Kategori: Öyküler

Kırlangıçlar – Sabahattin Ali “Yaşadığımızın farkına varmayacak olduktan sonra ne diye yaşıyoruz?”

Şehrin kıyısında, ufacık bir derenin kenarında, dalları suya sarkan ihtiyar bir söğüt ağacı vardır. İlkbaharın başlangıçlarında bu söğüdün dallarına bir dişi kırlangıç gelip kondu; derenin bir başından bir başına yıldırım gibi uçan, beyaz göğüslerini suya dokundurarak şeffaf kanatlı küçük böcekleri yakalayan diğer kırlangıçlara bakmaya başladı. Başını hafif hafif sallıyordu. Derin düşüncelere daldığı belliydi. Söğüdün dalları

okumak için tıklayınız

Mumu adlı öykü – Turgenyev

MUMU Bir zamanlar, Moskova’nın ücra sokaklarından birindeki, beyaz direkli, çıkmalı, çarpık balkonlu kül rengi konakta, bir sürü uşakları, hizmetçileriyle yüksek tabakadan dul bir kadın oturuyordu. Oğulları Petersburg’ta, her biri bir memurlukta idi. Kızları ise evliydiler. Kendisi evinden pek seyrek çıkıyor, cimri ve sıkıntılı ihtiyarlığının son yıllarını yalnızlık içinde geçiriyordu. Hayatının neşesiz, gamlı gündüzü çoktan geçmişti;

okumak için tıklayınız

Oğlanlar adlı öykü- Anton Pavloviç Çehov

“Volodya geldi!” diye bağırdı biri avluda. “Volodeçka geldiii!” diye feryadı bastı yemek odasına koşarak giren Natalya. “Ah, Tanrım!” Volodya’larının her an gelmesini bekleyen Korolyov ailesi pencerelere atıldı. Geniş bir kızak duruyordu evin önünde, üç beyaz attan yoğun bir buhar yükseliyordu. Kızak boştu, çünkü Volodya sofaya girmişti bile; üşümüş, kırmızı parmaklarıyla başlığını çözüyordu. Liseli paltosu, kasketi,

okumak için tıklayınız

Dört Hayvan Bir Arada; İnsan-Zürafa – Edgar Allan Poe

Chacun a ses vertus.—CREBİLLON’UN XERXES’İ. Antiochus Epiphanes genellikle Peygamber Ezekiel’in Tanrı’sı olarak görülür. Ancak bu onur Cyrus’ın oğlu Cambyses’e daha uygundur. Hem Suriye hükümdarının karakteri ek süslemelere de gerek duymaz. Tahta çıkışı, daha doğrusu hükümdarlığı zorla ele geçirişi İsa’nın gelişinden yüz yetmiş bir sene önce gerçekleşmiştir; Efes’teki Diana tapınağını yağmalama girişimi; Yahudilere karşı beslediği amansız

okumak için tıklayınız

HARÛN REŞİD İLE BEHLÛL – Sebahattin sumeli

Tarih tekerrürden mi ibaret bilinmez ama bugün, dünde saklı olduğu için onun izdüşümüdür aynı zamanında derlerdi evvel zamanın sırlarını bugüne taşıyan söz ustaları. Kelamın yükünü ve hükmünü heybelerinde taşıyan mahir aşıklar, dervişler ve abdallar, divanlarında yadigâr aldıkları devri alemin musibetlerini nasihat eylerdiler ahaliye usulünce usanmadan. Gayri ötesi onların bileceği işti, kendilerine çıkaracakları manaları. Kimisi eğlence

okumak için tıklayınız

Yaşasın Aşk – William Saroyan (Çeviren: Orhan Veli)

Uyandığım vakit ne saati kestirebildim, ne günü, ne de hangi şehirde olduğumu. Yalnız, bir otel odasında olduğumu biliyordum. Vakit bir hayli ilerlemişe benziyordu; yahut da küçük bir kasabadaydım. Kalksam mı, yoksa böyle, esvaplarımla, yatağın üzerinde uzanıp yatsam mı; bir türlü karar veremiyordum. Bir de, hislerimin değişmemiş olduğunun farkındayım. Aşk saçma bir şey. Hep öyle olmuştur

okumak için tıklayınız

Hoşgör Köftecisi – Orhan Veli (Öykü)

