Kategori: Mektup

“Ah, Milena… Denize düşmüşüz sanki,..” Franz Kafka

“Anladığım kadarı ile Milena ikimiz de çok çekingen ve ürkek kişileriz. Birbirimize gönderdiğimiz mektuplar o kadar çekingen o kadar korku dolu ki. Cevaplar dersen onlar ayrı bir korku kaynağı ikimize de doğuştan gelmemiş bu özellikler ama ben de huy edinmiş artık. Bir odadayız Milena. Birbirine bakan iki kapının ardındayız ama ayrı ayrı. Biri açacak olsa

okumak için tıklayınız

“Yürürken gücümün son sınırına kadar gelmemiştim hiç, ama düşünürken hep gelirdim.” Franz Kafka

Sevgili Bayan Milena… İnsan aşkı kitaplardan öğrenemez, öğretemez? sadece yaşanılır bazı duygular, anlatılamaz.. Kulak verelim kelimelere, duygulara? Satır satır gezelim cümlelerde, kelimelerde. ?Ben o kadar güçlü değildim; ama o sadece acı çekiyordu, bense hem çektiriyor hem de çekiyordum.? Bazen içinde bulunduğunuz durumu anlatmak için kelimeler aciz kalır. Bazı durumlarda bazen sadece acı çekilir.

okumak için tıklayınız

Nâzım Hikmet?ten Sabahattin Ali?ye mektup

(tarihsiz) Kardeşim, (?) Romanını nasıl sabırsızlıkla ve ne büyük güvençle beklediğimi tasavvur edemezsin. Bak konkre konuşmuyorum: Hikâye ve romanda bugün sen varsın, senden sonra Kemal Tahir var, sonra Orhan Kemal var, Suat Derviş var. Kemal Tahir?le Orhan Kemal biri daha ilerde, biri henüz civciv, fakat dehşetli vaatlerle dolu biri civciv, biri yazdıklarını neşretmek imkânsızlığı içinde,

okumak için tıklayınız

Aşk Mektupları – Albert Einstein, Mileva Maric

Bildiğimiz Einstein, hayatının son yirmi yılını Princeton’da, hiçbir zaman tamamlanamayacak olan birleşik alan teorisi üzerine çalışarak ve dünyanın ne yazık ki ihtiyaç duyduğu akılcılığın korunması için bir dizi cesur çabayı destekleyerek geçiren saygın bir kişiliktir. Bu mektuplarda bulacağınız Einstein ise üzerinde yüzyılımızın fiziğinin inşa edildiği kavramsal ve kuramsal yapının büyük bir kısmını 1905 ile 1925

okumak için tıklayınız

Sevgili Halil Kardeş (Köye Mektuplar) – Yusuf Atılgan

Yusuf Atılgan’ın Hacırahmanlı köyünden arkadaşı Halil Şahan’a 1980-1988 yılları arasında İstanbul’dan yazdığı mektuplar. Atılgan’a sevgisini hâlâ büyük bir bağlılıkla taşıyan ve Türk edebiyatının bu biricik yazarını “Ulysses’in baskıları arasındaki farkları saptayabilen bir köylü” olarak tanımlayan Halil Şahan’ın bu gizemli yazarı ve yapıtlarını açımlayan, daha iyi iz sürmemizi sağlayan önsözü. Halil Şahan’la yapılmış ve Yusuf Atılgan

okumak için tıklayınız

Virginia Woolf ‘un son mektubu

1941 Mart’ının bir akşamında, yazar Virginia Woolf eve sırılsıklam gelir ve intihara teşebbüs eder. Ne ki, birkaç gün sonra intiharı tekrar deneyecek olan yazar, bu kez amacına ulaşacaktır. Ruh sıkıntılarından kaçmak için ölümü seçen Woolf’un cesedi Ouse Nehri’nde bulunur; yazarın ceketinin cepleri ağır taşlarla doludur… Woolf’un bu yürek parçalayan son mektubunu, öldüğü gün eşi Leonard

