Ne İdim Ne Oldum – Nubar Terziyan

Türk sinemasının unutulmaz yüzlerinden Nubar Terziyan?ın sinema dışı anıları. Eski İstanbul?da yaşanmış bir çocukluk, amatör tiyatro heyecanıyla ve bolca çapkınlıkla geçmiş gençlik yılları, derken evlilik, derken 6-7 Eylül olayları, dedelik, yalnızlıkla tahterevalliye binen mütevazi şöhret… ?Öylesine vatandaş? Nubar Terziyan, Ne İdim Ne Oldum?da dil ustalığıyla değil ama tatlı dille anlatıyor yaşadıklarını. ?Nubar Baba?nın hayat hikayesinden

okumak için tıklayınız

Yayın sektörü nasıl büyüyor? Bir muammanın çözülüşü?

Şöyle kısaca bir düşününce bile bütün rakamlar anlamsızlaşıyor. Çünkü hepimiz çok çok iyi biliyoruz ki, Türkiye?de kişi başına 7 kitap düşmüyor. Ve yayın sektörümüz gözle görülür bir hızla büyümüyor. “Türkiye Yayıncılar Birliği?nin Kültür ve Turizm Bakanlığı ISBN Ajansı ile Telif Hakları ve Sinema Genel Müdürlüğü?nden edindiği bilgiye göre, 2013’te Türkiye?de 47 bin 352 kitap yayınlandı.

okumak için tıklayınız

Hegel’in Türkiye’deki serüveni – Yücel Kayıran

Hegel?le ilgili temel klasik metinler, bu kitapla bir araya toplanmış oluyor. Ama burada asıl önemli olan, bu metinlerin Türkçeye çevrilmesi değil, bu çeviri metinler bağlamında, Hegel?in, Türkiye?deki felsefe kamuoyunda gündeme geliyor oluşudur. ?Ben Georg Wilhelm Hegel, 27 Ağustos 1770?te Stuttgart?ta doğdum. Anne ve babam, Georg Ludwig Hegel, gelir bağlama sevkıyat dairesi muşaviri ve Christine Louise,

okumak için tıklayınız

Yeryüzüne Dayanabilmek İçin – Tezer Özlü

Neden yazılır? Dünya acılı olduğu için yazılır. Duygular taştığı için yazılır. İnsanın kendi zavallılığından sıyrılması çok güç bir işlemdir. Ama insan bir kez bu zavallılıktan sıyrılmayagörsün, o zaman yaşamı kendi egemenliği altına alabilir. İşte böylesi bir egemenliği bir iki kişiye daha anlatmak için yazı yazılır. (Ya da kendi kendine kanıtlamak için). Çünkü, insanın kişisel özgürlüğü,

okumak için tıklayınız

Diren Suriye – Hüsnü Mahalli

Başlangıçta her şey Suriye’de yozlaşmış bir diktatörlüğe karşı haklı bir başkaldırı olarak görünüyordu. ABD destekli üç ülke; Suudi Arabistan, Katar ve Türkiye savaşa müdahil olmaya karar verdi. Adım adım silahlı muhalefeti ele geçirdiler ve giderek daha fazla insana ihtiyaçları olduğundan cihatçıları ön cephede rol üstlenmeleri için cesaretlendirdiler. Artık dünyanın her yerinden eli kanlı profesyonel El

okumak için tıklayınız

Harami Mağarası’ndaki ceset – Ahmet Ümit

İri gövdesi mağaranın zeminine yayılmıştı. Yüzünün ön tarafı ezildiği için gözlerinin rengini kestirmek imkânsızdı. Bu türden vahşi manzaralarla defalarca karşılaşmış olmasına rağmen Ali bile yüzünü buruşturmadan bakamıyordu cesede. Ama Zeynep sanki ellerinin arasında cansız bir manken varmış gibi maktulün başını dikkatle incelemeyi sürdürüyordu. ?Çıpa benzeri sert bir cisimle vurmuşlar Başkomiserim,

okumak için tıklayınız

Türkiye?de Bir İlk : Uluslararası Arapça Lehçeler Sempozyumunun Ardından? – Müslüm Kabadayı

