Kategori: İnceleme

Victor Hugo’nun Sefiller Romanının Türkçeye Çeviri Macerası

1862 yılında Ruzname-i Ceride-i Havadis’te bir tefrikaya başlanır. Adı ‘Mağdurin Hikayesi’dir. Sefiller, ilk kez bu isimle, özetlenerek ve başında Hugo hakkında çok kısa bilgi verilerek okuyuculara sunulmuştur. Tam olarak kimin çevirdiği bilinmemekle birlikte, büyük bir olasılıkla Münif Paşa’nın çevirip özetlediği düşünülmektedir. Kısa bir süre sonra Şemsettin Sami Bey kitabın tam çevirisini yapmaya koyulur. Aslına uygun

okumak için tıklayınız

Cemal Süreya, ilk şiir kitabına Üvercinka adını neden verdi?

İlk şiir kitabı Üvercinka, Şubat 1958’de Hüsamettin Bozok’un yönettiği Yeditepe yayınları arasında çıktı. Kapak tasarımını Sait Maden yapmıştı. Fiyatı 100 kuruş, Cemal Süreya’nın aldığı telif ücreti, 150 lira. Üvercinka büyük bir ilgiyle karşılandı, altı ay sonra ikinci baskısı yapıldı.Yılın Yeditepe Şiir Armağanı’nı Arif Damar’ın İstanbul Bulutu’yla paylaştı. Ne demekti Üvercinka? Kitabına neden böyle bir ad

okumak için tıklayınız

Cemal Süreya’nın Üvercinka adlı şiir kitabı üzerine yazarların yorumları

Üvercinka, o yıllarda da, sonrasında da üzerinde en çok konuşulan kitaplardan biri oldu; İkinci Yeni tartışmalarının odağında yer aldı: Melih Cevdet Anday: “Şiiri bütün fazlalıklardan kurtarmak istiyor, usun özgürlüğünden ne güzellikler doğabileceğini gösteriyor.” Ahmet Oktay: “Asıl yeniliği eşyayı soyutlaştırışından ve dilinden geliyor.”

okumak için tıklayınız

Raskolnikov: Neden yasa koyucular kan dökünce suçlu olmuyor da ben suçlu oluyorum?

“Kopuş stratejisi” Fransız ceza avukatı Jacques Verges’in yargılayanların adaletini sorguladığı savunma stratejisine verdiği addı. Savunma bir başka meşruiyet adına adalet makamını suçluyor, yalnızca adalet makamını değil, onun temsil ettiği bütün bir toplumsal dü­zeni karşısına alıyordu. Sanığın suçunu inkar ettiği ya da bu suçu hangi olağanüstü koşullarda işlediğini öne çıkarıp mahkemeyle diyaloğa girdiği “uyum davaları”nın tersine, adalet

okumak için tıklayınız

Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’nın kahramanı Raskolnikov, fransız “entelektüel katil” Lacenaire mi?

Sanat ilhamını bazen doğrudan hayattan alır. Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’nın kahramanı Rodion Romanoviç Raskolnikov’u, on dokuzuncu yüzyılın ilk yansında Fransa’da yaşamış “entelektüel katil” Pierre François Lacenaire’den yola çıkarak yarattığı düşünülür. Bir tüccarın oğludur Lacenaire; hukuk okumak için Paris’e gelmiş, babasının işleri bozulunca okulu bırakmak zorunda kalmıştır. Şair, yazar ve hırsızdır. Bir dergide yayımlanan “Hapishaneler ve Fransız Ceza Sistemi” adlı yazısında, hapishanedeki gözlemlerinden hareketle Fransız

okumak için tıklayınız

Saramago Okurları Yaşıyor – Zafer Köse

Olay örgüsü gelişirken Saramago ölüyor; bir roman kahramanı değil, bu kez yazar ölüyor. Kurgunun bir parçasına dönüşüyor bu ölüm. Toplantıda, yolculukta, komşulukta… Türlü ortamlardaki türlü işlerde sahtekarlara rastlayabilirsiniz. Bencillere, zamanınızı harcayanlara, zorbalara. Kötülere. Kötülükten kaçmak imkansızdır bazen. Ama kötü insan olmamak her zaman mümkün! İyiliğin, umudun, bütün olumsuz koşullara rağmen sevginin mümkün olduğunu biliyoruz biz.

