The Intellectual Struggle Between Crime and Punishment, Fathers and Sons, and What Is To Be Done?: Ideology, Violation, and the Design of Man in the Russian Novel

19th-century Russian literature is not only a field of aesthetic production but also a textual laboratory of political, philosophical, and ethical conflicts. Turgenev’s  Fathers and Sons , Chernyshevsky’s  What Is to Be Done?, and Dostoevsky’s  Crime and Punishment are among the most critical texts in this laboratory. This study examines these three novels as links in

okumak için tıklayınız

Çernişevski’nin ideolojik insanı Rahmetov ile Dostoyevski’nin trajik insanı Raskolnikov arasındaki fark modern özneyi nasıl tanımlar?

1. Giriş: Modern Öznenin Edebi İnşası Modern özne, Aydınlanma ile birlikte rasyonel, özerk ve kendini kurabilen bir varlık olarak tasarlanmıştır. Ancak 19. yüzyıl Rus romanı bu tasarımı sorgulayan bir laboratuvar işlevi görür. Çernişevski’nin Rahmetov’u, bu rasyonel öznenin ideolojik biçimini temsil ederken; Dostoyevski’nin Raskolnikov’u, onun psikolojik ve etik sınırlarını açığa çıkarır.

okumak için tıklayınız

Suç ve Ceza, Babalar ve Oğullar ve Nasıl Yapmalı? Arasında Düşünsel Mücadele: Rus Romanında İdeoloji, İhlal ve İnsan Tasarımı

1. Giriş: Rus Romanında Polemik Geleneği Bu metinler yalnızca karakterler değil, insanın nasıl yaşaması gerektiğine dair modeller üretir. Dolayısıyla aralarındaki ilişki estetikten çok etik ve ideolojiktir. 2. Babalar ve Oğullar: Nihilizmin Doğuşu Turgenyev’in Babalar ve Oğullar’ında Bazarov karakteri Rus edebiyatındaki ilk sistematik “nihilist” tiptir. Bazarov için gelenek, ahlak, sanat ve metafizik

okumak için tıklayınız

Babalar ve Oğullar – İvan Sergeyeviç Turgenyev “Bazarov benim sevgili çocuğumdur”

Dünya edebiyatının en önemli eserlerinden biri olan Babalar ve Oğullar, yazarı Turgenyev’in de başyapıtıdır. Roman, Rusya’daki politik tarihin önemli bir noktasına ışık tutmasıyla beraber aynı zamanda nesiller arasındaki fikir ayrılıklarını acımasızca dramlaştırmasıyla da büyük önem taşır ve bu eksende yeni ile eskiyi, doğan ile ölmekte olanı, muhafazakarlıkla devrimciliği karşı karşıya

okumak için tıklayınız

Nokta Gazetesi ile Kocaeli’yi Takip Edin!

Uzun yıllardır güvenilir habercilik anlayışıyla Türkiye’nin dört bir yanından okuyucularına kesintisiz bilgi akışı sağlayan Nokta Gazetesi, dijital yayıncılık alanında da istikrarlı bir şekilde ilerlemeye devam ediyor. Tarafsızlık ilkesiyle hareket eden gazete, gündemin nabzını tutarken aynı zamanda toplumsal bilinçlenmeye de katkı sunuyor. Modern arayüzü, zengin içerikleri ve şeffaf yayın politikasıyla öne

okumak için tıklayınız

Gayrimenkulde Bilgiyle Güçlenen Yeni Nesil Yaklaşım Emlak Akademisi

Gayrimenkulde Bilgiyle Güçlenen Yeni Nesil Yaklaşım Emlak Akademisi Türkiye’de gayrimenkul sektörü her geçen gün daha karmaşık, daha rekabetçi ve daha fazla bilgi gerektiren bir yapıya bürünürken, doğru kararlar alabilmek artık yalnızca ilanlara bakmakla mümkün olmuyor. Bu noktada öne çıkan Emlak Akademisi, gayrimenkulü yalnızca alım-satım süreci olarak değil, bilgi, analiz ve

