Kategori: Makaleler

Aziz Nesin ‘in Agatha Christie ‘nin Dersimiz Cinayet üzerine düşünceleri

Graham Green’inkini saymazsam, bugüne dek hemen hiç polisiye roman okumamıştım. Graham Green’in yazdıklarına da polisiye roman denilir mi? 6-7 Eylül olayı dolayısıyla bulunduğum Harbiye Cezaevinde okumuştum Graham Green’i, Adeta unutmuşum okuduğum o romanını. Dört dörtlük bir yazın yapıtıydı. Gerilimliydi daha başında… Polisten kaçan bir adam vardı. Yazar bu kaçışı ne güzel, ne denli gerilimli ve

okumak için tıklayınız

Bukowski ve Ağaç Dalı Kompleksi / Factotum

Bir karakter analizi: “Bütün çağların trajedisi bu, Ku-ya-ra:’Kumda yatma rahatlığı’. A-da-ko: ‘ağaç dalı kompleksi’. Şimdi kumda yattığım için Kuyara diyorum, daha da genişletilebilir. Kuyara, alışılmış tatların sürüp gitmesindeki rahatlıktır. Düşünmeden uyuyuvermek. Biteviye geçen günlerin kolaylığı….Ya Adako? Ağaç dalındaki gövdeden ayrılma eğilimini fark ettin mi bilmem? Hep öteye öteye uzar. Gövdenin toprağa kök salmış rahatlığından bir

okumak için tıklayınız

Dostoyevski Aramızda Olsaydı! – Dağhan Dönmez

Evet, on dokuzuncu yüzyıl insanının her şeyden önce karaktersiz olması gerekir, böyle olmak zorundadır. Karakterli olan insan ise herşeyden önce dar kafalıdır. Dostoyevski-Yeraltından Notlar Günlerden bir gün İlber Hoca’nın dersine üç öğrenci girer; girer girmesine de geç girer. İlber Hoca sorar: “Neredeydiniz?” Konuşma nasıl olduysa, öğrencilerin kredi notunu bilmemesine kadar gelir. Hoca İlber durur mu?

okumak için tıklayınız

Aziz Nesin’in Tezer Özlü’nün Çocukluğun Soğuk Geceleri üzerine düşünceleri

“Müthiş bişey! İçten, gerçek, özyaşam ve anı. Ne var ki roman değil. Çünkü olaylara, dünyaya, çevresine, herşeye salt kendi eleştirel bakışıyla bakıyor. Ya anne, ya baba, ya ağabey?.. Aynı olaylar, aynı konular üstünde onlar neler düşünüyorlar? Onların bakışıyla verilseydi küçük kızın yaşadığı dünya, o zaman Özyaşam anlayışından çıkıp roman —daha doğrusu nouvelle- olabilirdi. Anne ve

okumak için tıklayınız

Neden yüzleri tanır da isimleri hatırlamayız?

Yüzleri ve isimleri hatırlamak için beynimizin aynı şekilde çalıştığını düşünürüz; fakat uzmanlar bu iki sürecin birbirinden tümüyle farklı işlediğini belirtiyor. “Yüzleri çok iyi hatırlarım ama isimler konusunda çok kötüyüm” cümlesini sık sık duyarız. Fakat yaygın kullanılan bu ifade ne kadar doğru? Hafıza psikolojisine ufak bir yolculuk yapıp yüzler ve isimlerle ilgili hafızanın nasıl çalıştığına bir

okumak için tıklayınız

Sarkaç ve postmodern Leyla

Yaşam bireyi bir sarkaç gibi tutku ile ıstırap arasında sallar durur. Ancak bu sallanışta onursuzlukla suçlanan hep kadındır, erkeğin hatası, tutkularına bağlı gelişen tutarsızlığı çok da önemsenmez. Nasıl bir ülkede yaşadığımızı gözümüze gözümüze sokan Benjamin AE, günümüz Türkiye’sine yakışır biçimde, postmodern Leyla’nın kanını, kendi onursuzluğunu görmeyip tutkularını sahiplenemeyen kocasının ellerinde bırakır.

okumak için tıklayınız

Dünyada yaşamın olmadığı bir yer var mı?

Dünyada herhangi bir canlının yaşamasının imkânsız olacağını düşündüğümüz bölgelerde bile bazı ilginç canlılar yaşayabiliyor. Yaşamın olmadığı bir ortam var mı? Şili’nin kuzeyindeki Atakama Çölü’nde hiçbir canlı yaşam mümkün değil gibi görünüyor. Dünyanın en kuru yerlerinden biri olan bu çölün bazı bölgelerinde 50 yıl boyunca bir tek damla yağmur düşmediği oluyor.

okumak için tıklayınız

Eric Hobsbawm, Parçalanmış Zamanlar’da yakın geçmişimizdeki kültürel değişimlerin dinamiklerini çözümlüyor.