Mardin Artuklu Üniversitesi tarafından, Avrupa?nın önde gelen üniversitelerinden Heidelberg (Almanya) ve Bergen (Norveç) üniversitelerinin işbirliği ile 17-19 Mayıs 2013 tarihleri arasında ?1. Uluslararası Türkiye?de Konuşulan Arapça Lehçeler ve Sözlü Edebiyatları Sempozyumu? düzenlendi. Mardin Artuklu?nun ev sahipliği yaptığı sempozyuma yurtiçinden ve Almanya, Avustralya, Avusturya, Estonya, Filistin, Gürcistan, Irak, İsveç, İsrail, Hollanda, Lübnan, Mısır, Norveç, Polonya, Romanya

okumak için tıklayınız

Alice Harikalar Diyarında ve Aynadan İçeri: Masal mı Kara Mizah mı? – Zerrin Yılmaz

Masalların, inatçı çocukları, tatlı rüyalarına uğurlamaktan fazla bir şey olduğunu Alice ile yeniden tanışınca anladım. Aynı zamanda, nihayetinde bir yetişkin yaratıcılığı ürünü olan masal kitaplarının alt metinlerine dikkat edilmesi gerektiğini de. Yıllar sonra beni yeniden Alice?in Harikalar Diyarıyla tanıştıran, Kıymet Erzincan Kına?nın çevirisiyle İthaki Yayınlarından çıkan ?Alice Harikalar Diyarında ve Aynadan İçeri? kitapları oldu. Hafızamda

okumak için tıklayınız

Canetti?nin hayvanları – Ömer Erdem

Bir yazarın hayvanlarına da bakarım ben. Hayvandan geçmek, hayvandan yazmak, hayvandan süzülmek diye bir şey var sonuçta. Bir yandan hayvandan çıka çıka insana varmak, bir yandan da insandan döne döne hayvana çıkmak var. Hayvansız kalmışsa bir şair, bir öykücü, bir romancı bir tiyatro yazarı sadece soyutlama kuraklığına sıkışmaz, yaratıcılığının imkânlarını da yitirir gözümde. Nerdeyse hayvanların

okumak için tıklayınız

Roberto Bolaño’dan “Tılsım” – Ali Bulunmaz

Tuvalette on üç gün Meksika’nın tarihi, sömürgeleştirildiği günden bu yana hep kanla yazıldı: Savaşlar, cinayetler, hesaplaşmalar, iktidar mücadeleleri ve katliamlar sürekli ülkenin gündeminde kaldı. Avrupa’da 1968 hareketiyle yerinden kalkan gençliğin rüzgârı Meksika’ya ulaştığında öğrenciler de boş durmadı ve hep bir ağızdan protestolara, hak arayışlarına girişti. Ufak tefek eylemlerin doruk noktası ise Universidad Nacional Autónoma de

okumak için tıklayınız

Belalı Bir Yapboz – Yalçın Hafçı

Herkesin travmatik bir biçimde dünya ile tanıştığı bir nokta vardır. Ama her zaman yola devam etmekten söz edilir. Olabildiğince güçlü kalarak yola devam etmek, bütün soruların cevap anahtarıdır adeta. Sabah yatağımızda gözlerimizi açar açmaz omuzlarımızda ağırlığını hissettiğimiz hayat devam etmektedir zira. Ve güne başlamak için elbiselerimizi bize giydiren güç ise çoğunlukla unutkanlıktır. Böylece hayat yeniden

okumak için tıklayınız

Belleğini Yitiren Tilki Aramızda – Nuray Gönülşen

Bir çift göz; parlak mı parlak ışıltılı mı ışıltılı gülen gözlerle doğrudan size bakıyor. Belli anlatacak bir hikâyesi var, öylece sokulmuş yanı başınıza. Bir tilki bu. Akıllı ve güzel bir tilki. Uzun uzun bakıyor size ve başlıyor gözleriyle konuşmaya. Ve siz dalıp gidiyorsunuz onun gözlerinde yanıp sönen bir çift yaşam ateşine?

