Edebiyatta İdealizm

İdealizm, felsefede, en geniş anlamıyla, tinsel güçlerin evrendeki tüm süreçleri ya da olup bitenleri belirlediğini savunan tüm felsefe öğretilerini içerecek biçimde kullanılan terim.
Varolan her şeyi “düşünce”ye bağlayıp ondan türeten; düşünce dışında nesnel bir gerçekliğin varolmadığını, başka bir deyişle düşünceden bağımsız bir varlığın ya da maddî gerçekliğin bulunmadığını dile getiren felsefe akımını niteler.
İdealizm, varlığın düşünceden bağımsız olarak varolduğunu kabul eden “gerçekçilik”, “maddecilik” ve “doğalcılık” felsefe anlayışlarının tam karşı kutbunda yer almaktadır.
Felsefede İdealizm, dünyanın temellendirilmesinde en önemli görevin, bilince ya da maddi

Edebiyatta Gerçeküstücülük ( Sürrealizm )

Londra’daki Salvador Dali sergisi, Avrupa?da birinci ve ikinci dünya savaşları arasında gelişmiştir. Temelini, akılcılığı yadsıyan ve karşı-sanat için çalışan ilk dadaistlerin eserlerinden alır. 1924?te “Manifeste du Surrealisme”i (Gerçeküstülük Bildirgesi) hazırlayan şair Andre Breton?a göre gerçeküstücülük, bilinç ile bilinç dışını birleştiren bir yoldur. Ve bu bütünleşme içinde hayali dünya ile gerçek yaşam “mutlak gerçek” ya da “gerçeküstü” anlamda iç içe geçiyordu. Sigmund Freud?un kuramlarından etkilenen Breton için, bilinçdışılık düş gücünün temel kaynağı, deha ise bu bilinçdışı dünyasına

Edebiyatta Simgecilik ( Sembolizm )

Sembolizm, evrensel bilgi ve hakikatlerin basit ve sade öğelere indirgenerek ifade edilmesidir. Sembol, kimi sözlüklerde ?daha soyut bir şeyi anlatmaya yarayan daha somut şey? ya da ?evrensel yasa, ilke, bilgi ve fikirleri açıklayan işaretler? olarak tanımlanır. Bir sembol, anlatmak istediği şeyi en kesin, en belirli, en sade, en doğal şekilde ifade eden işarettir. Sembol sözcüğünün kökeni, eski Mısır dilindeki symbolon sözcüğünün Grekçe?ye geçmiş hali olan symballein fiilidir, ?birlikte tartışmak, birlikte birleştirmek, bir arada

Edebiyatta Parnasizm

Parnasizm Fransa’da 1860 yılında Çağdaş parnas şiir dergisi etrafında toplanan sanatçılarca ortaya çıkarılmış bir akımdır. Gerçekçiliğin şiire yansımasıdır. Sanat için sanat görüşü benimsenmiştir. Şair kuyumcu titizliğiyle çalışır. Şekil çok önemlidir. Romantizm akımına tepkidir. Dış dünyayı nesnel bir bakışla anlatır. Şiirde ölçü, kafiye ve ses uyumu çok önemlidir. Bu özelliği Parnasizmi Sembolizm’den farklı kılar. Şiiri, ışık, gölge, renk ve çizgilerle sağlamayı düşünürler. Uzak ve yabancı ülkelerin efsanelerinden yararlanırlar. Şairler şiirlerinde kişiliklerini gizlemişlerdir.Bu akımın başlıca temsilcileri arasında Theophille Gautier, Theodore Banville, Leconte de Liste, Jese Maria de Heredia ve Francois Coppee bulunmaktadır. Türkiye edebiyatında ise Tevfik Fikret ve Yahya

