CHİNA MİEVİLLE

Kraken / Bir Canavarın Anatomisi Yara Un Lun Dun Şehir ve Şehir Kral Fare Perdido Sokağı İstasyonu

PAUL MASON

Çalışarak Yaşamak ya da Savaşarak Ölmek / Küresel İşçi Sınıfı Nasıl Oluştu?

Proust’la Kayıp Zamanı Yakalamak, Zeynep Candır

“Sevdiğimiz zaman aşk o kadar büyüktür ki bir bütün olarak içimize sığmaz; sevdiğimiz insana doğru yayılır, onda kendisini durduran, başlangıç noktasına geri dönmeye zorlayan bir yüzey bulur; işte karşımızdakinin hisleri dediğimiz şey, kendi sevgimizin çarpıp geri dönüşüdür; bizi gidişten daha fazla etkilemesinin, büyülemesinin sebebiyse kendimizden çıktığını fark etmeyişimizdir.” Marcel Proust

Bizi bizden uzaklaştıran günlük hayat koşturmacaları arasında; durup düşünmeye, olup biteni anlamaya, yaşadıklarımız üzerine kafa yormaya vaktimiz var mı? Bundan çok başka bir zamanda, başka bir insan hayata dair öyle tespitlerde bulundu ki bizim varlıklarını bile duyumsamadığımız, zamansız olan her şeyi; aşkı, yalanı, acıyı, alışkanlığı, insanı, nesneyi, ruhu ve daha birçok kavramı tanımlamayı başardı. Onun “Kayıp Zamanın İzinde” adlı

Alemdağ’da Var Bir Yılan, Sait Faik Abasıyanık; Yaşasın çiçekler, böcekler, insanoğulları…

?Nereden gelirse gelsin; dağlardan, kuşlardan, denizden, insandan, hayvandan, ottan, böcekten, çiçekten. Gelsin de nereden gelirse gelsin! Bir hişt hişt sesi gelmedi mi fena. Geldikten sonra yaşasın çiçekler, böcekler, insanoğulları?? diyen büyük yazarın ilk kez 1954’te yayımlanan kitabı, ‘Alemdağda Var Bir Yılan’, ‘Panco?nun Rüyası’, ‘Hişt, Hişt!! hikayelerinden meydana geliyor.

“Biz insanların çoğu zaman kendimizi yalnız, boşlukta hissettiğimiz anlar vardır. İşte bu anlarda hayata bakış açımız da değişir. Her olaya,herşeye kötü tarafından bakarız. Yarısına kadar dolu olan bardağı, yarısı niye boş diye kendimize dert ederiz. İşte hikayemizin kahramanı da kendini hep böyle hisseden biri. Bir de biz bu adamın İstanbul?da yaşadığını kabul edersek bakın bu adamın düştüğü bataklığa. Ama bu insanın da yaşaması, mutlu olması gerekiyor. İstanbul?da mutlu olamıyorsa hayal gücü de yok demiyoruz. Kendisine yaşanacak, mutluluğu bulacağı bir yer kuruyor. Buranın adı da Alemdağ.”

Sait Faik Abasıyanık’ın sağlığındayken yayımlanan son kitabı olma özelliğini taşıyan “Alemdağ’da Var Bir Yılan”, yazarın milyonlar içindeki yalnızlığını etkileyici bir dille

Şiirimizin anadolu kapısı, aşkın ve başkaldırının şairi Adnan Yücel

Söz ve dil ustası Adnan Yücel şiiri yaşlılık belirtisi göstermez. Kalemini kalbinde gezdirip söze sürdükçe genç dizelerle örülür onun şiiri.” düşüncesini paylaşıyor 66 kalem. Yurt Kitap-Yayın´dan çıkan “Aşkın ve Başkaldırının Şairi Adnan Yücel – Türküsüz Çıkmayasın Yollara” kitabında, İsmail Beşikçi, Ahmet Telli, Şükrü Erbaş, Hüsnü Öndül, Turan Altuntaş, Remzi İnanç, Veysel Çolak, Aydın Çubukçu, Özgen Seçkin, Sezai Sarıoğlu, A. Kadir Paksoy´un da aralarında bulunduğu 66 Adnan Yücel yürekli, 66 ilmek attı şiir dünyalı kilime.

