Yazar: cemalumit

ABD ve Irak – Halepçe’nin Zehirlenmesi – Joost R. Hiltermann

Mart 1988’de, İran-Irak savaşı sırasında, Irak Kürdistanı’nın ücra bir kenti olan Halepçe’de binlerce insan kimyasal saldırı sonucu öldürüldü. Bu dehşetin neticesinde, her iki taraf bir diğerini devam eden savaşta katliam yapmakla suçlarken saldırıyı kimin yaptığıyla ilgili karışıklık devam etti. Sis perdesi ortadan kaldırıldığında, Saddam Hüseyin rejiminin ve ona gizlice yardım eden Batılı müttefiklerinin sorumlu olduğu

okumak için tıklayınız

Ortadoğu’nun Hiroşima’sı Halepce – Necmettin Salaz

İnsanlık tarihinin en acı, en utanç verici zorbalıklarından birini yaşamış minik, sevimli ve talihsiz Kürt kasabası. Olayın üzerinden yirmi iki yıl geçmiş ama insan yürürken hâlâ çevrede, yolda, sokak aralarında cesetlerle karşılaşacağını sanıyor. Hâlâ ortalıkta gözleri yuvalarından fırlamış, ağızlarından kan boşalmış, yüzleri, derileri yanık çocuk cesetleri var gibi geliyor. Halepce’de yürümek zor. Utanıyor insan ora

okumak için tıklayınız

B. Sadık Albayrak’ın “Edebiyat Cephesi”ne kitapla katkısı: Okuma Yazmanın Izdırapları

B. Sadık Albayrak’ın yeni kitabı “Okuma Yazmanın Izdırapları” Doğu Kitabevi’nden çıktı. Günümüzde giderek geriye itilen gerçekçi edebiyatın önemli yazarlarını ele alarak bir kılavuz kitabı işlevi üstlenen Okuma Yazmanın Izdırapları, okuryazarlığın durumunu ortaya koyan bir çalışma.

okumak için tıklayınız

Doğum gününde, Tomris Uyar’dan bir doğum günü yazısı

“Yaşadığım ülkede ferahlatıcı yazılar yazılabileceğine inanmıyorum.” Tomris Uyar’ın röportajlarından birinde geçiyor bu söz. Aydın olarak ayrı, edebiyatçı olarak ayrı, kadın olarak ise öncekilerin üzerine tüy diken, apayrı bir biçimde hayatını baskı altında geçirdiği ülkede ferahlatıcı yazılar yazılamayacağına inansa da; Uyar’ın yazıları, okuyan birçok insan için yaşadıkları dönemin iç bunaltıcılığında, oldukça ferahlatıcı edebi molalar oldu.

okumak için tıklayınız

Hiçbir Şey İstememenin Mutluluğu – Fernando Pessoa

Anlaşılmayı her zaman reddettim. Anlaşılmak kendini satmaktır. Âşık olmak yalnızlıktan usanmaktır; bu yüzden bir korkaklıktır, kendimize ihanettir. Geçmişim, olamadığım her şeydir. Hep uyanmanın sınırındaymışım gibi hissediyorum. Japon çay fincanlarımdan birisi kırıldığında, gerçek nedenin bir hizmetçinin özensiz ellerinin değil o porselenin kıvrımlarına yerleşen desenlerin kaygıları olduğunu düşünürüm.

okumak için tıklayınız

Öyküler – Yeorgios Viziinos

1849’da yazın hayatı boyunca geçmişi, kökeni ve imgelemini besleyen bir hatıra olarak soyadında tarihe mal ettiği Vize’de doğan Yeorgios Viziinos, şiirleri ve özellikle halk diliyle yazdığı öyküleriyle Çağdaş Yunan Edebiyatı’nın kurucu ustalarındandır. Sağlam kurgularıyla öne çıkan öykülerinde Viziinos, anlatımını polisiyeyi andıran şaşırtmacalar ve okuyucuda merak unsurunu canlı tutan baht dönüşleriyle canlı tutar. Ancak Viziinos’un en

