Kategori: Felsefe

Nietzscheci sanat anlayışının trajedisi

Nietzscheci sanat anlayışı trajik bir anlayıştır. İki ayak, iki ilke üzerine oturur. Bu iki ilkeyi çok eski ama aynı zamanda da geleceğin ilkeleri olarak kavramak gerek. Öncelikle sanat, “çıkar gütmeyen” bir faaliyetin, “hayır işinin” karşıtıdır: İyileştirmez, sakinleştirmez, yüceltmez, tazmin etmez; ne arzuyu, ne güdüyü ne de istenci “tatmin eder”. Tam tersine, sanat, “gücün iradesinin uyarıcısıdır”, “istemeyi tahrik eder”. Bu ilkenin eleştiri

okumak için tıklayınız

İlkeler Yönünden Nietzsche ve Kant

Kant, eleştiriyi en başından bütüncül ve olumlu eleştiri olarak gören ilk kişidir. Bütüncüldür çünkü ondan “hiçbir şeyin kaçamaması gerekir”; olumludur, olumlamacıdır çünkü önceden gözardı edilmiş güçleri serbest bırakmadan bilme gücünü sınırlamaz. Peki ama sonuçları nelerdir böyle büyük bir tasarının? Okuyucu cidden, Salt Aklın Eleştirisi’nde, “Kant’ın, teologların dogmalarına (Tanrı, ruh, özgürlük, ölümsüzlük) galip gelmesinin, bu dogmalarla uyuşan ideale zarar verdiğine inanıyor mu?” Ve

okumak için tıklayınız

Nietzsche’de Soru Biçimi

Metafizik, öze dair soruyu şöyle biçimlendirir: “… nedir?” Belki de biz bu soruyu doğal karşılamaya alıştık, bunu da Sokrates’e ve Platon’a borçluyuz. Bu sorunun nereye kadar özel bir düşünme biçimi varsaydığını görmek için Platon’a geri gitmek gerekiyor. Platon, “güzel denir, doğru nedir? vs. diye sorar. Bu soru biçimini diğer bütün soru biçimlerinin karşısına koyma kaygısındadır. Sokrates’i kâh çok genç olanlarla, kâh

okumak için tıklayınız

Nietzsche ve Nasyonal Sosyalizm

Nietzsche idealist ahlaka saldırmıştır. İyilik ve acımayla alay etmiş ve insancıl duyarlılık altına gizlenen ikiyüzlülüğün ve erkeklik eksikliğinin maskesini çıkarmıştır. Proudhon ve Marx gibi, savaşın yararlı yönünü onaylamıştır. Döneminin siyasi partilerinin çok uzağında, “dünyanın efendileri” aristokrasisinin ilkelerini dile getirmiş­tir. Fırtınalı ve tehlikeli yaşam için tercihini kullanarak bedensel güzelliği ve gücü övmüştür. Liberal idealizmin tersine, bu kesin değer yargıları, faşistleri

okumak için tıklayınız

Adorno ve Horkheimer’in “İnsanlık Fikri” üzerine tartışmaları

(13 Mart, öğleden önce) HORKHEIMER— Her şeyin iyi olacağına inanmıyorum, ama her şeyin iyi olacağı fikri belirleyici bir önem taşıyor elbette. ADORNO— Rasyonaliteyle bağlantılı bir şey bu. İnsanlar her konuda hayvanlardan çok daha dehşet verici; buna rağmen, her şeyin başka türlü olabileceğini de sadece insanlar düşünü­yor.

okumak için tıklayınız

Adorno ve Horkheimer’in “Ütopyacılık” üzerine tartışmaları

(25 Mart, öğleden sonra) HORKHEIMER— Burjuva arzuları metafizikle yaldızladığımız sanılmamalı. “Başka olan” dediğimiz şeyin ideolojik bir projeksiyondan başka bir şey olmadığı şeklinde bir itiraz yöneltilebilir. Toplumsal çıkarlar bakımından arzu edilir görünen ne varsa, “başka olan” statüsü kazanır ve tüm dünya tarihinin kar­şısına yerleştirilir.

okumak için tıklayınız

Kafka’da yaşamın anlamı – insanın gücü

Bu parçalar Kafka’dan alınmıştır. Kafka’nın, içindeki “sarsılmaz” inancı sürdürerek, Kierkegaard’ın dünyaötesi gizemciliğinin karşısına nasıl ayağı yerde bir gizemcilik koymaya çalıştığı görülecektir. VI, s. 214 — Çok zayıf da olsa, geçiciliğimizin sonsuz ve tarihsel doğrulamasına inancımız, günah işleyen bir varlık oluşumuza inanmaktan çok daha boğucu. İnancın ölçüsü, bütün arılığıyla, birinci inancı da kapsayan ikinci inanca dayanma gücüyle belirleniyor.

