Bir yanı neşe bir yanı endişeli bir öykü, “İyi Yolculuklar”, Özgür Soylu

Özgür Soylu’nun öykülerinin bir yanı neşe, bir yanı endişe. Çünkü o anlattıklarını zeki bir çocuğun gözünden anlatıyor hep. Bir çocuk gibi ayrıntılardaki haksızlığı zulmü de, yaşama sevincini de seziyor/sezdiriyor. En güzeli onun anlatımında nicedir unuttuğumuz halk dilinin sözcüklerini en doğal biçimde buluyoruz. “Küşümlenmek” kuşkulanmanın yerini alıveriyor. Tasalanmayı da kapsayan bu sözcüğü benimseyiveriyoruz. Yaşananların farkında olan ve bunları mizahın gözlüğüyle anlatabilen bir yazarla tanışabileceksiniz.

Özgür Soylu, Eskişehir doğumlu. Edebiyat okumaya Aziz Nesin kitaplarıyla başladı. Öyküleri ve yazıları İmge Öyküler, Adam Öykü, Agora, Eşik Cini, Berfin Bahar, Kum, Damar, Lacivert, Cumhuriyet Kitap, Evrensel Kültür dergilerinde ve Hapishaneden Öyküler (Metis),

Açıkla Bana Bu Işığı, Cezmi Ersöz, Benim ömrüm adeta bir ölüm kalım savaşıyla; yazmakla geçer.

Cezmi Ersöz, bu kitabında, kendi anlatımı ve seçtikleriyle, hayat-yazı serüvenini tartışıyor, sergiliyor. Hayatın yazıya, yazının hayata dönüş serüveni…
?Hayatı anlamak için, tıpkı yazmaktan vazgeçtiğim zamanlarda olduğu gibi başımı bir suyun içine sokuyor, tam boğulacağım sırada başımı yukarı kaldırıyor, can havliyle nefes alıyor, o anda yaşadığımı ve hayatımı anladığımı hissediyorum.
Yazmak, budur benim için. O boşluğu başım suyun içindeyken bir kez daha görür, kimsesiz kalmış ve hep kalacak olan sevgimin kanında boğulmamak için yazmaya koyulurum.
Çünkü o nefes alış sırasında o boşluğu yazamazsam ölüp gideceğimi hissederim. Sonsuz sandığım bir şeyi yitirmenin tek tesellisi yazmaktır. O teselliyi ararken ayrı düşerim herkesten. İşte bu yüzden bu dünyaya ait gibi hissedemem kendimi. Herkesin kendisine bir düzen kurma kaygısı varken, benim ömrüm adeta bir ölüm kalım savaşıyla; yazmakla geçer.
Geleceği, ileride neler yapacağımı, ne olacağımı düşünmem bile. Buna hakkım olmadığını

Melih Cevdet Anday’ın Yaşam Öyküsü

İlk şiirini 1936 yılında yayınlayan Melih Cevdet Anday, Yeni Şiir?in Orhan Veli ve Oktay Rıfat?la birlikte üç öncüsünden biri olmuş, zamanla romantizmden uzaklaşarak, toplumsal gerçekçi bir şiir uygulamasına yöneltmiştir. Melih Cevdet Anday şair, romancı, denemeci, oyun yazarı ve gerçek bir düşünürdür. Çağdaşlık bilincine sahip bilimlerle, felefeyle ve diğer sanatlarla hep sıkı bir ilişki kurmuştur. Aday?ın şiirinde zaman hem süreç, hem tarih olarak yerini alır. Zaman gelecekten geçmişe uzanan bir köprüdür. Geleceği kavramanın bizi geçmişe götüreceği inancındadır. Felsefî temalar ona şiir yazma olanağı tanır. Melih Cevdet Anday şiiri şöyle anlatır; ?Biz görüntüyü tam olarak algıladığımızı sanıyoruz; oysa bu görüntü çeşitli öğelerden kurulmuştur. Bu öğelerden biri değişirse, bütün görüntü değişebilir. Satranç tahtası gibi. Herhangi bir hamle bile, oyunu değiştiriyor. Yağmur yağmadan önceki

