Etiket: Tarih

Neolitik Devrimin İnsanlığa Zihinsel ve Fiziksel Bedeli

Neolitik Devrim, insanlığın avcı-toplayıcı yaşamdan yerleşik tarım toplumlarına geçişini simgeleyen bir dönüm noktasıdır. Yuval Noah Harari’nin perspektifinden bakıldığında, bu devrim yalnızca insanlığın maddi dünyasını değil, aynı zamanda zihinsel, etik, toplumsal ve varoluşsal dokusunu da kökten dönüştürmüştür. Ancak bu dönüşüm, insanlığın hem fiziksel hem de zihinsel evriminde derin kayıplar pahasına gerçekleşmiştir. Bu metin, Harari’nin fikirlerinden ilhamla,

okumak için tıklayınız

Anadolu’nun İlk Yerleşimleri ve Mezopotamya ile Kesişen Kökler

Taşların Anlatısı Göbeklitepe ve Karahantepe, Anadolu’nun bilinen en eski yerleşimlerinden, insanlığın anlam arayışının taşlara kazındığı yerler. MÖ 9600-7000 aralığında yükselen bu yapılar, tapınak mı, toplanma alanı mı, yoksa başka bir şey mi sorusunu doğuruyor. Çatalhöyük’ün (MÖ 7500-5700) anıtsal yapılarının olmaması, hiyerarşinin ve dinin ayrışmadığı bir toplumu mu işaret ediyor? Yoksa bu, sadece farklı bir düzenin

okumak için tıklayınız

Göbeklitepe ve Karahan Tepe: İnsanlığın Büyük Dönüşümünün Eşiğinde

Anıtsal Başlangıçlar: Taşların Anlattığı Hikâye Göbeklitepe ve Karahan Tepe, insanlığın avcı-toplayıcı geçmişten tarım toplumuna geçişinin sessiz tanıklarıdır. Bu anıtsal yapılar, yalnızca taş ve emekle değil, aynı zamanda insan bilincinin derin bir dönüşümüyle inşa edilmiştir. T biçimli sütunlar, hayvan figürleri ve soyut semboller, bir topluluğun sadece yiyecek arayışından ibaret olmadığını, aynı zamanda anlam yaratma, evreni sorgulama

okumak için tıklayınız

Kant: “Kozmopolit Açıdan” Tarih ve Felsefe

Kant’ın eleştirel felsefesi genellikle tarih-yazıcılığına aykırı bir felsefe olarak değerlendirilmiş ve teolojiye karşı savaş açmış olan filozofun tarihçiliğe karşı da savaş halinde olduğu düşünülmüştür. Ne var ki kendisi de tarih incelemeleri yapmış bir filozof için bu iddialar pek de inandırıcı sayılamaz. Yine de Kant’ın toplum bilimlerini ve bu arada tarih-yazıcılığını doğa bilimleri modeline göre kurma

okumak için tıklayınız

Hegel: Tarih ve Akıl

16. yüzyıla “hümanizm yüzyılı”, 17. yüzyıla “rasyonalizm yüzyılı”, 18. yüzyıla “Aydınlanma yüzyılı” diyen bazı felsefe tarihçileri, 19. yüzyılı da “tarih yüzyılı” olarak anarlar. Bu yüzyıla “tarih yüzyılı” dedirten filozofların başında ise Georg Wilhelm Friedrich Hegel (1770-1831) gelir. (Bu altbölümün, Karl Löwith ve Hegel’in, “Ekler” bölümündeki “Hegel Felsefesi” ve “Dünya Tarihi Felsefesi” başlıklı yazılarıyla birlikte okunması

okumak için tıklayınız

Malatya Ermenileri – Coğrafya, Tarih, Etnografya – Arşag Alboyacıyan

Ermenilerin Anadolu coğrafyasında yaşadığı yörelerin tarihi üzerine hazırladığı monografileriyle tanınan Arşag Alboyacıyan’ın Türkçeye çevrilen bu ilk eseri, Malatya ve çevresinin en eski zamanlardan 20. yüzyıl başına dek tarihini hayranlık uyandırıcı bir titizlikle ele alıyor. Büyük tarihçi, coğrafya, arkeoloji, kültür, mimari, siyaset, folklor gibi farklı disiplinlerin sağladığı bilgiler ışığında, yörenin olabilecek en derinlemesine hikâyesini koyuyor ortaya.

