Yüce Katına – Aziz Nesin (Levent Dönmez’in sesinden)
Aziz Nesin’in ilk kez 1958 yılında yayımlanan Bay Düdük kitabında yer alan Yüce Katına adlı öyküsünü usta sanatçı Levent Dönmez’in yorumuyla dinliyoruz.
okumak için tıklayınızOkuyun ama yutmayın, çiğneyin.
Aziz Nesin’in ilk kez 1958 yılında yayımlanan Bay Düdük kitabında yer alan Yüce Katına adlı öyküsünü usta sanatçı Levent Dönmez’in yorumuyla dinliyoruz.
okumak için tıklayınızDr. Jekyll ve Mr. Hyde, İskoçyalı yazar Robert Louis Stevenson’ın 1886 yılında yayımladığı kısa romanının adıdır. Kişilik bölünmesi üzerine bir roman olan “Dr. Jekyll ve Mr. Hyde”da Victoria devri İngilteresinde, Londralı avukat Mr. Utterson’ın eski dostu, nazik bir insan olan saygın yaşlı hekim Dr. Henry Jekyll’in zaman zaman şehvet düşkünü bir canavara, yani Mr. Edward
okumak için tıklayınızOkan Bayülgen’in Radyo Trafik’teki kitap okumalarından bir tanesi; Franz Kafka’nın Dönüşüm’ü… Dönüşüm, Değişim veya Metamorfoz (Almanca özgün adı: Die Verwandlung), Franz Kafka’nın uzun öyküsü. İlk olarak 1915 yılında yayımlanmıştır. Kafka’nın en popüler eseri sayılabilir.
okumak için tıklayınızOkan Bayülgen’in Radyo Trafik’teki kitap okumalarından bir tanesi; Stefan Zweig’in Satranç’ı. Satranç, Stefan Zweig’in Brezilya’daki sürgünde yazdığı ve en tanınmış eserlerindendir.
okumak için tıklayınızBizden sonra semenderler gelecek! Gelecek semenderlerindir. Semenderler kültür devrimidir. Velev ki kendi sanatları yok; en azından aptalca idealler, pörsümüş gelenekler ve şiir, müzik, mimari, felsefe ve genel olarak kültür adı altında üretilen tüm o muğlak, sıkıcı, demode paçavraların altında belleri bükülmedi. Midemize kramp geçirten o bunakça laflar! Neyse ki insanın o demode sanatını geviş getirmeye
okumak için tıklayınız“Şövalye, kıza derin bir acıyla kendinden geçmiş bir halde bakıyordu. Bası alevleniyor, düşünceleri bir kovandaki arılar gibi uğulduyordu. Bu an, tehlikeli fakat aynı zamanda zevkliydi.” 24 Ağustos 1572’ye sayılı günler kala… Paris bir taraftan birbirine âşık genç insanların hissettikleri mutluluklara, yasadıkları hayal kırıklıklarına ve trajedilere ev sahipliği yaparken diğer taraftan da kraliyet üzerinde dönen entrikalarla
okumak için tıklayınız“Ne darağaçlarına çevrilecek bir ormanım, ne fena niyetlerimi dindirecek bir köyüm, ne zindanlı bir şatom, ne de bana yaltaklanacak, dalkavukluk yapacak adamlarım, muhafızlarım var. Bu bakıma ve bu ölçüye göre ben büyük bir senyör sayılmam. Fakat insanlık ve şeref bakımından aramızda hiçbir fark olmadığına inanıyorum. Tıpkı kılıçlarımız arasında fark olmadığı gibi.” Yıl 1553. Dışarıdaki savaşlardan
okumak için tıklayınız1890’da doğup 1938’de ölen Karel Çapek, sömürgecilikle birlikte Avrupa’da hızla gelişen sanayinin yanı sıra kök salan milliyetçiliği ve Birinci Dünya Savaşı’nı gazeteci kimliğiyle izleyip yazılar kaleme aldı. Ardından, kazananları da kaybedenleri de memnun etmeyen ilk topyekûn savaşın, başka büyük bir çatışmayı tetikleyeceğini erkenden fark etti. Nazilerin iktidara gelişine ve totalitarizmin Avrupa’da günden güne yayılışına tanık
okumak için tıklayınızBütün gün, ne ettiğimi bilmeden dolaştım. Çoktandır ne yaptığımı bilmiyorum. Ancak böyle dolaşırsam bir şeyler görebiliyorum. Yoksa gözümü dört açsam nafile! Böylece hiç kimseyi, hiçbir eşyayı, hiçbir olayı dört başı mamur gördüğümü ve duyduğumu iddia edemem. Daha çok işin hiç lüzumsuzunu, teferruatını kılı kılına görüyorum, duyuyorum da esaslı kısmını kaçırıveriyorum. Beni bir şahitliğe çağırsalar hapı
okumak için tıklayınızİstanbul’un semt adları yok mu? Bayılırım onlara. Ne güzelleri vardır. Yalan da olsa, yanlış da olsa, bu semt adlarından insanın muhayyelesine bir şeyler üşüşür. Başka yönlerden gelmiş anılar kaynaşıverir içimizde. Bir filmdir başlar dönmeye beynimizin karanlığında. Dolapdere’de bostanları sulayan dolabı gözümüzü kapamadan da görüyoruz: Sıra sıra bostanların kuyuları, kocaman kovalar, gözlerine mendil bağlanmış bir emektar
okumak için tıklayınızTopal martı ile balıkçının konuştukları bile, işitilmemişse de, görülmüştür. Önce martının laf attığına kalıbımı basarım. Ne dediğini söyle deseler söyleyemem ama, işin başka türlü olmasına; diyeceğim, ilk balıkçının martıya laf atmasının mümkünü yoktur. Martının ne dediğini bırakalım. Balıkçıyı konuşturalım. Martı: — … Balıkçı: — Susacak mısın be topal, sabah sabah… Patlamadın ya! Daha nişana varmadık…
