Derdi Olan Bir Roman

(Sarsılmak romanı üzerine Zafer Köse ile bu röportaj, 2009 Aralık ayında, Vatan Gazetesi kitap eki adına arayan bir kişi tarafından yapıldı. Ancak yayımlanmadı. Güncelliğini kaybetmeyen niteliğinden dolayı, okurların ilgisine sunuyoruz.) *** Yalova’da yaşayan Serhan’ın, 17 Ağustos 99’daki o büyük depremde sarsılarak uyanmasıyla başlıyor roman. İkinci bölümde aynı kişi gene sarsılarak uyandırılıyor. Ama bu kez tarih

okumak için tıklayınız

Devlet şiddetinin anatomisi – Nazan Özcan

Güney Çeğin ve İbrahim Şirin’in derlediği Türkiye’de Siyasal Şiddetin Boyutları’nda şiddet ve devlet her yönüyle ele alınıyor. Yazarlar, “İktidarlar kendi meşruiyetlerini ürettikleri tehditler üzerinden kurar” diyor. “Yüce” Devlet-i Âliyye’den gelen şiddetin ve küfrün her türünü idrak ettiğimiz şu günlerde, aynı soruyu sorup duruyoruz: “Bunu hak edecek ne yaptık?” Elbette hiçbir şey, çünkü bizatihi devletin kendisi

okumak için tıklayınız

Özgürlükten Kaçış – Erich Fromm “Karanlıkta ıslık çalmak ışığı getirmez”

Karanlıkta ıslık çalmak ışığı getirmez. Yalnızlık, korku ve şaşkınlık yerli yerinde kalır; İnsanlar buna sonsuza dek dayanamazlar. Bir şeylerden özgürlük’ün yüküne katlanmayı sürdüremezler; olumsuz özgürlükten olumlu özgürlüğe geçmedikleri sürece, özgürlükten hepten kaçmaları gerekir. Çağımızda ana toplumsal kaçış yolları, faşizmle yönetilen ülkelerde görüldüğü üzere, bir öndere boyun eğme ve demokrasimizde yaygın olan zorlanımlı ‘düzene uyma’dır.

okumak için tıklayınız

Distopyaya Evrilen Ütopyalar Çağı – Melis Yalçın

“Gerçek edebiyat güvenilir ve gayretkeş görevliler tarafından değil, ancak aykırı ve asi ruhlular, çılgınlar ve hayalciler tarafından gerçekleştirilebilir.” Yevgeni Zamyatin DİSTOPYAYA EVRİLEN ÜTOPYALAR ÇAĞI Batı’da Platon’un “Devlet’iyle, Doğu’da Fârâbî’nin “Faziletli Şehir’iyle temsil edilen ütopya geleneği, devlet ve birey ilişkilerini mükemmel bir toplum ideali çerçevesinde sunar. Bütün ütopyalar nihayetine erişmiş, kusursuz -bu nedenle de değiştirilemez/değiştirilmesi gereksiz-

okumak için tıklayınız

Veba – Andreas Frangias ‘Dün karanlıktı; ya gelecek!’

Veba deyince, edebiyat tarihinde ilkin Albert Camus’nün yapıtı akıllara geliyor. Ancak aynı adlı bir eser daha var;  o da Andreas Frangias’ın Veba’sı. Yunan edebiyatının başyapıtlarından biri olarak nitelenen Veba, anti-ütopya olma özelliği de taşıyor. Bu bağlamda öncelikle ütopya ve anti-ütopya kavramları üzerinde kısaca durmak zorunlu gözüküyor. Ütopya ve Anti-Ütopya Kelime anlamı ‘olmayan yer’ şeklinde açıklanabilen

okumak için tıklayınız

Suriyeli şair Adonis: ‘En kötüsü dini faşizm’

Arap dünyasının yaşayan en büyük şairlerinden Adonis, “Dini faşizm, bana göre faşizmlerin en kötüsü” diyor ve ekliyor: “Arap dünyasında Türkiye’nin imajı iyi değil. Türkiye’nin Suriye politikası da korkunç bir imaj yarattı. Türkiye Suriye’yi yok etmek isteyen barbarlara destek ve cesaret verdi.” Asıl adı Ali Ahmed Said Eşber olan fakat bu isimle şiirlerini yayımlamayan yayınevlerine isyan