okumak için tıklayınız

Kafka’nın Kierkegaard yorumu

Aşağıda, Kafka’nın yapıtlarından alınmış, Kierkegaard ‘ın kimi düşünleriyle ilgili sözleri bulacaksınız. Bu inceleme, ilk kez 1942 ‘de, L’ Arbalete dergisinde yayımlanmıştır. I — Çelişkinin paylaşılmazlığı gerçek olabilir, ama böyle çıkmıyor ortaya, İbrahim bile anlamıyor onun bu özelliğini. Belki, anlama gereksinmesi duymuyor; ya da anlaması gerekmiyor; dahası, kendisi söz konusu olduğu sürece, bu gerçeği göstermek zorunda değil;

okumak için tıklayınız

Kırmızı Saçlı Kadın’ın eleştirel okuması

Kırmızı Saçlı Kadın’ın birinci bölümünü bitirdikten sonra Orhan Pamuk’un en iyi kitaplarından biri olduğunu düşündüm. İlk bölümde Pamuk’un çok sevdiğim sohbet eder gibi anlatımıyla; aşk, baba oğul çatışması ve 80 sonrasının büyüyen İstanbul’unu oldukça etkileyici biçimde okudum. Damağımda yoğun bir Masumiyet Müzesi tadıyla devam ettim. İkinci bölüm de güzel başladı ama maalesef kitabı bitirdiğimde beklentilerimin

okumak için tıklayınız

Gülten Akın: Ahmed Arif’in şiiri, onurun ve alçakgönüllülüğün, derinliğin ve yalınlığın şiiridir.

HASRETİNDEN PRANGALAR ESKİTTİM: Ahmed Arif’in şiirine, umudun, inceliğin, korkusuzluğun şiiri demişler. Ekleyeceğim: Onun şiiri, onurun ve alçakgönüllülüğün, derinliğin ve yalınlığın bile şiiridir. Bu özellikler sonradan edinilme değil, doğulunun geleneksel özellikleridir. Akıl ve yürek bir olmuştur. Hayat, en acı, en umutlu deneylerini sermiştir. O yirmi şiir yazılmıştır.

okumak için tıklayınız

Karakter Aşınması (Yeni Kapitalizmde İşin Kişilik Üzerindeki Etkileri) – Richard Sennett

Yeni ekonomik düzenin büyülü sözcüğü “değişim”in doğası nedir, insanlara nasıl yansıyor? Her zaman kısa vadeye endeksli bir ekonomide kişi nasıl kalıcı değer ve hedeflere sahip olabilir? Her an parçalanan veya sürekli yeniden yapılanan kurumlarda, kişi kendi kimliğini ve yaşam öyküsünü nasıl oluşturabilir? Küreselleşme olgusunu makro düzeyde inceleyen birçok kitap yayımlandığı halde, bu sürecin mikro düzeyi,

okumak için tıklayınız

Albert Camus: “Kes sesini akciğer! Yavaş yavaş çürüyüşünü duymayayım artık.”

Montaigne’in “Felsefeyle Uğraşmak Ölmeyi Öğrenmek Demektir” başlıklı denemesini okuduğunda Camus, Montaigne’in ölüm korkusu hakkında ortaya serdiği “şaşırtıcı şeyler” (“etonnantes choses”) karşısında yaşadığı hayreti dile getirir. Bu noktada aslında şaşırtıcı olan, Camus’nün bu hususu öznel bir şekilde yanlış yorumlamasıdır. Zira söz konusu denemenin (1. kitap, no. 20) tamamında, ölümü itidalle ve Stoacı bir cesaretle karşılamanın öneminden

okumak için tıklayınız

ölümün faşizm açısından önemi: “Yaşasın ölüm”

