Leonardo Da Vinci’nin bilimsel mirası

Da Vinci optik, mekanik ve anatomi alanındaki çalışmalarının sonucu olarak bir tür plastik üretmiş, fotoğraf makinesinin bir önceki hali olan “Karanlık Kutu”yu icat etmiş, kontak lens ve buhar gücü hakkında yazılar yazmıştır. Gökyüzünün maviliğini açıklamış, insan bedeninin ayrıntılarını görüntülemek için görsel teknikler geliştirmiştir. Gemileri hareket ettirmek için tasarladığı bir çark, 19. yüzyılda Missisipi nehrinde kullanılan

okumak için tıklayınız

Ölüm, yaşamı tutkuyla sevmiş olanlar için anlamlıdır ancak.

Ölüm, yaşamı tutkuyla sevmiş olanlar için anlamlıdır ancak. Bırakacak, terk edecek hiçbir şeye sahip olmadan ölmek! İlgisizlik, kayıtsızlık yaşamın ve ölümün inkâr edilmesidir.Ölüm korkusunu yenmeyi başaran kişi, bu korkunun başka bir adı olan “yaşam” karşısında da zafer kazanmıştır.

okumak için tıklayınız

Nietzscheci sanat anlayışının trajedisi

Nietzscheci sanat anlayışı trajik bir anlayıştır. İki ayak, iki ilke üzerine oturur. Bu iki ilkeyi çok eski ama aynı zamanda da geleceğin ilkeleri olarak kavramak gerek. Öncelikle sanat, “çıkar gütmeyen” bir faaliyetin, “hayır işinin” karşıtıdır: İyileştirmez, sakinleştirmez, yüceltmez, tazmin etmez; ne arzuyu, ne güdüyü ne de istenci “tatmin eder”. Tam tersine, sanat, “gücün iradesinin uyarıcısıdır”, “istemeyi tahrik eder”. Bu ilkenin eleştiri

okumak için tıklayınız

İlkeler Yönünden Nietzsche ve Kant

Kant, eleştiriyi en başından bütüncül ve olumlu eleştiri olarak gören ilk kişidir. Bütüncüldür çünkü ondan “hiçbir şeyin kaçamaması gerekir”; olumludur, olumlamacıdır çünkü önceden gözardı edilmiş güçleri serbest bırakmadan bilme gücünü sınırlamaz. Peki ama sonuçları nelerdir böyle büyük bir tasarının? Okuyucu cidden, Salt Aklın Eleştirisi’nde, “Kant’ın, teologların dogmalarına (Tanrı, ruh, özgürlük, ölümsüzlük) galip gelmesinin, bu dogmalarla uyuşan ideale zarar verdiğine inanıyor mu?” Ve

okumak için tıklayınız

Nietzsche’de Soru Biçimi

Metafizik, öze dair soruyu şöyle biçimlendirir: “… nedir?” Belki de biz bu soruyu doğal karşılamaya alıştık, bunu da Sokrates’e ve Platon’a borçluyuz. Bu sorunun nereye kadar özel bir düşünme biçimi varsaydığını görmek için Platon’a geri gitmek gerekiyor. Platon, “güzel denir, doğru nedir? vs. diye sorar. Bu soru biçimini diğer bütün soru biçimlerinin karşısına koyma kaygısındadır. Sokrates’i kâh çok genç olanlarla, kâh

okumak için tıklayınız

Nietzsche ve Nasyonal Sosyalizm

Nietzsche idealist ahlaka saldırmıştır. İyilik ve acımayla alay etmiş ve insancıl duyarlılık altına gizlenen ikiyüzlülüğün ve erkeklik eksikliğinin maskesini çıkarmıştır. Proudhon ve Marx gibi, savaşın yararlı yönünü onaylamıştır. Döneminin siyasi partilerinin çok uzağında, “dünyanın efendileri” aristokrasisinin ilkelerini dile getirmiş­tir. Fırtınalı ve tehlikeli yaşam için tercihini kullanarak bedensel güzelliği ve gücü övmüştür. Liberal idealizmin tersine, bu kesin değer yargıları, faşistleri

okumak için tıklayınız

Raskolnikov: Neden yasa koyucular kan dökünce suçlu olmuyor da ben suçlu oluyorum?