okumak için tıklayınız

Faşizmin Kitle Psikolojisi – Wilhelm Reich

Wilhelm Reich’ın (1897 – 1957) Karakter Analizi adlı yapıtı okuyucuya ilk kez sunulduğunda, eleştirmenler tarafından o ana dek “psikoloji konusunda söylenmiş olanların en iyisi ve en köklü düşünülmüşü” olarak tanımlanmıştı. Kitap çok geçmeden Nazi Almanyası’nda yasaklandı. Karakter Analizi ancak 1945’de, ABD’de yeniden basılabildi. O günden bugüne, bu başyapıt psikoterapinin gelişimine büyük katkı yapmıştır. Değişiklikler yapılsa

okumak için tıklayınız

Faşizmin 14 Temel Özelliği

Siyaset bilimci Dr. Lawrence Britt, 20. yüzyılın gördüğü en tipik faşist rejimleri (Hitler’in Almanya’sı, Mussolini’nin İtalya’sı, Franco’nun İspanya’sı, Suharto’nun Endonezya’sı, Pinochet’nin Şili’si) inceleyerek faşizmin 14 karakteristik özelliğini tespit etmiş. Britt’in çok tartışılan, hatta Umberto Eco’nun bir yazısından fazlaca esinlendiği söylenen ünlü makalesi, ‘yeni başlayanlar için 14 derste faşizm’i anlatıyor:

okumak için tıklayınız

Bursa’daki Orman Yangını ve İddialar – Tamer Uysal

-1- Hadi uyan Gün ışığı çilemeye başladı başucunda Denizler bir mavilik edindi günden Seher yeline uyup kuşlar tüneğine uçtu Bu türküyü dinlemeyecek misin (Metin Eloğlu) Genç yaşta yitirdiğimiz öğretim üyesi Sevilay Kaygalak Bursa’yla ilgili çok güzel bir inceleme kitabı kaleme almıştır. Kaygalak kitapta Uludağ eteklerinde kurulan Bursa’nın Anadolu’nun bir iç kenti olmasına karşın gelişmesini coğrafi

okumak için tıklayınız

Sessiz Türkiye Aydınları’na Tarihsel Yanıt Yılmaz Güney – Ganime Gülmez

“Yaşamımız, ekonomik, toplumsal, siyasal, kültürel, sanatsal vb. ilişkilerimizin toplamıdır. Edindiğimiz görüşler ilişkilerimizde hiçbir değişiklik, köklü hiçbir etkilenme yapmıyorsa, uzun bir süreç içerisinde bile olsa rengimizi değiştirmiyorsa, yeni görüşlerimiz eski görüşlerimizin temelleri üzerinde biçimlenmiş ilişkilerimizi sarsmıyorsa, görüşler ve yeni bilgiler karşısında vestiyer rolü oynuyoruz demektir…” Yılmaz Güney

okumak için tıklayınız

Bir utanç masalı; Fareli Köyün Kavalcısı ve savaşa gönderilen çocuklar

Bir utanç masalı Bazı masalların tuhaf bir biçimde çocukları tedirgin ettiğini görürsünüz. Grimm Kardeşler’in 1800’lü yılların başında bastırdıkları ‘Çocuk ve Yuva Masalları’ adlı kitabının içerisinde yer alan ‘Fareli Köyün Kavalcısı’ bunlardan biridir. İlk bakışta, diğer öykülerden farkı yokmuş gibi görünen masalın son derece basit olduğu bilinir… Kedileri kovulan bir köyü fareler basıp sokakları ve evleri

okumak için tıklayınız

Cesedin karnına saplanan bayrak

“Burada, yerimizde kalacağız. Kiliselerimizi yeniden yapmak, ölülerimizi gömmek, okullarımızı, işyerlerimizi, evlerimizi toparlamak için düştüğümüz yerden doğrulacak ve yerimizde kalacağız. Doğduğumuz, büyüdüğümüz, dedelerimizin ve babalarımızın ‘şimdi kırık dökük de olsa’ mezarlarının bulunduğu bu ülkede kalacağız. O kırık mezarlardan, harabeye dönmüş kilise, okul, dükkân ve evlerimizden yeni bir dünya yaratacağız. (…)Sesimizi yükselteceğiz ve başımıza gelen bu felâketin

okumak için tıklayınız

Faşistler – Michael Mann

“Bu kitap faşistleri kim olduklarını, nereden geldiklerini, ne gibi güdülerle hareket ettiklerini, iktidara nasıl geldiklerini anlayarak, faşizmi açıklamayı amaçlar. Ben burada tesis edilmiş faşist rejimlerden ziyade, faşist hareketlerin yükselişine odaklanacağım. Faşistlerin güçlendikleri dönemde, dünya savaşları arası Avrupa’daki ana mevzilerini, yani Avusturya, Almanya, Macaristan, İtalya, Romanya ve İspanya’yı inceleyeceğim. Faşistleri anlamak faşist hareketleri anlamayı gerektirecek. Kendilerine

okumak için tıklayınız

“Türkiye’de yaşamaktansa yolda ölmek daha iyi.”