okumak için tıklayınız

Küçük Evler’in Büyük Ağacı – Luisa Mattia

Bir ağacın, ne kadar BÜYÜK olursa olsun tek bir ağacın gündelik yaşamımızdaki yeri nedir? Sofia, Affrikalı Süleyman, Gioconda, Wilson ve Küçük Evler’deki tüm çocukların öncelikle oyun arkadaşıdır, yakınlarıdır, sevdikleri bir varlıktır BÜYÜK AĞAÇ. Çocukların aileleri için de gölgelik, dinlenme, sohbet etme yeri… Ama bir gün ONLAR gelir… ONLAR, BÜYÜK AĞAÇ’ı kesmek ve yerine bir otopark

okumak için tıklayınız

Şişhane’ye Yağmur Yağıyordu – Haldun Taner

Şişhane’ye Yağmur Yağıyordu’da, Behçet Necatigil’in deyişiyle, “Olayları rintçe bir bakışla gülünç taraflarından alan, kıvrak, sürprizli, esprili bir üsluba aktaran” Haldun Taner’in unutulmaz öykülerinden dokuzu var: Şişhane’ye Yağmur Yağıyordu, Kantar Kâtibi Ali Rıza Efendi, Konçinalar, Ablam, Atatürk Galatasaray’da, Fraulein Haubold’un Kedisi, Eczanenin Akşam Müşterileri, Fasarya, Memeli Hayvanlar.

okumak için tıklayınız

“Teatral” Bir İnadın Serüveni – Duygu Çelik

• Siz ne iş yapıyorsunuz? • Tiyatrocuyum. • Burda Kürtçe Hamlet oynuyor biliyor musunuz? Tabii ki biliyordum. Aralık 2012. Yolum Amed’e düşmüş. Havaalanından Dağkapı’ya giderken minibüs şoförünün “Kürtçe Hamlet” gururuna şahit oluyorum. Oyunu seyretmemiş daha; ama önemli buluyor Hamlet’in Kürtçe oynanmasını.

okumak için tıklayınız

Doğar Ölür, Yeniden Doğar… – Derya Karahan

Tiyatro nedir tartışmalarının üzerinden çok geçti. “İnsanı insana insanla” geyikleri, kendi düzeni içerisinde dokunulmaz olanın tartışılmaz zemininde ele alındı çoğu zaman. Mesele ‘toplumun çok ötesinde’ ile ‘toplumun aynası’ arasında bir ikilemde sıkışan tartışmalarda da boğuluyor arada. Zaman zaman da para mevzuu olduğunda, Devlet ve tiyatro ilişkisi devreye girerek var olan kutuplaşmada herkesin kendi mezhebince argümanlarını

okumak için tıklayınız

“Reklam Arası”ndan Sonra Tiyatro – Leyla Burcu Dündar

Augusto Boal, bir klasik hâlini almış olan yapıtı Ezilenlerin Tiyatrosu’nda, insanların bütün eylemlerinin politik olduğunu ve tiyatronun da bu eylemlerden biri olduğunu söyler. Aksi takdirde ne Namık Kemal’in Mağusa sürgünü ne de iktidarın TÜSAK Kanun Tasarısı gerçek olurdu sanırım. Sanatın muhalif tavrı üzerine bugüne dek çok söz söylenmiştir. Tabii bunun aksi bir denklemi kurma çabaları

okumak için tıklayınız

Başka Yolu Yok, Direneceğiz! – Şâmil Yılmaz

Tiyatro, daha ortaya çıktığı ilk yıllarda bile, iktidarın çocuğuydu. Tragedyanın doğuş serüveni, biraz da, kontrolsüz kır şenliklerinin site devletinin bünyesine dâhil edilip ehlileştirilmesi serüveniydi. Tragedyalardaki toplumsal enerjinin ve çatışmaların en çok tanrıların yasasıyla site devletinin yasaları arasındaki yarılmadan beslendiğini hatırlayalım.

