Üniversiteler ve Felsefe, Arthur Schopenhauer

Üniversiteyi kuran felsefe bugün üniversitenin neresinde? Bir zamanlar üniversitenin kapısından neyin içeri alınıp neyin alınmayacağına tek başına karar veren felsefe bugün içeri alınmak için kimlerin kapısında bekliyor? Kendisine zoraki tahsis edilen ve pek kimsenin itibar etmediği izbe köşede felsefe sevdalılarına felsefe adı altında ne sunuluyor?
Henüz var olmayan ve hedefine henüz erişmemiş, onun yolunu dahi kesin bilmeyen bir bilgi dalı ? hatta bizzat olabilirliği hâlâ tartışma konusu olan, dolayısıyla karşılaştığı her engelde her seferinde dönüp varlığını sorgulama ihtiyacı duyan bir bilgi dalı bugün orada nasıl katılaşıp donmuştur? Ama aynı zamanda bütün bilimlerin temelinde yer alması ve bu yüzden en başta ulaşılması gereken, bilimden bilgiden öte bir şey olan felsefenin yerini bugün ne almıştır?
Bu sorular her şeyin altüst olduğu ve yerinden edildiği bugünün dünyasının soruları değildir. Geçmişi hayıflanarak hatırlayan sorular hiç değildir. Felsefenin en görkemli

Tutkunun Romanı Leyla Gencer “La Diva Turca”, Zeynep Oral

Tutkunun Romanı, opera sanatçısı ve Dünya opera tarihinin en büyük sopranolarından birisi olan Leyla Gencer, içinin ateşiyle yeryüzünü tutuşturmaya hazır; acıyı ve sevinci, korkuyu ve öfkeyi, dostlukları ve ihaneti, aşkı ve nefreti, kendi özel bahçesinde yeşerten; güçlüklere, engellere, baskılara meydan okuyarak savaşmaktan yılmayan; yeryüzü uçurumlarını sınayan Leyla Gencer’in “La Diva Turca”nın romanıdır. Onu, hep uçurumların kıyısına götüren tutkusu ve sesi… Onu, hep uçuruma, boşluğa, hiçliğe, yokluğa düşmekten kurtaran tutkusu ve sesi…
Tutkusu, var olma nedeni şarkı söylemek… İnançla, inatla, hırsla, aşkla tutkusunun ardından koşuyor… İnançla, inatla, hırsla, aşkla, ülkeden ülkeye, sahneden sahneye, dipsiz kuyuların en dibiyle, gökyüzündeki bulutların en yükseği arasında gidip gelirken cenneti ve cehennemi yaşıyor…
Zeynep Oral’ın ustalıklı anlatımı, sıcak biçimiyle soluk soluğa okunan

Komşuda İç Savaş – Yunanistan?da yurtsever direnişin öyküsü, Derleyen: Fuat Göktürk

Yunan İç Savaşı?nı incelemek, yakın tarihinde Türkiye?yi ciddi biçimde etkileyen önemli bir hesaplaşmaya yakından bakmak anlamına geliyor. Önce İtalyanlara ve Almanlara sonra İngilizlere karşı savaşmak zorunda kalan Yunanlı yurtsever direnişçilerin 1940?lara damga vuran mücadele ve yenilgisi, ABD?nin Avrupa ve Anadolu coğrafyasına uygun gördüğü modelin başarısı anlamına geliyordu.

İkinci Dünya Savaşı?nın sonlarında kazanan tarafta yer alan Sovyetler Birliği, ABD ve İngiltere arasında keskinleşen çelişkiler, Avrupa?nın iki farklı yöne doğru giden bir bölünmeye uğramasına yol açmıştı. Stalin liderliğinde Sovyetler ve Roosevelt?in ölümüyle ABD?de başkanlık koltuğuna oturan Truman?ın başını çektiği emperyalist merkezler, askeri ve diplomatik bir mücadeleyle bu bölünmeyi mümkün olduğunca kendi lehlerine çevirmeye çabalıyorlardı. Yunanistan ise savaşın seyri

