Kategori: Makaleler

“Bu makine kafalı, makine kalpli adamlara teslim olmayın!” Charlie Chaplin, Büyük Diktatör filminden

“Umutsuzluğa kapılmayın.” Üstümüze çöken bela; vahşi bir hırsın, insanlığın gelişmesinden korkanların duyduğu acının bir sonucu. İnsanlardaki bu nefret duygusu geçecek, diktatörler ölecek. Ve halktan aldıkları güç, yine halkın eline geçecek. Son insan ölene kadar özgürlük yok olmayacak.

okumak için tıklayınız

Tarihyazımının Sarmalındaki “Tarih” – Gülçin Ayıtgu

“Tarih“in ne olduğuna ve tarihsel gelişimin nasıl gerçekleştiğine ilişkin soru uzun yıllar boyunca “tarih nasıl yapılır?” şeklinde sorulmuştur, bugün ise bu sorunun “tarih nasıl yazılır?”a dönüştüğünü görmekteyiz. Bu soru zaman zaman failin içinde bulunduğu koşulları değiştirebilme gücüne ket vuruyor gibi görünse de aslında hala tarihin nasıl yapıldığını ve neyin tarihsel olup olmadığını sormaya devam etmekteyiz.

okumak için tıklayınız

Egemen Tarih Anlatısının Ötesinde – Ebubekir Aykut

Giambattista Vico, “Bizler ancak kendimizin neden olduğu ve kendimizin yaptığı şeyi nedensel, temelli ve doğru olarak bilebiliriz” şiarını dile getirdiğinde “Yeni Bilim”in doğuşunu müjdeliyordu; Tarih bilimi. Kendi yaşadığı dönemde metafizik tartışmalara boğulmuş doğa bilimlerinin yerine “doğrudan ve yetkin olarak tanıma” olanağına sahip olduğumuz toplum bilimine yönelmemiz gerektiğini öne süren Vico, tarih düşüncesini bu bilimin temeline

okumak için tıklayınız

“Bekleme Odası”: Tarih – Yasin Karaman

Isadore Twersky, Harry Austryn Wolfson’un 1974’deki ölümünün ardından onun hakkında yayınladığı bir yazısında, bu ünlü felsefe tarihçisinin yorulmak bilmez çalışkanlığını ve mesleki titizliğini vurgulamak isterken, onun “modası geçmiş bir gaon”u andırdığını söyler. 7. ve 13. yüzyıllar arasında Talmud araştırmacılarına ilişkin dini ve toplumsal bir onurlandırma nişanesi olan gaon, İbranicede aşağı yukarı “hazret, üstat” anlamına gelir.

okumak için tıklayınız

Kadınların Tarihi – Melike Uzun

“Her zaman meçhul askerden daha meçhul birisi vardır. Meçhul askerin karısı.” Komünist Manifesto’dan beri tarihsel bilgi üretiminin yalancı bir iktidar edimi olduğunun farkına varıldı. Tarih generallerin ve kralların başarı ve başarısızlık hikâyelerinden değil, cephede savaşan erlerin, yapıya taş taşıyan kölelerin, kendilerini savaşa sürükleyenle, köleleştirenle mücadelesinden oluşuyordu. Böylece er ve kölelerin hikâyeleri anlatılmaya değer bulunmaya başlandı.

okumak için tıklayınız

Tarih Öğretimi Kimin Hizmetinde? – Zerrin Yılmaz

Kimliğimiz üzerine düşünmeyiz. Kimliğimiz üzerine düşündüğümüzde ya kimliğimizden dolayı ötekileştirilmişizdir ya da ötekiyle karşılaşmışızdır. Kierkegaard’ı hatırlatır biçimde birey, kimliğinden dolayı tekinsizliğe kapıldığında ya da kaygıya düştüğünde neliği üzerine düşünmeye başlar. Türkiye’de yaşayan bireyler için “kimlik problemleri” aslında çok tanıdıktır. Türkiye’de bireyler, birçok etiketlemeyle ve ötekileştirmeyle yaşar. Kimliği kategorize etme ve tanımlama çabası, kendi içinde anlamlı

okumak için tıklayınız

Kardeş, sırdaş, yoldaş Rus şiiri – Onur Behramoğlu

Ne çıkar bir kaygı daha eklenmişse / Çağıltılı nehre bir gözyaşı daha damlamış ne çıkar…/ Sen o’sun yine, ormanlar, tarlalar…/ Ve kaşlarına kadar nakışlı bir boyun atkısı… Puşkin, Lermontov, Blok, Hlebnikov, Ahmatova, Pasternak, Mandelştam, Tsvetayeva, Mayakovski, Yesenin, Tvardovski, Yevtuşenko, Voznesenski, Ahmadulina, Brodski gibi dev şairlere dev romancıların, bestecilerin, her alandan sanatçıların eşlik ettiği Rusya!..Eksi yetmişlerin

