Kategori: Felsefe

Zamanımız Bizim Olsun – Zafer Köse

Sevdiğimiz kişilere ve sevdiğimiz işlere zaman ayıramıyor muyuz? Öyleyse yanlış yaşıyoruz. Zaman! Sevginin, gerçeğin, anlamın en şaşmaz ölçütü değil mi, zaman? Zamanınızı vermediğiniz bir kişiyi veya bir işi sevdiğinizi sanabilirsiniz. İnsan kendini kandırmaya pek eğilimlidir. Ara sıra bazı tercihlerimizi uygulayabilsek de, zamanımızı serbestçe kullanamadığımız bir hayatın bütünü, ömrün harcanmasından başka bir şey olabilir mi?

okumak için tıklayınız

Deccal – Friedrich Wilhelm Nietzsche

Nietzsche, klasik filoloji eğitiminden hareketle Apollon-Dionysos karşıtlığında bulduğu yaşamın sonuna kadar savunulması gerektiği fikrinden hiç vazgeçmemiştir. Bu bağlamda Hıristiyanlığa savaş açmıştır. Tanrı’nın ölümüyle başlayan süreçte sıradanlıktan kurtulmamız ve üstün-insan olmaya giden yolda çalışmayı savunmuştur.

okumak için tıklayınız

İbni Haldun’dan Bir Önsöz – Zafer Köse

İbni Haldun, Mukaddime adlı eserinde, insanın toplumsallık zorunluluğuna dikkat çeker. Yaşama gereçlerinin tek başına sağlanamayacağını anlatır. Üretim, üretime yetecek kişilerin bir araya gelmesiyle mümkün olur. Korunma da öyle, eğlenme, eğitim, güvence de. İnsanlar için normal olan, birbirlerinin payına göz dikerek değil, ortak hareket ederek yaşamalarıdır. Bu durumda, üretimin nedeni “pazarlamak” ve “kâr” olamaz.

okumak için tıklayınız

Emmanuel Levinas ile Söyleşi (Yüz Fenomenolojisinden Kopuş Felsefesine 1983 -1994) – Michael de Saint Cheron

Michaël de Saint Cheron, ömrünün son demindeki Emmanuel Levinas’la söyleşiyor. Pus ve umut dolu, sevgi ve hayranlıkla süren bir söyleşi. Levinas’ın “başkalık aşkınlığı” yolunda dişiliğin yeri; Bergson’un, Paul Ricœur’ün felsefesinde zaman kavramı; “tarihin sonu” vizyonu…

okumak için tıklayınız

Yaşlanma fikrini bir türlü kabullenmeyen yazardan tembelliğe övgü

Marx’ın damadından tembelliğe övgü Sabahın kör vaktinde, kulağınızın dibinde hiç durmadan çalmaya yeminli bir alarm sıcak yatağınızdan kalkmanız gerektiğini salık verip duruyor. Zoraki kalkıyor, alelacele evinizden çıkıp sıkış tıkış bir toplu taşıma aracına atlıyorsunuz. İşyerine geç kalma korkusuyla olacak, ayaküstü bir şeyler atıştırıyorsunuz ve nihayet karanlık çökene kadar çalışacağınız binadasınız. Eğer çok şanslı bir insan

okumak için tıklayınız

“Dünyada hiçbir şey insan ruhu üzerinde hiçlik kadar ağır bir baskı uygulayamaz.” Stefan Zweig

(…) ve Hitler Viyana’ya girmezden bir gün önce, SS’ler tarafından tutuklandım. (…) Bir otelde kendine ait bir oda -aslında kulağa çok insanca geliyor, öyle değil mi? Ama inanın ki, bizim gibi ‘seçkinleri’ yirmişerli gruplar halinde buz gibi barakalara tıkacakları yerde epey iyi ısıtılmış, tek kişilik otel odalarına yerleştirmekle, bizler için yalnızca insani olmakla ilintisiz, fakat

okumak için tıklayınız

Her şey alışkanlığa dönüşüyorsa, önemli düşünce ve eylemler sonunda anlamsıza dönüşür. – Albert Camus

Anlamsızlık antolojisi(1). İlkin, anlamsızlık nedir? Burada, kökensel bağ yanıltıcıdır. Anlamsız, anlamı olmayan demek değildir. Öyle olsa, gerçekten de dünya anlamsızdır demek gerekirdi. Us dışı ve anlamsız eş anlamlı değildir. Anlamsız bir kişi, pekala usçu olabilir. Anlamsız, önemsiz olan da değildir. Anlamsız olan önemli eylemler, ciddi ve görkemli tasarılar vardır.

okumak için tıklayınız

Dünyayı aydınlatan ve onu katlanılır kılan… – Albert Camus

Dünyayı aydınlatan ve onu katlanılır kılan, dünya ile ilişki kurmamızı sağlayan — ve özellikle de bizi insanlarla bütünleştiren, o bildik duygudur, insanlarla ilişki içinde olmak her zaman yola devam etmemize yardımcı olur, çünkü ilişkiler hep gelişimleri, bir geleceği varsayar — ve ayrıca sanki tek görevimiz insanlarla ilişki kurarak yaşamaktır. Ama bunun bizim tek görevimiz olmadığının

