Yazar: cemalumit

Harika Bir İnsan Hakkında Harika Bir Kitap: Karanlıktaki Işık YILMAZ GÜNEY – Müslüm Üzülmez

İnsan bazen bir haber veya hediye aldığında çok sevinir. Tahir Yüksel’in Karanlıktaki Işık Yılmaz Güney kitabı elime ulaştığında ben de böylesi bir sevinci yaşadım. Sevinmemin birinci nedeni harika bir insan hakkında harika bir kitabın yazılmış olması ise, ikincisi de her Diyarbakırlı gibi benim de Yılmaz Güney’e duyduğum sevgi ve hayranlığın yaratmış olduğu devrimci vefa bağının

okumak için tıklayınız

Teknoloji ve İnsan 2 – Nejdet Evren

Teknoloji yoğun yaşam ile kültür yoğun yaşam ayrıştırılabilir mi? Biri öncelenip diğeri öteleştirilebilir mi? Teknoloji bağımlılığı kültür erozyonuna neden olur mu? Teknolojiden tamamen uzakta bir yaşamı özlemek tekniğin yarattığı kirlenmeye duyulan öfkenin bir yansıması olabilir mi? Tekniğin kullanım biçimi, teknik araçların hangi ihtiyaç için üretilmesi ile yakından ilgili olmasına göre, çoğunluk azınlığın tercihlerine göre mi

okumak için tıklayınız

BEHÇET ÇELİK: “Çoğu zaman öyküler aklıma mekânlarıyla birlikte gelir” (Söyleşi: Elif Şahin Hamidi)

BEHÇET ÇELİK “Çoğu zaman öyküler aklıma mekânlarıyla birlikte gelir”  Behçet Çelik’in eski kitapları, yeni baskılarıyla tekrar okurla buluştu. Diken Ucu‘nun ikinci baskısının ardından Dünyanın Uğultusu, Gün Ortasında Arzu, Düğün Birahanesi, Herkes Kadar, Yazyalnızı ve İki Deli Derviş Can Yayınları tarafından yeniden basıldı. Sait Faik Hikâye Armağanı sahibi Behçet Çelik, sade ve dolaysız bir dil kullanarak

okumak için tıklayınız

BUKET UZUNER: SU romanı bize ‘vicdanımızı kaybettik’ diyor. (Söyleşi: Elif Şahin Hamidi)

BUKET UZUNER: SU romanı bize ‘vicdanımızı kaybettik’ diyor  “Başlangıçta yalnız su vardı”. Evet, sadece su. Gökten, aydan, havadan, ateşten, topraktan ve de ağaçtan evvel yalnızca su vardı. Ebedi başlangıç olan su, ana rahmiydi, doğurgandı. Su zamandı, saflıktı, bereketti… Ve saadetti su, şifaydı…  Gezgin ruhlu yazar Buket Uzuner, “Uyumsuz Defne Kaman’ın Maceraları” dörtlemesinin ilkine “SU” ile

okumak için tıklayınız

Dörtlerin Gecesi, Direnişin Aydınlığı – Zafer Köse

İnsanlar vardı, ama insanlık yoktu burada: Mehmet Tanboğa ve Fevzi Yetkin’in Dörtlerin Gecesi kitabında geçiyor bu söz. Diyarbakır Cezaevi’nin 12 Eylül sonrası koşullarını anlatıyor. Adnan Yücel ise, o uzun şiirinde şöyle diyor: Havasızlık içinde veremler yaratılırken Gardiyan hakimler ve savcı çavuşlarla Her gece mahkemeler kurulurken İnsanlar soyundurulup makatlar aranırken Hangi kuş konardı zindan penceresine Ve

okumak için tıklayınız

Jacques Ranciére’den “Demokrasi Nefreti”

Jacques Ranciére, “Demokrasi Nefreti”nde demokrasiden ne anlayıp anlamadığımız üzerinde dururken ona getirilen haklı ve haksız eleştirileri masaya yatırıyor. Ranciére, demokrasi fikrinin, başkalarını yönetmeyi kendine “doğal hak” sayanları nasıl rahatsız ettiğini anlatırken buradan doğan korku ve nefretin kaynaklarına iniyor. Kirli sepetinde bir ‘gömlek’ Demokrasi, Eski Yunan’dan beri hep tartışma konusuydu. Tartışma bir tarafa, o dönemde korkutucu,

okumak için tıklayınız

Aydınlanmacı Montesquieu ‘nun Hayatı

“Fransız Aydınlanması’nın önde gelen düşünürlerinden Montesquieu (Charles-Louis de Secondat, Baron de La Brède et de Montesquieu), Fransız siyasetine, Kilise’nin uygulamalarına, toplumsal koşullara ağır eleştiriler getirdi. “Yasaların Ruhu” eserinde kanunlar karşısında bütün insanların eşit olması gerektiğini savundu. Bir dilenci vaftiz etmişti onu. Yırtık pırtık giysileri lekeli, kim bilir kaç zamandır su götürmeyen saçları katılaşarak birbirine yapışmış,