okumak için tıklayınız

Kafka’nın Gözüyle Kierkegaard

“Kierkegaard benim gözümde, hemen hemen kimsenin giremediği bir ülkenin üstünde parlayan yıldızdır. Onu okumaya başladığını öğrenmek beni sevindirdi. Ben yalnız Korku ve Titreme’yi biliyorum.” (Oskar Baum’a mektup, c. VI, s. 270.) “Ancak bugün göz atabildim Yargıç’ın Kitabı’na. Tam sezdiğim gibi, birtakım köklü ayrımlara karşın, durumu benimkine benziyor. En azından, dünyanın aynı köşesine yerleşiyor… Bir dost gibi,

okumak için tıklayınız

Kafka’nın Kierkegaard yorumu

Aşağıda, Kafka’nın yapıtlarından alınmış, Kierkegaard ‘ın kimi düşünleriyle ilgili sözleri bulacaksınız. Bu inceleme, ilk kez 1942 ‘de, L’ Arbalete dergisinde yayımlanmıştır. I — Çelişkinin paylaşılmazlığı gerçek olabilir, ama böyle çıkmıyor ortaya, İbrahim bile anlamıyor onun bu özelliğini. Belki, anlama gereksinmesi duymuyor; ya da anlaması gerekmiyor; dahası, kendisi söz konusu olduğu sürece, bu gerçeği göstermek zorunda değil;

okumak için tıklayınız

Anthony Giddens: Toplumsal davranışın önemsiz görünen yönleriyle neden ilgilenmeliyiz?

Gündelik Yaşamın İncelenmesi Toplumsal davranışın böylesine önemsiz görünen yönleriyle neden ilgilenmeliyiz? Sokakta birisiyle karşılaşmak ya da bir arkadaşla birkaç söz etmek önemsiz ve ilginç olmayan etkinlikler, bir gün boyunca sayısız kez üzerinde düşünmeden yaptığımız şeyler gibi görünebilir. Gerçekte, böylesine önemsiz görünen toplumsal etkileşim biçimlerinin incelenmesi, sosyolojide büyük önem taşır. Bu ilginç olmamak bir yana, sosyolojik

okumak için tıklayınız

Damga : Örselenmiş Kimliğin İdare Edilişi Üzerine Notlar – Erving Goffman

Damga bir ilişki türüdür, sabit bir vasıf değil. Damga; damgalayana, normal addedilene, normal rolünü oynayana ihtiyaç duyar. Toplumsal ilişkilerin ve etkileşimlerin seyrinde karşı karşıya gelen iki bireyin arasında geçen bir “hikâyedir” aslında damga, ama bu hikâyede ilginç olan şudur ki; bugün normali tanımlayan bir nitelik yarın pekâlâ bir damgaya dönüşebilir. Normal-damgalı oyununda çiftlerin rol değiştirmesiyle

okumak için tıklayınız

Cioran’ın Var Olma Eğilimi: “Hiçlik kuşkusuz daha rahattı. Varlık’ta erimek ne kadar da zor!”

“Keşiflerimizin hemen hemen tümünü öfkelerimize, dengesizliğimizin azıtmasına borçluyuz” Bu cümleyle başlıyor Var Olma Eğilimi. Yine İnsan’dan bahsediyor E.M Cioran; var olma sancısı çeken insandan; tabii ki yine bize öğretilen bildiğimiz şekliyle değil, bize öğretilmemiş şekliyle, rutinimizi bozarak karşımıza çıkıyor.

okumak için tıklayınız

Kristin Ross: “Rüyaları ve fikirleri eylemler üretir, tersi değil.”

