Yazar: cemalumit

İzlemeniz gereken en iyi 10 Sovyet filmi

Sovyet rejimi sırasında Rusya’nın dev sinema sektörüne milyonlarca dolarlık yatırım yapıldı. Bugün sadece bu filmler büyük bir bağlılıkla hatırlanmakla kalmıyor, filmlerde rol alan oyuncular da o yüzyılın gösteri dünyasının en iyi isimleri arasında sayılıp yüceltiliyor. Haliyle, filmlerdeki birçok dilsel ifade ve espri de zamanla günlük Rus dilinin bir parçası haline gelmiş. Bugün zengin Rus kültürünü

okumak için tıklayınız

Van Gogh’un deliliğinin gizemi

27 Temmuz 1890’da Vincent Van Gogh, Paris’in birkaç kilometre kuzeyinde, bir Fransız kasabası olan Auvers-sur-Oise’deki şatonun arkasındaki bir buğday tarlasına girdi ve kendini göğsünden vurdu. 18 aydır akıl hastalığından mustaripti, Arles in Provence’de yaşarken 1888’de bir aralık gecesi, bir jiletle sol kulağını kestiğinden beri… Van Gogh’un son sözlerinden biri, “Böyle ölmek istemiştim” oldu. Kendine zarar verdiği bu

okumak için tıklayınız

Martin Heidegger – Hannah Arendt Mektuplar 1925-1975

Sevgili Bayan Arendt! Hemen bu akşam size gelmeli ve kalbinize hitap etmeliyim. 35 yaşındaki filozof, evli ve baba Martin Heidegger en önemli eseri Varlık ve Zaman üzerinde çalışırken 18 yaşındaki Yahudi öğrencisi Hannah Arendt’e 1925 yılında yazdığı ilk mektupta bu satırlarla seslenir. Felsefe tarihinin bu en ilgi çekici aşk ilişkisini belgeleyen Mektuplar 1925-1975 başlıklı derlemenin

okumak için tıklayınız

Karl Jaspers’in Varoluş Felsefesi

Karl Jaspers Varoluşçuluğun ilk büyük filozofu, kendilerinden sonra felsefenin bir daha hiç eskisi gibi olamayacağını söylediği Kierkegaard ve Nietzsche’nin vukuflarından da çokça istifade etmiş olan Alman filozofu Karl Jaspers’tir (1883-1969). Onun önemi her şeyden önce, kitle ve makine çağının hayli tehlikeli kişisizleştirici eğilimlerinin ve planlamacı tavrının kökenini, modernizmin varlığın İlk ve Ortaçağ’daki sürekliliğini ortadan kaldırıp

okumak için tıklayınız

Benim Adım 1864 -Çerkes Hikâyeleri – Elbruz Aksoy

1864 Sürgünü’yle Osmanlı ülkesine saçılan Çerkeslerin hikâyelerini anlatıyor bu kitap. Değişik coğrafyalarda, farklı tecrübelerden, başka başka cenderelerden geçmiş insanların hikâyelerini anlatıyor. “Çerkeslik” kimliği ve kaderi altında ortaklaşan ama aynı zamanda ayrılan yollar… Mazlumluk ve muktedir olanla özdeşleşme… Kimlik gururu ve “Kafkas Türkü” olarak asimilasyon… Hafızadan silinmeyen Kafkasya ve yeni vatanlar… “Türk ırkının necip güzelliğini” temsil

okumak için tıklayınız

Çerkes Soykırımı ve sürgünü

Kafkasların en eski halklarından olan Çerkesler esasen 1400’lü yıllarına kadar devletsiz ‘ilkel komünal toplum’ yaşam tarzına sahiptiler. Kendi içlerinde oluşturdukları toplumsal sistem, kendi iç dinamiklerine ve ortak yaşam biçimine dayanıyordu. Çerkesya’da iç kabilelerin kendi aralarındaki savaş ve rekabet son derece az olmuştur ama imparatorlukların savaşlara dayanan toprak işgalleri nedeniyle hemen her dönem çatışma alanına dönüşmüştür.