“Kopuş stratejisi” Fransız ceza avukatı Jacques Verges’in yargılayanların adaletini sorguladığı savunma stratejisine verdiği addı. Savunma bir başka meşruiyet adına adalet makamını suçluyor, yalnızca adalet makamını değil, onun temsil ettiği bütün bir toplumsal dü­zeni karşısına alıyordu. Sanığın suçunu inkar ettiği ya da bu suçu hangi olağanüstü koşullarda işlediğini öne çıkarıp mahkemeyle diyaloğa girdiği “uyum davaları”nın tersine, adalet

okumak için tıklayınız

Çizgi Filmlerin Ekonomi Politiği ve Psikolojisi 1* – Özgür Özer

Giroux (1994) ve Artz’ın da (2002) üzerinde durduğu gibi çizgi filmler genellikle çocuksu ve masumane bir eğlence ya da eğitim aracı olarak kabul edilip siyaset-dışı ve zararsız addedilir (Aytaç, 2009, s.11). Çocukların en çok izledikleri, etkilendikleri ve model alıp taklit ettikleri bir iletişim aracı olarak çizgi filmler günümüz dünyasında çocukların bir tüketici olarak kodlanmasıyla başlayan

okumak için tıklayınız

Elma Tadında Bir Masal: Elma Hükümdarlığı – Müslüm Üzülmez

Masalları, efsaneleri severim. Ben ve benim kuşağım, doğduğumuz ve büyüdüğümüz coğrafi mekânda masalları, efsaneleri okuyarak değil, dinleyerek büyüdü. Kitap yaşamımızda yoktu o zamanlar. Okul kitaplarında yazılan masal ve efsaneler bizlere hitap etmiyordu. Bu nedenle, okul kitaplarında yazılanları değil, anlatılanları can kulağıyla dinlerdik. Bir varmış bir yokmuşla başlardı çocukluğumuzun kış geceleri. Bir yerden duyulmuş, dilden dile

okumak için tıklayınız

Kitaplara Kıymak Üzerine

Ray Bradbury’nin 1966’da Truffaut tarafından filme de geçmiş “Fahrenheit 451” romanında geçen tüm kitapların yakılması bölümü vardır. Kimiler buna karşı insanlığın değerlerini, birikimlerini ihtivah eden bu eserlerin yok olmasını engellemek için başyapıtları aralarında paylaşarak ezberlemeye çalışmaktaydılar.

okumak için tıklayınız

Romanlarını kahvelerde tasarlayan yazar: Orhan Kemal – B.Sadık Albayrak

Orhan Kemal, Bereketli Toprak Üzerinde romanını yazıp bitirdiğinde, ilkin onu, Nadir’in kahvesindeki arkadaşlarına okur. Romandan bölümler okunması sabaha kadar sürmüştür. Romanın bu kahvedekilere okunması anlamlıdır; Orhan Kemal’in anılarından öğrendiğimize göre, Bereketli Topraklar’ı yazma düşüncesi de, bu kahvede doğmuştur. Romanın hazırlık çalışması bu kahvede sürmüş, kahvedeki arkadaşlarının anlattıklarıyla, romanın ayrıntıları zenginleşmiştir. Orhan Kemal’de yazarlık ve yaratıcılığın

okumak için tıklayınız

Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’nın kahramanı Raskolnikov, fransız “entelektüel katil” Lacenaire mi?

Sanat ilhamını bazen doğrudan hayattan alır. Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’nın kahramanı Rodion Romanoviç Raskolnikov’u, on dokuzuncu yüzyılın ilk yansında Fransa’da yaşamış “entelektüel katil” Pierre François Lacenaire’den yola çıkarak yarattığı düşünülür. Bir tüccarın oğludur Lacenaire; hukuk okumak için Paris’e gelmiş, babasının işleri bozulunca okulu bırakmak zorunda kalmıştır. Şair, yazar ve hırsızdır. Bir dergide yayımlanan “Hapishaneler ve Fransız Ceza Sistemi” adlı yazısında, hapishanedeki gözlemlerinden hareketle Fransız

okumak için tıklayınız

Fakir Baykurt: Orhan Kemal Unutulur mu?