“Şerefsiz Osmanlı”ya dönüş, Osman Çutsay

“Şerefsiz Osmanlı” sözü, Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde emperyalistler tarafından Osmanlı’yı aşağılama niteliğinde söylenen adlardan biriydi. Çutsay bu başlığı bir makalesi için kullandığında, imparatorluğun son döneminde kibirli emperyalist dünyadan gelen ?onursuz? ?şereften yoksun? nitelemelerine nasıl maruz kaldığından bihaber Osmanlı İmparatorluğu düşkünlerini ayağa kaldırmıştı. Şimdi aynı başlık bir kitabın kapağını süslüyor. Osman Çutsay, ?şerefsizliği? kabullenmeyenlerin bu ülkeyi sahiplenmesi için yazdığını söyleyen, Türkiye?nin ancak ileri atılarak kurtulabileceğini ileri süren bir gazeteci.
Cumhuriyet için ve aynı gazetenin yurt dışı baskısı için Almanya?dan iktisat haber ve yorumları geçen Çutsay?ın bu kitap için kaleme aldığı uzun ve çarpıcı yazısına ek olarak Türkiye?nin bugününe şaşırtıcı bir biçimde ışık tutan ve

Molotov Anlatıyor, Stalin’in sağkoluyla yapılan 140 görüşme, Feliks Çuyev

?Heyecanlı olduğum zamanlarda kendi adım Skriabin?i telaffuz etmekte güçlük çekerim. Çok fazla sessiz harf var. İşte bu nedenle kendime telaffuzu daha kolay bir ad aradım. ?Makhov? ve ?Molotov? arasında tereddüt ettim. Kendi adımı heyecanlandığım zamanlarda bile kolay söyleyebileyim diye. Molotov endüstriyel bir isim. İşçilerin hep yanında oldum.? (Molotov anlatıyor, Yordam Kitap, s.149)

Devrim ve sosyalizm tarihinin kritik ismi, Stalin döneminin ikinci adamı Molotov?un isminin öyküsü böyle. Askeri devrimci komite üyesi olarak Lenin?le çalışan, Ekim 1917?de Petrograd?da ayaklanma hazırlıklarında görev alan Molotov, İkinci Dünya Savaşı sırasında Devlet Milli Savunma Komitesi Başkan Yardımcısı olarak özellikle dış politika alanında etkin oldu. Savaş ve sonrası dönemin tüm kritik hamlelerinde

Düşünce Tarihi 3 / Gerçekçi Düşüncenin Çağdaş Görünümü, Afşar Timuçin

Afşar Timuçin, Düşünce Tarihi 3 / Gerçekçi Düşüncenin Çağdaş Görünümü adlı kitabını 1994 yılında yayımladı.
En yakın zamanlar belki de yargılanması en güç zamanlardır, çünkü onda yaşanan yanımızdan bir şeyler vardır. Görmek her zaman belli bir uzaklıktan bakmayı gerektirir. En yeni zamanların görünümü şöyle: İnsanlığın gelişim koşulları çerçevesinde yaşam biraz daha çeşitlenirken düşünce de birbirine karşıt olan yada hayır tutumu almak değil, onları her şeyden önce tüm incelikleriyle bir bütün olarak kavramaya yönelmektir. Bu üçüncü kitap, son zamanların kitabıdır, felsefenin, bilimin ve sanatın yeni gelişim serüveninin ayrıntılı bir biçimde ortaya koymaya çalışmaktadır.

Düşünce Tarihi 2 – Gerçekçi Düşüncenin Gelişimi, Afşar Timuçin

Afşar Timuçin, Düşünce Tarihi 2 – Gerçekçi Düşüncenin Gelişimi kitabını 1994 yılında yayımladı. “Yeniçağ bizim için insanın daha da insanlaşma yonulnda çok büyük adımlar atmaya başladığı zamanların adıdır. Bu gelişimi elbette insanlığın uzun sürmüş çabalarınan bir sonucu diye değerlendirmek doğru olur. Bir çağ temel yaşam koşullarının kökten değişimiyle yerini yeni bir çağa bırakırken insanı yeni sorunlarla yüzyüze getiriyor, bu yeni sorunların çözümü yeni atılımların yada aşamaların çıkış noktasını oluşturuyor. Bu ikinci kitapta Yeniçağ’ın yani çağımızın başlangıç ve gelişim koşullarını bulacağız, özellikle Eskiçağ’ın üç yüzyılında doğup gelişen ve sonra çeşitli toplumsal nedenlerle durgunluk içine giren felsefenin yeniden doğuşunu izleyeceğiz. Bu kitap bize yeni zamanların kültür açısından hangi değerleri getirdiğini,