Stalin ve Hruşçov Hakkında, Benediktov ile Söyleşi, V. Litov

Aleksandr Benediktov genç yaşta Stalin tarafından Sovyetler Birliği Tarım Komiserliği?ne (Tarım Bakanlığı) getirilmiş biri. Daha sonra Köy İşleri Bakanı olarak da sorumluluk üstlenen Benediktov?u, Hruşçov döneminde Hindistan ve Yugoslavya?da elçilik görevi bekliyordu. Stalin?in 1953 yılında ölümünden kısa süre sonra partide ipleri eline alan ve liderliği üstlenen Nikita Hruşçov parti ve devletin üst düzeyindeki ?Stalincileri? bir bir saf dışı ederken, kendisine bazı konularda itiraz etmeye başlayan Benediktov?u unutmamıştı.
Benediktov daha sonra emekli oldu, ancak önemli bir dönemin birinci elden tanıklığını yapmış, sayısız kez Politbüro toplantılarına katılmış ve her iki liderle yan yana çalışmış olması, onu gazeteci ve araştırmacılar açısından ilginç birisi yapmıştı. Bunlardan Litov, son derece saldırgan bir üslup sayesinde Benediktov?un suskunluğunu bozmayı

SSCB Çözülüşe Girerken Anayasa, Program, Tüzük Belgeler

*”Sovyetler Birliği 1991 yılında dağıldı. 1980?lerin ortasında başlayan ve glasnost (açıklık) ile perestroyka (yeniden yapılanma) olarak adlandırılan sürecin sonunda 1917 Ekim Devrimi?nden bu yana hüküm süren ?sosyalist iktidar? da yıkıldı.
Bu iktidar neye benziyordu? Nasıl bir anayasal düzen söz konusuydu? Ülkenin tek siyasal partisi Sovyetler Birliği Komünist Partisi?nin programında hangi hedefler vardı? Bu parti nasıl bir iç işleyişe sahipti?
Türkiye?de anayasa tartışmalarının bir kez daha alevlendiği bir sırada bambaşka bir ülke ve siyasal sistemde anayasanın hangi mantıkla hazırlandığını görmekte yarar var. İnsanın insanı sömürmesinin yasaklandığı Sovyetler Birliği anayasası, yasama ve yürütme erkinin birliğine dayalı yapısıyla diğer ülkelerin anayasalarından köklü bir biçimde ayrılıyor.
1977 yılında uzun tartışmalardan sonra yürürlüğe giren Sovyetlerin son anayasası

ALAEDDİN ŞENEL

Şifrelerden Sembollere Dan Brown ? Alâeddin Şenel, Enis Doko, Hakan Çörekçioğlu, Haluk Hepkon İnsanlık Tarihi / Kemirgenlerden Sömürgenlere

Galata’dan Karaköy’e / Bir Liman Hikâyesi, Orhan Türker

Orhan Türker’in ilk defa 2000 yılında basılan Galata’dan Karaköy’e / Bir Liman Hikâyesi adlı kitabı, okuyucuya iyi düşünülmüş bir kentsel, tarihsel envanter sunuyor. Günümüzde Karaköy olarak adlandırılan, İstanbul’un merkezindeki liman bölgesi Galata, Beyoğlu ilçesinin bir bölümünü oluşturmaktadır. 1453’den 1960’lı yıllardaki Kıbrıs olaylarına kadar Galata diye anılan bölgenin adı bu tarihteki Kıbrıs olaylarına bir tepki olarak değiştirilen Rumca isimler gibi Karaköy’e dönüştürülmüştür.
Galata’dan Karaköy’e, sadece bir semtin çalkantılı ve hüzünlü öyküsü değil, aynı zamanda bir İstanbullu olarak neler kaybettiğimizin de acı bir bilânçosudur.
Galata’dan Karaköy’e-Bir Liman Hikâyesi ile Orhan Türker, kaybedilmiş bir tarihsel bölge olan Galata’daki son kalıntıları, son yapıları, son değerleri tespit etmeye yönelik bir kitap hazırlamış. Kitap korumacılık alanında düşünen, çalışan, tarihsel kalıtlara önem veren okurların ilgisini derleyebilecek öğelerle dolu.
Kitap, Osmanlı tarihi içinde de Bizans’ta olduğu gibi ayrıksı hatta zaman zaman