okumak için tıklayınız

Brezilya Kahvesi İle Güne Yumuşak Bir Başlangıç

Sabahları uyandıktan sonra güne başlarken doğru bir ölçü ile ve doğru anda kahve tüketimi gerçekleştirmek biraz alışkanlık hale getirildiğinde vücutta kalp krizine karşı korumadan başlamak ile birlikte birçok fayda sağlayabilir. Özellikle çalışan ve yoğun tempolu insanlar için güne kahve ile başlamak enerji kazanmayı sağlarken, kahvenin doğru seçilmesi ve rahat bir

okumak için tıklayınız

Verigom Güçlü Altyapısıyla İş Dünyasına Değer Katmaya Devam Ediyor

Verigom, Türkiye’de kurumsal ve bireysel kullanıcılara yüksek performanslı barındırma çözümleri sunan köklü bir teknoloji sağlayıcısıdır. Yıllardır sunduğu güvenilir hizmet anlayışı, yenilikçi altyapısı ve müşteri odaklı yaklaşımı sayesinde dijitalleşme sürecinde güçlü bir çözüm ortağı olarak öne çıkar. Verigom’un önceliği, müşterilerinin veri güvenliğini, kesintisiz hizmet almasını ve teknoloji yatırımlarından maksimum verim elde

okumak için tıklayınız

Bilhost ile Web Siteleri İçin Güçlü ve Güvenilir Hosting Altyapısı

Dijital dünyada rekabetin her geçen gün arttığı günümüzde, web sitelerinin performansı büyük önem taşımaktadır. Kullanıcılar hızlı açılan, kesintisiz çalışan ve güvenli siteleri tercih ederken, arama motorları da bu kriterleri sıralama faktörü olarak dikkate almaktadır. Bu noktada Bilhost, sunduğu profesyonel hosting çözümleri ile bireysel ve kurumsal kullanıcıların ihtiyaçlarına kapsamlı yanıt sunmaktadır.

okumak için tıklayınız

Otomasyonun Gücünü Sunuculara Taşıyan Çözüm – n8n Hosting

Dijitalleşmenin hız kazandığı günümüzde, iş süreçlerini otomatikleştiren çözümler şirketler için stratejik bir avantaj haline geliyor. Özellikle API tabanlı entegrasyonlar, veri akışları ve otomasyon senaryoları sayesinde hem zaman hem de maliyet tasarrufu sağlanabiliyor. Bu alanda öne çıkan açık kaynaklı otomasyon platformlarından biri olan n8n, esnek yapısı ve geniş entegrasyon seçenekleriyle geliştiricilerden

okumak için tıklayınız

Dolokhov ve Anti-Kahraman Figürü: Savaş ve Barış’ta Modern Bir Tipin Erken Görünümü

Lev Tolstoy’un Savaş ve Barış (1869) romanı, yalnızca tarihsel olayların epik bir anlatımı değil, aynı zamanda modern romanın karakter inşasına dair öncü örneklerinden biridir. Romanın dikkat çekici yan karakterlerinden Fyodor Dolokhov, ahlaki belirsizliği, şiddete yatkınlığı ve bireysel çıkarı önceleyen eylemleriyle, geleneksel kahraman tipolojisini ciddi biçimde sarsar. 1. Anti-Kahraman Kavramı: Kuramsal

okumak için tıklayınız

Dolokhov and the Anti-Hero Figure: An Early Appearance of a Modern Type in War and Peace