Hoşgör Köftecisi Size bu yazımda üç masalı bir balıkçı meyhanesinde gördüğüm bir dünyadan bahsedeceğim. İşiniz düşer, bilmediğiniz bir semtte kalırsınız. Yemek zamanı geçmiş, karnınız acıkmıştır. “Bir aşçı dükkânı bulsam da iki lokma bir şey yesem,” dersiniz. Dolaşırsınız, sağa bakarsınız, sola bakarsınız, yiyecek bir şey göremezsiniz. Dükkânların camekânları, musluklar, testereler, ip yumakları, kurşun borular, tahlisiye simitleri

okumak için tıklayınız

Behlûl ile Stî – Sebahattin Sumeli

“Bir varmış bir yokmuş… Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde… Pireler berber iken, develer tellal iken, Ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken…” diye başlardı çocukluğumuzun gün ve gecelerini süsleyen hikayeler, destanlar öyküler. Daha sonra modernleşme aldı bu binlerce yıllık sözlü edebiyat geleneğin yerini! Hikâye ve masal anlatıcıların yerini ise radyolar, Tv’ler ve daha sonra

okumak için tıklayınız

Kabadayı – Turgenyev

I. … süvari alayı, 1829 yılında K… eyaletinin Kirilova köyüne yerleşmişti. Küçük kulübeleri, ot ve saman yığınlarıyla, yeşil kenevir tarlaları ve cılız söğüt ağaçlarıyla bu köy, uzaktan, sürülmüş, kara topraklı tarlalardan meydana gelme uçsuz bucaksız deniz ortasında bir ada gibi görünüyordu. Köyün ortasında, üstü daima kaz tüyleriyle örtülü, kıyıları çamurlu, aşınmış olan, bir gölcük vardı.

okumak için tıklayınız

Rıza Milyon-er – Sait Faik Abasıyanık

Bin dokuz yüz otuz yediden beri İstanbul’a gelmemişti. Otuz yediden kırk yediye on, kırk sekize on bir, kırk dokuza on iki, elli üçe varmaya dört, demek tam on altı yıl. Otuz yedide bir şubat sonunda idi. Bu seferki marta rastladığına göre on altı yıl bir ay şu kadar gün. Yıllar da durulmayan istasyonlardan geçer gibi

okumak için tıklayınız

Beyaz Alın – Anton Pavloviç Çehov

Karnı acıkan dişi kurt avlanmak üzere yerinden kalktı. Üç yavrusu, koyun koyuna girmiş, birbirlerini ısıtarak derin bir şekilde uyuyorlardı. Dişi kurt onları yaladı ve yoluna gitti. Bahar gelmişti, aylardan marttı, fakat ağaçlar hâlâ aralık ayındaki gibi soğuktan çatırdıyordu; öyle ki, dilini dışarı çıkarsan, ısırılmış gibi sızlardı. Dişi kurdun sağlığı zayıftı, evhamlıydı da; ufacık bir gürültü

okumak için tıklayınız

Aldatma – Edgar Allan Poe

Slid, eğer “passado”ların ve “montante”lerin bunlarsa, istemiyorum, eksik olsunlar. –NED KNOWLES. Baron Ritzner Von Jung soylu bir Macar ailesinden gelmeydi ve bu ailenin her üyesinin (en azından belirli kayıtların uzandığı kadar eski bir çağa dek) az çok yetenekli olduğu bir saha vardı. Ailenin çocuklarından biri olan Tieck çoğu tuhaf olan bu yeteneklerin en parlak olmasa

okumak için tıklayınız

Sarmaşıklı Ev – Sait Faik Abasıyanık

— Nasıl ev, nasıl ev? Dedi. Karşılık vermeden önce sorusunu neden iki kere sorduğunu düşündüğümü biliyorum ama kendimden cevabını almaya vakit bulamadım ki. — Canvermez’in evi, dedim bu sefer. Ya ev, eve benzemez bir kulübe, bir baraka, bir taş yığını, mağara gibi bir şeydi. Ya “Canvermez”in bu köy içinde tanınmışlığı yoktu. Halbuki bana kendisi söylemişti:

okumak için tıklayınız

Eftalikus’un Kahvesi – Sait Faik Abasıyanık

Bir genç adam yanıma geldi: — Merhaba, dedi. — Ooo, merhaba, dedim. Sonra benimle çoktandır tanışmak istediğini, bir fırsatını bulamadığını söyledi. Yürümeye başladık. Öyle şeyler soruyordu ki, samimi olup olmadığını anlayabilmek zordu. Sordukları samimi ise onun hesabına, değilse benim hesabıma dikkatli bulunmak lazım geliyordu. Öyle ya, ya alay ediyorsa… Cepheyi ona göre alır, bir fırsatını

okumak için tıklayınız

Nefesini Yitirmek – Edgar Allan Poe “talihsizlik, felsefenin cesaretine boyun eğer”