Kitapta, Yücel´in bir yıllık hastane dönemi şiirleri de yer alıyor. Aşkın ve başkaldırının şairi Adnan Yücel´in anısına hazırlanan kitap, Yücel´in şiirini ve şiire dönüşen yaşam felsefesini dostlarının tümceleriyle anlatıyor. Adnan Yücel´i 24 Temmuz 2002´de, güneşin doğumuyla yitirmiştik. Ateşin ve güneşin çocuklarına erkenden selam verip, selam almak içindi belki de bu gidiş… Zaten kitapta buluşan ya da buluşturulan Adnan Yücel dostları da bu zamansız gidişe

Zaman Tüneliyle Sümer’e Yolculuk, Muazzez İlmiye Çığ

“Size kendimi tanıtayım: Ben bir Sümerli çocuğum. Adım “Ludingirra”, anlamı “Tanrının adamı”. Adımı söylemek size zor gelirse, kısaca “Lu” diyebilirsiniz. Tam 14 yaşındayım. 6 yıldan beri okula gidiyorum. Eğer okulda her bilgiyi öğrenmek istersem, en az 5 yıl daha okumam gerek.
Boyum çok uzun değil. Kara saçlı, kara gözlüyüm; ama derim kara değil. Zaten bizim halkımız hep kara gözlü, kara saçlı. Sanıyorum onun için biz, kendimize “Karabaşlı” diyoruz.
Ben şimdi, yaşantımı, ülkemi tanıtmak için sizi zaman tüneli ile geçmişe götüreceğim. Hoşunuza gideceğini umuyorum. “Geldiğimiz yer neresi?” diye soracaksınız şimdi. Sizin ülkenize yakın bir yer. Türkiye’nin güney doğusunda bugün Irak dediğiniz yer.
Buradan iki büyük nehir geçip güneyde denize dökülüyor. Bunların adı Fırat ve Dicle, bizde onların adı “Buranım ve İdigna” dır. Siz buraya “iki nehir” anlamına gelen Mezopotamya diyorsunuz. İşte benim vatanım, bu iki nehir arasında. Buraya yüzyıllar boyu “Sümer toprakları” denmiş.

Atalarım çok eski çağlarda buraya göç etmişler. Neden mi?

Şiirlerle İstanbul, Kemal Özer

Kemal Özer, ‘Şiirlerle İstanbul’ kitabını ?Cumhuriyet dönemi boyunca yaşama ve ülkeye İstanbul üzerinden yöneltilmiş bakışların bir toplamı aynı zamanda. Kendi adıma olsun, okurlar adına olsun bu toplamın bir albüm işlevi görebileceğini düşünüyorum. Sayfalarını çevirdikçe, İstanbul?a ve İstanbul?la birlikte kendimize bakmamızı sağlayacak bir albüm…? olarak tanımlıyor. İstanbul tutkunları için kırk beş ozandan yetmiş üç şiiri bir araya getiren kitap; yaşamı, ozanların iç dünyalarıyla, o dünyalardaki duygu dalgalanmalarıyla dile getiriyor.
(*) İlk öbeği oluşturan şiirler, on ozanın İstanbul adını verdiği ürünleri bir araya getirdi. ?Adı İstanbul Olan? bu şiirlerden her birinin hem genel bir bakışı, hem de birbirinden değişik duyguları taşımış olmasını gözettim. Sonraki öbekler, bu bütüne ayrıntıda getirilen yaklaşımları yansıtıyor. Örneğin İstanbul?un ?Bir Semtine, Bir Sokağı?na yazılmış şiirleri bir öbekte sunarken, onları duyguculuktan gerçekçiliğe doğru sıralamaya özen gösterdim. Yaklaşım ayrımlarını vurgulamak için de aynı semt için yazılmış değişik şiirleri yan yana getirdim. Necmettin Halil Onan?ın ?Boğaz Rüyası?nı Melih Cevdet Anday?ın ?Boğaziçi?nde Ayın On Dördü? şiiriyle, Attilâ İlhan?ın ?Emirgân?da Çay Saati? şiirini,