Evlerde Uyur Uyanık Yalanlar, Botho Strauss, çeviren: Yılmaz Onay

“Botho Strauss, bu kesin en güzel ve cömert kitabında 37 tane kısa, çok azı on sayfayı geçen anlatı parçaları halinde, sürekli şaşırtıcı ve yeni şeyler getiren bir metin çık(ar)mış ortaya. Strauss gerçekten çoğu kimsenin görmediğini görüyor. Daha sonra fazlasını riske ediyor. Olmadık, dehşet verici şeyler giriyor oraya. Ne var ki: Strauss’un, dehşet verici de aynı zamanda akıl çerçevesinde kalmayı başarması, “cinayet”in, akıl almazlığın “giderek bir yorum sanatı sorununa” dönüşmesi; işte bu çekici ve büyük iş. Metinlerin çoğunda, ruh entrik’leri ve “ilişki kapalıkutu’ları” işleniyor. Kitap esrikçe tutucu kanıların gerçekliğinde ya da zorbalığında değil, tutkuyla, hatta düşsel bilici gözüyle gözlenenlerin ve izlenenlerin yumuşaklığında ve parlaklığında hayat buluyor.” Joachim Keiser
Botho Strauss, 1944’te doğdu. Tiyatro bilimi, sosyoloji ve Germanistik okudu. 1967-70

Dünya – Tarihinin Sınırında Tarih, Ranajit Guha

“Dünya Tarihinin Sınırında Tarih (History at the Limit of World-History), Batı tarih anlayışının eleştirel çözümlemesine yeni düşünceler getiren bir kitap. En yetkin kavram ve ifadelerinin Hegel’de bulunduğu Avrupa merkezli tarih anlayışının, çözümlenmesi niteliğinde. Hegel şöyle diyordu: “Tarihin olması için bir devletin ve bir yazının olması gerekir. Ancak devlet yazar tarihi ve devletin tarihi yazılır ancak; devlet yoksa tarih de yoktur.” Bu düşünce aslında Rönesansla birlikte oluşmuş bir sömürge çağı düşüncesi. Batıdan kalkan gemiler, o gemilere binen çapulcu fatihler, Amerika’yı ve Güney Asya’yı, yağmalamaya koyulduklarında, aslında uygarlık adına büyük bir vahşeti de tarihe kaydetmişlerdi. Ülkelerini istila ettikleri halkların öyküsü, kendilerinin o ülkeye ayak basmasıyla başlıyordu Batı tarihyazımında. Eski Dünya, keşfettiği Yeni Dünya’nın gerçeğine karşılık bulmak için yeni isimler, yeni kavramlar, yeni kategoriler icat ediyorken, buldukları kavramlardan biri de ‘Tarihsiz halklar’ kavramıydı. Batı’nın Doğu’yu istilası sırasına yerlileri işaretleyen ‘öteki’ tanımı,

İki Hödüğün Seyahati / Kesik Baş, Hüseyin Rahmi Gürpınar

Bu kitap, Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın kimi güldürücü, kimi hüzünlendirici on bir öyküsünü içeriyor. Yazar bu öykülerde yine, yüzyıl başının İstanbul’unu kendisine özgü bir ustalıkla irdeliyor. Belki de yazınımızda ilk polisiye roman sayılabilecek Kesik Baş’ta ise, kör bir kuyuda bulunan kesik başın gizini çözmeye çalışan polislerin peşinden merak ve heyecanla sürükleniyor. İnsanların tutkularının nelere mal olduğunu ibretle öğreniyoruz.
“Hüseyin Rahmi Gürpınar 1942 yılında yazılan “Kesik Baş” romanının benim elimdeki baskısı 1963 tarihini taşıyor ve Pınar yayınevince hazırlanmış. Romanın adının altında -parantez içinde- “polisiye roman” vurgusundan, o dönemde bu türe ilginin yoğun olduğunu çıkarmak mümkün. 1940’lı yıllar, polisiye edebiyatın “altın çağı” olarak adlandırılır. Bir yandan Agatha Christie, J. Dickson Carr, Ellery Queen, William Irish, Chesterton gibi ustaların cinayeti çözülmesi gereken bilmece olarak ele aldıkları klasikler,

