Yazar: cemalumit

Puslu Yıllar – Zafer Köse

Babasının tarlasında kızgın güneşin altında burçak yolan kadınlara bakıyor, delikanlı. Çalışmak zorunda olan insanları, çalışanlar sayesinde refah içinde yaşayanları, bu çarkın nasıl döndüğünü düşünmüyor. Henüz bu açıdan bakmıyor dünyaya. Ama akşama kadar burçak yolmanın karşılığı olarak 20 kuruşluk ücreti az buluyor. Afyon Ziraat Bankası müdürü olan babasının bu tarlayı kazanç elde etmekten çok, hafta sonu

okumak için tıklayınız

Yaşar Kemal’den kalan şarkılar

Yaşar Kemal yalnızca romancı değildi. Türküler, ağıtlar derledi. Şiirler yazdı. Şiirlerinden besteler yapıldı. Kitaplarının etkisiyle türküler yakıldı. Yaşar Kemal öldü. En mutlu günlerimden birinde öldü. Can arkadaşım Sevda ile doğum günümü kutlamıştık, “gelecek güzel günler”den söz ederken önümüze düştü haber. Bekliyorduk, inanamadık. Böyle olur hep: Beklense de, ölüm çok koyar. O gece KadıköySahne’de Mabel Matiz

okumak için tıklayınız

Roboski – Gençler Öldü – Frederike Geerdink

Roboskî’de 28 Aralık 2011 akşamı daha çok gençlerden ve çocuklardan oluşan 34 kişi bombalanarak öldürüldü. Katliama yönelik eksiksiz ve adil bir soruşturma yürütüldüğüne dair ciddi şüpheler doğdu, siyasi ve askerî sorumlular bir türlü ortaya çıkarılamadı, olay âdeta unutulmaya bırakıldı. Yakınlarının mezarları başından ayrılmayan Roboskî halkı ise sadece “adalet” istiyor…

okumak için tıklayınız

Döşeğimde Ölürken – William Faulkner

20. yüzyılın büyük modernist romancılarından William Faulkner’ın yazım tekniğinde radikal bir yeniliği temsil eden, benzersiz bir yapıt. Ölüm döşeğinde olan Addie, kırk mil uzaklıktaki Jefferson mezarlığına, ailesinin yanına gömülmeyi vasiyet eder. Addie’nin tabutunu bir katır arabasına yükleyen Bundren ailesi, sıcakla ve sellerle boğuşacakları uzun bir yolculuğa çıkar. Döşeğimde Ölürken, on beş farklı anlatıcının ağzından anlatılan

okumak için tıklayınız

Demir Konsey – China Mieville

Britanya bilim kurgu ve fantastik edebiyatının genç ve başarılı ismi China Miéville’in, Perdido Sokağı İstasyonu ve Yara’nın ardından, Yeni Crobuzon üçlemesinin son kitabı olarak kurguladığı Demir Konsey; mevcut baskı rejimine karşı ayaklanan çeteler, örgütler ve direnişçilerin sahnede olduğu, mekân ve zamanın parçalandığı bir savaş ve isyan zamanına odaklanıyor. Roman, 2005 yılında Arthur C. Clarke ödülünü

okumak için tıklayınız

Somutun Diyalektiği – Karel Kosik

Somutun Diyalektiği, 1960’lı yılların başındaki ilk basımından bu yana başta Avrupa olmak üzere tüm dünyada tartışmalara konu olmuş, eşsiz bir felsefi metindir. Kitap, temel Marksist kavramları; eleştirel bir varoluşçuluk, sistem kuramı, fenomenoloji, eleştirel kuram ve “ortodoks” Marksizm okumasıyla yeniden irdeliyor.

okumak için tıklayınız

Nükleerle imtihan

Gazeteci Filiz Yavuz, uzun bir uğraşın ardından Türkiye’de nükleer konusunda ender sayılabilecek bir kaynak oluşturdu. Beni Akkuyu’larda Merdivensiz Bıraktın, elli yıldan fazla süren nükleer serüveni özetliyor. Yüzlerce belge ve makaleyi analiz ediyor. Uzmanların görüşlerine yer veriyor. Neden nükleer santrale karşı olmamız gerektiğini gerekçeleriyle sıralıyor. İşte bazıları…

okumak için tıklayınız

İlkgençlikten Hülya hikâyelerine Bakele

Öte dünyadan olağanüstüden yeraltı edebiyatına kadar giden bir çizgide ilerleyen bir yazarın eseri olarak Bakele, gerçekliğin salt ve yalın bir halde okura sunulduğu metinler toplamı. Karin Karakaşlı’nın Başka Dillerin Şarkısı ve Emrah Serbes’in Erken Kaybedenler adlı ilkgençlik çağına dair hikâyelerini okumuşken hemen ardından Sezgin Kaymaz’ın yeni kitabındaki hikâyelerle karşılaştım. Böylece hiç planlamamışken üç yazarın ardı

okumak için tıklayınız

Usain Bolt bize neyi gösterdi?

