Kategori: Felsefe

Hakan Savaş’ın dikkat çeken çalışması: “Sinema ve Varoluşçuluk”

Hakan Savaş?ın ?Sinema ve Varoluşçuluk? başlıklı çalışması, okuyucuya bir yandan felsefe ve sinema arasındaki yakın ilişkiyi yakından görmesinin yolunu açarken felsefi eleştirinin sinemanın gelişimine sağladığı katkıyı gösteriyor. Kitabı, Haluk Erdem değerlendirdi… Felsefe ve sinema ilişkisine varoluşçuluk açısından bakış Sinema ve Varoluşçuluk başlıklı kitap üç bölümden oluşuyor: ?Eleştirinin Görevi ve Felsefi Eleştiri?, ?Varoluşçuluk ve Düşüncenin Dramı?

okumak için tıklayınız

Dostum Foucault

Paul Veyne, Foucault adlı kitabında parlak düşüncenin arkasındaki parlak ve mücadeleci insana daha da yaklaşmamızı sağlıyor. Türkçe artık Foucault okurları için oldukça zengin bir dil haline geldi. Foucault?nun henüz İngilizce?ye çevirilmeden Türkçeye aktarılmış Collége de France dersleri, Seçme Yapıtlar başlığıyla ciltler dolusu makaleleri ve söyleşisinin yayımlanması Türkiye?de Foucault felsefesinin derinlemesine tartışılmasını olanaklı kıldı. Elbette, sosyalbilimler

okumak için tıklayınız

Foucault Düşüncesi Kişiliği – Paul Veyne

Michel Foucault ve Paul Veyne. Filozof ve tarihçi. Paul Veyne’nin Foucault’nun düşüncesi ve kişiliğini anlattığı bu kitap sadece bir tarihçinin gözüyle değil bir “dost” bakışıyla yazılmış bir kitap. Foucault’nun yakın dostu Veyne, filozofun devrim niteliğindeki düşüncelerini bu düşünceleri biçimleyen yaşamıyla birlikte ele alıyor. Filozofun kişiliğinde ete kemiğe bürünen bu düşünce Veyne’nin kaleminde yaşayan, hareket eden,

okumak için tıklayınız

Heinrich von Ofterdingen içerdiği semboller, temalar, şiirler ve dilsel yetkinliğiyle Romantizmin manifestosudur.

?Ruhun akustiği? ifadesiyle özetlediği yarım kalmış romanı Heinrich von Ofterdingen?de genç bir adamın duygusal ve düşünsel uyanışını anlatıyor Novalis. Romanının konusunu ortaçağ belgelerini okuyarak, yani tarih araştırmalarından aldığı, ortaçağın ozanlar yarışması geleneğinden ve ozan Heinrich von Ofterdingen?in hayat hikâyesinden esinlendiği söylenir. Ama sadece esinlenme… Novalis, ozanın gerçek kişiliğine ve yaşadığı döneme bağlı kalmıyor. Aslında herhangi

okumak için tıklayınız

Tanrı’nın Ölümü ve Kültür – Terry Eagleton

Terry Eagleton bu kitabında, özellikle 11 Eylül saldırısından bu yana gündemi işgal eden köktendinciliğin yükselişinden hareketle şu soruyu soruyor: Tanrı yeniden mi dirildi? Yoksa aslında hiç ölmemiş miydi? Kitap, Aydınlanma düşüncesinin “Tanrı katli”ni hedeflediği iddiasını sorgulayarak başlar. Sekülerleşme sonucu Tanrı’nın ağır bir darbe aldığını teslim etse de, tümüyle yok olmaktan ziyade farklı kılıklara büründüğünü savunur.

okumak için tıklayınız

Walden?da Bir Gezgin: Henry Davıd Thoreau – Öznur Özkaya

18. yüzyıl rasyonalizmine karşı bir tepki ve 19. Yüzyıla damgasını vuran yaygın hümanist eğilimin bir göstergesi olarak ortaya çıkan Transandantal akım; ?kendini gerçekleştirme?, ?kendini dışa vurma? ve ?kendine dayanma? gibi kelimeler üreterek, bireyin benliğinin tüm insanlıkla bir olduğunu vurgulayarak toplumsal eşitsizlikleri sağaltmanın ve insanlığa dair acıları gidermenin ahlaki ve vicdani bir görev olduğunu savunuyordu. Sıradan