Edebiyatta Dadaizm

Dada, Dadaizm veya Dadacılık I. Dünya Savaşı yıllarında başlamış kültürel ve sanatsal bir akımdır. Dada Dünya Savaşının barbarlığına, sanat alanındaki ve gündelik hayattaki entelektüel katılığa bir protesto olmuştur. Mantıksızlık ve varolan sanatsal düzenlerin reddedilmesi Dada’nın ana karakteridir.
Jean Arp, Richard Hülsenbeck, Tristan Tzara, Marcel Janco ve Emmy Hennings?in aralarında bulunduğu bir grup genç sanatçı ve savaş karşıtı 1916 yılında Zürih?te Hugo Ball?in açtığı cafe?de toplandı. Bildirisi de burada açıklandı.
Dada isminin nereden geldiği konusunda kesin bilgi olmamakla beraber Fransızca?da oyuncak tahta at anlamına gelen “Dada” bu kişilerin yarattığı edebi akımın ismi olarak seçildiği yönünde bir görüş vardır.
Bu akım, dünyanın, insanların yıkılışından umutsuzluğa düşmüş, hiçbir şeyin sağlam ve sürekli olduğuna inanmayan bir felsefi yapıdan etkilenir. Birinci Dünya Savaşı?nın ardından gelen boğuntu ve dengesizliğin akımıdır. Dada?cı yazarlar, kamuoyunu şaşkınlığa düşürmek ve sarsmak istiyorlardı. Yapıtlarında alışılmış estetikçiliğe karşı çıkıyor,

Toplumcu Gerçekçiler

Cumhuriyet sonrası ülkemiz şiirinde asıl yenilik Nazım Hikmet?le gelir. Sağlıklı, biçim ve özde devrim yapan bir yeniliktir bu. Ölçüyü atan Nazım Hikmet?tir, özü biçimin bağlarından kurtaran da. İlk iki kitabıyla (835 Satır, Jakond ile Si-Ya-U, 1929) “şairane”ye karşı çıkmış, dizeci anlayışı yıkmıştır. Ama gelenekten de kopmaz. Çünkü ona göre asıl önemli olan öz?dür. Biçim öze uydurulmalı, özü bir kat daha belirgin kılmalıdır. Üstelik onun şiiriyle gelen öz bir ideolojiye dayanmakta, siyasal bir tutumu içermektedir. Toplumcu gerçekçi (realisme social) sanat anlayışını bilinçli olarak benimsemekle kalmamış, bu alanda en yetkin örnekleri vererek hem kendisinden sonra gelen kuşağı,

Bir Ruh Kimliği Reşat Nuri Güntekin, Taylan Altuğ

“Taylan Altuğ’un ‘Bir Ruh Kimliği’ kitabı, Reşat Nuri’nin romanları üzerine titiz bir çalışma. Kitabı okurken bu önemli yazarın edebiyatı hakkında ne kadar az şey bildiğinizi fark edeceksiniz. Reşat Nuri Güntekin. Çalıkuşu. Cumhuriyet’in ilk yılları ve idealist bir kadın öğretmen, Feride. Bunlar, bu ismi duyduğumda ilk aklıma gelen şeyler. Türkçe okuma yazma bilen hemen herkesin ortak yönlerinden biri olsa gerek Reşat Nuri Güntekin. Okuma yazması olmayanların da televizyondan, radyo programlarından (TRT) bir şekilde bir yerlerden kulak aşinalığının olduğu bir isim. Türkiye’de yazar olup da, birden fazla neslin hafızasında böylesine yer eden çok fazla isim yoktur. Ama aslında bu aşinalık yanıltıcı ve yüzeysel: Bazılarını ilkokuldayken okumak zorunda bırakılmış olduğumuzdan hayal meyal hatırlıyor olabiliriz, ama çocukluğumuzda maruz kaldığımız ve gönülsüzce yerine getirdiğimiz birçok edim gibi Reşat Nuri kitaplarıyla ilişkimiz de biraz resmi ve mesafeli.
Taylan Altuğ’un Reşat Nuri’nin romanları üzerine titiz çalışması Bir Ruh Kimliği’ni

Edebiyatta Gerçekçilik ( Realizm )

Gerçekçilik (realizm), bir estetik ve edebi kavram olarak 19. yüzyıl ortalarında Fransa?da ortaya çıkmıştır. Nasıl ki romantizm klasizme bir başkaldırı niteliğinde ise gerçekçilik yani realizm, hem klasizme hem de romantizme bir başkaldırıdır. Amaç, sanatı klasik ve romantik akımların yapaylığından kurtarmak, çağdaş eserler üretmek ve konularını öncelikle yüksek sınıflar ve temalarla ilgili değil, toplumsal sınıflar ve temalar arasından seçmekti. Realizmin amacı, günlük yaşamın önyargısız, bilimsel bir tutumla incelenmesi ve edebi eserlerin bir bilim adamının klinik bulgularına benzer nesnel bir bakış açısıyla

Edebiyat-ı Cedide (Servet-i Fünun Edebiyatı)