Lev Tolstoy’s novel War and Peace (1869) is not only an epic account of historical events but also one of the pioneering examples of character development in the modern novel. Fyodor Dolokhov , one of the novel’s remarkable secondary characters, seriously challenges the traditional hero typology with his moral ambiguity, propensity for violence, and

okumak için tıklayınız

Aforizmalar ve Felsefi Notlar / 5 – Nejdet Evren

.Hiç bir şey tarihin mahzeninde sonsuza dek saklı kalamaz; gün gelir yangın yürekli bir el değer ve kapılar açılır; kötü olan şey iyi olan şeyle yüzleşmek zorunda kalır, zira kaçacak hiçbir yer bulamaz; zalimin tarihi olmaz, herşey mazlum olanın üstüne kuruluysa ve herşeyi o yaratıyorsa, tarihi mazlumlar yaratır; sorgulanmak istenenin

okumak için tıklayınız

Heinrich Moritz Chalybaus’s 1837 work distorts Hegel’s dialectic by reducing it to a thesis-antithesis-synthesis scheme.

This article examines how Heinrich Moritz Chalybaus’s presentation of Hegelian dialectics as a “thesis-antithesis-synthesis” scheme in his 1837 work, *Historische Entwicklung der speculativen Philosophie von Kant bis Hegel* , distorts the specific logic of Hegelian philosophy. The study demonstrates that this tripartite scheme is not a methodological principle in Hegel’s fundamental texts;

okumak için tıklayınız

Heinrich Moritz Chalybaus’un 1837 yılında Yayımlanan Çalışmasıyla Hegel Diyalektiğinin Tez–Antitez–Sentez Şemasına İndirgenerek Çarpıtılması

Bu makale, Heinrich Moritz Chalybaus’un 1837 yılında yayımladığı Historische Entwicklung der speculativen Philosophie von Kant bis Hegel adlı eserinde Hegel diyalektiğini “tez–antitez–sentez” şemasıyla sunmasının, Hegel felsefesinin özgül mantığını nasıl çarpıttığını incelemektedir. Çalışmada, söz konusu üçlü şemanın Hegel’in temel metinlerinde yöntemsel bir ilke olarak bulunmadığı gösterilmekte; buna karşılık Hegelci diyalektiğin içkin

okumak için tıklayınız

The Meaning of Denisov’s Inability to Pronounce the “r” in Tolstoy’s Novel War and Peace

In Leo Tolstoy’s novel War and Peace , the inability of the character Vasili Denisov to pronounce the letter “r,” while seemingly a characteristic detail on the surface, is directly related to the novel’s deeper structure, its understanding of language, corporeality, and the historical subject. This article aims to examine Denisov’s speech

okumak için tıklayınız

Tolstoy’un Savaş ve Barış Romanında Denisov’un “r”yi söyleyememesinin Anlamı

Lev Tolstoy’un Savaş ve Barış romanında Vasili Denisov karakterinin “r” harfini telaffuz edememesi, yüzeyde karakteristik bir ayrıntı gibi görünse de, romanın derin yapısında dil, bedensellik ve tarihsel özne anlayışıyla doğrudan ilişkilidir. Bu makale, Denisov’un konuşma kusurunu Tolstoy’un anti-kahraman anlatısı, tarih felsefesi ve iktidar eleştirisi bağlamında ele almayı amaçlamaktadır. Tartışma, Mikhail

okumak için tıklayınız

Hemingway’in Santiago’su ile Tolstoy’un Kutuzov’u: Doğaya ve Tarihe Karşı Değil, Onlarla Birlikte.

1. Giriş Modern edebiyatın ve klasik roman geleneğinin önemli temsilcileri olan Tolstoy ve Hemingway, çoğu zaman farklı estetik ve ideolojik bağlamlarda değerlendirilir. Tolstoy tarihsel romanın, Hemingway ise modernist minimalizmin öncü isimlerindendir. Ancak Savaş ve Barış’taki Kutuzov ile Yaşlı Adam ve Deniz’deki Santiago, bu ayrımı aşan ortak bir felsefi zeminde buluşur:

okumak için tıklayınız

Mythological Traces in Tolstoy’s Novel War and Peace

Lev Tolstoy’s novel War and Peace has often been classified in literary history as the “pinnacle of historical realism.” However, this classification risks obscuring the mythological, archetypal, and cosmological elements that operate within the work’s deeper structure. Tolstoy systematically dismantles the subject-centered, progressive, and rationalist assumptions of modern historiography, consciously bringing his