okumak için tıklayınız

Sessiz yazıların üstadı Maurice Blanchot?dan: ?Bekleyiş Unutuş? – Emek Erez

?Okuduğumuzu anlamadığımız olurda, anlamadığımızı okuduğumuz olur mu?? diye bir soru sorulsa kuşkusuz başlangıçta biraz garip gelecektir. Bunu başaran bir yazardır, Maurice Blanchot, sessiz bir yazı üstadı olarak tanımlanır çoğunlukla. Sessiz bir yazı nasıl olur derseniz, bunu ancak deneyimleyerek, yani onu okuyarak anlamlandırabiliriz sanırım. Blanchot?nun yazı üsl?bu anlatmayan, açıklamayan ve

okumak için tıklayınız

Ferah Bir Gezinti – Zafer Köse

Okuma Günleri kitabında; bir kişi, bir durum veya bir olguyla ilgili başlayan bir cümlede bazen karşılaştırma, bazen sorgulama, bazen de başka bir yolla devam ederken, Proust?un sözü alıp bir ara yola saptığı, orada bir açıklama yaptıktan sonra tekrar ana yola döndüğü, bu şekilde, bir düşünceyi bağlantılı başka düşüncelerle ilişkilendirip ve neredeyse yarım sayfalık bir paragrafı

okumak için tıklayınız

“Aşkın Metafiziği: Aşka ve Kadınlara Dair” – Kıymet Ceviz

Dikkat Uzun Bir Yazıdır ! Karamsar Arthur, 1788-1860 yılları arasında yaşamış Alman filozoftur. Felsefe tarihinin, “iradesini öldüren” filozofu olarak da bilinir. Ona göre; “Aklın denetiminde olmayan bu irade, insanları parmağında oynatıyor ve geçici tatminlerle ve ulaşılamayan hayallerle, insanı hiçbir zaman dışına çıkamayacağı bir bıkkınlık ve acı döngüsüne sokuyordu.” Kurtuluşun tek bir yolu vardı; iradeyi öldürmek!

okumak için tıklayınız

Felsefenin Nasreddin?i

?i?ek?ten Nükteler, muzipçe sırıtmak ve düşünürün dünyasına derli toplu bir bakışla yaklaşmak için iyi bir fırsat. Ama lütfen bu kitabı okurken kafeinsiz kahvenizi ya da alkolsüz biranızı bir süreliğine kenara bırakın. Bugün internete girdiğinizde, güncel siyasi paylaşımların peşine düşerseniz mutlaka bir şekilde kahkahanıza engel olamayacağınız komik bir espriyle karşılaşırsınız. Öyle ya, Twitter?la

okumak için tıklayınız

Ruhun Tutkunları – Rene Descartes

Bu yaşamdaki tüm iyilikler ve kötülükler yalnızca tutkulara bağlıdır. Dahası ruhun ayrıca kendi hazları olabilir. Ama bedenle ortak olan hazlarına gelince, bunlar tamamıyla tutkulara bağlıdır; öyle ki bunların en fazla heyecanlandırdığı insanlar bu hayatın zevklerini en çok tadabilenlerdir. Tutkularını iyi kullanmayı bilmedikleri ve talihleri de ters gittiği zaman, en büyük acılarla

okumak için tıklayınız

Hayat Dediğin Nedir ki? – Friedrich Wilhelm Nietzsche

“Mutluluk, unutabilmektir.” “Bu, hayat mıydı? Öyleyse, bir kez daha istiyorum.” “Ah güzel yıldız. Biz olmasak, parıl parıl parıldayışın ne işe yarar?” “Ne kadar az şeye sahip olursanız, size o kadar az sahip olurlar. Yaşasın ılımlı fakirlik!” “İtaatsizlik, kölelerin soyluluğudur.”

okumak için tıklayınız

“Pek yaşadın denemez, oysa her şey çoktan söylendi, çoktan bitti (…) yolun çizilmiş bile. Roller hazır, etiketlerde…” Georges Perec

??Ne kimseyi görme, ne de konuşma, düşünme, dışarı çıkma, yerinden kımıldama isteği duyuyorsun. Yine böyle bir günde, biraz daha önce, biraz daha sonra, bir şeylerin yolunda gitmediğini, açık konuşacak olursak, yaşamayı bilmediğini, hiç bilmeyeceğini, şaşırmadan keşfediyorsun. İlerlemekten vazgeçtin, ama zaten ilerlemiyordun ki, yeniden yola çıkmıyorsun, vardın sen, daha uzağa gidip de ne yapacağını

okumak için tıklayınız

Yaralı kitapların yazarı, ezeli bir mağlup: E. M. Cioran – Emek Erez

Bazı yazarlar vardır, okurken okuru kendi iç dünyasına çeker. Hırpalar, duvardan duvara vurur, nefessiz bırakır; onu okuyan bir daha eskisi gibi olmaz ve bir yüzleşme deneyimi sağlar. Anlattığımız ölçülerde bir yazardır E. M. Cioran, kendi dünyasına sizi öyle bir çeker ki ne okumaktan vazgeçebilirsiniz ne de elinize aldığınız bir kitabını yarıda bırakabilirsiniz. Ve onu okuduktan

okumak için tıklayınız

Çocukları Felsefeyle Tanıştırmak Ne İşe Yarar?