Ortak Lüks teori ve pratiğin iç içe geçtiği bir çizgide kurgulanmış harika bir kitap. Yazarın başka türlü olmasının olanaksız olduğunun altını çizdiği anlatı, tarihî ve siyasî teoriyi, eylemleri ve fikirleri sımsıkı örüyor. Kristin Ross, 1871 baharında dünyayı sarsan yetmiş iki günün, mucizevi başlangıcı ve trajik bitişiyle, olmuş bitmiş tarihini yazmak iddiasında değil. Aynı şekilde, yazar

okumak için tıklayınız

Başka Bir Özgürlük / Bir Fikrin Alternatif Tarihi – Svetlana Boym

Yirmi birinci yüzyılın başında yeni bir başlangıç hayal etmekte zorlanıyorduk. Geçmiş nostaljik ütopyaların alanı olarak kalırken, gelecek özgürleşme değil korku barındırıyormuş gibi görünüyordu. İlk sekiz yılı boyunca yüzyılımız sanki yanlış bir biçimde başlamış gibiydi. Peki, nasıl yeniden başlamalı? “Ne olduğu” üzerine değil “ne olabileceği” üzerine düşünerek özgürlüğü hayal etmeyi deneyelim. Kaçırılmış tarihi fırsatları araştıralım ve

okumak için tıklayınız

Nietzsche: Gözlerim için en korkunç şeydir bu, insanları paramparça olmuş ve mezbahaya dönmüş bir savaş alanında dağılmış gibi görmek.

Zerdüşt bir gün büyük köprünün üstünde yürürken, sakatlar ve dilenciler sardı etrafını ve bir kambur şunları söyledi ona: “Bak, Zerdüşt! Halk da bir şeyler öğreniyor senden ve inanmaya başlıyor öğretine: ama sana tamamen inanması için bir şey daha gerekiyor — biz sakatları da ikna etmelisin! İşte güzel seçenekler sana ve sahiden, birçok fırsat var karşında!

okumak için tıklayınız

Zaten Bir Aradayız – Zafer Köse

Zaten Herkes Bir Denizdir Doğuştan: Onur Behramoğlu’nun kitabında Fazıl Hüsnü, Leyla Erbil, Nihat Behram, Cemal Süreya, Nâzım ve diğer dostlarla buluşuyoruz. Ne büyük, ne derin bir sözdür, “Güzel insan.” Elbette boy bosla ilgili değil bunun anlamı. Fiziksel bir konu değil ama yine de somut biçimde algılanabilir. En çok yüzlerde yansır insan güzelliği. Özgürlük, merhamet, eşitlik,

okumak için tıklayınız

Her şey bilinçlerimizde bozulup çürüyor: Boşluk bile kirli orada…

Roma’nın artık ne kötülüklerine ne de çarelerine dayanabildiğini söyleyen kadim tarihçi, kendi çağını tanımlamaktan çok bizimkini öngörmüştür. imparatorluğun bıkkınlığı kuşkusuz büyüktü ama düzensiz ve yaratıcı olan Roma bu durumla baş etmek için yine de sinizmi, şatafatı ve yırtıcılığı beslemeyi biliyordu; ama, şu an içinde bulunduğumuz uygarlık, sıkıcı sıradanlığı içinde, o aldatıcı görünüşlerden hiçbirine sahip değil.

okumak için tıklayınız

1 Mayıs’ın Anlamı ve Önemi – Zafer Köse

Çalışma sürelerinin kısaltılması için yürütülen örgütlü mücadele, insanlık tarihinin en önemli konusudur! Çünkü: Yaşamak için çalışmak zorunda olan insanların kendine zaman ayırabilmesi mümkün hale geldi. Sevmeye, düşünmeye, karar vermeye hak kazanıldı. “Serbest zaman” talebi gibi “laiklik”, “özgürlük”, “insan hakları” taleplerinin de emek mücadelesi ile ilişkilendirilmesi ve hayata dair hale gelmesi sağlandı.

okumak için tıklayınız

Mutluluk belki de, bir insanın anlamla ilgili sanrılarını, hakim kolektif sanrılarla uyumlu hale getirmesidir.

Değerlerimiz, “yeni doğmuş bir diktatörün zavallı köleleri” veya “yeni bir yaşamı sevgiyle büyütenler” olarak görmemiz arasındaki temel farkı yaratır. Nietzsche’nin de söylediği gibi, yaşamak için bir sebebiniz varsa her şeyle baş edebilirsiniz. Anlamlı bir hayat, zorluklar içinde geçse de son derece tatmin edici olabilir, buna karşılık anlamsız bir hayat da ne kadar konforlu olursa olsun

okumak için tıklayınız

Kendimce / Aforizmalar 9 – Nejdet Evren

1. Silmek, ne kadar basit bir edim. Oysa, hiç de öyle değil…Dünyalı bir pedegog şunu öneriyor; ” tüm silgileri yok edilim” …haklı…silmek, bir açıdan yok saymaktır; süre- giden yanlışı hem de…hiç bir şey silinemez…silinmemeli ve yanlış teslim edilmeli…”tüm silgileri yok edelim”

okumak için tıklayınız