Oyunlarım Üstüne – Nazım Hikmet

İlk tiyatroyu nerde, ne zaman gördüm? Karagöz de tiyatrodan sayılırsa, İstanbul’da gördüm, sünnet düğünümde sekiz yaşımda. Belki daha önce mahalle kahvesinde Ramazan gecelerinden bir gece seyretmişimdir Karagöz’ü, ama aklımda kalmamış. Meddah’ı da ilkönce sünnet düğünümde dinledim. O ilk Karagöz’ümle ilk Meddah’ımdan aklımda kalan bugün Ak ve avuçiçi kadar perdenin öte yanında Karagöz’le Hacivat oynatan incecik

okumak için tıklayınız

Viking Destanı – Egill’in Sagası – Emre Aygün

Egill’in Sagası, İskandinav ortaçağ edebiyatının eşsiz örneklerinden biridir. Norveç kralının ayakları altında kalmaktansa sürgün olmayı tercih eden gururlu, baş eğmez Vikinglerin birkaç kuşağa ve farklı coğrafyalara yayılan öyküsü anlatılır bu kitapta. Egill’in Sagası söylemek ile eylemek, söz ile yaşam arasındaki karmaşık gerilimi ve gelgiti hiç de yüceltmeden sunar. Egill, Hamlet değildir; olmanın ya da olmamanın

okumak için tıklayınız

Portakal Ağacında Oturan Kadın – Gioconda Belli

Genç, güzel, iyi eğitimli, kültürlü bir mimar: Lavinia. Bir alışveriş merkezinin projesini hazırlarken kentinin, ülkesinin, dahası bütün Latin Amerika’nın gerçeğiyle karşılaşır. Gördüğü; cuntanın baskısı, işkence gören, kaybedilen insanlar ve tepeden tırnağa yoksulluktur. Sırtını gerçeğe dönemez, sınıfından uzaklaşır ve haksızlığa direnmeye başlar. Lavinia’nın mücadelesi artık bütün kadınların özgürlüğünün ve eşitliğinin mücadelesidir. Kadınlığı için açtığı savaşı ülkesini

okumak için tıklayınız

Düldül – Bir Atın Günlüğü – Nurgül Ateş

Dünyanın Bütün Atları, Güçlerinizi Birleştirin Ben Pamuk Prenses… Soylu, geleceği çok parlak bir attım. Koşmaz, uçardım adeta. Masallardaki kanatlı atlardandım. Bir gün, bir adada buldum kendimi. Artık bir faytoncunun kırbacı altında ezilen bir Düldül olmuştum. Bir zamanlar yediği önünde yemediği arkasında ben… Koşarken bulutlara basan ben… Artık ikinci hayatımı yaşayacaktım. İlk iş, adanın bütün atları

okumak için tıklayınız

Vergi Cennetleri – Gabriel Zucman

Zürih, Hong Kong, Bahamalar, Cayman Adaları, Lüksemburg… Bu sembolik isimler korkunç bir gerçeği gizliyor: Toplum çoğunluğunun zararı pahasına, bir avuç aşırı zenginin gerçekleştirmekte olduğu vergi kaçakçılığını. Daha önce denenmemiş bir yöntem uygulayan Gabriel Zucman, bu olgunun dudak uçuklatan boyutunu ortaya koyuyor; bu kaçakçılığı, dünya hane halkı finansal zenginliğinin % 8’i, yani 5 trilyon 800 milyar

okumak için tıklayınız

Denizden Işıklanmak – Müslüm Kabadayı

Çam ve zakkum kokularını ciğerlerime doldurarak sahile vardığımda, “Bu sabah dubaya kadar yüzeceğim.” dedim içimden. 12 Eylül işkencecilerinin kollarımda ve ciğerlerimde yaptıkları tahribatı yenmeye kararlıydım artık. Deniz çarşaf gibiydi, hava serin olmasına karşın su ılıktı. Canlı olarak milyonlarca yıl önce çıktığım yere, ölüm kaygısı duymadan girmeyi ne çok isterdim; oysa soluğumun suya yetmeyeceği korkusunu taşıdım