okumak için tıklayınız

Patatesle dünyayı aydınlatmak

Patatesinizi nasıl seversiniz? Haşlanmış, kızarmış, ezme… Bazıları ise patatesin ışık saçanını tercih ediyor. Kudüs İbrani Üniversitesi’nde araştırmacı Haim Rabinowitch ve arkadaşları birkaç yıldır patatesten elektrik üretme projesi üzerinde çalışıyor. Patatese basit bir metal düzenek ve ampul takarak elektrikten yoksun köyleri bu yolla aydınlatmayı hedefliyorlar. Rabinowitch, bir tek patatesin bir odayı 40 gün aydınlatacak kadar elektrik

okumak için tıklayınız

Hızlı dil öğrenmenin yolları

Yurtdışında hayalinizdeki bir işe başvurmak istiyorsunuz. Ama bir sorun var. Yabancı dil bilmeniz gerekiyor. Siz ise bilmiyorsunuz ve fazla zamanınız da yok. İmkansızmış gibi gelebilir ama dil uzmanlarına göre, birkaç hafta içinde bir dilde basit iletişim kurmayı, birkaç ayda ise o dili ayrıntılı bir şekilde öğrenmeyi başarabilirsiniz. O dilde edebiyat eserlerini okuyup anlayacak kadar öğrenmek

okumak için tıklayınız

Anlatılan işte onların hikayesidir

‘Toplayıcılar’ günümüzde edebiyattan gittikçe dışlanan yoksulların öykülerine yer veriyor. Mürüvet Yılmaz’ın yazdığı öykülerde çöplerden beslenen insanlardan, tersanelerde ölümle yüz yüze çalışmak zorunda kalan işçilere dek uzanan yoksullar gerçeğine bütün çıplaklığı ile okuruz

okumak için tıklayınız

Anadilin ‘sesini’ duymak…

Görme engelli yurttaşların yaşama dahil olmaları amacıyla oluşturulan “Sesli Okuma Kütüphanesi”, Amed’de açıldı. Kürtçe’nin Kurmanci, Kurmanckî ve Sorani lehçeleri ile Arapça ve Ermenice dillerinde kitapların seslendirilmesiyle oluşturulan kütüphanede, Kürt Edebiyatı’nın sözlü tarihi niteliğinde olan dengbêjlerden alınan sesli kayıtlar da mevcut.

okumak için tıklayınız

Ömer Leventoğlu ve “Dağ Medeniyeti” ya da “Anti- Tahakküm” – Adil Okay

Ömer Leventoğlu adını sinemacı olarak duymuşsunuzdur. En son “Mavi Ring” adlı sinema filmini izlemiş ve çok beğenmiştim. Tabi Leventoğlu’nun yalnız veya kolektif olarak yaptığı belgeseller de var. Ama onun “yazar” yönünü (Senaryo yazarlığı değil sadece kastettiğim) çoğunuz bilmiyorsunuzdur. Doğrusu ara sıra dergilerde yazılarına rastladığım olsa da “Dağ Medeniyeti – Anti- Tahakküm” adlı kitabını okuyana kadar,

okumak için tıklayınız

Titanik batmadan bir ay önce

Gerhart Hauptmann’ın Atlantis’i yaklaşık yüz yıl sonra Türkçeye çevrildi. Hauptmann, Atlantik’i geçerken batan lüks bir gemide sınıflararası çelişkiyi anlatan Atlantis’i, Titanik batmadan bir ay önce tamamlamıştı. Atlantis, 1912 yılında yayımlanmış. Gerhart Hauptmann romanı bitirip yayıncısına teslim ettikten bir ay sonra Titanik batmış.

okumak için tıklayınız

“Körler Ülkesi’nde tek gözlü insan Kral’dır!”

H.G. Wells, görme “zenginliği”nden mecburen vazgeçmiş insanların bu yetiyi zamanla unutmak suretiyle hayatlarından tamamen çıkararak özgürleşme yoluna gittiğini anlatıyor. “Hepimizin kendi zaman makinesi var. Bizi geriye götüren anılarımız, ileriye götüren ise rüyalarımız” demiş H.G. Wells. Dünya edebiyatının gelmiş geçmiş en kıymetli zihinlerinden biri sayılabilecek bu İngiliz yazarın kitaplarıyla her birimize hediye ettiği zaman makinelerimizi, onun

okumak için tıklayınız