Edebiyat-ı Cedide, diğer bilinen ismiyle Servet-i Fünun Edebiyatı, II. Abdülhamit döneminde, Servet-i Fünun dergisi çevresinde toplanan sanatçıların batı etkisinde geliştirdikleri bir edebiyat hareketidir. Bu hareket 1896’dan 1901’e kadar etkili olmuş ve II. Abdülhamit’in baskı döneminden geçmiştir. 16 Ekim 1901 yılında Hüseyin Cahit Yalçın’ın Fransızcadan çevirdiği “Edebiyat ve Hukuk” başlıklı makalenin dergide yayınlanması üzerine dergi kapatılmış, dolayısıyla Servet-i Fünun topluluğunun

Edebiyatta doğalcılık (Natüralizm)

Doğalcılık, edebiyat, resim ve felsefede yaşamı olduğu gibi yansıtmayı öngören akımların genel adıdır. Natüralizm olarak da bilinir. Doğalcılığa göre doğanın, nesnel yasalar uyarınca işleyen bir düzeni vardır. Gözlem ve deneye dayalı bilimler, işte bu yasalar sayesinde doğa ile ilgili her alanda sağlam, kesin bilgilere ulaşabilir. Doğalcılık, doğa bilimlerinin sanata ve edebiyata uygulanmasıyla ortaya çıkmıştır. Doğalcı anlayışa göre gerçek olduğu gibi yansıtılmalı, yaşamın kaba ve bayağı sayılarak ele alınmayan yönleri de işlenmelidir. Doğalcı anlayışa göre birey, içinde yetiştiği toplumsal ve doğal çevrede

Enternasyonel (L’Internationale) Marşı

Enternasyonel (L’Internationale) orjinali Fransızca olan ve bir çok dile çevirilen dünyanın bütün işçilerince söylenen şarkı veya marştır. Fransızca orjinali 1870 yılında Eugène Pottier tarafından yazılmışır ve Pierre Degeyter tarafından 1888 yılında bestelenmiştir. Bu beste tüm dünyada geniş bir kabul görmüş ve diğer dillerdeki çevirilerde de bu besteye sadık kalınmıştır. Marş tüm dünyada işçi sınıfının geleneksel şarkısı olmuştur.
Enternasyonal Marşı, sağ elini yumruk yapıp havaya kaldırarak söylenir. İşçilerin sağ elini yumruk yapıp havaya kaldırması ise patrona karşı gücünün, kararlılığının ve inancının kuvvetli oluşunu sembolize eder.
Enternasyonal
Uyan artık uykudan uyan / Uyan esirler dünyası
Zulme karşı hıncımız volkan / Bu ölüm-dirim kavgası

Tanzimat Edebiyatı

Tanzimat Edebiyatı, bir kültür ve siyasi hareketin sonucu olarak ortaya çıkmış bir edebi akımdır. 3 Kasım 1839’da Reşit Paşa tarafından ilan edilen ve Gülhane Hattı Hümayunu da denilen yenileşme beratının yürürlüğe konmuş olmasından doğmuştur. Bu olay daha sonraları Tanzimat Fermanı olarak adlandırılacak, gerek siyasi alanda gerek edebi ve gerekse toplumsal hayatta batıya yönelmenin resmi bir belgesi sayılacaktır. Edebiyat

Çalıkuşu, Reşat Nuri Güntekin

Çalıkuşu, Reşat Nuri Güntekin tarafından 1922 yılında yazılmış bir romandır. Edebiyatımızın en çok sevilen klasik eserleri arasında yer alır. Ağırlıklı olarak Anadolu’da geçen ve arka planda Osmanlı’nın son yıllarını anlatan bir romandır. Romanın ana kahramanı Feride’nin hatıra defteri şeklinde yazılmıştır.
Reşat Nuri Güntekin, Çalıkuşu’nu önce İstanbul Kızı adıyla dört perdelik bir oyun olarak yazmıştır. Yapıt ilk kez Vakit Gazetesi’nde 30 Temmuz 1921 tarihli nüshasında çıkar. 1923 yılında kitap olarak yayınlanır.  1935 yılında günümüz alfabesiyle basılır. Çalıkuşu, duygusal bir olayı anlatmakla birlikte dönemin toplumsal sorunlarının eleştirel olarak da ortaya koymaktadır. Çalıkuşu, Türkiye’de yeni ve modern bir dönemin başlamasını özendiren bir roman olarak kabul edilmektedir. A. Ömer Türkeş bir yazısında şöyle diyor: “Çağdaşı yazarların büyük bir bölümü, Anadolu’yu uzaktan, kendi hayal âlemlerindeki gibi anlatıp ah, vah ederler, ya da yapay bir Doğu-Batı sorunsalı etrafında dolaşırlarken, Reşat Nuri Güntekin, sorunları