okumak için tıklayınız

Yeni İnsan – Sadık Güvenç

Rus yazar Çernişevski’nin iki ciltlik romanı Nasıl Yapmalı?. Öteki Matbaası 4. Basımını 1998’de yapmış. 1. cilt 320, 2. cilt 328 sahife. Çernişevski, Nasıl Yapmalı adlı romanında kafasındaki sosyalist modeli kahramanlarına uygulatıyor. Eşitlik, katılımcılık ve başarı. Saygı, emeğe saygı, insana saygı, kadın erkek eşitliği. Eşlerin birbirine saygısı. Bu arada her bakımdan çürümüş Çarlık Rusyası.

okumak için tıklayınız

Cafer ya da Cafer-i Tayyar… Faiz Cebiroğlu

Nedense, kırk yıl sonra, aklıma geldi: Cafer. Cafer, Antakya / Dursunlu köyünden ve benim de arkadaşımdı. Cafer, sinemaya meraklı ve bir gün ben de ”artist” olurum, hülyasıyla doluydu. Bir Pazar gününde, Antakya / Dursunlu, Mansurgiller Kahvesi’ned, bana: ” Feyyaz okudun mu, İrfan Atasoy, bir film sahnesinde, motosikleti ile, bir apartmandan diğer apartmana ”uçarken” düşmüş, hastahanede,

okumak için tıklayınız

Sabahattin Ali’nin sevdiği şairler ve yazarlar

Okuma yazma öğrendiği günden ölene dek sürekli okuyan, arkadaşı Muvaffak Şeref’in dediği gibi, “Dünya edebiyatını gerek Rus, gerek Fransız, gerek Amerikan, özetle dünya edebiyatının günü gününe, tabii klasikleriyle, eskileriyle izleyen” özellikle de Alman edebiyatını çok iyi bilen, yaşadığı donemin edebiyatıyla ilgilenen ve aynı zamanda eski edebiyatı da Çok iyi bilen Sabahattin Ali’nin beğendiği, sevdiği şair

okumak için tıklayınız

Gogol’un Palto’sundan çıkan kelimeler

Sonunda zavallı yazıcı hayata gözlerini yumdu. “Akakiy Akakiyeviç’i gömdüler. Petersburg, onsuz kaldı. Sanki bu kentte hiç yaşamamıştı.” Ama Gogol’un öyküsü burada sonlanmıyordu. “Petersburg’da birdenbire bir söylenti dolaşmaya başladı: Kalikin Köprüsü’nde, daha da uzaklarda geceleri, çalınan paltosunu arayan memur kılıklı bir hayalet görülmeye başlamıştı.” Suç ve Ceza’nın yaratıcısı Dostoyevski Gogol’u över: “Hepimiz onun Palto’sundan çıktık!”

okumak için tıklayınız

Yanlış Evrim: Şeker Hastalığından Ayak Mantarına…Vücudumuz Modern Yaşama Uyumlu Değil!

Bugünün insanları, göçebe atalarımız için gerçekte var olmamış hastalıklarla uğraşıyor. Bunlara uyum sağlayabilir miyiz? Çalışma sandalyeme oturup, bilgisayarıma notları sırayla girerken ve İnsan Vücudunun Öyküsü adlı kitabı okurken kamburlaştım. Bu kitap, fazlasıyla ve rahatsız edercesine vücudum hakkındaki bilgilerin farkında olmamı sağladı. Belimdeki ağrıyı dindirmek için esnedim. Pencereden dışarı göz attığım zaman, bahçe hayal meyal görünüyordu.

okumak için tıklayınız

Yoldaki Bahtiyarlık – Zafer Köse

1 Toprağın çeşitli katmanlarından geçen su, o zenginliği ve tadı içerir; aynı şekilde, insanlık da evrim boyunca geçtiği aşamaların bilincini ve önceki kuşakların kültürel birikimini günlük hayata aktarır. Ne var ki, her katmanın etkisi eşit değildir. Geçmiş uzaklaştıkça belirginliği de azalır. Ve son katmanların suya geçen tadı, öncekilerden çok daha fazladır. Damağımızdaki burukluk bundandır. Hele

okumak için tıklayınız

Paris, Ernest Hemingway’i neden unutuyor?

