Yeryüzünün Sosyal Fethi – Edward O. Wilson

“Nereden geliyoruz? Neyiz? Nereye gidiyoruz?” Edward O. Wilson söze dev ressam Paul Gauguin’in ünlü tablosuna adını veren soruları sorarak başlıyor. Yazara göre, yaradılış mitleri ve dinler hiçbir zaman bu sorulara tatmin edici yanıtlar bulamadı ve bulamayacak fakat bilim son birkaç yüzyıl içinde bu soruları yanıtlamakta büyük ilerleme kaydetti ve yakın gelecekte bazı tartışma götürmez bulgulara

okumak için tıklayınız

Bulutların Arasında Saklanmış Hikâyeler – Funda Demir

Dünyayı güzellik kurtaracak bir insanı sevmekle başlayacak her şey… Bir sabah çatısından yoksul kuşların havalandığı evden bir çocuk çıktı… Saat 7’yi biraz geçiyordu. Annesi kahvaltı hazırlarken, babası işe gitmek için hazırlanıyordu. Ablaları vardı çocuğun. Sabahın kör vakti evdeki hareketlenmeden şikayet edip, uykusuzluktan dert yanıyorlardı. Bir gece önce oturdukları mahalle, yaşadıkları memleket karabasan saldırısına uğramış, insanlar

okumak için tıklayınız

Kapitalizmin Doğuşu: Renkli Bir Tarih – Bülent Yavuz

Kapitalizmin nasıl ortaya çıktığı sorusu on dokuzuncu ve yirminci yüzyılın başlarında en çok sorulan sorulardan birisi olsa da bu soruya verilen cevaplar genelde birbirine benzer. Sömürgecilik ile ortaya çıkan uzak pazarlar, burjuva sınıfının yükselişi, protestan ahlakı gibi nedenler sıralanır; ama asıl mesele olan bu değişimlerin nedeni ve tarihsel gelişimi, yaratılmak istenen ideoloji yararına hep yanıtsız

okumak için tıklayınız

Rönesans?a “Türkçe” Yolculuk Zamanı – Merve Tokgöz

Bir kitap düşünün ki Rönesans sanatçılarının hayat hikâyelerini konu edinsin ve bu kitap sanat tarihine kaynaklık etsin. Üstelik yüzlerce yıllık yaşına rağmen önemini yitirmeyen ve sanat tarihçileri için elzem olan bu kitap Türkiyeli okurun raflarında yer bulamasın. Durum böyleyken Sel Yayıncılık?ın kısa süre önce yayımladığı, ?sanat dizisi? kitapları arasındaki yerini alan Giorgio Vasari?nin mevzu bahis

okumak için tıklayınız

İşçi Sınıfı Araf?ta / Devrimin Kıyısında Fransa, Haziran 36 – Jacquez Danos / Marcel Gibelin “Sınıfın kendi cennetidir devrim!”

?(?) bu eylemlerde söz konusu olan şu ya da bu talep değil hareketin bizzat kendisinin çok önemli olmasıydı. (?) Sessizce her şeye katlanıldığı, her şeyin sineye çekildiği yılların ardından sonunda ayağa kalkma cesaretidir söz konusu olan. Ayağa kalkmak. Kendi adına konuşmak. Birkaç gün boyunca, insan olduğunu hissetmek…? Bu satırlar Gezi Parkı eylemleri için yazılmadı; Haziran

okumak için tıklayınız

Devlet-Sivil Toplum Dikotomisi – Onur Kartal

Mark Neocleous, ilk kez 1996?da yayınlanan ve NotaBene Yayınları tarafından bu yıl Türkçeye çevrilen Sivil Toplumu Yönetmek adlı çalışmasında, siyaset kuramı için hala güncelliğini koruyan, kendi siyasal gerçekliğimizdeyse oldukça can alıcı bir yerde duran devlet ve sivil toplum ilişkisine odaklanıyor. Bunu yaparken Hegel?den Marx?a, Lenin?den Gramsci?ye ve nihayet Althusser?den Foucault?ya doğru uzunca bir hat çiziyor.

okumak için tıklayınız

?Seviyorsam, sen olduğun içindir?

