Yalancının en büyük azabı – Sabahattin Ali
İnsanlara İnanmak Yalancının en büyük azabı, sözlerine kimsenin inanmaması değil, kendisinin kimseye inanmaması imiş.
okumak için tıklayınızOkuyun ama yutmayın, çiğneyin.
İnsanlara İnanmak Yalancının en büyük azabı, sözlerine kimsenin inanmaması değil, kendisinin kimseye inanmaması imiş.
okumak için tıklayınızKendi menfaatlerini milletlerin menfaatinden üstün tutanlara, kendi hak edilmemiş ekmeklerini yiyebilmekte devam etmek için milletlerini kölelik zincirleri, cehalet karanlığı, korku uyuşukluğu içinde bırakmaya çabalayanlara lânet olsun…
okumak için tıklayınız“Rusya üç devrim geçirdi, ama gene de Oblomov’lar kaldı; çünkü Oblomov’lar yalnız derebeyler, köylüler, aydınlar arasında değil, işçiler, komünistler arasında da vardır.
okumak için tıklayınız1930’lardaki Büyük Buhran’ın tanımlayıcı bir imgesi, kepenkleri kapanmış fabrikaların kapıları önünde yığılmış, gözlerinin önünde duran kanıtlara rağmen iş bekleyen erkeklerin fotoğraflarıdır.
okumak için tıklayınızYolcular ve Dereceleri. – Yolcular beş dereceye göre ayrılırlar: en düşük derecedekiler gezen ve bu sırada görülenlerdir, – aslında gezdirilirler ve âdeta kördürler; bir üst derecedekiler gerçekten kendi gözleriyle görürler dünyayı;
okumak için tıklayınızSevim Burak, Leylâ Erbil, Sevgi Soysal ve Tezer Özlü’nün 1950- 1970 arasında zamanın ruhunu sezgisel olarak yakalayarak dünyadaki feminist edebiyat ile eşzamanlı çok güçlü yapıtlar kaleme aldığını görüyoruz.
okumak için tıklayınızÜç Düşünür Bir Örümcek Eder. – Her felsefe tarikatında üç düşünür birbirlerini sırayla şu ilişki içinde izlerler:
okumak için tıklayınızDostoyevski olanca melodram yeteneğiyle hayatının çok önemli bir noktasına ulaştığını, geleceğini sonsuza kadar belirleyecek bir noktada bulunduğunu söylüyordu.
okumak için tıklayınızAnna Grigoryevna Snitkina, 1846’da St. Petersburg’da doğdu. Liseyi bitirmek üzereyken Fyodor Dostoyevski’yle tanıştı. Yazarın el yazması notlarını stenografi aracılığıyla metin haline getirmek üzere yanında çalışmaya başladı.
okumak için tıklayınızYalancının en büyük azabı, sözlerine kimsenin inanmaması değil, kendisinin kimseye inanmaması imiş.
okumak için tıklayınızYurdumuza tekrar yabancı sermaye gelecekmiş. Gazeteler bu havadisi verirken cümbüş ediyorlar. Resmî makamlar da, memlekete yabancı parası girmesini kolaylaştırmağa himmet (gayret) ediyorlar.
okumak için tıklayınızHer insan, bağımlılık ve bağımsızlık ya da boyun eğme ve kendine yön verme eğilimlerinin yarattığı çatışma ile dünyaya gelir. Doğum, birbiriyle çatışma durumunda olan bu eğilimleri de simgeler. Çünkü doğum olayı insanın, bir diğer kişiye tümden bağımlı ve çaba gerektirmeyen bir durumda, ayrı bir varlık olmayı ve kendi eylemlerinin sorumluluğunu üstlenmeyi gerektiren bir yaşama geçişini temsil eder. İnsanın bağımsız bir varlık
okumak için tıklayınızTarım Devrimi’ni izleyen 1000 yıldaki insanlık tarihini anlamak, tek bir soruyu cevaplamakla mümkün olabilir: Eğer uygun içgüdüleri yoksa, insanlar kitleler halinde işbirliği ağlarını nasıl oluşturuyorlar? Cevap kısaca şudur: İnsanlar hayali düzenler yaratıp, yazıyı icat ettiler ve bu ikisi, biyolojik mirasımızın boş bıraktığı yerleri doldurdu.
okumak için tıklayınızD&R, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla Türkiye’deki kadın alışkanlıklarını inceledi. D&R’ın 28 şehirdeki 153 mağazasının verilerine göre, Türkiye’de kadınların okuma alışkanlıklarına ilişkin ilginç sonuçlar:
okumak için tıklayınızGütenberg Matbaası1 Markopaşa’nın bu sayısı tek yüzlü iki yapraktan oluşan çoğaltmadır. Fiyatı da baskının yarı değeri olan 5 kuruştur.
okumak için tıklayınızEfendim Türkçe fakir bir dildir. Ne münasebet en zengin dildir, Sümerler de Türktür. Al sana, vatan haini! Kahrol, faşist!
okumak için tıklayınızLatince fêmina kadın, ya da genel olarak dişi. Fransızca femme (kadın) oradan gelmiş. Féminin (telaffuzu ‘feminen’) “kadınsı” ya da “dişil” demek.
okumak için tıklayınız