İnsan Sonrası bizi kim ve ne olma aşamasında olduğumuza dair düşünmeye davet ediyor. Baştan anlaşalım… Öyle Eğitim Sen boykotu nedeniyle okula göndermediğimiz çocuklarla evde oturup okunacak bir kitap değil sözünü ettiğimiz. Rosi Braidotti’nin imzasını taşıyor, arkasına da biyogenetikten antropolojiye, insan bedeninden piyasa ekonomisine, Deleuze’den Donna Haraway’e uzanan bir literatürü almış. Mesele çocuk değil diyenlere, çocuğum

okumak için tıklayınız

Adalet duygunuz yolunu şaşırdı

Ayşegül Devecioğlu yeni kitabı Ara Tonlar’da devrimci mücadele içinde “küçük burjuva” olmayı, devrimci mücadelenin kendisiyle birlikte ele alıyor. Ayşegül Devecioğlu’nun edebiyatı, politikayı edebiyattan kışkışlayan ya da araçsallaştıran karşı eylemlerle birlikte düşünülmeli. “Edebiyatın içinde” kalmak, hayatı kurgulamakla mümkünse ve kurmak politik bir eylemse, yazarın, zeminini bilen tutumu belirleyici. (Bu zemin konusu “bir meselesi olan ya da

okumak için tıklayınız

Yaşar Kemal, çünkü « Dino Okulu »ndan – M. Şehmus Güzel

Abidin Dino ve Yaşar Kemal ilişkisi doğal olarak Güzin Dino ve Arif Dino ilişkisini de kapsar. Anca beraber kanca beraber : Güzin Dino, Yaşar Kemal’in « kafasının etini o kadar yemeseydi », Abidin o « bir deri bir kemik delikanlı »nın « sarı defter »lerine yeni renkler katmasaydı, Arif Dino iki de bir « Al

okumak için tıklayınız

İÇİMİZDE-ÖTE-Kİ – Nejdet Evren

İnsanlaşma süreci insanın bir yanıyla doğal güçlere egemen olmaya başladığı ve bunu başarırken de doğayla bir yönden yabancılaştığı sosyo-kültürel dokusuyla gerçekleşmiştir. Bir diğerinden farklılıklar taşısa da kültür, insan olgusunun ortak paydasıdır ve kuşaklar boyunca aktarılarak varlığını sürdürür. Kültür taşıyıcısı ve aktarıcılarının çoğu her dönemde ve çoğunlukla ötekileştirilmişlerdir; bu durum, onun ilerlemeci/devrimci ve dönüştürücü olmasını ve

okumak için tıklayınız

Zamanımız Bizim Olsun – Zafer Köse

Sevdiğimiz kişilere ve sevdiğimiz işlere zaman ayıramıyor muyuz? Öyleyse yanlış yaşıyoruz. Zaman! Sevginin, gerçeğin, anlamın en şaşmaz ölçütü değil mi, zaman? Zamanınızı vermediğiniz bir kişiyi veya bir işi sevdiğinizi sanabilirsiniz. İnsan kendini kandırmaya pek eğilimlidir. Ara sıra bazı tercihlerimizi uygulayabilsek de, zamanımızı serbestçe kullanamadığımız bir hayatın bütünü, ömrün harcanmasından başka bir şey olabilir mi?

okumak için tıklayınız

Yaşar Kemal’in yörük kilimindeki nakışlar – Pertev Naili Boratav

Yaşar Kemal’in roman ve hikâyelerinin büyük bir çoğunluğu, romanlarının sanırım bir tanesi Deniz Küstü dışında hepsi, Anadolu’nun göçebe, yarı göçebe ya da yerleşmiş köylü insanlarının yaşamlarını anlatır. Olaylar Çukurova’da, Toroslar’da geçer; Güneydoğu Anadolu sahnesinin değiştiği pek seyrek: Ağrı Dağı Efsanesi’nde Doğu, Çakırcalı’da Batı Anadolu.

okumak için tıklayınız

Fransız şehri sokak reklamını yasaklıyor: Panoların yerine ağaç dikilecek

Fransa’nın güneydoğusundaki Grenoble şehrinde açık alandaki tüm reklamların yasaklanması kararı alındı. Fransız şehri böylece Avrupa’da bir ilke imza atmış oldu. 2015’in ocak ayından nisan ayına kadar tamamlanması öngörülen uygulama sayesinde 64’ü billboard (reklam panosu) olmak üzere 326 reklam noktası kaldıralacak. Şehrin açık alandaki reklam kontratları da iptal edilecek.

okumak için tıklayınız

Ankara Çocuk Tiyatrosu ve Anılar 1971 – Ayhan Hüseyin Ülgenay

Çağ Tiyatrosundan ayrıldıktan sonra İstanbul efendisi isimli oyunda beraber çalıştığım Yavuz KUMÇAY ile birlikte bir çocuk tiyatrosu kurmaya karar verdik. Arkadaşım Yavuz KUNÇAY ‘in karakteri çok sağlamdır çok faaldir ve tuttuğunu da koparır.Arkadaşlığı her zaman güven verir.Beraber Tiyatro kurmaya karar verdikten sonra her gün Kızılay da bulunan bir kahvede buluşup bu konuyu konuşuyoruz.

okumak için tıklayınız

“Göçtün gittin Yaşar Kemal / Kim taşıyacak şimdi seni? / İri ağır gövdeni değil / Bıraktığın gölgeni?”

Yaşar Kemal’in ardından: Ali Murad’a “Emmim” der Galiba 1964. Belki ’65. Beyazıt’taki Marmara Sineması’nda TİP gecesi var. Sahne balonlarla süslenmiş. Sıra onda, konuşma sırası, Yaşar Kemal’de. Sahneye çıktı, bir iki söz söyledikten sonra, eline yeşil bir balon geçirdi. “Bu işte kapitalizmin, burjuvazinin balonu! O balonu söndüreceğiz!” diyerek balonu çimdiklemeye başladı. Ne yapsa patlamıyor lanet balon.

okumak için tıklayınız