İnsanlığın 19.yüzyıldan günümüze Opera Tarihi 4.cilt, Cevad Memduh Altar

Dört ciltlik bir eser olan Opera Tarihi?nin dördüncü ve son cildinde, 19. yüzyıldan bu yana gelişimlerini sürdürmekte olan ulusal operalar yer almaktadır. Bunun yanı sıra ülkemizin operası da “Türkiye’de Opera” başlığı altında bu ciltte işlenmiştir.

“Araştırmacı kimliği ve geniş müzik kültürüyle Türkiye?yi uluslararası planda temsil eden Altar, müzik tarihçisi, eğitimci ve yönetici olarak cumhuriyet döneminin önde gelen aydınlarındandır. Altar, liseyi İstanbul?da bitirdikten sonra 1922 yılında Almanya?ya öğrenim yapmaya gitmiş, Leipzig Devlet Konservatuarı?nda Hugo Hamann ile keman ve viyola; Johannes Merkel ile teori ve sanat tarihi çalışmıştır. Leipzig Konservatuarı?nı 1927 yılında bitirmiş, Türkiye?ye dönerek Müzik Öğretmen Okulu?nda teori (1927-32), Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü?nde sanat tarihi ve müzik tarihi (1932-36), Ankara Kız Teknik Yüksek Öğretmen Okulu?nda sanat tarihi ve estetik (1950-70),

Namık Kemal hakkında herşey, Şükran Kurdakul

Şükran Kurdakul, topluma yoğun bir yurt ve insan sevgisiyle bakan, siyasal ve toplumsal mücadelede söz ve sorumluluk sahibi olan kavgacı ozanların izini sürüyor. O yüzden de ona baktığımızda bir yandan Tevfik Fikret’i, Nazım Hikmet’i bir yandan da Namık Kemal’i görürüz.
Yazar, Namık Kemal?in sanatçı kişiliğinin nasıl oluştuğunu, kimlerden etkilendiğini ve yaşadığı olayların kendisini neleri yazmaya yönelttiğini, değişik kaynaklardan Namık Kemal ile ilgili yazılar, şiirler ve eleştiriler alınarak hazırlanan kitap, Namık Kemal okurları için oldukça güzel bir eser.

“Şükran Kurdakul’un Namık Kemal’i, Namık Kemal üstüne bugüne değin bilmediğim şeyleri gösterdi, öğretti bana.” Melih Cevdet Anday

“Bütün yönleriyle, bütün açılardan görülmüş ünlü ozanımız. Yan tutmayan tam bir bilim

Sevdayım Tepeden Tırnağa: Nazım Hikmet’in Aşkları, Emin Karaca

Sevdayım Tepeden Tırnağa: Nazım Hikmet’in Aşkları adlı kitap Emin Karaca’nın kaleminden 2003 yılında okurla buluştu.
“Sevdayım Tepeden Tırnağa
sevda: görmek, düşünmek, anlamak
sevda: doğan çocuk, yürüyen aydınlık
sevda: salıncak kurmak yıldızlara
sevda: dökmek çeliği kan ter içinde.”
Nazım Hikmet’in yaşamında kadınların büyük ve önemli yerinin tanığı çocukluk ve gençlik arkadaşı Vala Nurettin, aslında Nazım Hikmet’in aşk hayatının ‘poligami’ (çok eşlilik) olmadığı görüşünde: “Aslında, Nâzım monogamdı (tek eşlilik). Birini severse, iyice severse, ona sadık kalmak isterdi. Sevemediği sıralarda da, sevilecek birini daldan dala arardı. Bunu bilinçle mi, içgüdüsüyle mi, can sıkıntısıyla mı yapardı? Daha ziyade kadınların ayartma çabasına kurban gittiğini, tanıdığım kadınların sözlü ve yazılı itiraflarından öğrendim.”
Nazım Hikmet bir mektubunda anlatmıştı Vala Nurettin’e aşk anlayışını: “Ben şöyle