Ahmed Arif, yokluğu, umutsuzluğu varlık ve kavuşma umuduna çevirmeye çalışmıştır. Dilimizin en sarsıcı kelimelerindendir sen. Bir kere dile geldi mi sesin şiddetine göre her şeyi derleyip toparlar, duyguları içine alır, dilediğini uzağa fırlatır fakat en çok da ?ben?deki bütün gücü üstüne çekip yüklenir sonra da iki varlığın tek toplamı olur. Hele şiirde, en çok da

okumak için tıklayınız

Tiyatro Sanatçısının Sorumluluğu – Özgün Ergen

Her dönemin sanatı ve sanat algısı dönemin maddi koşullarına koşuttur. Felsefi bir terminolojiyle tanımlayacak olursak, biz buna ?olanaklar alanına uygunluk? diyeceğiz. Dolayısı ile bugün hiçbir sanatçımız, Nâzım gibi bir şair, Shakespare gibi bir oyun yazarı, Beethoven gibi bir bestekâr ya da Cézanne gibi bir ressam değildir. Peki, bu durum, bizdeki sanatsal dehânın eksikliği ya da

okumak için tıklayınız

Köstebek Başını Çıkardı / Foti Benlisoy ile Söyleşi – Sanem Yardımcı / Dinçer Demirkent

Gezi direnişi, bir şeyler bekliyormuş, bir yerlerde saklanıyormuş da aradığını bulunca yapacağını yapan yaratıcı pratikler dizisini ortaya çıkardı. Bu pratikler birçok yöntemle kaydedildi. Makalelerde, öykülerde yer buldu. Daha Haziran günlerinden başlamak üzere bir Gezi literatürü böylece oluşmaya başladı. Bu literatürün genişleyeceğine ve derinleşeceğine şüphe yok. Gezi üzerine yazdıkları Agora?dan yayımlanan Foti Benlisoy ile kitabı, direnişi

okumak için tıklayınız

“Erdoğan kibiriyle Gezi’de yenildiğini kabul edemez”

Mustafa Kemal Erdemol’un “Gezi Parkı Direnişi-Küçük Bahçede Büyük Kıyamet” kitabı raflarda… Gazeteci yazar Mustafa Kemal Erdemol, yeni kitabında Fransız yoksulunun ayaklanmaya giderken kilise çanıyla haberleştiğine; oturma eyleminin, aslında direniş içerikli olan halk şenliklerinde ortaya çıktığına; bugün internete yüklenen demokrasi yayıcı işlev, icat edildikleri dönemlerde telgrafa, telefona, trene, sinemaya yüklendiğine de dikkat çekiyor. Gazeteci yazar Mustafa

okumak için tıklayınız

Gezi Direnişi Üzerine Düşünceler – Dinçer Demirkent

Bildik bir cümleyle başlayalım: Kriz düşünceyi derinleştirmeye, eleştiriyi keskinleştirmeye zorlar. Atıllık ve rutinin yerini sıradışı olan alır. İngilizcedeki ve aynı aileden olan birçok dildeki kriz, kritik ve eleştiri arasındaki bağın bununla bir ilişkisi olsa gerektir. Türkiye?nin muhtelif mekânlarında yanan barikatlar, dumana boğulmuş sokaklar, politikleşmemiş bir eleştirinin politikleşmesinin, kritiğin sokağa dökülmesinin sonucuydu. Bir halk ayaklanmasına dönüşen

okumak için tıklayınız

Gezi Kitaplarına Bir Bakış – Sanem Yardımcı

Gezi Parkı, İstanbul?da bir parkken, gölgesinde soluklanılacak ağaçlara ev sahipliği yaparken, Türkiye tarihinin en kalabalık, en renkli direnişinin adresi, geleceğe dair umudun, daha iyi bir yaşamın sembolü haline geldi. Apansız karşılaştığımız hızla uyum gösterdiğimiz direniş günleri, kolektif yaşam pratiklerini, dayanışma deneyimlerini, belleklerimize soktu. Böylesi bir kalkışmanın, bir araya gelmenin, yayıncılık dünyasına yansıması şaşırtıcı değildi elbette.