Eksik olmasın, Işıl Işık sadece bana değil, pek çok insana anımsattı. Orhan Kemal ölümsüzlüğe geçeli 27 yıl oluyor. Bir geziye çıkmıştı Bulgaristan’da, yazacağı özyaşamsal romanla ilgili incelemeler yaparak, Sovyetler Birliği’ne geçecekti. Orada basılan kitaplarının yazı haklarını alacaktı. Sovyetler paralarını korumak için dışarıya ödeme yapmıyordu. Gidip orada harcamak gerekiyordu. Büyük yazar Sofya’da hastalandı. Zaten o bir

okumak için tıklayınız

Barış Yüzleşme Müzakere – Müslüm Üzülmez

Nisan ayı ortalarında İsmail Beşikci Vakfı (İBV); Ergani Tarihinin Saklı Sayfası ERMENİLER (Müslüm Üzülmez), Kürt Tarihinde Garzan ve Pencinarîler (Nezîrê Cibo), Kimlik Trajedileri ve Derin Tabular-I (Dr. Genceddin Öner) ve Barış Yüzleşme Müzakere (İsmail Beşikci) kitaplarını aynı anda yayımladı.

okumak için tıklayınız

Çelişkilerin orta yeridir Dostoyevski…

İnsanın en büyük gerçeği çelişkileridir. Çelişki olmadan düşünce de olmaz. Çoğu zaman iki zıt düşünce beynimizde yan yana yer alır. Bu zıtlık, diğerinin yanlışlığı ya da çirkinliği manasına gelmez. İkisinin de kabul gördüğünün ve aynı zamanda reddedildiğinin ifadesidir bu. Kişi, düşüncelerini zıt olan diğer yanı ile çarpıştırmadan duramaz, hatta koca bir ömrü bu iki zıt nokta arasında gidip gelmekle geçirir. Gidip

okumak için tıklayınız

Aydınlanma ve Psikoloji: Şeytanın Yeni Marifetleri

“Hikâyenin ana fikri şudur: Kötülük, bir oyun karakterinden başka bir şey olmayan Şeytan’ın maskesinin ardında saklanmaktadır. Kötülüğün asıl temsilcisi ise, Şeytan’ı icat etmiş olan insandır; çünkü böylece içinde uyuklayan kötülüğü kendinden ayırabilmiş ve kurmaca bir karakterde toplayabilmiştir.”

okumak için tıklayınız

Yakılmak istenen Rousseau’nun romanı “Emile”

Rousseau’nun ikinci romanı olan “Emile”, aslında yazarın insanların eğitimi ve kültürel gelişimi hakkındaki düşüncelerini yansıtıcı bir niteliktedir. Başkalarının koyduğu kurallara göre eğitilen insanların özgür olamayacağını ve köleleşeceğini savunan Rousseau, romanını beş bölüme ayırır; ilk bölümde, Emile kırsal bir bölgede, anne sütü ile beslenerek büyür. İkinci bölüm Emile’in beş ile on iki yaşları arasında geçer, yetim

okumak için tıklayınız

Adorno ve Horkheimer’in “İnsanlık Fikri” üzerine tartışmaları

(13 Mart, öğleden önce) HORKHEIMER— Her şeyin iyi olacağına inanmıyorum, ama her şeyin iyi olacağı fikri belirleyici bir önem taşıyor elbette. ADORNO— Rasyonaliteyle bağlantılı bir şey bu. İnsanlar her konuda hayvanlardan çok daha dehşet verici; buna rağmen, her şeyin başka türlü olabileceğini de sadece insanlar düşünü­yor.

okumak için tıklayınız

Adorno ve Horkheimer’in “Ütopyacılık” üzerine tartışmaları

(25 Mart, öğleden sonra) HORKHEIMER— Burjuva arzuları metafizikle yaldızladığımız sanılmamalı. “Başka olan” dediğimiz şeyin ideolojik bir projeksiyondan başka bir şey olmadığı şeklinde bir itiraz yöneltilebilir. Toplumsal çıkarlar bakımından arzu edilir görünen ne varsa, “başka olan” statüsü kazanır ve tüm dünya tarihinin kar­şısına yerleştirilir.

okumak için tıklayınız