Yazar: cemalumit
Kurbağa Güncesi – Günter Grass
Günümüzün bu önemli edebiyatçısının kendine has güncellik ironilerinin “en günceli”. İki yaşlı dul arasındaki aşk hikayesinin oluşturduğu fon önünde, Doğu Avrupa’nın kapitalistleşme telaşesi, Almanya-Polonya “tarihsel düşmanlığı”nın izleri, ihtiyar Avrupa’nın dinamik genç Asya karşısındaki tedirginliği, “yükselen yeni değerler”… Veya bunların oluşturduğu fon önünde, iki yaşlı dulun aşk hikayesi… Hepsinin fonunda, Grass’ın sosyolojik düşgücü… Edebiyat-içi bir kabare…
okumak için tıklayınızTeneke Trampet – Günter Grass ‘Yaptım işte, gençtim, cahildim, sonra da sustum. Kolay mı?’
Teneke Trampet (Almanca: Die Blechtrommel) Günter Grass’ın 1956 yılında Paris’te kaleme aldığı 1959 yılında yayımladığı, sinemaya uyarlamasıyla 1979’da Oscar kazanan, dünyada büyük bir ilgi uyandıran romanıdır. Grass’ın Teneke Trampet adlı romanı, edebiyat farklı biçemler getiren coşkulu, pikaresk bir romandır. Zengin bir düşgücünün ürünü olan bu roman, Danzig kentinin Polonya’yla Almanya arasındaki ikili durumunu, sıradan ailelerin
okumak için tıklayınızGünter Grass’ın kaleminden Yaşar Kemal
Alman yazar Günter Grass, Cumhuriyet’e kadim dostu Yaşar Kemal’i yazdı: Engin yürekli bir yol arkadaşımı kaybettim… Türkiye’deki, tüm dünyadaki Yaşar Kemal okurlarına başsağlığı diliyorum. Ben de çok iyi bir romancının yanı sıra güvenilir bir dostumu, engin yürekli bir yol arkadaşımı kaybettim. Türkiye-Almanya Kültür Forumu’nun onur başkanlığını paylaştığımız yirmi yılı aşkın bir süredir birçok kereler bir
okumak için tıklayınızGünter Grass: Akıl ve ruh hastalıkları kliniğinin sakinlerindenim
BOL ETEKLİK Ne yalan söyleyeyim, bir akıl ve ruh hastalıkları kliniğinin sakinlerindenim. Bakıcım göz altında tutuyor beni, gözlerini üzerimden pek ayırmıyor, çünkü kapıda bir gözetleme penceresi var ve bakıcımın gözleri o malum kahverengi renkte, ben mavi gözlünün bir türlü içini göremiyorum. Dolayısıyla bakıcım asla bir düşmanım olamaz. Hatta sevdim bile onu; kapı arkasından bakıp duran
okumak için tıklayınızFriedrich Nietzsche: Nereye Yolculuk Etmeli?
Dolaysızca kendini gözlemleme, kendini öğrenmekte çok ileriye götüremez: tarihe gereksiniriz, çünkü geçmiş yüzlerce dalga halinde akar içimize; kendimiz de, her bir anda bu sürekli akıştan neyi duyumsuyorsak oyuzdur, başkası değil. Hatta burada, görünüşte en bize özgü ve en kişisel özümüzün ırmağına girmek istediğimizde bile geçerlidir Herakleitos’un ilkesi: aynı ırmağa iki kez girilmez. – Öyle bir
okumak için tıklayınızNietzsche’ye Göre İyi Yazmanın 10 Kuralı
8 Ağustos 1882 ile 24 Ağustos 1882 tarihleri arasında Nietzsche; Lou Andreas-Salomé’ye yazdığı mektuplarda iyi bir yazar olmak için sahip olunması gereken on altın kuralını açıklar. 1. Birinci Öncelik Yaşam’dır; Stiliniz Yaşamalı! 2. Stiliniz İletişime Geçmek İstediğiniz Belirli Bir Kişiye Hitap Etmeli! (Karşılıklı İletişim Yasası) 3. Yazmaya Başlamadan Önce Tam Olarak “Ne Söylemek veya Sergilemek”
okumak için tıklayınızNietzsche: “Yaşamı aşağılayanlardır onlar, kuruyup gitmeye yüz tutmuş ve bizzat zehirlenmiştir onlar”
Zerdüşt ormanın kenarındaki en yakın şehre geldiğinde, halkın pazaryerinde toplandığını gördü: çünkü bir ip cambazının gösteri yapacağı duyurulmuştu. Bunun üzerine Zerdüşt şunları söyledi halka: Size Üstinsanı öğretiyorum. İnsan aşılması gereken bir şeydir. Onu aşmak için siz ne yaptınız? Şimdiye dek tüm varlıklar kendilerinden üstün bir şey yarattılar: ama siz bu büyük taşkının cezri olmak ve
okumak için tıklayınızNietzsche: Üzerinde durduğumuz buz öyle inceldi ki hepimiz meltem rüzgârının sıcak, tehlikeli nefesini hissediyoruz.