okumak için tıklayınız

Platonov’un izini sürdüğü o tek gerçek

Maksim Gorki’ye yazdığı bir mektupta “Bir Sovyet yazarı olabilir miyim sahiden? Yoksa nesnel olarak imkânsız mı? diye sorar Andrey Platonov… Gorki ise 1929 yılında şöyle yazar cevap olarak: “Gücenmeyin, üzülmeyin, her şey gelip geçer ve tek bir gerçek kalır… Ve kalan tek gerçek Platonov’un hikâyelerinde bütün çarpıcılığıyla karşımıza çıkar. Okudukça Platonov’un kurduğu kendine özgü şiirsel

okumak için tıklayınız

Bugünün işini yarına, hatta bir ay sonraya bırakanlara

John Perry oldukça başarılı ve iyi bir felsefeci olarak asıl ününü ilk yazdığı ve kitabının ilk bölümüne aldığı ‘Sistematik Erteleme’ makalesi ile kazandı. Perry’ye göre sistematik erteleyiciler aslında çok fazla iş kotaran kimselerdir, yeter ki bu işler “daha önemli şeyleri yapmamanın bir bahanesi olsun.” Felsefede, kökeni Antik Yunan’a dayanan çok güzel bir terim vardır: ‘akrasia’,

okumak için tıklayınız

Evrim teorisine felsefi yaklaşım

Derek Turner’ın ‘Paleonotoloji ve Evrim: Felsefi Bir Yaklaşım’ adlı kitabı, tam da evrim teorisi tartışmalarına bilim felsefesi üzerinden bakarak okuyucuyu, biraz yorucu da olsa, konu üzerinde derinlemesine düşünmeye davet ediyor. Bir elinize tümüyle aydınlatılmış bir gerçekliği, diğer elinize de söz konusu gerçekliği anlamaya yarayacak araçları verseler, hangisini seçerdiniz? Tercihiniz ikincisinden yana olacaksa ‘Paleontoloji ve Evrim’

okumak için tıklayınız

Yıkın Boğaziçi’ni, ODTÜ’yü, Bilkent’i!

Orlin Sabev’in monografisi Osmanlı’da eğitimin modernizasyonu sürecine dair bugün de anlamlı olan birçok soruyu gündeme getiriyor. Önce Binali Yıldırım, öğrencilik yıllarında “yoldan çıkarım” korkusuyla Boğaziçi Üniversitesi’ni tercih etmediğini açıkladı ki bir ulaştırma bakanının ‘yoldan çıkma’lardan korkması kadar doğal ne olabilir? Daha sonra Yeni Şafak gazetesi yazarlarından Yusuf Kaplan, yeni cumhurbaşkanına önerdiği yirmi maddeden on dokuzuncusunda,

okumak için tıklayınız

Freud, yazarları etkilemeye devam edecek – Ahmet Oktay

Freud’un edebiyat ve sanatla ilgisinin kuramını oluşturduktan sonra başladığını söylemek gerekir. Şu vurgulanabilir: Freud kuramını oluşturduktan sonra sanat ve edebiyat yapıtlarında savlarını doğrulayacak pek çok öğe bulunduğunun farkında olmuş, örneğin “Dostoyevski ve Baba ve Katli” adlı yazısında (1925-1928 arası) kuramının romanda nasıl desteklendiğini göstermiştir. Freud ‘baba ve katli’ sorununu, başka yazarlardan da yararlanarak (örneğin Frazer)

okumak için tıklayınız

Edebiyat ve psikanaliz arasındaki çok yönlü ilişki Freud’la başlar – Yıldız Ecevit

Edebiyat ve psikanaliz arasındaki çok yönlü ilişki geçtiğimiz yüzyıl dönümünde Freud’la başlar. Freud bilinçaltıyla ilgili kuramını oluştururken, onu en çok ilgilendiren konulardan biri de ‘yaratıcılık’ edimiydi; sanatçının, çoğunlukla da edebiyat sanatçısının nasıl yarattığı, ilham denen olguyla bilinçaltının kesiştiği noktaların neler olduğu, araştırmalarında öncelikli bir konumdaydı. Bilinçaltı kuramıyla ilgili kimi önemli önermelerini de yine edebiyat sanatçılarına