okumak için tıklayınız

Dünya edebiyatının fiili sorunları – Yücel Kayıran

Damrosch?a göre, dünya edebiyatının işleyişini anlamak için sanat eserinin ontolojisinden çok, bir fenomenolojiye ihtiyacımız vardır: ?Bir edebi eser, yurtdışında kendini evinde olduğundan farklı bir şekilde dışa vurur.? Khaled Hosseini ile Franz Kafka arasında bir benzerlikten söz edilebilir mi? Kuşkusuz infial yaratmak istemem; edebi tür bakımından değil, dünya edebiyatı kavramı açısından soruyorum. Kafka, dünya edebiyatının klasiği

okumak için tıklayınız

“Güzel” öykü nedir? Taylan Kara

Ercan Kesal?ın bu kitabındaki öykülerin yarısından fazlasını Radikal Gazetesi?ndeki köşe yazılarından okumuştum. Kitap bu yazıların toplanmasından oluşuyor. Yazar yıllarca taşrada, kendisinin adlandırmasıyla ?bozkır?da doktorluk yapmış. Öykülerin hemen hepsinin merkezinde bu var. Kitaptaki öykülerde insanlık durumları vardır ve öykülerin içerdiği insanlık durumları gerçektir. Gerçeklikten kasıt, yaşamdaki olayları bire bir yansıtması, yaşamın olduğu gibi temsili değildir. Gerçi

okumak için tıklayınız

Sokaktan Pamuk Prensesliğe Bir Tarih Olarak Gezi – Ayhan Yalçınkaya

Eğer Badioucu anlamda Gezi?yi bir olay olarak yani ?herhangi bir durumun ?normal düzeni?nden radikal bir kopuş, durumun kendini yeniden üreten düzenini, yani tekrarı kesintiye uğratan? ve en önemlisi ?durumun içinden bakıldığında ?imkansız olan?ı gerçekleştiren kurucu bir edimden çok, verili durumun başka türlü de olabileceğine dair yeni ihtimalleri mümkün kılan bir kırılma anı? (1) olarak kabul

okumak için tıklayınız

Yirmi birinci yüzyılın insanlarına – Sennur Sezer

Hasan İzzettin Dinamo şiirleriyle hep geleceğe seslenmiştir. Ölümünün yirmi beşinci yılında seçme şiirleri yayımlandı. Kitapta Dinamo?nun kendi sesiyle şiirlerin yer aldığı bir CD de var. Hasan İzzettin Dinamo?yu tanıyan biri olarak onun portresini kısacık bir cümleyle en iyi çizenin Yaşar Kemal olduğuna inanırım: ?O bir ermiş, bir kahraman, bir çocuk saflığında, dudaklarında hüzünlü bir gülümseme,

okumak için tıklayınız

Gezi Direnişi Türk Edebiyatında Bir Kırılma Yaratabilir mi? – Başak Baysallı

Edebiyatın konusu insandır. İnsan, tüm çıplaklığıyla, gerçeğiyle yerleşir metnin içine. Yüzyıllardır böyledir bu. İnsanın sevinci, acısı, umutları, hayalleri, sıradan yaşamı, varoluş sancısı edebiyatın başlıca uğraşıdır. İnsan, yaşadığı toplumdan ayrı düşünülemez. Edebi eser, insan gerçeğini yansıtırken topluma da ayna tutar. Toplumu etkileyen siyasi ve sosyal olaylar edebiyatı şekillendirir. Türk edebiyatı da diğer ülkelerin edebiyatları gibi doğduğu

okumak için tıklayınız

Spinoza Problemi (Nazi Subayının Paradoksu) – Irvin D. Yalom

Irvin D. Yalom, aynı anda 5 ülkede yayımlanan, Alfred Rosenberg ile ondan üç asır sonra yaşayan ve ona tamamen zıt gibi görünen Spinoza’nın iç dünyasına yaptığı bu gizemli yolculuğu ustaca işleyip, olayları iç içe ama birbirine karıştırmadan, dolu dolu ama sıkmadan anlattığı bu romanı için: … Yaşanmış olabilecek olaylara dair bir roman yazmaya çalıştım. Tarihsel

okumak için tıklayınız

Pir Sultan’la ilgili ezber bozan belge iddiası

Araştırmacı Hamza Aksüt’ün Pir Sultan Abdal’ın yaşamına ve ölümüne ilişkin ulaştığı belge bir çok bilgiyi barındırıyor… Hakkında onlarca kitap yazıldı. Yaşamına ilişkin bilgi kırıntıları ya söylencelerde ya da dizelerinde arandı. Kimi onu Kalender Çelebi ayaklanması içinde gösterdi kimi de ‘Düzmece Şah İsmail ayaklanması’na kattı. Katledilmesi de önderlik ettiği öne sürülen bu isyanlara bağlandı. Hayal gücü

okumak için tıklayınız