okumak için tıklayınız

Tolstoy’un Savaş ve Barış Romanında Mitolojik İzler

Lev Tolstoy’un Savaş ve Barış romanı, edebiyat tarihinde çoğu zaman “tarihsel realizmin zirvesi” olarak sınıflandırılmıştır. Ancak bu sınıflandırma, eserin derin yapısında işleyen mitolojik, arketipsel ve kozmolojik unsurları görünmez kılma riski taşır. Tolstoy, modern tarihyazımının özne-merkezli, ilerlemeci ve rasyonalist varsayımlarını sistematik biçimde çözerken, anlatısını bilinçli olarak mit öncesi (proto-mitik) bir kavrayışa

okumak için tıklayınız

Balıkesir Invisalign ile Ortodontide Yeni Bir Dönem Başlıyor

Diş estetiği ve fonksiyonunun aynı anda önem kazandığı günümüzde, geleneksel teller yerine daha konforlu ve estetik çözümler öne çıkıyor. Bu noktada balıkesir invisalign, hem yetişkinlerin hem de gençlerin günlük yaşamlarını aksatmadan ortodontik tedavi görmesine imkân tanıyan modern bir yaklaşım olarak dikkat çekiyor. Şeffaf plaklarla ilerleyen bu sistem, dışarıdan neredeyse fark

okumak için tıklayınız

Kutuzov in Tolstoy’s War and Peace: A Rare Historical Figure Who Escaped the Illusion of “I Can Do Anything”?

Lev Tolstoy’s novel War and Peace is not only a historical account of the Napoleonic Wars, but also a profound philosophical critique of the modern understanding of history, the myth of heroism, and the will of the subject. One of the central figures in this critique is Marshal Mikhail Illarionovich Kutuzov. Tolstoy

okumak için tıklayınız

Tolstoy’un Savaş ve Barış Romanında Kutuzov: “Her Şeyi Yapabilirim” Yanılsamasından Kurtulmuş Nadir Bir Tarihsel Özne mi?

Lev Tolstoy’un Savaş ve Barış romanı, yalnızca Napolyon Savaşları’nın tarihsel bir anlatımı değil, aynı zamanda modern tarih anlayışına, kahramanlık mitine ve öznenin iradesine yöneltilmiş köklü bir felsefi eleştiridir. Bu eleştirinin merkezinde yer alan figürlerden biri Mareşal Mihail İllarionoviç Kutuzov’dur. Tolstoy, Kutuzov’u klasik anlamda “büyük komutan” olarak yüceltmekten özellikle kaçınır; aksine

okumak için tıklayınız

In the novel 1984, why does a totalitarian regime not only eliminate its enemy but also seek to convince them of its own righteousness?

George Orwell’s novel 1984 is one of the most comprehensive literary texts demonstrating that totalitarian power operates not only through physical force but also by transforming the subject’s consciousness. In the novel, power does not merely eliminate its enemy; it aims to sincerely convince them of its own righteousness. This

okumak için tıklayınız

In Ernest Hemingway’s “The Old Man and the Sea,” does struggling to achieve a goal even if one cannot achieve it carry existential meaning?

Ernest Hemingway’s The Old Man and the Sea deeply questions one of the fundamental questions of human existence, namely the relationship between struggle and the search for meaning. Santiago’s epic struggle with a giant swordfish is not only a physical effort, but also represents man’s own limits, his relationship with

okumak için tıklayınız

Balzac’ın rastlantısal bir yazardan, tüm bir çağı belgeleyen dev bir dehaya dönüşüm hikayesi (VİDEO)