okumak için tıklayınız

“Kendimi herkes gibi yaşamaya, herkese benzemeye zorladım. ” Albert Camus

Yıllar boyunca herkesin ahlakına göre yaşamayı istedim. Kendimi herkes gibi yaşamaya, herkese benzemeye zorladım. Kendimi ayrı düşmüş hissettiğim zaman bile, bütünleşmek için öyle davranmak gerektiğini söyledim. Ama bütün bunların sonunda felaket geldi. Şimdi kalıntılar arasında dolaşıyorum, kuralsızım, tereddütler içindeyim, yalnızım ve bunu kabullenerek, tek oluşuma ve kusurlarıma boyun eğdim. Tüm yaşamımı bir nevi yalan içinde

okumak için tıklayınız

“Yalnızca doğruyla ve doğru için yaşayabilseydik…” – Albert Camus

Doğruyla ve doğru için yaşanacak. Önce, ne olunduğu gerçeği. İnsanlarla anlaşma içinde olmaktan vazgeçmeli. Olanın gerçekliği. Gerçeği aldatmaya kalkmamalı. Özgünlüğünü ve güçsüzlüğünü kabul etmeli. Bu özgünlüğe göre bu güçsüzlüğe kadar yaşamalı. Merkezde, en sonunda saygı duyulan varlığın sonsuz güçleriyle yaratım.

okumak için tıklayınız

Devlet ruhlara yöneldiğinde şiddet uygular… Spinoza

Şayet ruhlara hükmetmek dillere hükmetmek kadar kolay olsaydı, bütün hükümdarlar güvenli bir şekilde hüküm sürerdi ve zalim güç diye bir şey olmazdı. Zira o zaman bütün insanlar hükümdarlarının fıtratına göre yaşar, neyin doğru neyin yanlış, neyin iyi neyin kötü, neyin adil olduğunu neyin olmadığını sadece onların buyruklarına göre değerlendirirdi. Fakat…

okumak için tıklayınız

“Mutluluk paylaşılabilir ama acı asla”

Şu fragmanlar, sanırım herkesin hak vereceği bir içeriği dile getirmektedir: “İnsan eylemde bulunurken öyle olmalıdır ki bireyselliğinin bütünü eyleminin her anında orada bulunsun.” “Şimdi sonsuzluğun formudur; şu an olmakta olan durum üstüne verilen yargılar sonsuzluk üstüne verilen yargılarla aynı formu taşırlar.”

okumak için tıklayınız

Franz Kafka’da sözcüğü sözcüğüne aktarım yoktur. Yalnız devinim verilmiştir. Albert Camus

“Kafka’nın tüm sanatı okuru yeniden okuma zorunda bırakmaya dayanır. Onun çözümleri — ya da çözüm eksiklikleri — açıklamalar çağrıştırır, ama açık olarak belirmez ve usa yatkın bir biçimde ortaya çıkmak için hikayenin yeni bir açıdan bakarak yeniden okunmasını buyurur. Bazen, iki ya da üç kez okumayı gerektiren, o zaman ortaya çıkan ikili ya da üçlü

okumak için tıklayınız

Frankfurt Okulu’nun tarihi

“Diyalektik İmgelem”, 1923-1950 yılları arasındaki gelişmeleri, kaygıları ve yazarların tüm insani duruş ve yönelimlerini içerdiği için Türkiye okuru için bir eksiği kapattığı kanısındayım. Dili ve anlatımı kendi kategorisinde bir kitap için oldukça anlaşılır. İsteyenler için ileri okuma açısından geniş bir kaynakçaya da sahip. Velhasıl, elimizdeki kitap; marksistler açısından önemli isimleri ve dönemi içerdiğinden de okunup

okumak için tıklayınız

Egoistlerin Unutulmuş Yazarı

Biricik ve Mülkiyeti, Jason McQuinn’in deyimiyle “ideoloji müritlerinin nefret etmeyi sevdiği anarşist” Stirner’in kitabı Selma Türkis Noyan’ın çevirisiyle sonunda Türkçe’ye kazandırıldı. Ülkemizde her ne kadar adı sanı pek bilinmese de – ki bundan Sol Yayınları’nın, aslında Stirner’e bir cevap olarak yazılan Alman İdeolojisi’nin, yalnızca Feuerbach ile ilgili kısmının çevrilip basılmasının da “katkısı” çoktur (neyseki tamamı

okumak için tıklayınız

Melih Pekdemir’in son kitabı – Zafer Köse

İnsanların refahına, yaşam biçimine, varoluşuna yönelik saldırılar kabul edilemez boyutta ve gittikçe artıyor. Ya onursuz kişilikler geliştirip kölelik ortamında yaşamayı kabul edeceğiz ya da direneceğiz. Kendimizden başka, bir araya gelmekten başka güvencemiz yok! Adres: Birleşik Haziran Meclisleri Evet, barbarların saldırıları arttıkça ve karşılığında halk direnişi geliştikçe, birileri buna “kardeş kavgası” diyecektir. Eskisi gibi. 70’li yıllarda

okumak için tıklayınız

Şölen Platon – (Eflatun)

İ.Ö 416 yılında, ilk tragedyasıyla birincilik kazandığı günün ertesi akşamı, Atinalı tragedya şairi Agathon bir ziyafet verir evinde. Başta Sokrates, Aristophanes ve Alkibiades olmak üzere dönemin ünlü siyasetçilerinin, bilim adamlarının, sanatçılarının ve felsefecilerinin bir araya geldiği bu toplantıda konuşulanlar Platon’un ahlak konulu metinlerinden birine, aşk konusunun sanatla, ahlakla, siyasetle, bilimle ve felsefeyle olan ilişkisinin incelikli

okumak için tıklayınız