Kategori: Felsefe

Modern uygarlık, insanları sonuna dek sömürmek için onların açlık zoruyla çalışmalarına güvenir.

Ölüm, cezaların en doğal olanıdır. Doğada hemen hemen her yerde görülür. Yüzücünün kayıtsızlığında, dağcının yanlış bir adımında, insanın ormanda kaplanda yaptığı mücadelede, açlığa, soğuğa ve doğaya karşı verdiği savaşta, bundan daha kesin bir sonuç yoktur. iki anlamda ölüm cezası, cezaların en insanca olanıdır. Birincisi, insanlar milyonlarca yıldan beri – böylelikle kendilerini hayvanlardan ayırmışlardır – bunu

okumak için tıklayınız

Bilinen’e hapsolmuşsunuz, sözcüklerden başka konunuz yok: Düşünce varlığa denk düşmüyor.

Cennete ne kadar yakın olursak olalım, ironi gelip bizi oradan uzaklaştırır. “Aptallık,” der, “çok eski ya da gelecekteki bir mutluluk düşünceniz. Özlemlerinizden, zamanın başı ve sonuyla ilgili o çocuksu saplantınızdan kurtulun. Ölü süre demek olan ebediyet ancak güçsüzlerin kafasını kurcalar. Bırakın an soğursun düşlerinizi!”

okumak için tıklayınız

Friedrich Nietzsche: Cesaretiniz var mı, ey kardeşlerim? Yürekli misiniz?

Cesaretiniz var mı, ey kardeşlerim? Yürekli misiniz? Tanıklar önündeki cesaret değil, hiçbir tanrımın tanıklık etmediği bir münzevi cesareti, bir kartal cesareti gerekli. Soğuk ruhlulara, katırlara, körlere, sarhoşlara yürekli demem ben. Korkuyu bilen, ama korkuyu yenendir, uçurumu gören, ama ona gururla bakandır yürekli kişi. Uçurumu gören, ama uçuruma kartal gözleriyle bakandır, uçurumu kartal pençeleriyle kavrayandır: cesaretli

okumak için tıklayınız

Friedrich Nietzsche: Boyun eğmektense, ümitsiz olun daha iyi

En kaygılılar şöyle soruyorlar bugün: “İnsan nasıl korunacak?” Ama ilk defa ve sadece Zerdüşt soruyor: “İnsan nasıl aşılacak?” Üstinsan yatıyor yüreğimde, odur benim ilk göz ağrım ve biriciğim — insan değil: komşu değil, en yoksul değil, en çok acı çeken değil, en iyi insan değil. Ey kardeşlerim, insanın sevebileceğim yönü, bir geçiş ve bir batış

okumak için tıklayınız

Felsefi Notlar 1 – Nejdet Evren

Kişiyi “özne” yapan şey kendinde var olan ve olmayanların bir öteki üzerinden yansıması, kendine geri dönmesi sürecinin toplamıdır. Özne bu yönü ile bir zaman aralığına gereksinim duyar; bu geçiş, bu süreç ne kadar kısa olursa öznel belirginleşme o kadar net ve fakat bir o kadar hatalı/kusurlu olacaktır. Sürecin uzunluğu ise hem özne’nin netliğini artıracak hem

okumak için tıklayınız

Zulme dönüşen korku

Normal ölçülerde korku eylem ve düşünce için zorunludur, duyularımızı ve zihnimizi uyarır, o olmadan ne bir cesaret ne de bir korkaklık edimi olur… o olmadan, edim olmaz kısacası. Ama Ölçüyü kaçırınca, içimizi kaplar, dışarı taşar, zararlı bir etkene, zulme dönüşen korku budur. Titreyen, başkalarını titretme düşü kurar, dehşet içinde yaşayan vahşet içinde ölür. Böyleydi Roma

okumak için tıklayınız

Buda: Korku içinde yaşıyoruz, bu da yaşamıyoruz demektir.

Geç kazanılmış bir şey olan süre algımıza dokunmadan önce, korku bizim uzanım duygumuza, dolaysıza, sağlamlık yanılsamasına saldırır: Mekân azalır, uçup gider, hava gibi hafif, saydam olur. Yerini korku alır, bu korku genişler ve onu kışkırtan gerçekliğin, ölümün yerine geçer. Tüm deneyimlerimiz; özerk bir gerçeklik haline getirilmiş, bizi sebepsiz bir ürperti, nedensiz bir titreme içine kapatan,

okumak için tıklayınız

Var Olma Eğilimi – Emil Michel Cioran “En büyük evet, ölüme evettir”

Emil Cioran bu kitabı oluşturan on bir bölümde ölüm gerçekliğini inkâr etmeden var olma eğilimi, “soluğu kesilmiş bir uygarlık” olarak Batı, sürgün, yazgı, roman ve başka konularda kendine özgü keskin gözlemlerini her zamanki şaşırtıcı üslubuyla bir araya getiriyor. Hayat için öldürücü, özü itibarıyla tahrip edici olan bir bilgi vardır. Bu kitaptaki metinler işte bu bilgiden

okumak için tıklayınız

Edebiyat ve Bilim – Aldous Huxley

“Edebiyatın ve bilimin işlevi nedir, psikoloji nedir, yazınsal dilin doğası nedir? Edebiyatın işlevi, psikolojisi ve dili, bilimin dili, işlevi ve psikolojisinden nasıl ayrılır? Edebiyatla bilim arasındaki bağıntı geçmişte nasıldı? Şimdi nasıldır? Bu bağıntı gelecekte nasıl olabilir? Sanatsal yönden konuşulursa, edebiyat insanının gelecek yüzyılların bilimine katkısı nasıl olmalıdır? Bu kitapta yanıtlamaya çalışacağım sorular işte bunlar olacaktır.”

