Ölümsüz Bir Gölgedir Sadık Hidayet

Siz hiç kendi gölgenize kendinizi anlattınız mı, yahut anlatmayı denediniz mi? “Bazen tavana bakarak tabutunda sıkışmış olduğunu düşünen bir adam gibiyim, bazen kapının arkasına konulmuş fıstık yeşili elbiseli bir plastik manken. Kendimi görüyorum bazen yollard, yorgunluktan bayılmak üzere aylak bir köpek; bazen ölümle dalga geçen, mezarının başında bekleyen bir ölü. Bazen dudaklarımda bir kelime, gideni

okumak için tıklayınız

Troçki ve Stalin arasındaki rekabet: ‘balık türlerinin araştırılması’

Lenin Balığı’nın patenti kimde? Kızılordu kurucusu olarak anılan Lev Troçki, tartışmasız bir biçimde Sovyetler Birliği’nin ikinci adamı olarak anılır. Ancak Lenin’in ölümünün ardından Stalin’le girdiği iktidar mücadelesini kaybederek ülkesini terk etmek zorunda bırakılır.

okumak için tıklayınız

1 Eylül Barış Günü’nde Bir Barışseveri Adil Okay’ı Anlatmak – Selma Sayar

Son yazılarıma öfke, acı, keder ve umutsuzluk hakim. Okurken yüreğimin daraldığını hissettim. Hiç mi iyi bir şey olmuyor ya da yaşanmıyor diye soruyorum kendime: Elbette var. Bugün Dünya Barış Günü. Dünyanın her yerinde güzel insanlar- henüz atlarına binip gitmemiş olanlar- daha güzel, yaşanası, barışçıl, savaşsız bir dünyaya olan özlemlerini haykıracaklar. Bunun neresi yanlış! Tabii ki

okumak için tıklayınız

Bonapartizm, Yeni Osmanlılar ve Paris Komünü – Ayşe Hür

Napolyon Bonapart’la başlayan, III. Napolyon’la devam eden siyasi geleneğe Karl Marx ‘Bonapartizm’ adını verdi. Kavram, siyaset biliminde genellikle iktidarı emekçilerin alamadığı ama burjuvazinin de alacak kadar palazlanamadığı için siyasal gücünü asker-sivil bürokrasiye devrettiği rejimin adı olarak günümüze kadar geldi.

okumak için tıklayınız

Bilim insanları uyardı: Türlerin yok oluşu evresine girildi

Tüm bu teşhis ile beraber doğal kaynakların korunması amacı ile kurulmuş uluslararası organizasyon olan IUCN(Dünya Korunma Birliği ya da Doğa ve Doğal Kaynakların Korunması için Uluslararası Birlik),her yıl en az 50 türün neslinin tükenmesi riskiyle karşı karşıya kaldığını açıkladı. IUCN, tüm amfibilerin (hem suda hem de karada yaşayabilen hayvanlar) yüzde 41’inin,tüm memelilerin de yüzde 25’inin

okumak için tıklayınız

Albert Camus – René Char mektupları

İki kardeş gibi “Yazışmalar 1946-1959”, Albert Camus’yle René Char’ın birbirine yolladığı mektupların eksiksiz bir dökümü. Franck Planeille’in yayına hazırladığı ve notlarla zenginleştirdiği kitap, ikilinin coşkulu dostluğunun da belgesi. Yıllardır üstüne çalışılan yazarla ilgili karşılaşılan en ufak bir bilgi ya da belge hazine anlamına gelir. En azından benim için Camus’ye dair tek satırın bile böyle bir

okumak için tıklayınız

Kürd neden kökenlidir?

