Kategori: Makaleler

Amerikan tarzı AVM’lerin sonu mu geliyor?

1950’lerde yaşantımıza giren alışveriş merkezleri, ticari tapınaklar olarak Amerikan tüketim kültürünün sembolü haline geldi; fakat bugün ABD’de birçoğu terk edilmiş durumda. O halde AVM’lerin sonu geliyor diyebilir miyiz? Alışveriş merkezlerinin (AVM) ilk ortaya çıkışı kötü niyetli değildi. Oysa 1977’de George A Romero, çığır açan zombi filmi Ölülerin Şafağı’nda set olarak terk edilmiş bir AVM kullanmıştı.

okumak için tıklayınız

Aydın Karakalem’i medya mı öldürdü?

Türkiye’de Anarşizm: Yüz Yıllık Gecikme’ kitabından tanıdığımız gazeteci Barış Soydan’ın ilk polisiye romanı ‘Boruotu Cinayeti’nin kahramanı, büyük bir gazetede editör olarak çalışan Ufuk Lodos, 2011’de ‘Anti-Otoriter Hareketlerin Eleştirel Tarihi’ diye bir kitap yazmış, kitabını da Türkiye’nin ilk anarşistlerinden ‘Deli’ Aydın Karakalem’e adamıştır. Roman, bu kitap yayınlandıktan sonra kitabını adadığı kişi hakkında aldığı okur e-mailleri nedeniyle

okumak için tıklayınız

Bir Beethoven’in biyografisi…

Klasik müzik dediğimizde Bach ve Mozart’la birlikte ilk akla gelen üç isimden biridir Beethoven. Aydın Büke “Müziğin Dönüm Noktası” alt başlığını taşıyan biyografi çalışması “Beethoven”de bu büyük bestecinin yaşamını kaleme alırken aynı zamanda başarıya ulaşmanın ne kadar zor ve emek isteyen bir iş olduğunun öyküsü de anlatmış oluyor.

okumak için tıklayınız

Saramago’nun Mağara’sı – Osman Güven

Kapitalizmin yarattığı sıkışmayı, işsiz kalmaya mahkum bir çömlekçi üzerinden anlatan Mağara, sistemin çıkışsızlığına dair önemli bir anlatı. Nobel edebiyat ödülünün güçlü adayları arasında gösterilen bir yazar “opus mangum”u sayılabilecek kitabını yazarken ne kadar acı çektiğini anlatan röportajlar vermişti bir iki yıl önce. Kitaptan ne kadar nefret ettiğinden, nasıl zor bir süreç yaşadığından filan bahsediyordu bu

okumak için tıklayınız

Özgür Demir’den düş üstü ezgiler – Ömer Turan

Sanatın her dalı bir düşünce ve duygu bildirisi barındırır içinde. Estetik sunum ve nitelik kaygısı olmaksızın ortaya konan eserin baştan başa zevksizlik içerdiği de malum. Popüler kültür, kuşkusuz ki en çok müzik üretimi alanında hissettiriyor kendini. Yüksek reklam bütçeli ‘sayıklamalar’ içi boş slogan sözlerle kitlelere dayatılarak sözde büyüleyici bir parlaklık algısı yaratılmakta. Etkisi içeriğinden güçlü

okumak için tıklayınız

Türkiye adım adım iflasa gidiyor

Doğalgaza ekimde yapılan yüzde 9’luk zammın sonuçlarını hissetmeye başladık. İki seçim nedeniyle ertelenmişti. Yüzde 9, enflasyonu çift haneye çıkarmaya yetti. Fakat bu bile yetmiyormuş. Daha zam lazımmış. Hafta sonu “mükerrer” Resmi Gazete’de yayımlanan 2015 yılı Ekonomik Programı ekinde öyle diyor. “Ek” deyip geçmeyin; 300 sayfalık belge, enerji ve tarım KİT’lerinin ilan edilmemiş iflasını kurum kurum

okumak için tıklayınız

Bataklığın ortasında bir yaşam

Amerikan rüyasına bambaşka bir açıdan bakan ‘Timsah Park’, kurduğu dünyası, garip ama canlı karakterleri, ustalıklı dili ve anlattığı yolculuğuyla Pulitzer’e aday olmuş gencecik bir yazarın romanı. Kurgu metinlerde özellikle romanlarda mekân kavramı okuyucuya birçok şey sağlar. Bazen sadece bir fon olarak olayların yaşandığı yeri tanıtır, bazen atmosferi ve toplumu anlatır. Bazı romanlarda ise mekân neredeyse