Sanırım kültür tartışmasını da yeterince yapamıyoruz. Geçen yüzyılımıza dalıp şimdiki toplumun nasıl bir kültür içinden çıktığına ilişkin toplumbilimsel araştırmalar var, onlara dönüp bakabiliriz ama gene de sözgelimi günlük yaşam kültürüne ilişkin nitelikli çözümlemeler pek az. Kültür tarihi asıl olarak saray tarihçiliği çevresinde dönerken sıradan insanların hayatına sokulmakta pek istekli olmadı. Cumhuriyet döneminin gönüllü ya da

okumak için tıklayınız

Peynirin gizemli dünyası

Binlerce yıldır sofralarımızı süsleyen peynirin aslında bakteri ve mantarların inşa ettiği bir mikroorganizmalar kalesi olduğunu biliyor muydunuz? Peynirin ilk ortaya çıkış amacı, kısa sürede bozulan sütün ömrünü ve kullanım süresini uzatmaktı. Bugün ise sayısız çeşidiyle tat ve besin dünyamızda önemli bir yere sahip. Altın tozu serpiştirilmiş Stilton peyniri, Sardinya adasına özgü kurtlu peynire kadar değişik

okumak için tıklayınız

İndim maden ocağına… – Selma Sayar

Ne denli zordur bir facianın üzerine bir şeyler yazmak. Soma’nın enkazı yüreklerimizde bütün acılığıyla dururken, dün Ermenek’te yaşanan dram ve umutsuzca bekleyiş. Doğrusu isyanımı kendime fısıldamak mı? Ağaçlara, göğün maviliğine belki de…Çünkü yanı başımdan görmeden, duymadan geçiyor kalabalıklar. Caddeler, sokaklar tıka basa onlarla dolu; ama hiç umurlarında değilmiş gibi kayıtsızlar. Yoksulluğumuz bundan biraz.

okumak için tıklayınız

Sabahattin Ali’nin siyasi yazıları – Korkut Boratav

Markopaşa Yazıları ve Ötekiler derlemesindeki siyasi yazılar, Sabahattin Ali’nin Türkiye’nin tutucu akımlarına karşı 1944-1948 yıllarındaki polemiklerinden oluşuyor. Sabahattin Ali’nin siyasi yazıları, Markopaşa Yazıları ve Ötekiler derlemesinde yer alıyor (Yapı Kredi Yayınları, 7. Baskı, 2012, Hazırlayan: Hikmet Altınkaynak). Derlemenin sonuna bu yakınlarda yitirdiğimiz Alpay Kabacalı’nın “Markopaşa Yazıları’nın Arka Planındaki Siyasal Ortam” başlıklı önemli bir incelemesi de

okumak için tıklayınız

Leo Tolstoy ‘un İtiraflarım adlı kitabına dair Aziz Nesin’in yorumu

90 sayfalık, 17 bölümlük küçük bir kitap. Kendim göremediğim için Emine ve Dilek kızlarıma okuttum. Çevirinin dili özleşme yönünden özenli değil. Gereksiz Osmanlıca çok. Önsözde Kemal Aytaç üç önemli itiraftan söz ediyor. M.S. 400 yılında Augustinus’un (354-430) Confessionesı, Latince. İkincisi J. J. Rousseaunun (1712-1778) Les Confessionsu. {İtiraflar). Üçüncüsü Leo Tolstoy’un bu kitabı: İtiraflarım. Bana öyle

okumak için tıklayınız

Orhan Kemal’in bazı fotoğrafları ve anıları ilk defa okurla buluşuyor.

Siyah beyaz Orhan Kemal’e yakışıyor Orhan Kemal’in bazı fotoğraflarını ilk defa bu kitapta görüyoruz. Sadece bazı fotoğrafları değil, Işık Öğütçü bazı anıları da ilk defa okur ile buluşturuyor. Orhan Kemal’in oğlu Araştırmacı-yazar Işık Öğütçü’nün Orhan Kemal: Sessizlerin Sesi elime geçince, Orhan Kemal ile ilgili aslında bildiğim bir gerçeği ilk defa “fark edercesine” düşündüm. Türk edebiyatının

okumak için tıklayınız

Genetik kodlamayla tarım ürünleri artırılabilir mi?