okumak için tıklayınız

Nicolas Guillen ‘in Hayatı

Che Ernosta Guevara’nın, 1967 yılında Bolivya’da CIA tarafından öldürüldüğünde cebinde bulunan yeşil not defterine kendi el yazısıyla yazdığı şiirlerden oluşan antolojide bulunan şairlerden biri olan Kübalı şair Nicolas Guillen, Che’yi katleden Bolivyalı askerlere yazdığı şiir olan Soldatido Boliviano (Bolivyalı Küçük asker) şarkısı hala unutulmaz yerini koruyor. Bolivyalı Küçük Asker Bolivyalı küçük asker, Bolivyalı küçük asker,

okumak için tıklayınız

Montesquieu’nün siyaset felsefesi

Montesquieu’nün siyaset felsefesini yasanın anlamını, hukukun temellerini, farklı yönetim biçimlerini ele alan, yönetimlerde koşulların gerekli kıldığı değişmeler üzerinde duran Kanunların Ruhu Üzerine adlı eserinde buluruz. Yasa Montesquieu beşeri yasalarla yazılı olmayan yasalar olarak örf ve âdetlerin çeşitliliğini anlamak ve mümkün olduğu her yerde iyi/bilge yönetimlere yardım etmek gibi, biri teorik diğeri pratik iki amaç üzerine

okumak için tıklayınız

Franz Kafka’nın Hayatı

Franz Kafka, 1883 yılında Prag’da doğdu. Taşralı Çek proletaryasından gelip zengin bir tüccar konumuna yükselmiş bir baba ile zengin ve aydın bir Alman Yahudi’si annenin çocuğu olan Franz Kafka’nın, içedönük ve huzursuz kişiliğini büyük ölçüde annesine borçlu olduğu söylenir. Ailenin en büyük çocuğu olan Kafka’nın iki erkek kardeşi küçük yaşta hayatlarını kaybettiler. Kız kardeşleri Elli,

okumak için tıklayınız

Yaşamımda Kışlak-Malatya İlişkisi – Müslüm Kabadayı

İnsanların kaderini yaşadıkları coğrafyanın belirlediğini söylemiş İbni Haldun. Mukaddime yazarı sosyologun bu sözü, konunun bir boyutunu dile getiriyor. Oysa insan, ya göçler ya da bilim ve teknik yoluyla coğrafyasını da değiştirerek kaderini değiştirmiştir. Çok eskilere gitmeye gerek yok, bizim çocukluğumuzu yaşadığımız 1960’lı yıllarda Hatay ili Yayladağı ilçesine bağlı Kışlak köyünde yaşananlara bakmak bile, coğrafyanın insan

okumak için tıklayınız

Albert Camus, Veba, Dr. Rieux ve “Saçma” Kavramı Üzerine

Veba hem yarattığı trajik sonuçlar yüzünden hem de tüm sırları çözülemeden tarihin derinliklerinde kaybolup gidişinin yarattığı merak duygusundan olsa gerek; “toplumcu” yazarların en sevdiği hastalıklardan biridir. Fransız edebiyatının aykırı ismi Albert Camus (1913-1960) 17 yaşında Cezayir Üniversitesi’nin Felsefe bölümüne girer ve kendi ifadesiyle “verem ve komünizm illetine” yakalanır.Bu iki olgu gerek felsefi ve edebi; gerekse

okumak için tıklayınız

Jack London ve Veba

Jack London’un(1876-1916) füturist romanı Kızıl Veba/The Scarlet Plague’da (1912) yine bu belalı hastalık çıkar karşımıza:2013 yılında New York şehri halkı bir veba salgını sonunda yok olmaktadır. Veba kısa sürede ülkeye yayılır ve San Fransisco’ya varır. Kahramanız edebiyat profesörü Smith ve birkaç kişi dışında tüm şehir halkı ölür.Şehirleri terketmeye çalışan zenginlerin ölümü ise yoksulların elinden olur.Hikaye

okumak için tıklayınız

Kara Ölüm’ün Devrimci Rolü

1348-1351 arasında Avrupa nüfusunun 1/3’ünü tırpanlayan Büyük Veba Salgını Avrupa tarihinde dönüm nokta olmuştu. Hayatta kalmayı başaranlar,ahlaki bakımdan zedelenmiş,dinsel inançlarını sorgulayan, yaşamın sonlu olduğunun farkına varmış insanlardı. Kilisenin halkın ihtiyaçlarını karşılamakta ve durumu açıklamakta yetersiz kalması,halkın tanrıya inancını azaltmadıysa da kiliseye güvenini ciddi biçimde sarsmıştı. Bu tarihten sonra Avrupa’da pek çok sapkın hareket gelişirken,halkın mucizeler

okumak için tıklayınız

“Aksaray’dan Bir Perihan”, Suat Derviş

“Suat Derviş’in öyküsü, Demokrat Parti döneminin zenginleşme, Küçük Amerika olma düşleri içindeki kültürsüz burjuva insan tipini, eşyanın iktidarını Aksaray’lı Perihan özelinde çok iyi yansıtıyor; “Nuri karısının para ve servet isteğinin ölçüsüzleşmeye başladığını o anda hissetti. Yirmi bin lirası olunca ev yaptırmak hevesine hemen düşmüştü. Başlangıçta ilk arzusu bir dikiş makinesine sahip olmaktı, sonra radyo istemiş,

okumak için tıklayınız