okumak için tıklayınız

Bilimin edebiyat hali

Parçalanmış, topluma ve kendine yabancılaşmış modern bireyin; öteki-arzu nesnesi ve kitle psikolojisi sarmalındaki yalıtılmışlığını bir dehanın ayak izleri eşliğinde takip etmek Girard’ın mazoşizmi anlamak için önerdiği tavsiyesini de ister istemez akla getiriyor; kuramlar bir tarafta dursun, Dostoyevski okumalı. Alman felsefe geleneği yabancılaşma kavramı üzerine 1800’lerde büyük tartışmalar yaşarken, bu gelenekten süzülen Karl Marx, ‘El Yazmaları’nda

okumak için tıklayınız

Erasmus ve Deliliğe Övgü ‘ye dair – Ahmet Cemal

Günümüzde, Rönesansla birlikte ortaya çıkan hümanizm akımının yaratıcılarından ve en büyük temsilcilerinden biri olarak bilinen Rot-terdamlı Erasmus, 1465 yılında Hollanda’nın Rotterdam kentinde doğdu. Bugünkü ortaöğrenimi karşılayan bir öğrenim döneminin ardından Augustin tarikatına girerek rahip oldu. Ancak hiçbir zaman geleneksel anlamda bir rahip olarak etkinlik gösteremedi; kendim daha çok bilime adamak istediği gerekçesiyle, dini makamlardan “cüppe giymeme” iznini aldı. Paris Üniversitesi’ne devam

okumak için tıklayınız

Ölümünün 70.Yılında Kemal Uluser – Fatin Hazinedar

Ölümünün 70.Yılında Kemal Uluser Yaşantı Sözcüğünü Bulan Adamın Bilinmeyen Yaşantısı “hatırlamak için unutur insan/ unutmak için hatırlar // hatırlamanın ve unutmanın / bilinir yeraltı tarihi ama unutulur /bazen unutmak bazen hatırlamak // üstün gelir ama kime / dünya unutturmak için hatırlayanların / ve hatırlatanların mülkü // şiir, şairin unutulmasıdır / okur hatırlar ama neyi /

okumak için tıklayınız

Cemil Kavukçu’nun getirdiği ustalık

Üstü Kalsın’ı Cemil Kavukçu’nun ikinci ustalık döneminin yüksek bir basamağı olarak okuyabiliriz. Dokuz öyküden oluşuyor kitap. Birbiriyle ilişkili “karga” öyküleri yanında, apayrı insan hikâyeleri anlatıyor. Cemil Kavukçu’nun, öykücülüğünü bütün özellikleriyle olgunlaştırıp özgün bir ada olarak önümüze getirdiği ilk uzun döneminden sonra yazacaklarını hep merak etmiştim. Şimdi ilk öykülerinin yayımlandığı yıldan bugüne geçen otuz beş yıllık

okumak için tıklayınız

Yılmaz Güney kovboy mu?.. – Sunay Akın

İşin aslına bakarsanız, Hollyvvood filmlerindeki hızlı silah çekme sahnelerinin tamamıyla uydurma olduğu ortaya çıkar. Kovboyların bellerindeki silahlar son derece kullanışsız ve iş görmez durumdaydılar. O dönemin en gelişmiş silahı olan Colt 45 Deacemaker, en keskin gözlü nişancının elindeyken bile hedefi vuramıyordu. Tabancaların yetersiz oluşlarından dolayı birçok silahşor sırtlarından vurularak ya da almış oldukları basit yaraların akımsızlık yüzünden kangrene dönüşmesi sonucunda ölüyorlardı.

okumak için tıklayınız

Tek eksiğimiz bülbül sesi – Sunay Akın

Atlarını dörtnala koşturan askerler Kolomb’a Fransa sınırında yetişmeyi başarırlar. Askerlerin komutanı, İspanya kraliçesi Isabella’nın istediği parayı vereceğini söyler. Bunun üzerine Kolomb, Fransız kralının desteğini almaktan vazgeçer ve kraliçenin kararını değiştirmesinden memnun bir şekilde geri döner. 1492 yılının 3 Ağustos günü tüm hazırlıklarını tamamlayan üç karavel Barra di Saltes limanından rüzgâra yelken açar. Diğer iki gemiden daha güçlü fakat daha az süratli