okumak için tıklayınızMuzaffer Şerif’in (Başoğlu) adı Türkiye’de daha çok, 1948’deki “Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Olayları” vesilesiyle geçer. “Komünistlik” karalamasıyla cadı avına maruz bırakılan ve üniversiteden uzaklaştırılan akademisyenlerden biridir. Şerif, bu olayın ardından Türkiye’den ayrılmıştır. Onun uluslararası sosyal psikoloji literatüründe saygın bir yer kaplayan ve artık Muzafer Sherif olarak anılan çehresi ise, Türkiye’de o kadar fazla bilinmiyor. Doğumunun
okumak için tıklayınız“Azerbaycan Halk Şairi” büyük sanat insanı, Sovyet şiirinin kurucularından Resul Rıza, ülke şiirinin gelişmesinde önemli çabalarda imzası olan kişidir. Ve Resul Rıza’nın sesi , “Ben İsterim” adlı şiiriyle yürekten yüreğe, ülkeden ülkeye hala yankılanır; “Ben isterim ki. Bulutlar ağlasın. Çocuklar ağlamasın. Hiçbiri öksüzlük, yetimlik duymasın. Ben isterim ki, konuşsun her çiçek kendi dilince. Silahların kesilsin
okumak için tıklayınız“Türkiye’den tek parti döneminin aydın kıyımlarında ayrılmaya mecbur bırakılan Muzaffer Şerif’i dünya toplum bilimcileri Sherif adıyla tanır. Türkiyeli bilim adamları arasında ise Şerif’in herhangi bir kitabını okuyan çok azdır. Pek çoğu kim olduğunu bile bilmez. Ancak Şerif unutulmuş değil, Türkiye’de unutturulmuş bir bilim adamıdır. Oysa bugün Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere’nin ileri gelen sosyal bilimcileri
okumak için tıklayınızGiriş Yaşamındaki Dönüm Noktaları ve Temel Düşünceleri Niccolò Machiavelli 3 Mayıs 1469’da Floransa’da doğdu. Soyadı Mali clavelli “kötü çiviler”den gelmektedir. Çiviler ailenin soylu bir aile olduğunu göstermektedir. Bir başka köken bilgisi yanlış bir yazılış biçimi kazandırmıştır soyadına: Macchiavelli. İki “c” harfi yanlış olarak 1800’lerin ilk yarısına dek kullanılmıştır. Soylu aileden olmasına karşın parasız bir babanın
okumak için tıklayınızHüküm Evi’ne sessizlik çöktü, İnsanoğlu çıplak olarak Tanrı’nın huzuruna çıktı. Tanrı, İnsanoğlu’nun Hayat Defteri’ni açtı. Ve Tanrı İnsanoğlu’na dedi ki: “Hayatın kötülükle geçmiş, yardıma muhtaç olanlara zalim davranmışsın, desteğe ihtiyacı olanlara sertlikle, katı yüreklilikle muamele etmişsin. Yoksullar sana seslendiğinde dinlememiş, Benim dertli kullarımın feryatlarına kulak tıkamışsın. Yetimlerin mirasına el koymuş, tilkileri komşunun bağına sokmuşsun. Çocukların
okumak için tıklayınızGece vaktiydi ve O, yalnızdı. Ta uzaklarda, bir kentin daire şeklindeki surlarını gördü ve kente yürüdü. Yaklaştığında, kentin içinden mutluluğun ayak seslerini, memnuniyetin kahkahasını ve çok sayıda lavtanın gürültüsünü işitti. Kapıyı çaldı, nöbetçiler O’na kapıyı açtı. Önünde güzel mermer sütunlar bulunan, mermerden bir ev gördü. Sütunlara çiçekler asılmıştı, hem içeride, hem dışarıda, sedir ağacından meşaleler
okumak için tıklayınız(Αντο καθ αυτό µεθ αυτού, µονοειδεSαει oν)Kendisi, yalnızca kendisi, sonsuza dek BİR ve tek. PLATON: Şölen, [211, XXIX. ] Dostum Morella’ya karşı derin, ama son derece tuhaf bir sevgi duyuyordum. Yıllar önce onun arkadaş topluluğuna rastlantı eseri girmiştim ve ilk tanışmamızdan itibaren ruhum daha önce hiç bilmediği alevlerle yanmaya başlamıştı; ama bunlar Eros’un alevleri değildi
okumak için tıklayınızDicebant mihi sodales, si sepulchrum amicae visitarem, curas meas aliquanr tulum fore levatas. — Ebn Zaiat. Izdırap türlü türlüdür. Yeryüzü zilleti çeşit çeşittir. Engin ufka gökkuşağı gibi uzanırken, renkleri o kemerinki kadar çeşitlidir, -onun kadar uzak, ama onun kadar da iç içedir. Engin ufka gökkuşağı gibi uzanırken! Güzellikten bir tür sevimsizlik türetmeyi nasıl başardım -barış
okumak için tıklayınızAteşli hayallerle dolu bir yürekle, Ki kumandası bende. Yanan bir mızrakla ve rüzgardan bir atla, Gezinmeye gidiyorum, ıssızlığa. -Tom O’Bedlam’ın Şarkısı[1] Rotterdam’dan gelen son haberlerden anlaşıldığı kadarıyla şehir büyük bir felsefi heyecan içinde. Gerçekten de orada olan olay o kadar beklenmedik – o kadar benzersiz – yerleşik kanılara öylesine ters ki – çok yakında tüm
okumak için tıklayınız