Bu video, Stefan Zweig’ın gözünden Honoré de Balzac’ın edebi kimliğinin oluşum sürecini ve yazarın Napoléonvari bir hırsla dünyayı kalemiyle fethetme çabasını ele almaktadır. Başarısız iş girişimlerinin ardından borç batağına saplanan Balzac’ın, alacaklılardan kaçarken sığındığı yaratıcı inziva süreçleri ve bu dönemde geliştirdiği disiplin detaylandırılmaktadır. Kaynak, yazarın toplumsal gözlem yeteneğini nasıl gerçekçi bir anlatıma dönüştürdüğünü ve “insanlık komedyasını” inşa etme

okumak için tıklayınız

Bir Savunma Kalesi Olarak Deha: Winnicott’ın Gözünden Jung

D.W. Winnicott’ın C.G. Jung’un otobiyografisi (Anılar, Düşler, Düşünceler) üzerine yazdığı eleştirel inceleme her iki kişiyi de anlamak açısında n önemlidir. Psikanaliz tarihinin en büyük kopuşlarından biri Freud ve Jung arasındaydı. Ancak bu kopuşun derinlerindeki trajediyi çok az kişi Donald W. Winnicott kadar keskin bir şefkatle analiz edebilmiştir. Winnicott, Jung’un otobiyografisini

okumak için tıklayınız

Ekmek Yoksa Abur Cubur Yesinler: Kapitalizm açlığı ve obeziteyi nasıl yarattı? (VİDEO)

Robert Albritton’un çalışması, modern kapitalist gıda sisteminin yarattığı derin krizleri ve toplumsal eşitsizlikleri sert bir dille eleştirmektedir. Yazar, küresel ölçekte bir yanda açlık hüküm sürerken diğer yanda obezite salgınınınyayılmasını, dev gıda şirketlerinin kâr hırsına ve devletlerin denetimsizliğine bağlamaktadır. Metin, işlenmiş gıdalar ve genetiği değiştirilmiş ürünler aracılığıyla toplumun sadece yetersiz değil, aynı zamanda zehirli bir beslenme düzenine hapsedildiğini

okumak için tıklayınız

Gogol’ün ‘Burun’ Öyküsünde Absürd Olanın Normalleşmesi (VİDEO)

Nikolay Gogol’ün Burun adlı eserini inceleyen bu video, yazarın absürd olayları sunarken kullandığı sakin ve bürokratik anlatım diline odaklanmaktadır. Video, hikâyedeki mantıksız durumların bir kriz olarak değil, aklın bu gariplikleri evcilleştirme ve normalleştirme çabası olarak ele alındığını savunur. Ana karakter Kovalyov’un yaşadığı kayıp, varoluşsal bir sorgulamadan ziyade toplumsal statü ve işlevsellik üzerinden okunarak modern öznenin pragmatik yapısı ifşa

okumak için tıklayınız

Gogol’ün Burun Öyküsünde Anlatısal Sükûnet ve Aklın Normalleştirici İşlevi

Nikolay Gogol’ün Burun (Nos, 1836) öyküsü, Rus edebiyatında absürdün erken ve çarpıcı örneklerinden biri olarak kabul edilir. Ancak metnin asıl felsefi gücü, anlattığı “mantıksız” olaylarda değil, bu olayların son derece sakin, gündelik ve neredeyse bürokratik bir anlatım diliyle sunulmasında yatar. Burunun sahibinden koparak bağımsız bir varlık gibi dolaşması başlı başına akıl dışı bir durumdur;

okumak için tıklayınız

Tolstoy’un “Savaş ve Barış” romanında Napoléon figürü, kolektif bilinçdışının bir narsisistik yanılsaması olarak okunabilir mi?