Zazaca-Türkçe Sözlük – Mesut Özcan

Zaza dili ve kültürüne önemli bir katkı olan bu kitap, Mesut Özcan’ın hazırladığı sözlüğün yanı sıra, Mehmet Bedri Gültekin’in Zazaca grameri üzerine bir çalışmasını da içeriyor. Gerek sözlük, gerekse gramer hazırlanırken, Dersim’in merkez yöresinde konuşulan dil esas alınmıştır. Yazı dili aşamasına gelmemiş diller açısından, böyle bir sözcük ve gramer hazırlamanın güçlüğü ortadadır; bu bakımdan, Zazaca-Türkçe Sözlük ilk adım olarak değerlendirilmelidir.

(*) “Zazalar, nüfusu tahminen 2 ila 4 milyon arasında olan bir halk olarak Doğu, iç ve Güneydoğu Anadolu?nun Fırat ve Dicle su havzasında ve dağlık alanlarda yaşarlar.

Hiç (Nada), Carmen Laforet

İspanya İç Savaşı’nın hemen ertesinde, gencecik bir kızın yazdığı ve 1944 Nadal ödülünü kazanan “Hiç” (Nada) , 2004’te yazarının ölümünden sonra dünyanın her yerinde yeniden keşfedildi. On sekiz yaşındaki Andrea, öksüz kaldıktan sonra üniversite eğitimi için köyünden Barselona’ya, zenginliği ve kültürüyle hep gözünü kamaştırmış olan anne tarafından akrabalarının evine gelir. Ancak akrabaları savaş sırasında servetlerini kaybetmiş, korkunç bir yoksullukla baş etmeye çalışmaktadırlar. Genç kız bir yandan okuldaki zengin öğrenciler arasında bocalarken bir yandan da evde tanık olduğu tuhaflıklarla masumiyetini yitirmeye başlar. Karanlık, güçlü bir hayal gücü ile ince mizahı birleştiren ve bir büyüme öyküsü içinde Franko rejiminin ilk günlerini ürkütücü bir berraklıkla anlatan bu roman,

Kosta Abraşeviç’in Yaşam Öyküsü

Kosta Abraşeviç, Makedonya?nın işçi ozanıdır. İşçiler için şiir yazan Abraşeviç; açlığı, yoksulluğu önlemek ve özgürlük içinde daha iyi yaşam sürmek özlemini dile getirir. Eşit ve özgür bir dünyanın hayalini kuran şair, 60’ı aşkın şiir ve 40 kadar epigram yazmıştır. Eserleri, ölümünden sonra yayınlanır.
Abraşeviç, kısa süren hayatında, şair olarak bütünsel olgunluğa kavuşmamış olsa da, sınıf bilincine sahip olmuştur. Şiirlerinde, sömüren yönetime karşı, çalışanların yanında olmuştur. Ölümünün yaklaştığını sezdiğinde bile, döneminin birçok yazarı gibi, karamsarlığa kapılmamıştır.
Abraşeviç, 8 Ocak 1898?de, 19 yaşındayken, o dönemlerde henüz ilacı bulunmayan veremden ölür.
Abraşeviç, 29 Mayıs 1879?da, Ohri?de, Makedon bir baba ile Yunan bir anneden doğar. 1888?de, babanın işi dolayısıyla, Ohri?den ayrılıp

Mustafa Balel ‘in Hayatı

Mustafa Balel’in eserlerinde, erkek egemen olarak bilinmesine karşın toplumda el altından uzlaşmalı bir şekilde sürdürülmekte olan anaerkil bir yapının varlığını su yüzüne çıkardığı görülür. Anlatımının sıcaklığı ve insan ruhunun derinliğine inmedeki inceliğiyle dikkatleri çeken, toplum-birey ilişkisi içinde toplumsal konuları işlediği hikâye ve romanlarında belli bir hüzün hakimdir.