okumak için tıklayınız

Ruhu fırtınalı, bir yalnız adam: Tanpınar – Elif Şahin Hamidi

Ölümünden yaklaşık on yıl sonra yeniden okunmaya başlanan, geç de olsa fikirleri ve eserleri üzerine tartışılan Tanpınar’ın aydaki suretine şahit olmak, ayın yüzeyine karınca silsilesi gibi dizilmiş eski Türkçe satırların sırrına ermek istiyorsanız Nazlı Eray’ın son romanına buyurun. Tıpkı Kafka gibi kıymet-i harbiyesi sonradan anlaşılanlar tayfasından biri Ahmet Hamdi Tanpınar. Hani en yakın arkadaşlarının bile

okumak için tıklayınız

Sevgili annemiz Platonov – Ahmet Büke

Platonov, insan ruhunu son zarına kadar soymayı ve en derinine bakmayı başarıyor. Belki de dünyadaki -doğal olarak yazıdaki- en zor yöntemle bunu başarıyor: Sadelik! Son sözü baştan söylemeli: Dünyayı bize getirenler var. Kendi tarifleriyle, bir binayı son tuğlasına kadar yıkıp yeniden kuruyorlar. Her dilin neredeyse sonsuz bir evren olduğunu düşünürsek, onlar müthiş bir paralel kozmik

okumak için tıklayınız

Yalana Karşı Duran – Zafer Köse

Bir deprem olur bir yerlerde. İnsanlar enkaz altında kalır, umutlar ezilir, hayaller yıkılır. Felaketle ilgili haberleri duyarsınız, okursunuz. Çeşitli rakamlar ulaşır size. Bir sürü görüntü, açıklama, yorum… Bir adam işsiz kalır bir yerlerde. İş ilanları takip edilir, yaşama hevesi azalır, akşamları eve gitmek zorlaşır. Çeşitli rakamlar ulaşır size. Bir sürü görüntü, açıklama, yorum… Bir çocuk

okumak için tıklayınız

Dresden’in saatleri, Uwe Tellkamp’ın Kule’si üzerine – Fredric Jameson

Sosyalizme bağlı olan hiç kimse Doğu Almanya’nın kaderine ve tarihine kayıtsız kalamaz. Şimdiye kadar Doğu Almanya ekonomik ve politik olarak ondan olumsuz sonuçlar çıkarmak dışında resim ve sinemadaki yaratımları hakkında sınırlı bilgi sahibi olan radikal Batılı entelektüellerle liberallerin sistematik aşağılama nesnesi olmuştur. Totalitarizm (özellikle politik yargılar) ve Stalinizm adı altında soğuk savaştan beri gelen önyargıların

okumak için tıklayınız

Arap İsyanı’nın arka planı için: Gilbert Achcar’dan “Halk İstiyor”

Gilbert Achcar’ın “Halk İstiyor – Arap İsyanı Üzerine Radikal Bir İnceleme” adlı çalışması konuya ilgi duyanlar açısından bir hayli doyurucu, hatta ufuk açıcı bir kitap. Ama yine de bu geniş, bu sancılı coğrafyayı anlamak için bir başlangıç kitabı. Arap İsyanı’nın arka planı için… Gilbert Achcar da Batılıların “Arap Baharı” demeyi çok sevdikleri protesto gösterilerinde duyulan

okumak için tıklayınız

Dincilik, Eğitim, Altyapı – Zafer Köse

“İnsanlar istediğini yapabilir, ama istediğini isteyemez” der Schopenhauer. Dincileşme sorununa, “başını örtmek isteyenlerin istedikleri gibi giyinme hakkı” açısından bakınca, konuşacak fazla şey olmaz. Herkesin tercihine saygı duymak gerek. Hatta, sadece kabul etmek de yeterli değil, tercihini uygulayamayan insanların yanında yer almak gerek. Oysa dincileşme, insanların istediğini yapma hakkıyla değil, onu neden istediğiyle ilgili bir sorun.

okumak için tıklayınız

Korku filmlerinden fırlamış bir roman: Tehlikeli yakınlaşma

Jenn Ashworth’e Betty Trask ödülü kazandıran ilk romanı Tehlikeli Yakınlaşma, yer yer okuru yoruyor olsa da, sürükleyiciliği, sağlam kurgusu, yarattığı güçlü karakterleri ve salgılattığı adrenalinle bir çırpıda okunabilecek türden başarılı bir roman. Bir dönem, 2000’li yılların başında, gece yarısı filmleri epey yaygındı özel televizyonlarda. Yatmadan önce karanlıkta izler izler gerilirdik. Rüyamıza girer de kâbus niyetine

okumak için tıklayınız