Lev Tolstoy, Savaş ve Barış’ta Napoléon Bonaparte’ı yalnızca tarihsel bir figür olarak değil, tarih anlatısının kendisini sorunlaştıran bir temsil olarak kurar. Roman boyunca Napoléon, askerî deha mitiyle yüceltilmiş bir “büyük adam” olmaktan ziyade, olayların gerçek belirleyicisi olmayan, ancak bu belirleyicilik yanılsamasının merkezinde yer alan bir figürdür. Narsisizm ve Kolektif Yanılsama:

okumak için tıklayınız

Tolstoy’un Savaş ve Barış romanında Prens Andrey’nin içe kapanışının ve melankolisinin Freud açısından yorumu (VİDEO)

Bu video, Lev Tolstoy’un Savaş ve Barış romanındaki Prens Andrey karakterinin yaşadığı içsel dönüşümü, Sigmund Freud’un “Yas ve Melankoli” kuramı üzerinden derinlemesine analiz etmektedir. Andrey’nin savaşta yaşadığı hayal kırıklıkları ve eşinin vefatı sonrasında içine düştüğü durumun, sıradan bir kederden ziyade patolojik bir melankoli olduğu savunulur. Videoda belirtildiği üzere karakter, yaşadığı kayıpları dış dünyada telafi etmek yerine onları kendi benliğine

okumak için tıklayınız

How can Prince Andrey’s introversion and melancholy in Tolstoy’s War and Peace be interpreted within the context of Freud’s Mourning and Melancholia?

In Leo Tolstoy’s novel War and Peace , Prince Andrey Bolkonsky is one of the figures who embodies the most intense internal conflicts in the narrative. Andrey’s war experience, the death of his wife, and the collapse of his ideals transform him into an increasingly withdrawn, introverted, and emotionally numb individual. When this state

okumak için tıklayınız

Tolstoy’un Savaş ve Barış romanında Prens Andrey’nin içe kapanışı ve melankolisi, Freud’un Yas ve Melankoli metni bağlamında nasıl okunabilir?

Lev Tolstoy’un Savaş ve Barış romanında Prens Andrey Bolkonski, anlatının en yoğun içsel çatışmalarını taşıyan figürlerden biridir. Andrey’nin savaş deneyimi, eşinin ölümü ve ideallerinin çöküşü, onu giderek dış dünyadan geri çekilen, içe kapanık ve duygusal olarak donuk bir özneye dönüştürür. Bu ruh hâli, Freud’un Yas ve Melankoli (Trauer und Melancholie,

okumak için tıklayınız

Sait Faik Abasıyanık’ta Tamamlanmamış İnsan (VİDEO)

Bu video, Sait Faik Abasıyanık’ın öykücülüğünde karakterlerin neden klasik bir gelişim göstermediğini ve bilinçli olarak dönüştürülmediğini derinlemesine inceler. Yazarın geleneksel olay örgüsünü reddederek insanlık hallerine ve anlık duygulara odaklandığı, karakterlerini eğitmek ya da kurtarmak gibi ahlaki bir hiyerarşiden kaçındığı vurgulanır. Sait Faik’in bu tutumu, modern insanın parçalanmış doğasına duyduğu saygının ve müdahaleci olmayan özgün merhamet anlayışının bir yansıması olarak sunulur.

okumak için tıklayınız

Sait Faik, Türkiye’nin Çehov’u mu? (VİDEO)

Bu video, modern kısa öykünün öncüsü Anton Çehov ile Türk edebiyatının dönüm noktası olan Sait Faik Abasıyanık arasındaki edebi bağı ve bu bağın zamanla nasıl evrildiğini ele almaktadır. Her iki yazarın da sıradan insanların gündelik yaşamlarını ve geleneksel olay örgüsünden uzaklaşan durum hikâyeciliğini merkeze aldığı vurgulanmaktadır. Ancak metin, Sait Faik’in yalnızca Çehov’un bir takipçisi olmadığını, aksine merhamet ve sevgi gibi

okumak için tıklayınız

Sait Faik Abasıyanık’ta Çehovcu Çizginin Sürekliliği mi, Dönüşümü mü?