Özgürlük Vaizi “Büyük olmak demek, yön vermek demektir.” “Önümüzdeki Avrupa savaşlarından sonra insanlar beni anlayacaklar.” – son yazılarının tam ortasında yükselir bu peygamberce söz. Çünkü gerçekten de, bu büyük uyarıcının hakiki anlamı, onun tarihsel zorunluluğu ancak yüzyıl dönümündeki dünyamızın gergin, tedirgin ve tehlikeli hali içinden bakıldığında anlaşılır: Her bulut kümesini, her fırtına sezgisini sinirden zihne,
okumak için tıklayınızAforizmalar – Friedrich Nietzsche “Neden’i olan, nasıl’a katlanır.”
İnançlar hakikat düşmanları olarak, yalanlardan daha tehlikelidir. * Hoşlanmadığımız bir düşünceyi öne sürdüğü zaman bir düşünürü daha sert eleştiririz. Oysa, bizi pohpohladığında onu daha sert eleştirmek uygun olacaktır. * Sahip olunması zorunlu tek şey var: Ya yaradılıştan ince bir ruhtur bu, ya da bilim ve sanatlar tarafından inceltilmiş bir ruh… * Tüm idealistler, hizmet ettikleri
okumak için tıklayınızCemal Süreya: “Faşizm bir ideoloji değil bir kötülüktür”
Kan Thomas Mann’ın faşizm üstüne bir cümlesini anımsıyorum: “Faşizm bir ideoloji değil bir kötülüktür” diyordu. Sanırım, faşizm üstüne söylenmiş en anlamlı sözlerden biri budur. Nedir faşizm? Üstünde en çok birleşilen tanım şu: Proletarya devriminin ortaya çıktığı sıralarda beliren büyük sermaye diktatörlüğü. Şimdiye dek gelip geçmiş siyasal devinimler içinde fotoğrafı en çok çekilmiş olan bu olay
okumak için tıklayınızGereksiz İnsan Peçorin – Bir Karakter Analizi
Lermontov’un 1840 yılında yazmış olduğu Zamanımızın Bir Kahramanı, öykünün başkarakteriyle edebiyat dünyasında önemli bir yer edinmiştir. Peçorin, bu kitapta ilk defa detaylı olarak sosyal konum ve psikolojik olarak irdelenmiş karakterdir. Lermontov’un bu keşfi edebiyat dünyasında yepyeni kapılar açmış, Dostoyevski, Tolstoy, Çehov bu kapıdan geçerek roman sanatını bambaşka boyutlara taşımışlardır. Peki, kimdir bu Peçorin, onu farklı
okumak için tıklayınızLermontov’un Gerçekçiliğe Katkısı: “Çağımızın Kahramanı” – Ö. Aydın Süer
Mihail Lermontov, 1814-1841 yılları arasında yaşamış, Rusya’da Dekabrist hareketin acımasızca bastırıldığı dönemi izleyen suskunluk ve baskı ortamında, Rus toplumunun çok değişik kesimlerini temsil eden kişilerin yaşam ve düşünce biçimlerini ortaya koymuş bir yazar ve şairdir. Doğa, aşk ve yalnızlık konularını içeren lirik şiirlerinin yanı sıra, toplumsal konulara değinen şiirleriyle de Puşkin?in bir izleyicisidir. Belinskiy için
okumak için tıklayınızÖzgürlüğün Son Hali / Poemalar – Mihail Yuryeviç Lermontov
“Lermontov uzun yaşasaydı, bizler halkın gerçeğini kabullenmiş, belki de halkın acıları için ağıtlar yakan, halkın gerçek savunucusu büyük bir ozana sahip olurduk?” (Dostoyevski, Bir Yazarın Günlüğü’nden) Saraya yakın çevrelerin kışkırtmaları sonucu giriştiği düelloda henüz 27 yaşında hayata veda eden, Rus devrimci romantizminin önde gelen temsilcilerinden Mihail Yuryeviç Lermontov (1814-1841), Rusya’da çar rejiminin ağır baskı ve