okumak için tıklayınız

Çerkeslerin kara günü: 21 Mayıs 1864

27 Temmuz 1864’te Kafkasya Genel Valisi Mihail, “1567 yılında Çar VI. İvan’ın başlatmış olduğu Kafkas-Rus savaşlarının bittiğini” belirten belgeyi imzaladı ama sürgünler devam etti. Osmanlı kaynakları, 13. yüzyıldan beri Kafkasya halklarından Adigelere, 17. yüzyıldan itibaren de Abhazlar, Ubıhlar, Dağıstanlılar, Çeçenler, İnguşlar ve diğer Müslaman Kafkasyalılara ‘Çerkes’ der. Bugün ise Çerkes deyince sadece Adigeler anlaşılıyor. Kabardey,

okumak için tıklayınız

Baragan’ın Dikenleri – Panait Istrati

Panait Istrati’nin 1928 yılında Fransızca kaleme aldığı, olgunluk dönemi yapıtlarından Baragan’ın Dikenleri, yirminci yüzyıl başında yalnızca Romanya’nın değil, bütün Balkanların, hatta Türkiye’nin de yaşadığı bir sosyal çelişkinin anlatısıdır. Bir yanda serpilen modern ekonomi ve kurumlar ile nüfusun büyük bölümünün, kır yoksullarının payına düşen sefalet arasındaki tezattır bu. Ağır yaşam koşulları, modern devletle iç içe geçmiş

okumak için tıklayınız

Yürümenin Felsefesi – Frédéric Gros “Yürümek Spor Değildir”

“Yaşamak için ayağa kalkmamışken, yazmak için oturmak nasıl da beyhudedir.” Henry David Thoreau Nietzsche’nin Kara Orman’da yürürken göz çukurlarına dolan mutluluk gözyaşları, Rimbaud’nun tahta ayağıyla açılacağı çöllere dair kurduğu düş, yasaklı Rousseau’nun Alpler’deki adımları, Thoreau’nun Walden’daki gezintisi, Nerval’in dar sokaklardaki aylaklığı ve daha niceleri… Aylaklar, göçebeler, sürgünler, hacılar, kaçaklar, seyyahlar, münzeviler ve mülteciler yürüyorlar. Peki

okumak için tıklayınız

Van Gogh’tan sonra Van Gogh

Resimde empresyonizmle birlikte 19. yüzyıl sonlarına doğru, bugün “modernizm” olarak ele aldığımız yeni bir algılama biçimi ortaya çıkarılmıştır. Resim sanatında empresyonizm ve ardından meydana gelen Fovizm, Dışavurumculuk, Sembolizm gibi birçok yeni akım, gerçeğin tekil ifadesinin yerine renklerle adeta dans ederek, biçimlerin gözle mutlak algılanma biçimini dönüştüren yeni bir resim anlayışını pekiştirmiş ve dönemin Avrupasında pek

okumak için tıklayınız

Filozof Diyojen, Büyük İskender ve insan hakları

“İnsan, hür doğmuş ama her yerde zincire vurulmuştur.” (Jean Jacques Rousseau) “Gölge etme!”, 2400 yıl önce Sinoplu düşünür Diyojen’in (MÖ 412 ? – MÖ 320) Makedonya Kralı Büyük İskender’e söylediği unutulmaz söz. Ünlü Filozofların Yaşamları ve Öğretileri adlı kitabında Diogenes Laertios bu olayı şöyle anlatır: “Kreaneion’da güneşlenirken, İskender başına dikilip ‘Dile benden ne dilersen!’ dedi.

okumak için tıklayınız

Filozof Zenon’dan sözler / “Neden bir tek beni[m yanlışımı] düzeltmiyorsun?” diye sorunca, “Çünkü sana güvenmiyorum” dedi

Biriyle alay edecek olsa, bunu üstü kapalı ve fazla ileri gitmeden uzaktan yapardı; örneğin, bir gün kendini beğenmiş birine söylediği söz: Nitekim, seninki küçük bir su akıntısı karşısında duraksayınca, “Çamurlu suya yan bakmakta haklı” dedi, “çünkü yüzünü görmesi olanaksız.” Kyniklerden biri şişesinde yağ kalmadığını söyleyip ondan isteyince, Zenon “Vermem” dedi; adam uzaklaşırken de, “Düşün bakalım,

okumak için tıklayınız

Herakleitos: “Benim gözümde bir insan üç bin kişiye değer, sayısız kalabalık ise bir tek kişi bile etmez.”

