Freud’dan Lacan’a: Gelişime Psikanalizle Bakmak
Freud’dan Lacan’a: Gelişime Psikanalizle Bakmak Konuşmacı: Prof. Dr. Cem Kaptanoğlu Düzenleyen: Etkinlikizi Kültürel Etkinlikler Platformu (2017) Moderatör: Fehmi Ünsalan
okumak için tıklayınızOkuyun ama yutmayın, çiğneyin.
Freud’dan Lacan’a: Gelişime Psikanalizle Bakmak Konuşmacı: Prof. Dr. Cem Kaptanoğlu Düzenleyen: Etkinlikizi Kültürel Etkinlikler Platformu (2017) Moderatör: Fehmi Ünsalan
okumak için tıklayınızAziz Nesin’in ilk kez 1956 yılında yayımlanan Damda Deli Var kitabında yer alan Gulgule Yok mu? adlı öyküsünü usta sanatçı Levent Dönmez’in yorumuyla dinliyoruz.
okumak için tıklayınızAziz Nesin’in 1958’de yayımlanan GıdıGıdı kitabında yer alan Deliyle Geçen Gece adlı öyküsünü usta sanatçı Levent Dönmez’in yorumuyla dinliyoruz.
okumak için tıklayınızAziz Nesin’in 1961’de yayımlanan Bir Koltuk Nasıl Devrilir kitabında yer alan Bizim Zamanımızda adlı öyküsünü usta sanatçı Levent Dönmez’in yorumuyla dinliyoruz.
okumak için tıklayınızEverest Yayınlarının 2006 yılında yeni yazarlar ve metinler keşfetmek amacıyla başlattığı İlk Roman Yarışması’nın bu yılki kazananı “Nergis Hanım Hakkında Bazı Şeyler” adlı dosyasıyla Devrim Koçak oldu. Asuman Kafaoğlu-Büke, Bahriye Çeri, Gülfem Pamuk, Sema Kaygusuz ve Zekiye Antakyalıoğlu’nda oluşan jüri kararını oybirliğiyle aldı ve gerekçesini şöyle sundu: “Birbirinden uzak kişiliklerin gizli bağlarını gözeten bu anlatı,
okumak için tıklayınızSorgu yargıcının önünde ufak tefek, fevkalade zayıf bir köylü, ev yapımı alacalı kumaştan gömleği, yamalı şalvarı içinde dikiliyor. Kılla kaplı, çiçekbozuğu yüzü ve gür, sarkık kaşlarının altından güçlükle seçilen gözlerinde somurtkan bir sertlik ifadesi var. Epeydir taranmamış olduğu anlaşılan saçları, başının üzerinde koca bir şapka gibi duruyor, sertliğini daha da pekiştiriyor. Ayakları ise çıplak. “Denis
okumak için tıklayınızSaat sabahın dokuzu. Karanlık kurşuni bir kütle güneşe doğru kayıyor. Kırmızı zikzaklar halinde şimşekler çakıyor üzerinde, bir orada bir burada. Uzak gök gürültüleri işitiliyor. Ilık bir rüzgâr otların üzerinde geziniyor, ağaçları eğiyor, toz kaldırıyor. Az sonra mayıs yağmuru çiseleyecek, ardından da gerçek bir fırtına başlayacak. Altı yaşındaki yoksul kız Fekla köyün içinde koşturuyor, kunduracı Terentiy’i
okumak için tıklayınızHoş görünümlü genç adam İvan İvanıç Lapkin ve kalkık burunlu genç kız Anna Sergeyevna Zamblitskaya, dik kıyıdan aşağı inip bir sıraya oturdular. Sıra, tam suyun yanında, genç söğütlüğün gür çalıları arasındaydı. Müthiş bir yer! Buraya oturduysanız, bütün dünyadan saklandınız demektir; balıklar ve suyun yüzünde şimşekler çizen su örümcekleri görebilir sizi ancak. Gençler, olta, kepçe, solucan
okumak için tıklayınızAydınlık bir kış ikindisi… Şiddetli ayaz var; koluma giren Nadenka’nın bukleleri ve üst dudağının üzerindeki tüyler gümüş rengi kırç[1] ile örtülüyor. Yüksek bir dağın üzerinde duruyoruz. Güneşin, ayna diye kendisini seyrettiği meyilli bir düzlük ayaklarımızın dibinden başlayıp aşağı dek uzanıyor. Yanımızda, parlak kırmızı kalın bir kumaşla kaplı küçük bir kızak var. “Kayalım, Nadejda Petrovna!” diye
okumak için tıklayınızVoltaire son derece güzel bir anlatımla şöyle demişti: Yaşının ruhuna sahip olmayan Yaşının tüm sıkıntılarını yaşar. Bu yüzden, bu mutluluk öğretisi incelememizin sonunda, yaşadığımız yılların bizde yarattığı değişikliklere bir bakış atmak uygun olacaktır. Tüm yaşamımız boyunca sadece şimdiki zamanın farkında oluruz, asla daha fazlasının değil. Şimdiki zamanın özelliği ise, başlangıçta önümüzde uzun bir gelecek, ama
okumak için tıklayınızBu konu, yani, bizim başkalarının görüşündeki varoluşumuz, doğamızın özel bir zayıflığı sonucunda, istisnasız bir biçimde çok abartılır; oysa en küçük bir düşünüş bile, kendi başına bunun bizim mutluluğumuz açısından önemsiz olduğunu gösterebilir. Buna göre, her insanın ötekilerin elverişli görüşlerini fark eder etmez ve gururu bir biçimde okşanır okşanmaz neden içten içe sevindiğini açıklamak zordur. Nasıl