Hikâye, roman yazarı ve çevirmen Mustafa Balel 1945’te Sivas’ta doğdu. l964’te Sivas Lisesi’ni,

“Çağdaş Arap Şiiri Antolojisi”, Metin Fındıkçı

Çağdaş Arap Şiiri Antolojisi, Türkiye?de bugüne kadar Arap şiiriyle ilgili hazırlanmış en kapsamlı antolojidir. Bu antolojinin en büyük özelliği bütün Arap ülkelerinin çağdaş ve önde gelen şairlerini bir araya getirmesidir. Ayrıca gerek ünü ülkesinin dışına taşmış usta şairler: Adonis, Mahmud Derviş, Nazik El Melaike, Nizar Kabbani, Fetva Tukan, Abdüllatif El Laabi ve Muhammed Benis gibi; gerekse ülkelerinde kimlik kazanmış genç kuşak tam: Abdelmenum Ramadan, Hasan Nemci, Abbas Baydun, Amcat Nasır ve Ayşe Basri gibi şairleri bir araya getiriyor. Bu antoloji hem 20. yy Arap şiir tarihi hakkında bilgi vermekte, hem de Arap şiirini tanıma ve başvuru açısından önem taşımaktadır.
*”Bu Antolojideki şiirlerin büyük bir kısmını, kendi okumalarımın ediminde oluşturdum. Yanı sıra; buradaki şiirlerin bir kısmı da zamanla tanıştığım Arap şairlerinin bana önerdikleri şairlerin kitaplarından seçtim. Şiirleri seçerken,

Güneşi bile tamir eden adam, Behiç Ak

Behiç Ak, yeni öykü kitabında çocukları tüketim çılgınlığı üzerine düşündürüyor!
?Bugünün dünyası yenilenmek üzerine kurulu. Hiçbir şeyin eskimesine izin verilmiyor. Bunun getirdiği büyük bir gerginlik var, çocuklarda da var bu.?
Günümüzün bazen çılgınlığa varan bazen de sahip olduklarımızın değerini tümüyle unutturan aşırı tüketim eğilimlerini kendine özgü mizahi üslubuyla anlatan çocuk kitabı yazarı, karikatürist, mimar, yazar ve çizer Behiç Ak, öyküsünü karikatür tadında renkli resimlerle destekliyor.
Bir tamirci düşünün, her şeyi tamir edebiliyor; kırık kalpleri bile. Üstelik bunu eldeki malzemeyle yapıyor ve

Ubıhça’nın kurtarılış öyküsü – Georges Dumezil

Georges Dumezil, Türkiye’yi uzun zamandan beri tanıyordu. 1859-1864 yıllarında Rus işgalinden kaçan bütün azınlıkları ve bu azınlıkların Türkiye’de yerleştikleri köyleri biliyordu. 1926?1931 yılları arasında Türkiye’de geçirdiği altı yıl boyunca on ikiden fazla dil öğrendi (otuza yakın dili konuşurdu). Bu dillerden çoğu Rusya’da artık yaşamıyorlardı. Sadece Türkiye’ye gelen göçmenler arasında konuşuluyordu.
1929 yılında İstanbul’dan 300 kilometre uzaktaki Sapanca Gölü yakınlarında bir köyde yaşlı bir Çerkes prensinin yok olduğu sanılan Ubıhçayı konuştuğunu öğrendi. Zaman geçirmeden oraya gitmeye karar verdi ve orada Ubıhçayı konuşan on kadar insan buldu. Bunların en genci 60 yaşındaydı. 1971 yılına kadar her yıl iki ayını bu köyde geçirdi. Sonunda bu dili yok olmaktan kurtardı. Dünyanın en zengin ünsüz sistemlerinden birine sahip olan ve şimdi artık tamamen yok olmuş olan bu dilde,