Ephesoslu Herakleitos, Bloson’un ya da, kimilerine göre, Herakon’un oğluydu. Altmış dokuzuncu Olimpiyat’ta sivrildi. Yazılarından da anlaşılacağı üzere, hiç kimsenin olmadığı kadar kibirli ve kendini beğenmiş bir insandı; şöyle diyor: “Çok bilgi insanı akıllı yapmaz; öyle olsa, Hesiodos’u, Pythagoras’ı, Ksenophanes’i ve Hekataios’u akıllı yapardı.” Çünkü “bilgelik tektir, bilgelik tüm dünyayı her yerde yöneten düşünceyi bilmektir.” Homeros’un

okumak için tıklayınız

Diyojen’in (Diogenes) Hayatı ve Ölümü üzerine

Sinoplu Diogenes banker Hikesios’un oğluydu. Diokles’in anlattığına göre, devlet bankası babasının elindeyken sahte para bastığı için sürgüne gitmiş. Ama Eubuliâes Diogenes Üzerine adlı eserinde bu işi Diogenes’in yaptığını ve sürgüne babasıyla birlikte gittiğini söyler. Hatta Diogenes Pordalos adlı eserinde sahte para bastığını kendisi söylüyor. Bazılarına göre ise, yönetici olduğunda bunu yapmaya onu işçileri itmiş, o

okumak için tıklayınız

Diyojen’den Birbirinden İlginç, Şaşırtıcı, Kısa Hikayeler

Bir gün Platon’un zengin bir şölende sadece zeytin aldığını görünce, “Nasıl oluyor da, böyle sofralar uğruna Sicilya’ya giden senin gibi bir filozof şimdi önündekilerin tadını çıkarmıyor?” diye sorması üzerine, Platon “Tanrılar hakkı için, Diogenes, orada da çoğunlukla zeytin ve benzeri şeyler yiyordum” diye karşılık verdi. Diogenes üsteledi: “Peki Syrakusai’a neden gittin öyleyse? Attike’de zeytin yok

okumak için tıklayınız

Çağdaş kimyanın babası: Antoine Laurent Lavoisier

Lavoisier kimyasal bileşiklerdeki kütle miktarlarının değişmezliği konusunda şunları söylemiştir: “Hiçbir şey ne yapay ne de doğal işlemlerle yeniden yaratılmaz. Şu temel yasa ortaya atılabilir ki, her bir işlemde madde niceliği işlemden önce ve sonra aynı büyüklüktedir ve temel maddelerin niteliği aynıdır; yalnızca dönüşümler ve değişen biçimler vardır.” Bu bilgi modern nicel kimyanın temeli olmuş ve

okumak için tıklayınız

Hitler’in Fotoğrafçısının Objektifinden Hitler ve Celladına Aşık Olmuş Halkı

İkinci Dünya Savaşı’nın en büyük savaş suçlularından olan ve kendinden yana Nazi ırkıyla bütünleştirerek büyük katliamlara imza atan dünyanın en cani diktatörlerinden Adolf Hitler’i tüm dünya sevmese de halkı onu seviyor ve adeta ona tapıyordu. Aşağıdaki özel fotoğrafları bizzat Adolf Hitler’in fotoğrafçısı olan Hugo Jaeger çekti. Fotoğraflar özel olarak TIME dergisinde yayınlanarak insanlara ilk kez

okumak için tıklayınız

Edward Said’ten Filistinli çocuklara ve gençlere “Taşı en uzağa kim atabilir?”

Filistin kökenli ABD’li edebiyat profesörü EDWARD SAİD, 2000 yazında,ailesiyle ziyarete gittiği Güney Lübnan’la İsrail arasındaki Fatma’nın Kapısı adlı geçiş noktasında oğlu ve çevredeki gençlerle şöyle bir iddiaya girmişti: Taşı en uzağa kim atabilir? Said’in yapmak istediği, Filistinli çocukların ve gençlerin 1987’de başlayan Birinci İntifada’da yaptıkları “taş atma” eylemini tekrarlamaktı. Gençler de, Said de taşlarını atabildikleri

okumak için tıklayınız

Sarhoşların Perşembesi – Jaklin Çelik “arafta kalmanın çaresizliğini, yoksulların işaret dilini anlatan roman”

Birbirlerinin dilini anlamıyorlardı ama yoksulluğun işaret dilini az çok biliyordu burada yaşayan herkes. Bu dili anlamak merhametin kapılarını sonsuza dek açmıyor olsa da muhtemel tehlikelerin sinyallerini algılamak adına önemliydi. Hikâye, semtin en işlek caddelerinden birinde, kalabalığın hengâmesinde göçmenler, kör köpekler, berduşlar, meczuplar, pezevenkler, insan tacirleri, uyuşturucu ve emlak simsarları arasında geçiyor. Jaklin Çelik, arafta kalmanın

okumak için tıklayınız