okumak için tıklayınızŞairin Ölümü – Mihail Yuryeviç Lermontov “Hoş dizeler… Söyleyecek söz yok! Yasaya göre gereği yapılsın.” Çar Nikola I
Rus eleştirmeni Belinski’ye göre: “Lermontov, Puşkin’in mirasçısıdır; üstelik de yeni bir dönemin şairidir.” Şair, öykücü, ve oyun yazarı Mihail Yuryeviç Lermontov (1814-1841), yalnızca yirmi yedi yıl yaşayabilmiş, buna rağmen Çarlık Rusyası’nın hareketli olduğu bir dönemde ve sansürün gölgesi altında bu kısa ömrüne çok önemli şiirler sığdırmıştır. Özellikle yirmi üç yaşındayken yazdığı ve bütün Çarlık Rusyası’nda
okumak için tıklayınızLermontov Profil – Kayhan Yükseler
Devrim rüzgarlarının Çarlık Rusyası’nı ve tüm Avrupa’yı savurduğu 19. yüzyılın ikinci çeyreği… Rus edebiyatının kurucusu, devrimci romantizmin öncüsü Puşkin’in ölümünden hemen sonra Mihail Yuryeviç Lermontov adlı genç şair Puşkin’e adadığı “Şairin Ölümü” ile Rus edebiyatında yeni bir sayfa açıyor. Sürgünlerde geçen bir yaşam ve bu kısacık yaşama sığan, zamanının ötesine ulaşan bir yapıt… Kayhan Yükseler’in
okumak için tıklayınızZamanımızın Bir Kahramanı – Mihail Yuryeviç Lermontov
“Her kitapta önsöz, hem ilk hem de son şeydir. Ya eserin amacını açıklamak için yazılır, ya da onu haklı göstermek, eleştirmelere cevap vermek için. Ama okurlar, genellikle, ne ahlaki amaçlarla ne de eleştirilerdeki saldırılarla, ilgilenirler; onun için de önsözleri okumazlar. Yazık ki her yerde böyledir bu, özellikle bizim ülkemizde. Halkımız hâlâ öyle toy, öyle saftır
okumak için tıklayınızKötülüğün Sıradanlığı: Adolf Hitler her şeyi yasalara uygun olarak yaptı!- Hannah Arendt
Nazi Almanyası’nın Yahudiler konusundaki politikasının belirlenmesinde ve bu konudaki Nazi uygulamalarında etkin rol oynayan bir Alman subay EICHMANN, Pontius Pilatus gibi hissetmesine fırsat veren pek çok durumla karşılaşmış, ama zaman geçtikçe bir şeyler hissetme gereksinimini kaybetmişti. İşler artık böyle yürüyordu, bu toprakların yeni kanunu böyleydi, her şey Führer’in emirlerine dayanıyordu; düşünüyordu da, ne yaptıysa, yasalara
okumak için tıklayınızHannah Arendt: Yalan söyleyen, kendi tarihini durmadan yeniden yazması gerekir.
Totaliter ya da başka türden bir diktatörlüğün hüküm sürmesini olanaklı kılan şey, insanların bilgilendirilmemesidir. Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olabilir misiniz? Herkes size mütemadiyen yalan söylüyorsa, bunun sonucu, yalanlara inanmanız değil, artık hiç kimsenin hiçbir şeye inanmaması olur. Çünkü yalanlar, doğaları gereği, değiştirilmek zorundadır; yalan söyleyen bir hükümetin de kendi tarihini durmadan yeniden yazması gerekir.
okumak için tıklayınız