Dünyada hızla artan nüfusu besleyebilmek için önümüzdeki 40 yıl içinde, insanlığın 8000 yıl önce tarıma başladığı tarihten bu yana üretilenden çok daha fazla mahsul üretmemiz gerekiyor. İnsan nüfusu görülmemiş düzeyde artıyor. 2050’de dünya nüfusunun dokuz milyarı bulması bekleniyor. Yani önümüzdeki 40 yıl içinde son 8000 yılda ürettiğimiz tarımsal ürünlerden daha fazlasını üretmemiz gerekecek. Bugün dünyanın

okumak için tıklayınız

Kadınlığın görünmez acıları – Elif Kutlu

Gaye Boralıoğlu Mübarek Kadınlar’da, kendilerine biçilen rollerden rahatsızlık duyup bu rollerin ötesine geçmek için didinen, varoluşunun ancak yanındaki erkek aracılığıyla kurulmasına baş kaldıran kadınların hikayelerini, gizleneni görünmezlik kılıfından sıyırarak anlatıyor. Her gün yanından geçseniz bile ancak dokunduğunuzda sırrını veren şeyler vardır. Arabesk bir parçanın kanırtan acısı gibi değildir verilen bu sır; daha içten ve derinden

okumak için tıklayınız

Sütlaç Ailesi: Çılgın ve biraz da şaşkın!

“Sütlaçlar Firarda” kitabının dört ayrı hikayeden oluşması çocuklar tarafından okunmasını daha da kolaylaştırmakta. Sade bir anlatımı ve basit çizimleri olan bu kitabı veli olarak gönül rahatlığıyla çocuklarınıza okutabilirsiniz ve hatta başlamışken serinin daha önceden çıkmış olan diğer üç kitabını da alabilirsiniz. Fantastik kitapları severim, gerçekten çok severim. Gerçekte var olmayan yaratıklar, insanların gerçeküstü yetenekleri, hayal

okumak için tıklayınız

Zamanın durduğunu gören adam

Zamanın durduğu hissini yaşayan insan sayısı hiç de az değil. Beynimizin oynadığı bu oyun, aslında hepimizin tanık olduğu bir olgunun sonucu mu? Simon Baker adlı 39 yaşındaki adam baş ağrısını gidermek için ılık duş almak istemiş. “Musluğu açıp duşa baktığımda su damlalarının havada asılı kaldığını gördüm,” diyor Baker. “Sanki bir film karesi ağır çekimle dondurulmuş

okumak için tıklayınız

Bizim çağımızda romancıların başları beladadır. Çünkü … – Yaşar Kemal

Bizim çağımızda romancıların başları beladadır. Çünkü insanları en çok yalana, zulme, bütün kötülüklere karşı roman uyarır. Bugün tüketim toplumu diye bir doyumsuzlar toplumu yaratılıyor. Tüketimciler topluma bütün değerlerini aşındıran bir yapay kültür benimsetmeye çalışıyorlar, insanları birer obur canavar haline getirmek istiyorlar. Roman bu toplumu isteyenler için bir tehdittir. Onun için de romanı, bestseller denilen bir

okumak için tıklayınız

Varlıkla yokluk arasında – Sadık Güvenç

Sadık Hidayet’in 1937’de yayımladığı romanı Kör Baykuş, Behçet Necatigil tarafından çağdaş İran edebiyatından Türkçeye çevrilen ilk romandır (1977 Varlık Y.) Roman kahramanı bir düş aleminde yaşayan “kalemdan” boyayarak hayatını kazanan bir ressamdır. Düş ve gerçek iç içedir. Roman kahramanı, yaşlı, kambur birinin yanında gördüğü kadının gözlerine vurulur. Onu hayal ederken kadının hasta, ölümcül halde odasına

okumak için tıklayınız

Çok su içmek cildi güzelleştirir mi? Bilimsel veriler var mı?

Bol su içmenin cildi güzelleştirdiği söylenir. Bu iddiayı destekleyen bilimsel veriler var mı? Pürüzsüz, ışıldayan bir cilde sahip olmak isteyenlerin çoğu, bol bol su içilmesi tavsiyesini duymuştur. Suyun vücudu toksinlerden arındırarak, cildi güzelleştirdiği söylenir. Bu tavsiyede bulunanların içilmesini önerdikleri su miktarı farklılık gösteriyor. Amerika Birleşik Devletleri’nde günde sekiz bardak su içilmesi tavsiye ediliyor. Daha sıcak

okumak için tıklayınız