Karda Kaybolan Kent, İtalo Calvino

“O sabah, Marcovaldo’yu sessizlik uyandırdı. Havada tuhaf bir şey olduğu duygusuyla yataktan kalktı. Saatin kaç olduğunu anlayamıyordu, panjurların çubukları arasındaki ışık, günün, gecenin bütün saatlerindeki ışıktan başkaydı. Pencereyi açtı, kent yok olmuştu, yerini beyaz bir kağıt almıştı. Bakışını yoğunlaştırınca, beyazın ortasında neredeyse silinmiş kimi çizgiler seçti, çevredeki pencereler, damlar, sokak lambaları gibi olağan görünüşün çizgilerinin karşılıklarıydı, ama gece üzerlerine yağan karın altında kaybolmuşlardı.
“Kar!” diye bağırdı Marcovaldo karısına, daha doğrusu bağırmak istedi, ama sesi yavaş çıktı. Tıpkı çizgilerin, renklerin, perspektiflerin üzerine olduğu gibi gürültülerin, daha doğrusu gürültü yapma olanağının üzerine de kar yağmıştı; pamuk döşeli bir ortamda, sesler titreşemiyorlardı.
İşine yaya gitti; kar nedeniyle tramvay çalışmıyordu. Sokakta geçecek yol açarken,

Italo Calvino’nun Hayatı

Italo Calvino, 15 Ekim 1923’te Havana-Küba’nın bir banliyösü olan Santiago de Las Vegas’ta doğar. Anne-babası burada bilimsel araştırmalar yaparlar. Tarım mühendisi ve botanikçi olan babası Mario Calvino, yıllarca Meksika ve başka Orta Amerika ülkelerinde yaşar. Annesi, Sardenyalı Eva Mameli-Calvino da, botanikçi ve aynı zamanda üniversitede hocadır. Ebeveynleri, çocuklarına Italo adını verirler, çünkü onun İtalyan köklerini unutmasını istemezler. Ama Italo doğduktan iki yıl sonra Calvinolar İtalya’ya dönerek San Remo’ya yerleşirler. Böylelikle Calvino çocukluğunu, İtalyan Riviera’sında, doğayla içiçe, zamanını babasının yönettiği bir çiçekçilik araştırma merkezinin olduğu San Remo’daki evleri “La Meridiana” ve ihtiyar Calvino’nun greyfrut ve avokado yetiştirmekte öncülük ettiği küçük bir çiftliğin bulunduğu köy evi arasında geçirir. Ligurya kıyısında, tüm bu egzotik bitkilerin arasında

Kalkınma Sözlüğü, Editör:Wolfgang Sachs, Çeviren: Oktay Etiman (Özgür Üniversite Kitaplığı)

Özgür Üniversite – Türkiye ve Ortadoğu Forumu Vakfı’nın 2008 yılında bastığı Kalkınma Sözlüğü’nde, kalkınmanın dünyanın en güzide eleştiricilerinden bazılarının, savaş sonrası dönemde kalkınma konusunda yürütülen tartışmalarda kullanılmış önemli kavramlar hakkındaki fikirleri yer almaktadır. Her bir denemede bir kavram, tarihsel ve antropolojik açıdan ele alınmakta ve bu kavrama ilişkin bireysel önyargılar açıklığa kavuşturulmaktadır.
?Yetenekli ve aykırı fikirli bilim insanları, Kalkınma, Yardım, İlerleme ve Yirminci Yüzyıl?ın diğer hayati tehlikeleri gibi konularda onlarca yıldır yürütülen beyin yıkama faaliyetine karşı çok etkili bir panzehir sunmaktadırlar? Susan George
A Fate Worse Than Debt?in yazarı geride bıraktığımız son kırk yıla ?kalkınma çağı denilebilir. “Dünya’nın güney yarımküresi”, bu süre içinde kalkınma adına “Dünya’nın

Kuyrukluyıldız Altında Bir İzdivaç – Melek Sanmıştım Şeytanı – Hüseyin Rahmi Gürpınar

Hüseyin Rahmi Gürpınar, Kuyrukluyıldız Altında Bir İzdivaç romanını 1912 yılında yazmıştır. Romanda kuyruklu bir yıldızın dünyaya çarpacağı haberi ve kadın ile erkek arasında olan çatışmalar ve doğan büyük bir aşk anlatılıyor. Hüseyin Rahmi Gürpınar, Türkiye edebiyatının en üretken yazarlarından biri. Bu kitapta yer alan Kuyrukluyıldız Altında Bir İzdivaç ile Melek Sanmıştım Şeytanı adlı yapıtları genç okurlar için Everest Yayınları tarafından özenle sadeleştirilmiştir. Dünyaya çarpması beklenen Halley kuyrukluyıldızı bu felakete yol açmaz ama İstanbul insanının hayatında epey bir çalkantıya neden olur. Melek Sanmıştım Şeytanı adlı öykü derlemesinde ise yine döneminin İstanbul halkının mahalle aralarında yaşadıkları, evlerin içinde olup bitenler büyük bir canlılıkla çizilir.
Kuyrukluyıldız Altında Bir İzdivaç romanının özeti şöyledir: 1910 yılının Mayıs ayında Halley Kuyruklu Yıldızı?nın dünyaya çarpacağı söylentisi yayılır. Bu haber dünyada olduğu