La Colmenita, Küçük Arı Kovanı; Küba Çocuk Tiyatrosu Kumpanyası

La Colmenita, Küçük Arı Kovanı bir tiyatronun öyküsü… Kahramanları çocuklar, kahramanlara dayalı bir sanattan uzak durmanın yollarını aramış, bulmuşlar… Eşitliği hedefleyen bir toplumda sanatın nasıl farklı örgütleneceğine, nasıl farklı bir yoldan gideceğine belki en güzel örneklerden birisi…
Güle oynaya süren bir öykü, acıklı başlıyor ama… Amerikalı bir çetenin Küba?ya karşı giriştiği kanlı bir operasyonda babasını yitiren Carlos Alberto Cremata?nın kendini devrime, çocuklara ve tiyatroya adayışı değişik boyutlarıyla ele alınıyor Küçük Arı Kovanı?nda. Belgeler, kimi makaleler bu kitap için Kübalılar tarafından önerildi ve yazıldı. İki Küba dostu Ulvi İçil ve Esra Karaköse derlemeyi ve çeviriyi gerçekleştirdi.
Küba?yı, çocukları ve tiyatroyu seviyorsanız

Türkiye’nin Yüzyılına Romanın Tanıklığı, Tevfik Çavdar

*”Tevfik Çavdar, yıllardır okuyup seçtiği, notlar çıkarıp satır altlarını çizdiği romanları, ülkemizin son yüz yıllık dönemine tanıklıkları bakımından bir araya getirmiş ve eğer herhangi bir ülkede, roman denebilecek metinler yazılıyorsa, hiç değilse bunların bir bölümünün, burada kullanılan sözcükle, bir tarihe ?tanıklık? yapmış olmamaları imkânsızdır.
Bir kişinin hayatı boyunca ancak altı bin kadar kitap okuyabileceğine ve Fethi Naci?nin aşağı yukarı üç bin roman okuduğunu düşündüğümüzde** ve onunla kimsenin yarışamayacağı ortada olmakla birlikte, Çavdar?ın da çocukluk yıllarından beri iyi bir roman okuyucusu olduğu belli.”
Tevfik Çavdar?ın Türkiye üzerine çok sayıda kitabı yayınlandı. Değişik gazete ve dergilerdeki makalelerini de buna eklediğimizde ülkemizin en üretken aydınlarından birisi olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Çavdar?ın bir diğer özelliği,

Arabalar Beş Kuruşa, Sabahattin Ali

“Akşam, caddelerin kalabalık zamanında, köşe başına bir kadınla bir çocuk gelirdi. Siyah bir çarşafa bürünen kadın elleriyle çarşafını yüzüne kapatır, yalnız iki siyah göz, sokağın yarı aydınlığında, parıltısız, önüne bakardı. Çocuk yanında ayakta dururken o çömelir, küçük bir çuvaldan birtakım oyuncaklar çıkarırdı: Bunlar bir değneğin ucuna takılmış bir çift tahta tekerlekti. Tekerleklerin üzerinde, iki yuvarlak tahtanın arasına çivilenmiş dört çubuktan ibaret kameriye gibi bir şey duruyor ve tekerlekler yerde yürütülünce bu kameriye fırıl fırıl dönüyordu. Oyuncaklar kadının önünde dizilince çocuk bir tanesini eline alıyor, kaldırımda ileri geri götürerek incecik sesiyle bağırmaya başlıyordu:
-Arabalar beş kuruşa… Beş kuruşa… Arabalar beş kuruşa!.. Ve sokaklar tenhalaşıncaya kadar, belki üç dört saat, burada duruyorlardı. Çocuk sekiz yaşında vardı, fakat ilk görüşte altı yaşından fazla denilemezdi. Zayıf ve minimini idi. Sonra, hiç durmadan bağıran sesi

EDİB POLAT

Bilim Dilinde Kürtler / Kürt coğrafyasının flora ve faunasına giriş