okumak için tıklayınız

Prometheus Cehennemde – Albert Camus

PROMETHEUS CEHENNEMDE Karşı koyanı olmadıkça Tanrının bir yanı eksik geliyor bana (Prometheus Kafkasya’da) Lukianos Bugünün insanı için Prometheus nedir? Gerçi, Tanrılara kafa tutan bu adam çağdaş insanın örneği sayılabilir. Binlerce yıl önceki bu kafa tutma bugün tarihin eşsiz bir sarsıntısı ile sona eriyor da diyebiliriz. Ama, bir yandan da, öyle geliyor ki, bu ezilmiş insan bizim aramızda

okumak için tıklayınız

Edebiyatınız hangi toplumsal varlığa bağlı – B. Sadık Albayrak

Edebiyat siyasi bir iştir. En azından kendi tarihçeme baktığımda bunu apaçık görebiliyorum. Marx’ın adını ilk ne zaman duyduğumu hatırlamıyorum, ama ilk kez Marx’ın bir sözünü bir edebiyat eleştirisinde görmüştüm ve dünyaya bakışımı belirleyen bir anahtar olmuştu: İnsanların sosyal varlıklarını belirleyen sosyal bilinçleri değil, sosyal bilinçlerini belirleyen sosyal varlıklarıdır diyordu. 1979 sonu 1980 başları olmalı. Asım

okumak için tıklayınız

Bir komedyenin kaleminden bilim

Komedi ciddi bir iştir, bilim de öyle. İngiliz komedyen Ben Miller, iki ciddi işi bir araya getiriyor. Ben Miller İngiltere’de tanınmış bir komedyen. BBC’de 1997-2001 yılları arasında yayınlanan “Amstrong & Miller” adlı skeç şovunun yıldızı. Miller eğitim hayatındaki keskin dönüşü doktora yaparken yaşıyor. Üstelik bu kararı Katı Hâl Fiziği alanında “Düşük sıcaklıktaki yarı-sıfır-boyutlu mezoskopik elektron

okumak için tıklayınız

Ünsal Oskay’ın mirası

Yabancılaşma, insanın metalaşması, kültürün endüstrileşmesi… Ünsal Oskay bu karmaşık konuları en eğlenceli şekilde anlatırken, örnekleri arasına Türkan Şoray da bir manken de girebilirdi. Oskay’ın kitapları yeniden yayımlandı. 1982’de, Marks’ın, “m”sinin dahi telaffuz edilmekten korkulduğu, umutsuzluk ve yılgınlığın hakim olduğu o darbe günlerinde, SBF Basın Yayın Yüksek Okulu’nda Marks’ın iktisat ve önemli yabancılaşma teorisini anlatacak kadar

okumak için tıklayınız

Cervantes burada nefes alıp verdi

Heyecandan geçtiğim sokakların isimlerinin ne kadar tanıdık olduğunu fark edemeyecek haldeyim. Dün akşam, haritam yokken buralarda dolanmışım oysa. Bu şehre gelmeden hemen önce bu evin tarihini, Miguel de Cervantes Saavedra’nın burada kaldığını, burada bulunduğu yılların Don Kişot’un basımına denk geldiğini öğrenmiştim. Valladolid’deki ilk günümde, elbette geldiğim ilk yer Cervantes’in kaldığı ev. Santiago Caddesi’nden geçerken İspanyol

okumak için tıklayınız

Cemil Kavukçu’nun yeni öykü toplamı: Üstü Kalsın

Cemil Kavukçu’nun yeni öykülerini bir araya getirdiği kitabı “Üstü Kalsın”, “Düşkaçıran” ve “Aynadaki Zaman” adlı kitaplarıyla açılan parantezi şimdilik kapatıyor. Edebiyatımızın usta öykücüsü, bu yeni kitabıyla bildiğimiz dünyalarına doğru bir adım adım atıyor. Bu öyküleri kuşlar getirdi Semih Gümüş, öykücülüğümüzün bir nevi haritasını çıkardığı kitabı Öykünün Kedi Gözü’nde Cemil Kavukçu için şöyle bir paragraf açmıştı:

okumak için tıklayınız

Hüseyin Peker’den bir imgelem zeybeği – Ömer Turan

savaş başladı dostum eşyalarım hazır: bir çift ayakkabı evde neden bağcık beslenmez? ağrıdan kurtulsun diye bilekler üç günlük sakalımla ölüyorum şehre bundan küstü bendeki cansızlığın resmi ve ben nefret ediyorum zor kadınlardan değerli taşlarla anmışken kendimi damat edindiler evlerine ruh süpürgesi oldum her birine… Bir kente küsmek, ömre verilmiş ceza mıdır?

okumak için tıklayınız