okumak için tıklayınız

Simon de Beauvoir’dan Nelson Algren’e ayrılık mektubu

Simon de Beauvoir’dan Nelson Algren’e 1950 Simone de Beauvoir, Algren’le 1947 yılında Chicago’da tanıştı ve ikili birkaç sene boyunca uzaktan da olsa ilişkilerini sürdürmeyi başardılar. Ancak Algren için mesafe büyük sorundu, De Beauvoir’ı daha sık görmek istiyordu. Simone de Beauvair bu mektubu, sevgilisini görmek için gittiği Paris gezisi dönüşünde kaleme almış, Nelson Algren’in ona ne

okumak için tıklayınız

Virginia Woolf’tan, kocası Leonard Woolf’a son mektup

Virginia Woolf’tan, kocası Leonard Woolf’a, Mart 1941 Bu mektup söz konusu olduğunda, ‘ayrılık’ kelimesinin anlamı biraz değişiyor. Virginia Woolf’un yazdığı bu mektup, intiharından önceye dayanıyor ve aslına bakarsanız, kocasından ayrılmasının yanısıra, kendinden ve kendi deliliğinden ayrılması anlamına da geliyor. Canım, Yeniden delirdiğimi hissedebiliyorum. Artık bu kötü

okumak için tıklayınız

Agnes von Kurowsky’den Ernest Hemingway’e ayrılık mektubu

Agnes von Kurowsky’den Ernest Hemingway’e, Mart 1919 Birinci Dünya Savaşı sırasında Milano’da asker olan Ernest Hemingway, yaralanıp hastaneye kaldırıldığına, orada tanıştığı hemşire Agnes’e aşık olur. Onunla evlenmek ister ama o sıralar 26 yaşında olan Agnes, 18 yaşındaki Hemingway’i reddeder. Hemingway savaştan sonra da ona yazmaya devam eder, ta ki Agnes von Kurowsky’den gelen bu mektuba

okumak için tıklayınız

Orhan Veli’den aşk mektupları: “Yalnız Seni Arıyorum”

Henüz otuz altı yaşında yaşamını yitiren Orhan Veli’nin, 1947 ve 1950 arasında, Nahit Hanım ile yaşadığı aşkın belgesi niteliğindeki mektuplar okuyucu karşısında. “Yalnız Seni Arıyorum” adı altında kitaplaşan mektuplarda, Orhan Veli’nin şiirlerinde gördüğümüz karakterinin farklı bir yansımasını görüyoruz. Mektuplarda kalmış bir aşkın belgeleri Ahlaki yönü her zaman tartışılır topluma ve koskoca bir edebiyata mal olmuş

okumak için tıklayınız

Orhan Veli’ye şiirler yazdıran kadın

Türk şiirinin unutulmaz sesi, yaşamıyla ve erken ölümüyle bir efsaneye dönüşen Orhan Veli aşklarını ?Aşkın Resmi Geçidi? şiirinde anlatmıştı. Yapı Kredi Yayınları?ndan çıkan ?Yalnız Seni Arıyorum? kitabıyla evli bir kadın olan Nahit Hanım?a yazdığı aşk mektupları ise 64 yıl sonra ortaya çıktı. Ancak, o sıralar Orhan Veli?ye şiirler yazdıran bir başka kadın daha varmış: Bella

okumak için tıklayınız

İsmail Beşikci’nin kaleminden bir dönem

Demokratik değerler, İnsan Hakları ve bu bağlamda Kürt sorununa ilişkin görüşlerinden ötürü hayatının 17 yılını cezaevinde geçirmek zorunda bırakılan toplumbilimci ve yazar Dr. İsmail Beşikçi?nin hapiste geçirdiği süre zarfında aralarında gazeteci, siyasetçi, yazar, avukat ve sivil toplum kuruluşu temsilcilerinin de bulunduğu çok sayıda insana yazdığı mektuplar, İsmail Beşikçi Vakfı Yayınları tarafından kitaplaştırıldı.