okumak için tıklayınızMutluluk öğretmeni Epikuros, insan gereksinimlerini doğru ve güzel bir biçimde üç sınıfa ayırdı. Birinciler doğal ve zorunlu olanlardır: Bunlar, karşılanmadıklarında acı çekmeye neden olurlar. O halde bu sınıfa salt victus et amictus (beslenme ve giyinme) girer. Bu gereksinimleri karşılamak kolaydır. İkinciler ise doğal ama zorunlu olmayanlardır: Bu da cinsel doyum gereksinimidir; Laertius’un kitabında, Epikuros bundan
okumak için tıklayınızSchopehnauer felsefesi başlangıcından itibaren bir red felsefesidir. Bu red, ona kadar uzanagelen felsefe geleneğinde olağan kabul edilmiş, öylece benimsenen temel felsefi hakikatlere yönelik bir reddir. On dokuzuncu yüzyılın girişinde felsefenin temel hakikati denince, kendi bilincinde olan ben anlaşılıyordu. Bilincin birliği, bütünlüğü bu ben’in içinde, onun sayesinde kurulmaktaydı. Descartes, “cogito ergo- sum / düşünüyorum öyleyse varım”
okumak için tıklayınızSchopenhauer’in irade’yi olumsuzlama öğretisi onun ahlak felsefesinin çekirdeğini oluşturup düşünürün din alanına uzanmasını da sağlar. Gerek Schopenhauer metafiziğinin gerekse dinsel inancın başlıca ilgisi, dünyayı aşmak, öte dünyada kurtuluşa ulaşmaktır. Hem irade metafiziği hem de din, insanın manevi kurtuluşa duyduğu bu ihtiyacın varlığını gösterirler. Yeryüzünde sonu gelmeyen acılara batmış insanın kurtuluşudur bu. Schopenhauer’in irade metafiziğinin, ahlak
okumak için tıklayınızEbedi irade, bedenimizin karanlık derinliklerinden zaman mekân boyutlarına bürünüp bi- reyselleşerek fenomenleşince, onun varlığını fark ederiz. Dünyanın asıl itici gücü olarak irade kendinde bilinebilecek bir şey değildir; biz onu nesneleşmeleri aracılığıyla fark ederiz. Metafizik üzerinden bilgisine ulaştığımız, farkına vardığımız şey, dünyanın gerçek yüzünü yüzeydeki tasarımların gerisine gizleyen, iç motorudur. Renkli bir gözlükten bakar gibi, dünyayı
okumak için tıklayınızSchopenhauer’in ahlak öğretisinin, ahlak bilincinde nitelikçe yeni bir basamak oluşturma olasılığı, onun dine, inanç sistemlerine yaklaşımında da önemli yansımalar gösterir. Sıkça tekrar ettiğimiz gibi düşünür, aklın içeriklerinin aklın kendi ürünü olduklarından emindi. Ona kalacak olursa filozoflar, insan davranışlarını bağlayıcı ahlak ilkeleri ararken, bunun kaynağını ‘akla’ dayandırmaya kalktıklarında bu akim ve onun içeriklerinin bizzat üreticisi olduklarını
okumak için tıklayınızI Aleksandr Sergeyeviç Puşkin (1799-1837) Rus edebiyatının kurucusu, Rus edebiyat dilinin yaratıcısı kabul edilir. 19. yüzyıl Rus düşünürü ve eleştirmeni Belinski, Puşkin’in, “şiiri, Rus yaşamıyla ve Rus çağdaş zamanıyla dost kıldığını” belirtiyordu. Puşkin’in yaratıcılığı erken dönemde yazdığı liriklerinden ve Güney sürgünlüğü döneminin ürünü destanlarının romantizminden gerçekçiliğe doğru evrim geçirdi. Şair, Dekabristlere yakındı ve iki kez
okumak için tıklayınızAziz Nesin’in 1959’da yayımlanan Aferin adlı kitabından Ağzıyla Kuş Tutan Adam öyküsünü usta sanatçı Levent Dönmez’in yorumuyla dinliyoruz.
okumak için tıklayınızİrlanda’nın dahisi James Joyce yirminci yüzyılın en ünlü ebedi yazarlarındandır. Ünü kıtaları, dünyaları ve kültürleri kuşatmıştır. Uluslararası Joyce endüstrisinin her yıl piyasaya sürdüğü ilmi ve eleştirel çalışmalar, Shakespeare çalışmalarını saymazsak akademik edebiyat literatürü içinde emsali olmayan bir hacme sahiptir Yazar yirmi iki yaşındayken Kıta Avrupası’na gitmek üzere İrlanda’dan ayrıldı ve memleketine bir daha dönmedi. Kendisini
okumak için tıklayınızAziz Nesin’in 1958’de yayımlanan GıdıGıdı kitabında yer alan Deliyle Geçen Gece adlı öyküsünü usta sanatçı Levent Dönmez’in yorumuyla dinliyoruz.
okumak için tıklayınız