“Blackwood”a Ne Uygun Olan, Ne de Olmayan Bir Öykü Ah nefes alma, vs. – MOORE’UN MELODİLERİ. Adı en çok kötüye çıkmış talihsizlik bile eninde sonunda felsefenin yorulmak nedir bilmez cesaretine boyun eğer – tıpkı en inatçı şehrin bir düşmanın ardı arkası kesilmez saldırılarına boyun eğmesi gibi. Kutsal kitapta yazdığına göre, Salmanezer, Samaria’nın önünde üç sene

okumak için tıklayınız

Çocuklar – Anton Pavloviç Çehov

Babaları, anneleri ve Nadya teyzeleri evde yok. Ufak, gri bir ata binen o yaşlı subayın yanına, vaftiz törenine gittiler. Onların dönüşünü bekleyen Grişa, Anya, Alyoşa, Sonya ve aşçının oğlu Andrey, yemek odasındaki masanın başına geçmiş, tombala oynuyorlar. Doğruyu söylemek gerekirse, şimdiye kadar çoktan uyumaları gerekirdi; ama vaftiz edilen küçük çocuğu ve akşam yemeğinde neler yediklerini

okumak için tıklayınız

Telaş – Anton Pavloviç Çehov

Okulunu yeni bitirmiş enstitülü kız Maşenka Pavletskaya, bir gezintinin ardından, mürebbiyeliklerini yaptığı Kuşkin’lerin evine döndüğünde, olağanüstü bir telaşla karşılaştı. Kendisine kapıyı açan kapıcı Mihaylo endişeliydi, yengeç gibi kızarmıştı. Yukarıdan gürültüler geliyordu. “Ev sahibesi bir nöbet geçirdi herhalde…” diye düşündü Maşenka, “ya da kocasıyla tartıştı…” Sofada ve koridorda oda hizmetçilerine rastladı. İçlerinden biri ağlıyordu. Sonra Maşenka,

okumak için tıklayınız

Veba Kralı – Edgar Allan Poe

Tanrılar, serserilerde nefret ettikleri şeyleri Kralların yapmasına izin verir, aldırmazlar. —BUCKHURST’IN FERREX VE PORREX TRAGEDYASI (II.I.). Bir Kasım gecesi, on iki civarında, Üçüncü Edward’in yiğit krallığı döneminde, Sluys ile Thames arasında işleyen ve sonra o nehirde demirleyen bir ticaret ıskunası olan “Free and Easy”nin tayfasından iki gemici kendilerini Londra’da, St. Andrews’de bir birahanenin içki odasında

okumak için tıklayınız

Bukalemun – Anton Pavloviç Çehov

Pazar meydanından, sırtında yeni paltosu, elinde küçük bohçası ile polis müfettişi Oçumelov[5] geçiyor. Haczedilmiş bektaşi üzümü ile tepeleme dolu bir kalbur taşıyan zabıta memuru da peşinden gidiyor. Ortalık sessiz… Meydanda in cin top oynuyor… Dükkân ve meyhanelerin aralık kapıları, aç ağızlar gibi yılgın bakıyorlar dünyaya; dilenciler bile gezinmiyor çevrelerinde. “Isırırsın ha, lanet şey?” diyen bir

okumak için tıklayınız

Bir Blackwood Makalesi Nasıl Yazılır? Edgar Allan Poe

“Peygamber aşkına -incir!” –Türk seyyar satıcının bağırışı. Sanırım herkes ismimi duymuştur. Adım Senyora Psyche Zenobia. Bunun doğru olduğunu biliyorum. Bana sadece düşmanlarım Suky Snobbs der. Bana Suky’nin saygın Yunancada “ruh” (ben buyum işte, tepeden tırnağa ruhum), bazen de “kelebek” anlamına gelen, ki kelebek derken gök mavisi Arap harmaniyeli, yeşil agraffas süslemeli ve portakal rengi yedi

okumak için tıklayınız