Modern kısa öykünün kurucu figürlerinden Anton Çehov ile Türk edebiyatında öyküyü köklü biçimde dönüştüren Sait Faik Abasıyanık arasındaki ilişki, genellikle “etkilenme” ya da “devamlılık” kavramlarıyla açıklanır. Ancak bu açıklama, Sait Faik’in poetikasını yalnızca türev bir konuma indirgeme riskini taşır. 1. Çehovcu Öykü: Olayın Geri Çekilişi ve Gündeliğin Dramı Çehov’un modern

okumak için tıklayınız

Sait Faik Abasıyanık’ta Tamamlanmamış İnsan: Kurtuluşun ve Dönüşümün Bilinçli Reddi

Sait Faik Abasıyanık’ın öykü evreni, klasik anlatı yapılarının temel beklentilerinden biri olan karakterin dönüşümü ilkesini sistematik biçimde askıya alır. Onun öykülerinde kahramanlar çoğu zaman kurtulmaz, “bilinç kazanmaz”, ahlaki ya da toplumsal bir ilerleme göstermez. Bu durum, estetik bir eksiklikten ziyade, Sait Faik’in insan anlayışı, etik tavrı ve modern anlatı bilinciyle

okumak için tıklayınız

Between Necessity and Freedom: Tolstoy’s and Spinoza’s Determinism in War and Peace

Tolstoy’s critique of free will, developed in War and Peace , shares a strong intellectual kinship with Spinoza’s doctrine of necessity, one of the most radical models of determinism in modern philosophy . Both thinkers consider free will an illusion of consciousness stemming from a lack of knowledge of the true causes of human actions .

okumak için tıklayınız

Zorunluluk ve Özgürlük Arasında: Savaş ve Barış’ta Tolstoy ile Spinoza’nın Determinizmi

Tolstoy’un Savaş ve Barış’ta geliştirdiği özgür irade eleştirisi, modern felsefede en radikal determinizm modellerinden biri olan Spinoza’nın zorunluluk öğretisi ile güçlü bir düşünsel akrabalık taşır. Her iki düşünürde de özgür irade, insanın eylemlerinin gerçek nedenlerini bilmemesinden kaynaklanan bir bilinç yanılsaması olarak değerlendirilir. Ancak Tolstoy bu fikri sistematik bir felsefe metni

okumak için tıklayınız

Free Will in Tolstoy’s War and Peace: A Fairy Tale?

Lev Tolstoy’s novel War and Peace (1865–1869) is not only an epic account of the Napoleonic Wars, but also a comprehensive inquiry into the philosophy of history , ethics , and the issue of free will . In the novel, Tolstoy systematically critiques both narratives of individual heroism and the concept of “history of great men,” raising the

okumak için tıklayınız

Tolstoy’un Savaş ve Barış Romanında Özgür İrade: Bir Masal mı?

Lev Tolstoy’un Savaş ve Barış (1865–1869) adlı romanı yalnızca Napolyon Savaşları’nın epik bir anlatısı değil, aynı zamanda tarih felsefesi, etik ve özgür irade sorunlarına yönelik kapsamlı bir sorgulamadır. Tolstoy, romanda hem bireysel kahramanlık anlatılarını hem de “büyük adamlar tarihi” anlayışını sistematik biçimde eleştirerek, insan eylemlerinin gerçekten özgür olup olmadığı sorusunu

okumak için tıklayınız

Çiçikov ve Lacan’ın Büyük Öteki Kavramı (VİDEO)

Bu video, Nikolay Gogol’ün Ölü Canlar romanındaki başkarakter Çiçikov’u Jacques Lacan’ın “Büyük Öteki” kavramı üzerinden psikanalitik bir perspektifle incelemektedir. Yazar, Çiçikov’un servet ve itibar arayışının salt kişisel bir hırs değil, toplumsal onay alma ve sistemin içinde meşruiyet kazanma çabası olduğunu ileri sürer. Videoya göre karakterin “ölü canlar” biriktirmesi, aslında simgesel bir kimlik inşa ederek toplumun beklentilerine yanıt verme

okumak için tıklayınız

Chichikov’s Obsession with Money and Prestige: The Search for Social Approval in the Context of Lacan’s “Big Other”