Faşizmi anlamak için ölüm meselesi üzerinden düşünmek gerekir. Ölümün faşizm açısından önemli bir rol oynadığı birçok metinde açıktır. Hitler, Kavgam’da, temel amaçlarından birisinin “Alman halkı için ölümün acı yolunu yürümüş olanlara saygı göstermek” olduğunu söyler. Genel oy hakkı dışında hiçbir şey getirmeyen dört yıllık savaşın sonrasındaki mutabakat yaparken Hitler, “ölü kahramanların mezarlarından onların savaş gayelerini

okumak için tıklayınız

Kafka’nın kendi bedeninden memnuniyetsizliğinin eserlerine yansımaları

Gerek bütün yapıtlarında gerekse belli bir ölçüde günlüklerinde ve mektuplarında Kafka, insan bedeninin sefaletini ortaya serer. Kendi bedeni sürekli sorun yaratıyordur. Günlüğündeki 1910 tarihli ilk notlardan biri oldukça kasvetli bir tondadır (yirmi sekizine henüz basmıştır): “Kendi bedenim ve bu bedenin geleceği konusunda müthiş bir karamsarlıkla yazıyorum bu satırları.” Birkaç sayfa ileride yine aynı ton karşımıza

okumak için tıklayınız

Şehirler Düşerken : Işid Saldırıları Yıkım ve Göç – Simla Yerlikaya

2011 yılından bu yana Erbil’de yaşayan gazeteci Simla Yerlikaya, Şehirler Düşerken: IŞİD Saldırıları, Yıkım ve Göç’te IŞİD’in nasıl güçlendiğini, işgal ettiği topraklarda yaşanan dev göç dalgasını, bölgenin kaderini değiştirecek dinamikleri yerinden gözlemler ve röportajlarla anlatıyor ve direnen bütün halkların sesi oluyor. Birçok kişi IŞİD’in adını 10 Haziran 2014’te Musul’un düşmesiyle duydu. Oysa o güne gelene

okumak için tıklayınız

Yürüyen Kelimeler, Eduardo Galeano “Kelimeler olmakta olanı anlatırlar ve olacak olanı haber verirler.”

“Hikaye anlatıcıları, hikaye şarkıcıları yalnızca kar yağarken anlatabilirler hikayelerini. Gelenek böyle emrediyor. Amerika’nın kuzeyindeki yerliler hikayelerin bu yönüne çok dikkat ediyorlar. Diyorlar ki; hikayeler anlatılırken, bitkiler büyümeyi bırakır ve kuşlar yavrularını beslemeyi unuturlar.” “Guarani Kızılderililerinin dilinde “kelime”nin bir diğer anlamı “ruh”tur. Bu da ağızdan çıkan her kelimenin bir ruhu olması gerektiğini gösterir. Ruhu yoksa söylenen

okumak için tıklayınız

Postmodern Çağda Ortodoks Hristiyanlar ve İslamiyet – Andrew Sharp

Elinizdeki kitap Ortodoks Hristiyanlarla Müslümanlar arasındaki ilişkileri, iki din arasındaki farklılıkları, onları birbiriyle anmamızı sağlayan benzerlikleri tarihsel zemine oturtarak tartışıyor. Her iki dinin mensuplarının olası bir işbirliğine yahut işbirliği çağrılarına bakışını, bu işbirliği çağrısının altındaki muhtemel sebepleri gerçekçi bir gözle önümüze koyuyor.

okumak için tıklayınız

Goethe: Victor Hugo’nun Notre Dame’ın Kamburu, bence şimdiye dek yazılmış en iğrenç kitap!

Pazar, 27 Haziran 1831 Victor Hugo’dan bahsettik “Güzel bir deha,” dedi Goethe, “ama çağının tümüyle mutsuz, romantik yönüne saplanmış, böylelikle o güzel olanın yanı sıra en katlanılmaz şeyleri ve en çirkin şeyleri anlatmaya özendiriliyor. Şu günlerde onun Notre-Dame de Paris’sini okudum, bu kitabın bende yarattığı sıkıntılara katlanmak için az sabır göstermedim. Bence şimdiye dek yazılmış

okumak için tıklayınız

Dünya edebiyatının en büyük aşk romanlarından biri: “Genç Werther’in Acıları”

“Genç Werther’in Acıları” Üzerine Birkaç Düşünce Goethe, “Genç Werther’in Acıları” romanını 1774 yılının Şubat-Mayıs ayları arasında yazdı. Aynı yılın güzünde ilk kez yayımladı. Okurlar üzerinde beklenmedik yoğunlukta etki yaratan roman, kısa sürede birçok Avrupa diline çevrildi, aynı etkiyi diğer dillerin okurları üzerinde de bıraktı. 18. yüzyıl Almanyası’nda bireysel özgürlüğün gündeme geldiği yetmişli yıllarda bireyin duygusu,

okumak için tıklayınız