Kategori: Öyküler

Suikastçı – Anton Pavloviç Çehov

Sorgu yargıcının önünde ufak tefek, fevkalade zayıf bir köylü, ev yapımı alacalı kumaştan gömleği, yamalı şalvarı içinde dikiliyor. Kılla kaplı, çiçekbozuğu yüzü ve gür, sarkık kaşlarının altından güçlükle seçilen gözlerinde somurtkan bir sertlik ifadesi var. Epeydir taranmamış olduğu anlaşılan saçları, başının üzerinde koca bir şapka gibi duruyor, sertliğini daha da pekiştiriyor. Ayakları ise çıplak. “Denis

okumak için tıklayınız

Kötü Yürekli Çocuk – Anton Pavloviç Çehov

Hoş görünümlü genç adam İvan İvanıç Lapkin ve kalkık burunlu genç kız Anna Sergeyevna Zamblitskaya, dik kıyıdan aşağı inip bir sıraya oturdular. Sıra, tam suyun yanında, genç söğütlüğün gür çalıları arasındaydı. Müthiş bir yer! Buraya oturduysanız, bütün dünyadan saklandınız demektir; balıklar ve suyun yüzünde şimşekler çizen su örümcekleri görebilir sizi ancak. Gençler, olta, kepçe, solucan

okumak için tıklayınız

Şaka – Anton Pavloviç Çehov

Aydınlık bir kış ikindisi… Şiddetli ayaz var; koluma giren Nadenka’nın bukleleri ve üst dudağının üzerindeki tüyler gümüş rengi kırç[1] ile örtülüyor. Yüksek bir dağın üzerinde duruyoruz. Güneşin, ayna diye kendisini seyrettiği meyilli bir düzlük ayaklarımızın dibinden başlayıp aşağı dek uzanıyor. Yanımızda, parlak kırmızı kalın bir kumaşla kaplı küçük bir kızak var. “Kayalım, Nadejda Petrovna!” diye

okumak için tıklayınız

Hüküm Evi – Oscar Wilde

Hüküm Evi’ne sessizlik çöktü, İnsanoğlu çıplak olarak Tanrı’nın huzuruna çıktı. Tanrı, İnsanoğlu’nun Hayat Defteri’ni açtı. Ve Tanrı İnsanoğlu’na dedi ki: “Hayatın kötülükle geçmiş, yardıma muhtaç olanlara zalim davranmışsın, desteğe ihtiyacı olanlara sertlikle, katı yüreklilikle muamele etmişsin. Yoksullar sana seslendiğinde dinlememiş, Benim dertli kullarımın feryatlarına kulak tıkamışsın. Yetimlerin mirasına el koymuş, tilkileri komşunun bağına sokmuşsun. Çocukların

okumak için tıklayınız

İyilik Dağıtıcısı – Oscar Wilde “Gece vaktiydi ve O, yalnızdı.”

Gece vaktiydi ve O, yalnızdı. Ta uzaklarda, bir kentin daire şeklindeki surlarını gördü ve kente yürüdü. Yaklaştığında, kentin içinden mutluluğun ayak seslerini, memnuniyetin kahkahasını ve çok sayıda lavtanın gürültüsünü işitti. Kapıyı çaldı, nöbetçiler O’na kapıyı açtı. Önünde güzel mermer sütunlar bulunan, mermerden bir ev gördü. Sütunlara çiçekler asılmıştı, hem içeride, hem dışarıda, sedir ağacından meşaleler

okumak için tıklayınız

Morella – Edgar Allan Poe (öykü) “Beni asla sevemedin, ama yaşamda tiksindiğin kişiye ölünce tapacaksın.”

(Αντο καθ αυτό µεθ αυτού, µονοειδεSαει oν)Kendisi, yalnızca kendisi, sonsuza dek BİR ve tek. PLATON: Şölen, [211, XXIX. ] Dostum Morella’ya karşı derin, ama son derece tuhaf bir sevgi duyuyordum. Yıllar önce onun arkadaş topluluğuna rastlantı eseri girmiştim ve ilk tanışmamızdan itibaren ruhum daha önce hiç bilmediği alevlerle yanmaya başlamıştı; ama bunlar Eros’un alevleri değildi

okumak için tıklayınız

Berenice – Edgar Allan Poe (öykü) “Izdırap türlü türlüdür.”

Dicebant mihi sodales, si sepulchrum amicae visitarem, curas meas aliquanr tulum fore levatas. — Ebn Zaiat. Izdırap türlü türlüdür. Yeryüzü zilleti çeşit çeşittir. Engin ufka gökkuşağı gibi uzanırken, renkleri o kemerinki kadar çeşitlidir, -onun kadar uzak, ama onun kadar da iç içedir. Engin ufka gökkuşağı gibi uzanırken! Güzellikten bir tür sevimsizlik türetmeyi nasıl başardım -barış

okumak için tıklayınız

Hans Pfaall Diye Birinin Benzeri Görülmemiş Öyküsü – Edgar Allan Poe (öykü)

Ateşli hayallerle dolu bir yürekle, Ki kumandası bende. Yanan bir mızrakla ve rüzgardan bir atla, Gezinmeye gidiyorum, ıssızlığa. -Tom O’Bedlam’ın Şarkısı[1] Rotterdam’dan gelen son haberlerden anlaşıldığı kadarıyla şehir büyük bir felsefi heyecan içinde. Gerçekten de orada olan olay o kadar beklenmedik – o kadar benzersiz – yerleşik kanılara öylesine ters ki – çok yakında tüm

okumak için tıklayınız

Randevu (Vizyoner) – Edgar Allan Poe (öykü)