This study psychoanalyzes the character Pavel Ivanovich Chichikov in Nikolai Gogol’s novel Dead Souls (1842) within the context of Jacques Lacan’s concept of the “Big Other.” Chichikov’s obsession with money and social prestige can be interpreted not as an individual ambition, but rather as a manifestation of his attempt to

okumak için tıklayınız

Two Paths to Meaning: Siddhartha – Zarathustra (VİDEO)

This video explores the philosophical similarities and fundamental differences between Hermann Hesse’s river metaphor in Siddhartha and Friedrich Nietzsche’s idea of ​​eternal recurrence. It emphasizes that both concepts reject a linear understanding of time, viewing existence as a continuous process of becoming. The video contrasts Siddhartha’s mystical peace and silent

okumak için tıklayınız

A Conceptual Relationship Between the River Metaphor in Siddhartha and the Eternal Return in Nietzsche

Hermann Hesse’s novel Siddhartha (1922) and Friedrich Nietzsche’s Thus Spoke Zarathustra (1883–85), despite drawing on different cultural and philosophical traditions, are two fundamental texts that center on the modern individual’s search for meaning. In Siddhartha , wisdom is presented as an intuitive and holistic understanding through the metaphor of the river ; in Zarathustra , this understanding is transformed into

okumak için tıklayınız

George Orwell 1984: Totaliter bir yönetim, dili bir tahakküm aracı olarak nasıl kullanır?

Bu video, George Orwell’in 1984 romanında totaliter bir yönetimin dili bir tahakküm aracı olarak nasıl kullandığını derinlemesine analiz etmektedir. İktidarın Newspeak (Yeni Konuş) aracılığıyla kelime dağarcığını bilinçli bir şekilde daraltarak aykırı düşünceleri imkansız kılmayı ve muhalefeti henüz oluşmadan engellemeyi hedeflediği vurgulanmaktadır. Kaynak, dilin sadece bir iletişim vasıtası olmadığını, aynı zamanda insan zihninin ve gerçeklik algısının sınırlarını belirleyen ideolojik bir silah

okumak için tıklayınız

Joyce, Ulysses’te Kadın Karakterlerin Doğayla İlişkisine Ekofeminist Bakış

ERGÜN DOĞAN Molly Bloom’un Doğal Döngülerle Bağlantısı Molly Bloom’un Penelope bölümündeki iç monoloğu, ekofeminist analizin temel taşlarından birini oluşturur. Düşünceleri bedeninin biyolojik süreçleri etrafında yoğunlaşır; menstrüasyon döngüsü, cinsel istek dalgalanmaları, doğum deneyimleri ve yaşlanmanın fiziksel belirtileri doğrudan doğanın ritmik yapısıyla eşleşir. Bu ritimler, patriyarkal toplumun kadın bedenini tıbbi ve sosyal

okumak için tıklayınız

George Orwell’in 1984 Romanında İktidarın Dil İnşası

George Orwell’in 1984 adlı romanı, modern iktidarın yalnızca bedenler ve davranışlar üzerinde değil, düşüncenin maddi zemini olan dil üzerinde kurduğu tahakkümü görünür kılan en güçlü edebî metinlerden biridir. Romanda totaliter rejim, iktidarını sürdürülebilir kılmak için şiddet ve gözetimin ötesine geçerek, düşüncenin imkân koşullarını ortadan kaldırmayı hedefler. Bu stratejinin merkezinde, Parti

okumak için tıklayınız

The Construction of Language by Power in George Orwell’s Novel 1984.

George Orwell’s novel 1984 is one of the most powerful literary texts that makes visible the dominance that modern power exerts not only over bodies and behaviors, but also over language, the material basis of thought. In the novel, the totalitarian regime, in order to sustain its power, goes beyond

okumak için tıklayınız