Felsefenin Beşiği Anadolu, Derman Bayladı

Derman Bayladı, ‘Felsefenin Beşiği Anadolu’da, Anadolu’da antik çağlarda ortaya çıkmış felsefe akımlarını ve filozofları ele alıyor. Thales, Anaksimandros, Anaksimenes, Demokritos, Protagoras, Herakleitos, Ksenophanes, Pythagoras, Epikouros ve Ariston, bu Anadolulu filozoflardan sadece birkaçı. Bayladı’nın çalışması, başta Batı Anadolu olmak üzere, Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde ortaya çıkmış çok sayıda isme yer vermesiyle oldukça kapsamlı ve zengin bir çalışma. Batı Anadolu’dan İyonya, İç Batı Anadolu, Kıyı Ege Kentleri, Ege Adaları, Karadeniz Bölgesi, Marmara Denizi Çevresindeki Adalar ve Kapadokya, bu filozof ve felsefe okullarının bulunduğu başlıca coğrafyalar.
“Bu kitap tarihteki felsefe okul ve akımlarını, bunlara bağlı ya da bağımsız filozofları ele alan klasik türde bir felsefe tarihi değildir. Ya da şöyle ifade edelim: Kitap felsefe okullarını da, filozofları da ele alıyor elbette, ama Anadolu ile ilgi ve bağlantıları ölçüsünde. Bir başka

2007’nin en çok satan kitabı: Fidel’le 100 Saat, Ignacio Ramonet

“Fidel’le Yüz Saat adlı kitap 2007 yılında Latin Amerika, Avrupa ve Asya’da gerçekleşen toplam 19 kitap fuarında sunulduktan sonra en çok okunan kitaplar arasına girdi. İspanyol-Fransız yazar ve gazeteci Ignacio Ramonet’nin Küba lideri Fidel Castro ile yapmış olduğu sohbetlerin derlemesinden oluşan kitap, Küba Devlet Başkanı’nın bizzat kendisi tarafından birçok kez okundu, yeniden düzeltildi ve zenginleştirildi.

Küba Kitap Komisyonu Başkanı Mirta Gonzales yaptığı açıklamada 2007’nin Küba uluslararası kitap fuarlarına katılması anlamında farklı bir yıl olduğunu ifade etti.

Gonzales “En azından resmi olarak Pekin, Çin Fuarı’na katıldık” vurgusunda bulundu ve ayrıca ülke olarak yazarları ve editörleriyle Avrupa’nın en önemli fuarları olan Libber-İspanya, Frankfurt- Almanya’da düzenlenen programlara

Bir İsyankar Olarak Hayatım, Angelica Balabanov

Balabanov, 1878’de Ukrayna’da doğuyor; fakat “bir isyankar olarak hayatı”, ailesinin dayatmalarına rağmen “görgü kuralları, yabancı dil, müzik, dans ve nakış” yerine Brüksel’de üniversite okumayı tercih etmesiyle başlıyor. Yoksulluğun bedenen ve ruhen düşkünleştirdiği Rus köylüsünde cisimleşen eşitsizliklere duyduğu derin tepki, Brüksel’de tanıştığı radikal fikirlerden beslenerek onu dönemin devrimci hareketinin önemli kadın militanlarından biri haline getiriyor.
İtalyan Sosyalist Partisi’ne üye olan ve sürgündeki Rus devrimci hareketi ile yakın ilişkiler kuran Balabanov, Sosyalist Kadınlar Birliği yürütme komitesinde görev alıyor ve Klara Zetkin’le çalışıyor. Enternasyonal’in sekreterliğini üstleniyor, Zimmerwald hareketinde önemli rol oynuyor. Avrupa’da med-cezir gibi yükselip alçalan devrim dalgasına, 1. Dünya Savaşı’na, II. Enternasyonal ihanetine, yakın mesai arkadaşı Mussollini’nin davayı satışına tanıklık eden Balabanov, 1917 devrimlerinin ardından