okumak için tıklayınız

Yalnız Seni Arıyorum (Nahit Hanım’a Mektuplar) – Orhan Veli

Bir de sevgilim vardır, pek muteber; İsmini söyleyemem, Edebiyat tarihçisi bulsun. O zamanlar ismini söyleyemediği sevgilisi “Nahit Hanım”dı Orhan Veli’nin. Hayatta iki varlığı oldu: Şiiri ve sevdası. Şiirleri okurlarının ezberinde… Sevgisine gelince, onu, tek büyük aşkı “Nahit Hanım”a vermişti: Bu kitap onun belgesi.Şiirimizde çığır açmış ustanın aslında nasıl bir gönül ustası olduğunu

okumak için tıklayınız

Sabahattin Ali’nin mektupları: “Canım Aliye, Ruhum Filiz” – Ali Bulunmaz

Sevengül Sönmez’in yayıma hazırladığı “Canım Aliye, Ruhum Filiz”de, Sabahattin Ali’nin eşi ve kızına yazdığı mektuplardan örnekler var. Mektuplar, Sabahattin Ali’yi bir sevgili, eş ve baba olarak bize bir kez daha tanıtırken yazarın içindeki o büyük sevgiyi ve sorumluluğu da anlamaya davet ediyor. Üç güzel insan 13 Ağustos 2009 günü Cumhuriyet Kitap’ta yayımlanan söyleşide, bir başka

okumak için tıklayınız

Evrensel Yazarımız Yaşar Kemal?e… Ayşe Kaygusuz

?Yaşayan en büyük Türk yazarımız? olarak yorumlanırken, son günlerde bir haber dolaşıyor internet ağı üzerinde. “Yaşar Kemal’in 90. yaş gününü Alman basını kutluyor.” Sayın Yaşar Kemal, bu güzel bir duygu olmalı; hem 90. yaşa ulaşmak, hem de dış ülkelerin yaş gününüzü kutlaması… İnsanın doğduğu gün toprakla buluşması nasıl bir şey bilmiyorum ama,

okumak için tıklayınız

Merhaba Tuncer Uçarol – Ayşe Kaygusuz

Çoktandır mektup yazmıyordum. Hiç de aklıma gelmezdi size bir gün mektup yazacağım. Sonsuz yolculuğa çıktığınızın haberini aldığımda bütün kafamın içindekiler boşalmış, sadece ölüm ve yaşamın arasında ince bir çizgide üşümüştüm! İnsan, ölümü yakından tanıyıp tadına bakınca, önce üşüyor sonra canı çok yanıyor… Şaşkındım, daha bir hafta olmamıştı evinizin telefonundan arayıp güzel eşiniz Aytül Hanımla konuşalı.

okumak için tıklayınız

Simone de Beauvoir?den mektup var!

Sofya ile uzun yıllar süren beraberliği göz önüne alındığında, Tolstoy?un şu sözü doğrusu pek trajik durur; ?şimdiye kadar okuduklarım ve duyduklarım gibiyse, ben aşkı hiç tatmadım?. Tolstoy, belki de bu sözle aşkı tanımlamaya çalışmış, fakat daha çok aşkın abartılı yönüne dikkat çekmiştir. Aşk, imkansıza ulaşma serüvenidir. Bu serüvende Tolstoy, kendini aşka ulaşamamış adam olarak tarif

okumak için tıklayınız

Canım Aliye, Ruhum Filiz – Sabahattin Ali

Büyük sıkıntıların yaşandığı çalkantılı dönemlerde bile ailesinin sorumluluğunu taşıyan bir yazarın eş ve baba olarak portresini çizen bu mektuplar, Sabahattin Ali’yi yakından tanımamızı sağlıyor. “Bundan sonra hiç kimse sana benim kadar yakın olmayacak. Beraber Almanca öğreneceğiz, ben İngilizce öğrenmek istiyorum, beraber İngilizce dersi alacağız, ben kitaplar tercüme edeceğim, bunları beraber okuyacağız,

okumak için tıklayınız