Hiç merak ettiniz mi: Acaba neden Kürdlere “Kürd kökenli vatandaşlar” denir? Başka bir ifadeyle, Kürd neden kökenlidir yahut Kürd’e yapıştırılan kökenin kökeni nedir? Eskiden askere giden Kürdler, tüm Kürdlere yapıştırılan bir eklentiden çeşitli iltifatlarla haberdar olurlardı: “Kuyruklu Kürd.” Kuyruklu Kürd’den “Kürd kökenli vatandaş”a evrilmiş bir kimlik ile karşı karşıyayız. Kuyruğun yerini köken almış. Kürdlere haksız

okumak için tıklayınız

Kurtuluş Savaşı ‘yedi düvel’e karşı mı verildi? – Ayşe Hür

19 Mayıs 1919’da Mustafa Kemal’in Samsun’a ayak basması ile 9 Eylül 1922’de İzmir’in geri alınması arasındaki dönem, resmî tarihçiler tarafından ‘Yedi düvele karşı verilmiş’ Kurtuluş Savaşı veya İstiklal Harbi diye anılır. Ben ise ‘Türk ulus-devletinin kuruluş dönemi’ anlamında, ‘Millî Mücadele Dönemi’ diye adlandırmayı tercih ediyorum. Çünkü söz konusu dönem, askerî başarılardan çok, siyasi ve diplomatik

okumak için tıklayınız

Yaşasın 30 Ağustos, Zito i Epanastasis – Zafer Köse

Bütün savaşlara karşı olduğunu söyleyip durmanın bir anlamı var mı? Savaşa karşı olmak, bazen boyun eğmek, itaat etmek anlamına gelmiyor mu? Bir insan Kurtuluş Savaşı’na, Che’nin, Allende’nin, Deniz’in, Mahir’in savaşlarına karşıysa, neyi savunuyordur? Barışı mı? Özgürlüğü, eşitliği, bağımsızlığı mı? Yoksa onların savaşını çarpıtan, onları yok etmeye çalışan iradeleri mi? Evet, barış, en çok, uğruna savaşacak

okumak için tıklayınız

Ağustosböceği neden çalışsın? – Erk Acarer

Android işlemci, LCD TV, dokunmatik ekran, üç açılı diş fırçası ve mutlaka İsveçli bilim insanları. Hayat bir sergi alanı… Alışveriş merkezlerinin, yüksek tavanlı mimarileri, iç açıcı parfüm kokuları, dingin müzik tonları ve huzur duygusuna gönderme yapan büyük fıskiyeleriyle mabetleri çağrıştırdığına şüphe yok! ‘İhtiyaç duyduğunuz her şey’ gibi ‘hiçbir zaman eksikliğini hissetmeyeceğiniz tüm ürünler’ burada yan

okumak için tıklayınız

Türkiye 2040’ta kuraklık çekecek!

Dünya Kaynakları Enstitüsü (World Resources Institute) 2040 yılında en çok su sıkıntısı yaşayacak ülkelerin listesini açıkladı. 33 ülkenin yer aldığı listede Türkiye de yer alıyor. Enstitünün yaptığı çalışmaya göre en çok su sıkıntısı yaşayacak olan bölge Ortadoğu olacak. Gerekli önlemlerin alınmaması durumunda ülkeler arası çatışmanın çıkacağı uyarısında bulunan enstitü, suyun verimli kullanımı ile ilgili sistemlerin

okumak için tıklayınız

Tatil Kitabı Meselesi – Zafer Köse

“İş günleri” ve “izin günleri”: Kapitalizmin iki büyük yalanı! Kâr amaçlı üretim sistemi için çalışırken insan yorulur, verimsiz hale gelir. Tıpkı şarjı biten aletler gibi. Aletleri şarja takmak gerekir. Sahibi için yeniden iş görür hale gelmeleri için. Tıpkı çalışanların izne çıkması gibi. Kâr amaçlı sistemin bir çalışanı, “boş zaman”ını da aynı sisteme faydalı olacak biçimde

okumak için tıklayınız

“Bizi yetişkin yapan şey kendimizi kandırma yeteneğimizdir.” Jess Walter

“Sanırım kendimizi birçok farklı biçimde kandırabiliriz. İnsanlar, sanki geçmemiz gereken fiziksel, duygusal ya da zihinsel bir eşik varmış gibi bir çocuğu yetişkin yapan şeylerden bahsederler. Ama söylüyorum size ve eğer kendinize karşı dürüst olursanız, bunun doğru olduğunu anlarsınız: bizi yetişkin yapan şey kendimizi kandırma yeteneğimizdir. Bu kadar… Hayatlarımıza bakar ve