Amerikalı yazar Ernest Hemingway ile Paris arasında yakın bir ilişki vardı. Hemingway ilk kez 1920’de Paris’e gitmiş, 20’li yılların bir bölümünü kentte geçirmiş, Paris 1944’de müttefik güçlerce kurtarıldığında onun anıları yeniden canlanmıştı. Ama o dönemden tam 70 yıl sonra, Hemingway’in Paris’teki hatıraları silinmek üzere… Bundan 20 yıl önce Paris’ten haber geçmeye başladığımda Hemingway hakkında bir

okumak için tıklayınız

Yaşamım en güzel şiirimdir – Can Yücel

 “Bir kez gözaltındayken Hayatını anlat dediler, bir başladım, nasıl susturacaklarını bilemediler, sonunda ol git deyip kovdular. Yaşamını en güzel şiiri olarak niteleyen Can Yücel, yaşadıklarını, düşündüklerini yine kendi üslubuyla anlatıyor: “İlkokul üçteyim. Küçücük çocuk. Boğaziçi okulunda okurdum. Evden yolladılar. Leyli yollandım. Hem aynı şehirde oturacaksın, hem de okula leyli yollanacaksın. Çok bozuldum, çok üzüldüm. Evde

okumak için tıklayınız

Grinin Elli Tonu “Buralar zaten yeşil. Yeşil yol nedur ki?”

Şehvetli ve çok sapkın bir başlık oldu. Yapılan talanın büyüklüğünün yanında tabii çokta masumane filhakika! Bizler gibi onlarda yeşile vurgunlar. Kendi yeşilleri için bizim yeşilimizi hiç hesapsız çalıyorlar üstelik. Kendi maksatlarında diledikleri gibi de kullanıyorlar. Bir bakmışsınız yeşilin envai çeşit tonu gözleri doldurabildiğine grinin elli tonu olmuş bile. Tüh ..! Geç kaldık grinin cürretkâr arzularına

okumak için tıklayınız

Dostoyevski’yi Okumak – Victor Terras

Dostoyevski, bir yazar olarak adının ilk duyurmaya başladığı yıllarda (İnsancıklar, 1846), Rus edebiyatıyla birlikte, tüm dünya edebiyatında yeni bir dönem de başlıyordu. Edebiyatla ilgili yeni bir damar bulunmuştu. 19. yüzyılın realitesi göz önünde bulundurulduğunda, insanla ilgili tek yanlı bilgi ve düşünceleri sarsmakla kalmayıp, göz ardı edilen, hatta bilinmediği bilinmeyen gerçekler, edebiyat aracılığıyla dile geliyordu. Dostoyevski,

okumak için tıklayınız

Klasikleri Niçin Okumalı? İtalo Calvino

Dünya edebiyat tarihine yalnızca bir yazar olarak değil, edebiyat üzerine düşünceleriyle de damga vuran İtalya’nın “kalem sincabı” Italo Calvino?nun, “kendi” klasikleri -yaşamının değişik dönemlerinde onun için büyük bir önemi olmuş yazarlar, şairler ve bilim insanları- üzerine deneme ve yazılarının büyük bir bölümü yer alıyor. Ayrıca, 20. yüzyıl yazarlarından, Calvino’nun özel bir hayranlık beslediği yazarlar ve

okumak için tıklayınız

Yanlışlıklar Komedyası – William Shakespeare

“Yanlışlıklar Komedyası (The Comedy of Errors ), Shakespeare?in ilk oyunlarından biri ve aynı zamanda en kısa oyunu. İlk defa 1594 yılında yeni yıl (Noel) şenlikleri sırasında sahneye konduğu sanılıyor. İlk basımı da Shakespeare?in ölümünden sonra, 1623 yılında ?First Folio?da yapılmış. Shakespeare?in bu oyun için yararlandığı kaynaklar arasında Plautus?un Menaechmi ve Amphitruo oyunları ile ?Apollonius of

okumak için tıklayınız