okumak için tıklayınız

Dram ve acıların başlangıç noktası – Ümit Kurt

24 Nisan 1915, Ermeni aydınlarının İstanbul?da başlayan ölümcül yolculuklarının Çankırı, Ayaş ve Ankara hattında izlerini süren; resmi belgelerden ve anılardan yararlanarak yazılmış bir çalışma. Soykırım ve etnik temizlik gibi devasa kitlesel katliamlarda gözlemlenen ortak örüntülerden biri söz konusu sistemli ve organize imha eylemlerine maruz kalan toplulukların aydınlarının tasfiyesi ve imhasıdır. Bu, toplumların direncini ve mücadele

okumak için tıklayınız

Çocukların sırları ve kuş yağmuru – Gönül Kıvılcım

Balonculuğun raconunu bilen Kadri babası işsiz kalınca doğru Tahtakale?nin yolunu tutuyor. Oradan balon alıyor, gaz alıyor, eve geliyor, balonları bir güzel şişiriyor, satmaya çıkıyor. İstanbul?da suriçinde ve dışında hayatları roman gibi çocuklar yaşar, adam söğüşleyen, tuzak kurup kuş avlayan, yurtlardan kaçmış, bazıları kara kuru, ?yüz hatları derinlemiş ve keskin?, gün doğmadan uyanan çocuklar. Hayatın raconunu

okumak için tıklayınız

Kamusal Eğitime Tehdit Dershaneler – Kemal İnal

Türkiye’de özel dershaneler epeydir eğitimin en büyük sorunlarından biri. Evet, dershaneler bir neden değil, sonuç. Eğitimde niteliği ve eşitliği gözardı eden politikaların bir sonucu. Daha çok sınav odaklı eğitim sisteminin yarattığı sözde bir çözüm. Piyasadaki aktörlerin, yani kapitalist işverenlerin buldukları bu çözüm, Türkiye eğitim sisteminin hiçbir sorununa çare olamadı, olamıyor. Milyonlarca öğrencinin dershanelere gitmesine, onca

okumak için tıklayınız

Bir Cinayetin Öyküsü (İşçi Sağlığı ve İş Güvenliğine Sınıfsal Bir Bakış) – G. Emre Gürcanlı

Sermaye birikimi, yalnız artı değer sömürüsü değil, ölüm ve yaralanmalarla yeniden üretilmektedir. İşçi ölümleri, yaralanmaları, işyerleri kaynaklı hastalıklar olmadan kapitalizmin kendisini yeniden üretmesi mümkün değildir. İşçi sınıfı üretmekte ama tüketilmektedir. Bu kitap bir müdahale ve mücadele aracı olarak tasarlanmış ve yazılmıştır. Türkiye’de bu konuda teorik ve ideolojik bir eksikliği tespit ederek hazırlanmıştır. Ancak

okumak için tıklayınız

Yeni İslâmî Burjuvazi (Türk Modeli) – Dilek Yankaya

Türkiye’de AKP’nin 2002’de tek başına hükümet kurmasıyla siyasal İslâmın iktidar olma mücadelesinde hedefe varılmış oldu. Fakat İslâmî kimlik, iktidara gelmeden çok önce sınıfsal bir nitelik kazanmıştı. Bu dönüşümde, 1990 yılında İstanbul’da, İslâmî hareketle güçlü bağları olan bir ekonomik seçkinler topluluğu tarafından kurulan MÜSİAD’ın etkisi belirleyiciydi. MÜSİAD’ın Türkiye siyaseti üzerindeki gücünü, kurucu başkanlarından Erol Yarar şöyle

okumak için tıklayınız

Camın İşçileri – M. Hakan Koçak

“1935’te fabrikanın açılış töreninde ‘bizim nesle ne mutlu ki fabrika seslerile gözlerimizi açmış bulunuyoruz,’ sözleriyle semtin coşkusunu dile getiren kız çocuğu artık yok. Semtin işsiz gençleri umutsuzlukla caddelerde dolaşıyor. Ama bunlar yalnızca gözle görünenler. Semtin tüm dokusuna sinmiş işçi sınıfı mirası, görünmeyen ama hissedilen bir güç olarak varlığını sürdürüyor…”

okumak için tıklayınız

Hollanda Altın Çağı’nda Sanat ve Ticaret – Michael North

17. yüzyılda Hollanda, ticarette elde ettiği başarılarla büyük bir ekonomik güce sahip olur. “Altın Çağ” olarak adlandırılan bu dönemde ülke, Avrupa’da okur-yazar oranının ve sanat üretiminin en yüksek olduğu yerdir: Yılda 70 bin resim üretilmektedir ve tablolar başlı başına bir mübadele aracına dönüşmüştür. Sanatın hâlâ büyük ölçüde aristokrasinin himayesinde ve aristokrasi için üretildiği diğer Batı

okumak için tıklayınız