okumak için tıklayınız

Eylemsizlik ile acımanın güzellemesi olarak işlevsiz empati

Empati ve Post-Empati İnsanlar ‘erdemli’ davranırken kim bilir belki de cennette bir yer kapmak ya da vicdan sızısını dindirmek gibi gizli ve etik olmayan bir gündemle hareket ediyor olabilirler. Yardım severlik, iyilik yapmak, fedakarlık, tevazu ve empati gibi eylem ve duyguların arkasındaki niyeti ve ahlaklılığı sorgulamak, bir duyarsızlık, yabancılaşma ve konformizm çağında, bence öncelikle yapılması

okumak için tıklayınız

Ezilenlerin dostu, zorbaların korkulu rüyası: Filozof Ahmed – Alain Badiou

Huzurlarınızda Ahmed, yüce filozof! Ezilenlerin dostu, zorbaların korkulu rüyası, her işin altından kalkmaya, her derde deva bulmaya kadir, annesinin kuzusu, mahallesinin gururu, yücegönüllü, gözükara bilge, modern zamanların Don Juan’ı, sözcüklerin efendisi, varoşların prensi Ahmed, keskin zekâsı, yorulmak bilmez çenesi ve karagün dostu sopasıyla, alçaklara, üçkâğıtçılara, namussuz muktedirlere, soysuz zorbalara, cahil ukalalara ve hain düzenin namert

okumak için tıklayınız

Kitaplı Mücadele – Zafer Köse

Son on yıllarda yazılmış kitapların çoğu, emeğiyle geçinen insanlara zararlı. “Yazar Müsveddeleri”nin listesi aşağıdaymış. Bunları okullara davet etmek resmi suçmuş. “Liste” dediği, barış isteyen akademisyenlere yönelik baskılara karşı çıkmak için imza veren yazarların isimleri. Bir Milli Eğitim yetkilisi öğretmenlere bu şekilde mesaj yayınlıyor.(*) Oysa bu bir “resmi yalan”! Çünkü bu sözlerin yasal bir dayanağı yok.

okumak için tıklayınız

Zincirli Zincirsiz Emekçiler – Zafer Köse

“FLAŞ”, “ŞOK!” Keşke yıllardır her konuda böyle ünlemler kullanılmasaydı. Bu flaş “düzelti” bilgisini gerçekten de öyle dikkat çekecek biçimde paylaşmak isterdim. Marx ve Engels’in, bir türlü aklıma tam yatmayan, hem de Manifesto’da geçen bir sözü var(dı). İşçilerin zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyleri olmadığını belirten o söz, meğer bir çeviri hatasıymış. Çok şaşırtıcı bir durum. Üstelik

okumak için tıklayınız

Akademik Aklın Eleştirisi – Pierre Bourdieu

Kırk yıllık araştırmalarının sentez ve değerlendirmesini gerçekleştirdiği Akademik Aklın Eleştirisi’nde Pierre Bourdieu sosyoloji teorisi, tarih bilgisi ve felsefi düşünceyi harmanlıyor. Bourdieu tartışmaya akademik aklın görmezden geldiği temel önkoşulla başlıyor: Batı dillerinde okul anlamına gelen sözcüklerin ve “skolastik”in kökeni olan skhole, yani boş zaman. İnsan üstüne düşünen filozoflar ve genel olarak “skolastik eğilim”, düşünmek için boş

okumak için tıklayınız

Negatif Diyalektik – Theodor W. Adorno

Yirminci yüzyıl felsefesinin zirve kitaplarından Negatif Diyalektik, kaleme alınışının 50. yıldönümünde Şeyda Öztürk’ün müthiş emek ürünü çevirisiyle nihayet Türkçede. Adorno kitabın amacını şöyle ifade ediyor: “‘Negatif Diyalektik’ tabiri, geleneği ihlal eder. Diyalektik, daha Platon’da bile, bir düşünme aracı olan olumsuzlama aracılığıyla olumlu bir şey üretme amacı taşırdı; sonraları bu olumluluk ‘olumsuzlamanın olumsuzlanması’ tanımında kısa ve

okumak için tıklayınız

V for Vendetta: Ulusa Sesleniş “Korku, sizi bozguna uğrattı, panik halinde kendinizi düzene teslim ettiniz”

Hiç kuşkusuz, konuşmamızı istemeyenler de var. Hatta şimdi, telefonda emirler yağdırılmıştır ve eli silahlı adamlar yola çıkmak üzeredir. Neden? Çünkü sözler yerine kaba kuvvet kullanılabilse de; kelimeler gücünü hep koruyacaktır. Kelimeler anlama ulaşmanın yollarını ve dinleyenlere hakikatin telaffuzunu gösterir. Gerçek şu ki; bu ülkede feci yanlışlar var. Zulüm ve adaletsizlik, müsamahasızlık ve baskı. Bir zamanlar

okumak için tıklayınız

En büyük sıkıntımız düş görememek, düş göremeyecek kadar şimdi ‘ye kapatılmış yaşamak

SAVAŞ VE BARIŞ ÜZERİNE KENDİMLE KONUŞMA -İnsanlar savaşı sevmediklerini, barışı çok sevdiklerini söylerler genellikle. Pekçok toplantı yapılmıştır savaş ve barış konusunda, bu gibi toplantılarda barışı göklere çıkarırlar, savaşı yerin dibine batırırlar. Ne dersin ? -Evet: bir çeşit barış goygoyculuğu her zaman her yerde geçerlidir, iyi adam olmanın, değerli aydın olmanın, ilerici aydın olmanın ölçütüdür bu. Yaşasın ve kahrolsun ikilemi içinde dar

okumak için tıklayınız