– Mustafa Taylan Özgür, (d. 23 Şubat 1948 – ö. 23 Eylül 1969, İstanbul) 1968 öğrenci hareketi liderlerinden, Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu’nun kurucularındandır. – ODTÜ öğrencisi Taylan Özgür, İstanbul Üniversitesi’nde gerçekleşen Öğrenci Birliği Kongresi için İstanbul’a geldiği bir sırada, sırtından vurularak 23 Eylül 1969’da öldürüldü. Taylan Özgür’ün katilleri hâlâ yakalanamamıştır.

okumak için tıklayınız

Sabahattin Ali’nin sevdiği ve okuduğu yabancı yazarlar

Okuma yazma öğrendiği günden ölene dek sürekli okuyan, arkadaşı Muvaffak Şeref’in dediği gibi, “Dünya edebiyatını gerek Rus, gerek Fransız, gerek Amerikan, özetle dünya edebiyatının günü gününe, tabii klasikleriyle, eskileriyle izleyen” özellikle de Alman edebiyatını çok iyi bilen, yaşadığı dönemin edebiyatıyla ilgilenen ve aynı zamanda eski edebiyatı da çok iyi bilen Sabahattin Ali’nin beğendiği, sevdiği şair

okumak için tıklayınız

Çağdı bir böceğin yaşayıp öldüğü sürede değişen Süleyman Okay’ın Dili – Ganime Gülmez

“Bağ bozuldu\ döllenme durağında\ kelepçeli bir Eylül yazgısı\ ve tecritteki arı sularımız\ kayıp giderken\ avuçlarımızdan\ ve sağılırken\ gecenin imbiğinden karanlıklar\ içimizde\ hala ışkın anılar\ katmerli\ gülkurusu bir düş\ döndük\ ellerimiz boş\ yenilginin\ gözyaşlarıydı sanki\ artık sağnak\ ve kanayan\ bir yağmur sesi\ Gün bitti\ bağbozumunda\ savrulan güzyaprakları\ biraz hüzün\ kan izleri biraz\ ve yanmış sevdalar\ bırakarak

okumak için tıklayınız

Yüreği bungun bir şair: Metin Altıok – Ahmet Telli

Metin Altıok önce Soyut dergisinde şiirler yayımlar. Ancak, Köken dergisindeki yazıları onun çıkışında daha önem taşır kanısındayım. Plastik sanatlara yönelik bir dergiydi Köken. Bu dergideki yazılarıyla felsefe, plastik sanatlar ve şiirle bütünleşikli bir sanat anlayışını sergilediği söylenebilir Altıok’un.

okumak için tıklayınız

Necmiye Alpay – M. Şehmus Güzel

Değerli arkadaşım, 1960’larda Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden, 1970-1971’de Fransa’nın Tours kentinde doktora yapmak üzere bulunduğumuz günlerimizden kadim dostum Necmiye Alpay denince ilk akla gelen Barış’tır. Katıksız, hakiki, kalıcı Barış. Necmiye Alpay yaşamının önemli bölümünü bu davaya adamıştır. Bunu herkes çok iyi bilir.

okumak için tıklayınız

Orhan Veli: Değişmemek – Murat Belge

Şu günlerde, içinde Orhan Veli’nin de olduğu edebi tema üstüne bir yazı hazırlamaktayım. Onun için de Orhan Veli’nin toplanmış yazılarını okuyorum. Bunların küçük bir kısmı daha “siyasi” denebilecek konularda, büyük kısmı ise edebiyat üstüne; ama kültürle siyasetin kesiştiği alanlarda Orhan Veli’nin söyledikleri, bu yeni okuma sırasında, ilginç geldi.

okumak için tıklayınız

Albert Camus: “Her yanımızı kuşatan ölüm, işkence ve savaş nutukları karşısında sorumluluklarımızı yerine getirmeliyiz.”

“Sevinç yaratacak sözcükleri bulmamız gerek” Albert Camus’nün en az ilgi gören yapıtları tiyatro oyunlarıysa en karanlıkta kalan tarafı da mektupları. Buradan, onun bütün yazışmalarının karanlığa gömülmüş anlamı çıkarılmasın, sadece gerek vârisleri, kızı Catherine ve oğlu Jean’ın mahremiyet gibi haklı bir nedenle hepsini yayımlamaya yanaşmaması gerek bazı mektupların şimdilik kayıplarda olması yüzünden ortalıkta fazla veri yok.

okumak için tıklayınız

“Yalnız ölüleri ve öldükleri gün seviyorlar.” – Cemal Süreya

Puşkin’in bir sözü vardır; sanatçıların ancak öldükten sonra değerlendirildiklerini, bir bakıma bağışlandıklarını anlatmak isterken şöyle der: “Yalnız ölüleri sevmeyi biliyorlar.” Özellikle bizim toplumumuzda böyle bu. Orhan Veli Kanık ölümünün hemen ilk haftası içinde herkesçe benimsenmiştir. Yıllarca onun girişimine dudak bükenlerin, onunla eğlenenlerin, o girişimi değerlendirmeleri, içlerine sindirmeleri için bir hafta çok kısa bir süre değil

okumak için tıklayınız

Turgut Uyar’ın tek tek şiirleri yoktur, şiiri vardır – Cemal Süreya

Şöyle deyince daha çok yaklaşıyorum onun şiirine: Turgut Uyar özellikle son yıllarda büyük bir şiirin ortasını yazıyor. Büyük bir gövdedir onun şiiri. Kımıldadıkça kendine benzer yeni gövdeler hazırlar, çoğaltır. Bir anıttan çok bir dirim belirtisidir. Bu yüzden kolay kolay tanımlanmaya gelmez: görülür, tanık olunur. Blok halinde bir izlenimler bütünüyle gireriz ona. Şiirsel işlevini bütünüyle ve

okumak için tıklayınız