Orada beni bekle! O yankılı vadide Mutlaka buluşacağım seninle. (Chichester Piskoposu Henry King’in karısının ölümü üstüne yazdığı ağıt.) Talihsiz ve gizemli adam! – Sen ki kendi hayal gücünün parlaklığıyla afalladın, gençliğinin alevleri arasına düştün! Hayalimde seni tekrar görüyorum! Bir kez daha önümde duruyor siluetin! – Olduğun – ah olduğun gibi değil – soğuk vadide ve

okumak için tıklayınız

Şişede Bulunan Not – Edgar Allan Poe (öykü)

Qui n’a plus qu’un moment a vivre N’a plus rien a dissimuler.[1] —Quinault—Atys Vatanım ve ailem hakkında söyleyecek pek bir şeyim yok. Kötü davranışlar ve uzun yıllar, beni birinden uzaklaştırdı, diğerineyse yabancılaştırdı. Bana miras kalan servet iyi bir eğitim almamı sağladı ve düşünmeye yatkın zihnim sayesinde gençliğimde yaptığım sıkı çalışmaların birikimini yöntemsel bir temele oturtmayı

okumak için tıklayınız

Usher Evi’nin Çöküşü – Edgar Allan Poe (öykü)

Son coeur est un suspendu; Sitöt qu’on le touche il resonne.[1] —DE BERANGER. Kasvetli, karanlık, sessiz bir sonbahar gününü, iç karartıcı bir arazide at sırtında geçirmiştim. Gökteki bulutların alçaklığı boğucuydu. Sonunda, akşamın gölgeleri uzarken, karşımda hüzünlü görünüşlü Usher Evi belirdi. Nedendir bilmiyorum -ama binayı görür görmez ruhuma dayanılmaz bir keder çöktü. Dayanılmaz diyorum, çünkü bu

okumak için tıklayınız

Yerin Dibinden Geliyorum – Ayşe Özlem İnci

“Kendimizi neremizden çekersek kurtulacağımızı bilmediğimiz insanların, dayanılması zor bir ritimle bizleri sarsmalarına müsaade eder, eş-yaratıcısı olduğumuz bu sarsak iskeletle dengede kalmaya çalışır ve hayatımıza kıytırık telaşlardan ziller takarız. Bu ziller her sarsıntıda çalar ve böylece ne kadar zor durumda olduğumuzu başkaları da duysun diye can atarız.” Dağ başında, akıl hastanesinin soğuk taşlarının üzerinde, evlerin sıcak

okumak için tıklayınız

Haritada Bir Nokta – Sait Faik Abasıyanık

Çocukluğumdan beri haritaya ne zaman baksam gözüm hemen bir ada arar; şehir, vilayet, havali isimlerinden hemen mavi sahile kayar… Robenson Kruzoe’yu okumuşumdur herhalde; unuttum gitti. Onun zoruyla mavi boyaların üstünde bir garip ada ismi okuyunca hülyaya daldığımı sanmıyorum. Romanlar yüzünden adaları sevdiğimi pek ummuyorum ama belki de o yüzdendir. Haritada ada görmeyeyim, içimdeki dostluklar, sevgiler,

okumak için tıklayınız

Diyojen’den Birbirinden İlginç, Şaşırtıcı, Kısa Hikayeler

Bir gün Platon’un zengin bir şölende sadece zeytin aldığını görünce, “Nasıl oluyor da, böyle sofralar uğruna Sicilya’ya giden senin gibi bir filozof şimdi önündekilerin tadını çıkarmıyor?” diye sorması üzerine, Platon “Tanrılar hakkı için, Diogenes, orada da çoğunlukla zeytin ve benzeri şeyler yiyordum” diye karşılık verdi. Diogenes üsteledi: “Peki Syrakusai’a neden gittin öyleyse? Attike’de zeytin yok

okumak için tıklayınız

Bir Fare Hikâyesi – John Berger

Bir zamanlar, her sabah bir ekmek bıçağıyla elindeki somundan on santim kesip bu parçayı kahvaltısı için yeni bir dilim kesmeden önce çöpe atan bir adam varmış. Çünkü her gece fareler ekmek somununu ortasından kemirip bir delik açıyorlarmış. Her sabah gördüğü bu delik aşağı yukarı bir fare büyüklüğündeymiş. Evin kedileri yer sıçanlarını avlamalarına karşın, ekmeği kemiren

okumak için tıklayınız

Bazen Dev Bir Araç Susar – Celal İlhan (öykü)

30/32 yıldızı anahtarı kaldırıp atan Recep Usta, burnundan soluyordu. Sigara içmezdi, – böylesi durumların dışında- yardımcısı Ozan Ahmet’e bakarak elini ağzına götürdü. Ahmet, çorabının arasından çektiği tek sigarayı ustasına keyifle sundu. İkram, Ahmet’i kendi içmişçesine mutlandırdı. Çakmağıyla birlikte sunulan sigarayı alan Usta, çalışma alanından olabildiğince uzaklaştı. Doldurup üflediği dumanın ardından bakarken, onarmaya çalıştığı 100 tonluk

okumak için tıklayınız