Fecr-i Ati Edebiyatı

Fecr-i Ati edebi akımının temelinde eskiyi yıkmak; yani o günkü anlamıyla batılı düşünce sisteminden kaynaklanan felsefeyi, edebiyata uygulamak yatıyordu. Fecr-i ati’nin kelime anlamı “geleceğin aydınlığı” demektir. Fecr-i Ati’nin Edebiyat-ı Cedide?ye tepki olarak doğan bir akım olduğunu savlamıştır. Fecr-i Ati batıdaki benzerlerinde olduğu gibi

HANS CHRİSTİAN ANDERSEN

Kibritçi Kız masalıSihirli Fasulye masalıAndersan Masalları

Susunca Sen, Asuman Susam. “Ağır akan serin suyum, su yatağını bilmek ister.”

“Susunca Sen, Asuman Susam?ın üçüncü kitabı. Şairin, baştan beri dikkat çeken yanı, benzerine fazla rastlanmayan, tekil bir imge dünyası kurma çabasıydı. Bu yeni yapıtla şair, kendinin olan bir dilsel evren kurmanın eşiğine gelmiş. Zaman, aşk, ölüm ve ?doğa?nın modern şiirin kaynak sembolleri arasında olduğunu herkes bilir. Önemli olan, bu sembolleri, şairin kendi şiirinin harcı kılabilmesi ve buradan hareketle yeni bir imge dünyası oluşturabilmesidir. Susam, yeni kitabında kozmik dünyayla, reel hayatı arasında gidip gelen bir imgelemin izini sürmektedir. Hem de gizli kalmaya çalışan bir ironiyle. Kitapta öne çıkan, ?yolculuk? simgesiyle iç dünya ile uzam arasındaki boşlukları yepyeni imgelerle doldurma çabasıdır. Bu şiirin yolculuğunda zaman?la zaman-dışı?nın yer yer iç içeliğine rastlanır. Aşk, bu yolculuğun vazgeçilmez sarmalıdır. Bu serüven, şiiri bir gizemciliğe doğru da taşır. Bu özellikler, 1980?li yıllar sonrası ortaya çıkan birçok kadın şairin karakteristik kaynağıdır. Bu çizgideki şairlerin çoğu gibi, Susam?da, Anglosakson şiirinden, bir nebze de Sylvia Plath?ın öncülüğünü

Köye yöneliş dönemi, Atilla Özkırımlı

Şiirde olduğu gibi öykü ve romanda da asıl dönüm noktası 1930?lardadır. Sadri Ertem Resimli Ay?da yayımlanan (1928) öykülerine Vakit gazetesinin ekinde yenilerini ekleyerek (1930-31) toplumcu gerçekçiliğe yönelen yazının ilk örneklerini verirken, Almanya?dan dönen Sabahattin Ali de yine Resimli Ay?da bu yoldaki ilk öykülerini yayımlar.
Ama bu dönemde, ne Vakit gazetesinde Sadri Ertem?in çevresinde toplanan Bekir Sıtkı Kunt, Reşat Enis Aygen gibi gençlerin, ne de Sabahattin Ali?nin toplumcu gerçekçiliği başarıyla uyguladıkları söylenebilir. Birinciler eleştirel bir tutumu gerçekleştirseler de gözlemciliği aşamazlar. Sabahattin Ali?nin gerçekçiliği ise coşumculuğun izlerini taşır.
Gözlemci tutumu, yalın anlatımıyla Memduh Şevket Esendal her iki çizgiye de bağlanmaz. Ama öykülerini yayımladığı 1925?ten sonra 1942?ye kadar siyasal konumu nedeniyle

Akasya Telaşı, Derya Önder “sorulmuş soruları sormayın artık/ bir cevap gibi yaşayın hayatınızı”