okumak için tıklayınız

Burjuvanın Edebi Yolculuğu

Roman sanatının edebiyatta hegemonyasını sağlamasıyla kapitalizm gelişimi arasındaki bağ sürekli vurgulana gelmiştir. Lukacs, Roman Kuramı’nda epiğin yerine romanın geçişini ünlü “roman Tanrı’nın terk ettiği bir dünyanın epiğidir” cümlesiyle gözler önüne sermişti. Bakhtin, şiirde “sözcüğün doğal diyalojikleşmesi sanatsal kullanıma koyulmaz” diyerek şiirin toplumsal gerçekliği yansıtmada yetersiz kaldığını belirterek, romanın egemenliğinin tarihsel gelişimin doğal sonucu olduğunu savunuyordu.

okumak için tıklayınız

Yeraltı Adamı* – Hatice Balcı

Sizin hiç gözünüze kıymık battığı oldu mu? Adorna’ya göre bazen göze batan kıymık en iyi büyüteçmiş. Ben onun yalancısıyım. Ya da şöyle sorayım: Gördükleriniz, duyduklarınız karşısında ‘’ bu kadarı da olmaz!’’ deyip dehşete kapıldığınızda ne yaparsınız? Ben öyle anlarda bundan birkaç yıl önce tanıştığım Dostoyevski’nin ‘’yeraltı adamı’’nı düşünüyorum. Zira gözüme kıymığı batıran muhterem zat oluyorlar

okumak için tıklayınız

“Unutursak Yüreğimiz Kurusun!”

Antakya. Sıcak bir gün. Uzun süredir aklımda olan bir şeyi yapmak üzere yola koyuluyorum. Şehrin dar sokaklarından geçiyorum. Buraları yıllarca Ermenilere, Yahudilere ve Hıristiyan azınlıklara ev sahipliği yapmış. Mimarisi klasik Türk mimarisinden çok farklı. Evler, taştan, geniş avlulardan, iç içe girmiş odalardan oluşuyor.

okumak için tıklayınız

Faulkner ile söyleşi

William Faulkner, 1897 yılında New Albany, Mississippi’de doğdu. Babası, dedesi Albay William Falkner (evet, “u” yok) tarafından inşa edilen demiryolunda yönetici olarak çalışıyordu. Dede Falkner, The White Rose of Memphis’in de yazarıydı. William Faulkner’in doğumundan kısa bir süre sonra aile Oxford’a taşındı; genç Faulkner iyi bir okurdu fakat bu, liseyi bitirecek notları almasına yetmemişti. Mississippi

okumak için tıklayınız

Dostoyevski’nin yirmi sekiz yaşında ağır hapisle cezalandırılmasına ve sürülmesine yol açan olayın içyüzü – E. H. Carr

Dostoyevski’nin yirmi sekiz yaşında ağır hapisle cezalandırılmasına ve sürülmesine yol açan olayın ana hatları iyice bilinmektedir; ayrıntılardaki belirsizlikler ise güvenilemeyecek belgelerin çokluğundan gelmektedir. Bu olaya adı karışanlar -bunların çoğunun Soruşturma Komisyonu?ndaki yazılı ifadeleri bilinmektedir- komisyonun bildiğine inandıkları konularda aşırı bir açık sözlülük göstermişler, saklayabileceklerini ümit ettikleri konularda ise ustaca yalanlar söylemişlerdir. Komisyonun ve suçluları yargılayan

okumak için tıklayınız

Binbir Çiçekli Bahçe – Yaşar Kemal “Dünya binlerce çiçekli bir kültür bahçesidir.”

Dünya binbir çiçekli bir kültür bahçesidir. Yaşar Kemal, dünyanın sahip olduğu ve geçen onyıllar içinde daha çok farkında olunan bu kültür çeşitliliğindan gitgide daha sık söz ederken, hiç kuşku yok ki hep bir endişenin kararlı izleyicisi olarak karşımıza çıkıyor. Sahip olduğumuz kültür çeşitliliğini korumak yerine sorunların çözümünün başlıca aracı olarak seçilen zor ve şiddetin egemenliği

okumak için tıklayınız