okumak için tıklayınız

Tarihte Adalet Yoktur

Tarım Devrimi’ni izleyen 1000 yıldaki insanlık tarihini anlamak, tek bir soruyu cevaplamakla mümkün olabilir: Eğer uygun içgüdüleri yoksa, insanlar kitleler halinde işbirliği ağlarını nasıl oluşturuyorlar? Cevap kısaca şudur: İnsanlar hayali düzenler yaratıp, yazıyı icat ettiler ve bu ikisi, biyolojik mirasımızın boş bıraktığı yerleri doldurdu.

okumak için tıklayınız

Montesquieu, Siyasal Rejimler ve Tarih

Montesquieu bir filozof değildi ve sistemli bir felsefe geliştirmemiştir. Düşünce tarihinde daha çok “siyaset bilimi”nin kurucusu olarak kabul edilir ve bu görüş, 19. yüzyılda Auguste Comte, Durkheim gibi düşünürlerin de paylaştığı genel bir kanı haline gelmişti. Montesquieu’nün tarih felsefesi ve tarih-yazıcılığına etkileri de bu nedenle doğrudan değil, dolaylı bir biçimde oldu.[1] Bu bakımdan düşünürümüzün tarih

okumak için tıklayınız

Tarih neden önemlidir?

Tarih bir silahtır. Geçmişi kavrama şeklimiz bugün nasıl hareket edeceğimizi etkiler. Bu nedenledir ki tarih aslında siyasi ve tartışmalı bir alandır. Bugüne (bugünün krizlerine ve devrimlerine) dair tüm bilgimiz ister istemez tarihseldir. Onlarca yılın birikmiş bilgisine başvurmadan bir bilgisayar imal etmemiz nasıl mümkün değilse, geçmişe başvurmadan dünyamızı anlamamız da söz konusu olamaz.

okumak için tıklayınız

Marks ve Tarih: Kutuplaşma – Immanuel Wallerstein

Genelde çoğu çözümlemeciler (özellikle de Marksist çözümlemeciler), Marx’ın tarih yazımıyla ilgili en çok belirsizlik taşıyan dü­şüncelerini vurgulama ve süreç içinde onun en özgün ve verimli düşüncelerini ihmal etme eğilimi göstermektedirler. Bu belki de şaşırmamamız gereken bir şeyse de işimizi hiç kolaylaştırmadığı açıktır.

okumak için tıklayınız

Albert Camus: Resmi tarih, oldum olası, büyük katillerin tarihidir.

ÖZGÜRLÜK TANIĞI Öyle bir zamanda yaşıyoruz ki, insanlar, tatsız ve acımasız inançlar yüzünden her şeyden utanır oldular. Kendilerinden, mutlu olmaktan, sevmekten, yaratmaktan utanıyorlar, öyle bir zaman ki bu, Racine Bérénice’i yazdı diye yüzü kızaracak, Rembrandt Gece Nöbeti tablosunu yaptı diye, mahallenin karakoluna koşup kendini bağışlatmanın yolunu arayacak. Yazarlar ve sanatçılar bugün vicdan azapları içinde yaşıyorlar.

okumak için tıklayınız

Tarih, Oblomov’a yalnızca insanlığın ne kadar zavallı olduğunu öğretmişti

Oblomov böyle eve kapanıp ne yapıyordu? Okuyor mu, çalışıyor mu, yazı mı yazıyordu? Evet, eline bir kitap, bir gazete geçerse okurdu. Önemli bir eser çıktığını duyunca da okumaya heveslenirdi; kitabı elde etmeye çalışır, ondan bundan ister, çabuk getirirlerse okumaya koyulurdu. Konuyu şöyle böyle anladı mı, zihni işlemeye başlardı; biraz daha gayret etse eseri kavrayabilirdi; ama

okumak için tıklayınız

“Tarihsel olayları yaratanlar, bundan böyle tek tek bireyler değil, yalnızca kitlelerdir.” Franz Kafka

Kafka’ya Rusya’daki durum üzerine bir konferanstan bahsettim; Sosyal Demokratlar’ın Hyberner Sokağı’ndaki merkezinde Pembe Salon’da Marksist Öğrenci Derneği tarafından düzenlenmişti ve konferansa babamla birlikte gitmiştik. Ben sözlerimi bitirdikten sonra şöyle dedi Kafka: «Politikadan hiç anlamıyorum. Elbet bir eksiklik bu, gidermeyi çok isterdim. Ama genelde eksik taraflarım o kadar çok ki! Bana en yakın bildiğim nesneler benden

okumak için tıklayınız