Felsefenin bin bir türlü tanımı verilebilir: Siyasi, ideolojik, psikolojik, dinsel, hatta felsefi/metafizik? Ama ben çok basit bir pedagojik tanım önermek istiyorum: Felsefe bir beceridir ? düşünme becerisi. Beceri kelimesini tam da pedagojideki anlamıyla kullanıyorum: Yabancı dil öğretiminde ?duyduğunu anlama? veya ?kendini ifade edebilme? becerileri gibi bir beceri. İsterseniz bu tanıma bir de sıfat ekleyebilir ve

okumak için tıklayınız

Kalabalık, Yalnızlık ve Flâneur

Tarım toplumundan üretim toplumuna, ardından tüketim toplumuna doğru geçişle birlikte kentler yeni anlamlar yüklenmeye başladı. Yeni anlamlarla birlikte yeni gerçeklikler, yeni yaşam biçimleri ve yeni kavramlar eş zamanlı olarak ortaya çıkmış oldu.. Nüfusun kent merkezlerine doğru yönelmesiyle birlikte, alışveriş yapmak, eğlenmek, dinlenmek, gezinmek isteyen insanlar kendilerini caddelerde, ardında pasajlarda ve onun devamı niteliğinde olan alışveriş

okumak için tıklayınız

?Anılar, Düşler ve Önemsiz Şeyler? – Öznur Özkaya

Bir insan niçin yazar, yazmak ister? Kafka?nın ?Bir şey söylediğim zaman, söylenen o şey anında ve kati olarak ehemmiyetini yitiriyor. Bir şey yazdığım zaman da öyle; ama yazılan şey, bazen yeni bir ehemmiyet kazanıyor.? sözüne mi kulak kabartmalı, Umberto Eco gibi ?Çünkü çocuklarım büyümüştü ve artık kime hikâye anlatacağımı bilemiyordum.? diye mi yanmalı? Yoksa Sartre?nın

okumak için tıklayınız

Devrim Bir Giyotindir – Paul Lafargue

“Son otuz beş yılda Hugo’nun şimşekler çaktıran cümle kuruş biçimi, sözcükleri dehşete düşüren büyük korkakların; Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik, İnsanlık, Dünya Yurttaşlığı, Avrupa Birleşik Devletleri, Devrim sözcükleriyle ve liberalizmin diğer salıncaklarıyla oynayan bir cambaz olduğu için Prudhomme’ların tüylerini diken diken ediyor. Hugo, bir devrimci, hapsedilmezse kurşuna dizilecek olan bir sosyalist. “Victor Hugo’nun kişiliği ve sanatı edebiyatçılar,

okumak için tıklayınız

Komünist Ufuk üzerinden Jodi Dean’in halka bakışı – M.Deniz Schulze

Yazının başlığı bir kitap tanıtım yazısı için dar görünebilir. Ancak Dean?in ele aldığı şekilde halk kavramının, ?Bizim Sovyetler?, ?Mevcut Güç?, ?Halkın Egemenliği?, ?Ortak Varoluş ve Ortak Kaynak?, ?Arzu?,? İşgal Hareketi ve Parti? gibi altı geniş alt başlıktan oluşan Komünist Ufuk?un içeriğine yön verdiğini okur fark edecektir. Jodi Dean?e göre halk kavramı

okumak için tıklayınız

Kenarın Kitabı: Damgalı mek?n çocuklarından, pencere kenarı kadınlarına – Emek Erez

Son dönemlerde derinlemesine mülakat ve katılımcı gözlem tekniğine dayalı, içeriden bakış sunan yayınlarla oldukça sık karşılaşıyoruz. Sosyal bilimler açısından oldukça sevindirici olan bu metinlerden bir tanesi de Funda Şenol Cantek tarafından derlenen ve İletişim Yayınlarının Memleket Kitapları dizisinden çıkan; Kenarın Kitabı, ?Ara?da Kalmak, Çeperde Yaşamak. ?Kenar nedir?? diye düşündüğümüzde merkeze göre tanımlanan, merkezin etrafında konumlanmış

okumak için tıklayınız