“Derya Önder?in Akasya Telaşı, okura çok zengin çağrışımlar taşıyor. Bunda, şairin modern bir öykülemeci dile olan eğilimi dikkate değer. Şair, bu öykülemeyi, imge yoğunluğuyla besliyor. Lirizm, bu şiirin ana kaynağı. Gündelik hayat ve insan ilişkilerindeki kırılmalarla, çukurlarla dolu bir dünyayı dillendirilme çabası öne çıkıyor. Okuru, ilk okumada, duygu yüküyle kuşatan; bazen sert, bazen kırılganlıklar dolu bir kadın dünyasının hakiki anları, gözlemleri, sezgiciliği ve tutkularıyla karşılaşılıyor. Ama, ardı ardına gelen okumalarda şiirlerin bir kısmının aynı sıkılıkta olmadığı yakalanıyor. Klişeleşmiş kalıp ve sözcüklerle karşılaşılabiliyor. Duygusal yoğunluk, bazı şiirlerin yapısını zayıflatabiliyor. Örneğin söz konusu ikilemi, yani ilk aşamada okuru heyecanlandıran, ama ardından mutlak ayıklanması gereken bir şiir hissiyatını yansıtan ?olmayan? türü şiirleri örnekleyebiliriz. ?nisâ? şiiri de bu tür örneklerden. Kitabın başındaki ?saint antuan? ve ?ekim çocukları? gibi şiirlerdeyse,

1 Mayıs / Birlik Mücadele ve Dayanışma Şiirleri, Güngör Gençay

“Emeğin iktidar olacağı bir dünyaya inanarak şiirlerini yazdılar. Birlik, mücadele ve dayanışmanın coşkusuyla, severek okuyacağınıza inandığımız şiirler, marşlar ve şarkılar birbirini besledi. Ayrıca 1890 yılından bu yana sosyalist ülkelerdeki 1 Mayıs afişleri, sanatı alanlara taşımanın kanıtı ve örneği olurken aynı etki 1976 yılından itibaren Türkiye’deki 1 Mayıs afişlerinde de görülmeye başlandı. Bunların büyük bir bölümü de antolojinin son sayfalarında yer aldı
1 Mayıs, insanca yaşanacak bir dünya için atılan ilk adımdı. Ne var ki, her dönemde emekçilerin hak istemleri hep şiddetle karşılandı. Egemen sınıf ve temsilcileri, sömürülerinin devam etmesi için, inzibat güçlerine kan dökme emrini vermekten bile geri durmadılar. Başlayan hareket, aynı anlayışla sürmüş ve kutlamalarda yitirdiğimiz canlar, birçok 1 Mayıs’ı taçlandırmışlardır. Bugün ideallerine karanfillerle saygı duruşunda bulunduğumuz inançlı yürekler, bizlere birlik, mücadele, dayanışmanın aydınlığını

Şostakoviç Hayatı ve Eserleri

?Bir sanatçı için halk kitlelerinin her gün yeni başarılar elde ettiği bir çağda yaşamak ve yaratmak büyük bir mutluluktur? diyen Sovyet besteci Dimitriy Şostakoviç?in, yaşamını ve çağını anlattığı bu kitap, bir müzik dehasını anlamamıza katkıda bulunduğu kadar, eşitlikçi ve özgürlükçü bir toplumdaki sanat pratiğine ilişkin değerli gözlemleriyle bilgimizi zenginleştiriyor.
2. Paylaşım Savaşında insanlık düşmanı Nazilerin Sovyet kenti Stalingrad?ı kuşatması karşısında elde kürek siper kazarak yurdunu ve halkını savunan besteci Dimitri Şostakoviç?in, hayata ve sanata bakışını kendi dilinden bu kitapla aktarılıyor. Ve çeşitli gazetelerde, dergilerde, kitaplarda, konferans ve ansiklopedilerde Sovyet sanatı ve sanatçıları hakkında akla hayale sığmayan asılsız karalamalarda bulunanlara ve bulunmaya devam edenlere en güzel yanıt Şostakoviç?in kendisinden geliyor.
*Şostakoviç?in genç yaşta bestelediği beşinci ve altınca senfonileri, yeni imgeleri yansıtmaya yatkın yeni bir tür olan, birkaç senfoni alanında Sovyet bestecilerinin yeni yapıtlar vermesinde esin kaynağı olmuştur. Bu senfonilerin, Sovyetler dışında başka

insanokur.org’u

bilgiyle tutsaklıktan özgürlüğe…
“yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek…”