Kos’ta bir Suriyeli çocuğa mikrofon uzatılıyor. Şöyle diyor: “Türkiye’de yaşamaktansa yolda ölmek daha iyi.” Nasıl ölmek istemeyeceği sorulduğunda pek çok insan “Boğularak” der. Bu çocuk, kendisi için en kötü ölüm şeklinin Türkiye’de yaşamak olduğunu söylüyor. … Kos’taki o çocuk neden “Türkiye’de kalmaktansa ölmek daha iyi” dedi? … Melis Alphan,hurriyet.com.tr, 05.09.2015

okumak için tıklayınız

Bir Ermeni Subayın Çanakkale ve Doğu Cephesi Günlüğü (1914 – 1918) – Avedis Cebeciyan

Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı Ordusu’nda görev yapan Ermeni asker ve subaylar, son zamanların hararetli tartışma konularından biri. Vatandaşı oldukları ülkedeki tüm tarihleri ihanet-sadakat sarkacına indirgenmek istenen Ermeni halkının gerçek hikâyesini anlatacak kitaplarsa son derece ender yayımlanıyor. Antep doğumlu bir doktor olan Avedis Cebeciyan’ın, Çanakkale ve Doğu cephelerinde subay olarak yaşadıklarını günü gününe kaydettiği günlüğü, tüm

okumak için tıklayınız

Tormesli Lazarillo

XVI. yüzyıldaki ekonomik kriz sebebiyle İspanya’nın her köşesinde açlık ve sefalet kol gezmekteydi, bu durumun bir ahlaki çöküntüyü de beraberinde getirmesi kaçınılmazdı. İspanyol toplumundaki bu maddi ve manevi çöküntünün ortasında, 1554 senesinde, sonradan pikaresk roman adı verilecek olan yeni bir anlatı türünün ilk örneği olan Tormesli Lazarillo ortaya çıktı. Din adamlarının ahlaksızlıklarına bolca yer veren

okumak için tıklayınız

Sözlü tarih belgelerinden biri: Ağıtlar dile geldi 1915-2015

Tarih denildiğinde ülkemizde neredeyse akan sular durur ama bilimin gerektirdiği “neden, nasıl, ne zaman” sorularının sorulmasına pek rastlanmaz.Hemen her öğrenci padişah eşlerinin kölelerden geldiğini söyler, hepsi nikahsızdır. Ancak Anadolu beyliklerinden görücü gönderilerek alınan bey kızı gelinler, onların çeyiz olarak Osmanlı’ya verdiği toprakları da kimse anmaz.O tür evlenmelerden neden cayıldığı da.

okumak için tıklayınız

Otomatik Portakal – Anthony Burgess

Sanat hayatına müzisyen olarak devam ederken ve “roman yazan bir müzisyen” olarak anılmasını isteyen Anthony Burgess, 1959 yılında beyin tümörü teşhisi konunca para kazanmak amacıyla yazı yazmaya başlamış ve bir sene içinde beş kitap yazmıştır. Daha sonra teşhisin yanlış olduğu ortaya çıkmış ama Burgess yazmaya devam ederek ardında elliden fazla eser bırakmıştır. Bir yıllık ömrünün

okumak için tıklayınız

Kafka’nın zahiri: Gregor Samsa

“İnsanlar hiç aldatmadı beni, ama mektuplar ele verdi hep; başkalarının yazdıkları değil, kendi yazdıklarım.” F. Kafka Gregor Samsa’nın Kafka’nın kendisi olmadığını söyleyecek biri şimdiye kadar çıkmadı (en azından benim takip ettiğim kadarıyla). Bu saatten sonra da çıkması pek mümkün görünmüyor. Biri çıkıp bunu dile getirecek olursa ne derecede gülünç bir duruma düşeceğini bilir. Bu bilme, onun bu

okumak için tıklayınız

Amcam ve Ben / Restoran Macerası – Genç Osman Yavaş

“Yine o güzel günlerden biriydi. Amcam beni bizimkilerden almaya gelmiş, gezmeye götürmüştü. Bu gezilerin en güzel yanı, başka kimselere anlatmadığı arkadaşı Zebra’yla olan maceralarını anlatmasıydı. Yok, yok, doğru duydunuz. Zebra dedim.” Birbirinden komik maceralara atılan “hafif çatlak” amca ve arkadaşı Zebra’nın yolu bu kez bir restorana düşüyor; hem de en pahalısından, çok şık bir restorana!

okumak için tıklayınız