Can Yoldaşım “Nazım Üstüne”, Abidin Dino

“Bazı insanların (bu insanlar belki de birbirlerine belirli biçimde bağlıdır) yeryüzünde dolaşmaları sırasında bıraktıkları topolojik çizgiler şaşırtıcıdır; dolaşmaları, kesişen yol çizgileri, zaman-mekân içinde bezemeler oluşturur; onların geçtiği yolları bir coğrafya haritası üzerinde renkli kalemlerle izleyin, görünür de çözülmesi olanaksız tuhaf ve görkemli desenler elde edeceksiniz; bu desenler aslında, okumasını bilenler için gizli anlamlarla doludur.” Kitap, Abidin Dino’nun can yoldaşı Nazım Hikmet üzerine yazdığı yazılarla Nazım mektuplarını, şiirlerini içeriyor.
Abidin Dino, 1913 İstanbul doğumlu ressam, Yazar, yönetmen ve siyasetçi. Yaşamını sürdürdüğü 80 yıl içerisinde yazı, resim, senaryo, öykü ve yönetmenlik gibi çeşitli sanat dallarında birçok eser kazandıran Abidin Dino, Türkiye’de resmin öncülerinden biri olarak kabul edilmektedir. Abidin Dino, 23 Mart 1913?de İstanbul?da dünyaya geldi. Aynı yıl ailesi Cenevre?ye yerleşince 12 yaşına kadar burada büyüyen Dino, 1. Dünya Savaşı?nın

Sartre Sartre’ı Anlatıyor – Filozofun 70 Yaşındaki Otoportresi

“İnsanlık tarihinde, Sokrates’ten sonra ve günümüze değin, Jean- Paul Sartre kadar popüler olmuş başka bir filozof yoktur.
Popülerliğin, doğallıkla kitleleri, yani felsefe jargonunda “sokaktaki adam” diye anılan sıradan insan yığınını ve de politikayı çağrıştırdığı düşünüldükte, “popüler” sıfatı olumsuz bir nitelendirme sayılabilir, bir filozof için… Sartre’ın kendisi de, bu popülerliğe, felsefesinin tam ve dosdoğru kavranmasından çok, yanlış, eksik ve yalapşap yorumlanmasıyla beslenen bir yaşama anlayışının, dünya üzerinde ve dünyaya karşı bir konumlanış etiketinin (“budalaca” diye nitelediği varoluşçu etiketi) yol açtığını gördüğü oranda, bundan rahatsız oldu. Ancak, onu çağımızın en popüler figürlerinden biri haline getiren asıl şeyin, başkaları tastamam kavramasa da, tastamam felsefesinin izdüşümü olan politik tavır alışları, yaşadığı dönemde insanoğlunun, olumlu olumsuz, bütün edimleri karşısında gösterdiği olağanüstü duyarlılık ve somut tepkileri olduğunu da,

Biçimler Renkler Sözcükler, Ferit Edgü

Ferit Edgü, bu kitapta yer alan sanat üzerine yazılarında Vincent Van Gogh, Pablo Picasso, Henri Matisse, Paul Klee, Rousseau, Georges Braque, Fernand Léger, Salvador Dali, Paul Cezanne, Constantin Brancusi, Marc Chagall, Alberto Giacometti, Francis Bacon, Nicolas de Staël gibi sanatçıların yapıtlarını ?okumaya? çalışıyor ve onların seslerini dinliyor.
“Biçimler Renkler Sözcükler”in yazarı Ferit Edgü, 24 Şubat 1936?da İstanbul?da doğdu. İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü?nde eğitim görürken kazandığı bir sınavla Almanya’ya gitti. Oradan Fransa’ya geçti. 1959-1964 arasında Paris?te resim çalışmalarının yanısıra felsefe, sanat tarihi, seramik kurslarına katıldı. Askerliğini yedeksubay öğretmen olarak yaptı. 1 yıl daha Paris?te yaşadı. Türkiye?ye dönüşünde önce metin yazarlığı yaptı. Daha sonra DATA reklamcılık ve Ada yayıncılık şirketlerini kurdu. Yazın hayatına şiirle başladı. İlk şiiri 1952?de Kaynak dergisinde, ilk öyküsü 1954?te Yeni Ufuklar dergisinde

insanokur.org’u

bilgiyle tutsaklıktan özgürlüğe…
“yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek…”