Kategori: Makaleler

Cumhuriyet Hanım?ın Cenazesi – Zafer Köse

Cumhuriyet Hanım, Yalova?nın Taşköprü Köyü?nde defnedildi. Günlerden pazardı, 12 Mayıs 2013. Köylüler, omuzlarındaki tabutta sadece bir naaş değil, büyük bir sembol taşıyorlardı. Belki bunun farkında değillerdi. Belki onlar için, yıllardır pek görüşmedikleri, hastalığı dolayısıyla evinden çıkamayan, zamanında kendilerine büyük iyilikler yapmış, köye görgü ve eğitim getirmiş, herkesin yardımına koşmuş güzel bir komşudan ibaretti, taşıdıkları.

okumak için tıklayınız

Saramago?ya Göre İsa – Hüseyin Bul

En başta söylemeliyim ki Saramago?nun Kabil romanından bu yana Tanrıyla bir problemi olduğu aşikâr. İsa?ya göre İncil çevirisi bizde eski olsa da ben Kırmızı Kedi Yayınları?nın yeni baskısından okuma imkânı bulabildim. Aslında Jose?nin hayatına baktığımız zaman Efendi dediği Tanrıyla sorununu tahmin etmenin öyle çok zor olmadığını göreceğiz. Bunda komünist olmasının elbette ki etkisi vardır. Yer

okumak için tıklayınız

Yayıncılık Devriminin Anatomisi – Serkan Engin

Türkiye’de bir şiir kitabını 10.000 kişi okuyabilir mi? ?Şiir kitabı? diyorum ama, şiir taklidi yapan, ergenlerin aşk bunalımlarını sömüren ucubeleri demiyorum, Kahraman Tazeoğlu, İkbal Aydın, Cezmi Ersöz, Ceyhun Yılmaz, Sunay Akın, İkbal Gürpınar, İbrahim Sadri, Şebnem Kısaparmak gibi pop kültür ikonu sahne esnaflarının piyasaya sürdükleri ?ticari meta?ları kastetmiyorum. Sanat tarihi kronolojisinde özgün ve yetkin biçemiyle

okumak için tıklayınız

2013 Dünya Öykü Günü Bildirisi / Öykü Yaşamın Sesidir – Mustafa Balel

Varoluşundan bu yana yaşamın ve ölümün gizlerini çözmeye çalışan insanoğlu, içindeki ve dışındaki dünyaya sonsuz bir yolculuktadır hep. Hayata sorular sorarak yanıtlarını bulmaya çalışır. İşaretlerle, çizgiyle, sesle, sözle? Böylece bugün edebi türler içinde insan yaşamının ayrılmaz parçası olan öykü doğmuştur. Kökeni çok eski çağlara dayanan öykü, soyut, somut dünyanın arakesitinde gezinerek, insanın kendi varlığıyla, canlı,

okumak için tıklayınız

Geçilen Yollar – Mehmet Söğüt

Cennet Bilek’i ilk romanlarıyla tanıdım. Duygu dolu ve ezilenden yanaydı. Bir Türk olarak Kürt’tü. Alevi, solcu ve anarşist… Aykırıydı alabildiğine. Farklıydı. İnce, narin bir ruha sahip olduğunu her paragrafında hissettiriyordu. İnsanlıktan yanaydı. Eşitlikten yanaydı. İnsan kokuyordu eserleri. Ve bir şiirsellik vardı romanlarında. Yazar yanını biliyordum ama, Sınırsız Kitap ve Yayıncılık’tan çıkan, ”Geçtiğin Yollar Benim” adlı

okumak için tıklayınız

Dokundunuz Antakya’ma – Selma Sayar

Aylardır bir kabusun içindeyiz. Afakanlar basıyor uykumuzda bizi. Soluduğumuz havada barut kokusu. Korkular sarmış dört bir yanımızı. Ne tarafa baksak silik bir yüz, sinsice, hoyratça bakıyor bize. Uzattığımız dost eli havada kalıyor. Soramıyoruz ne oluyor, ne olacak, ne zaman sonlanacak bu karanlık? Ufukta görünüyor mu aydınlık yarınlar? Sorular, sorular, sorular? Oysa nadide bir çiçektir Antakya?m.

okumak için tıklayınız

Varoluşsal tutunma ve öldüren “olağanüstülük” – Berivan Kaya

Yolları Salzburg’daki bir müzik okulunda kesişen üç adam: Glenn Gould, Wertheimer ve roman süresince yazarın iç sesi gibi duyumsanan Anlatıcı. Anlatıcı’nın romanda adı verilmemiş ama 1932’de doğan ve 1982’de beyin kanamasından ölen, Kanadalı, ünlü piyano virtüözü Glenn Gould gerçek bir kahraman. Yazar Thomas Bernhard’ın, Glenn Gould ile aynı müzik okulunda, aynı yıllarda müzik eğitimi aldığı

okumak için tıklayınız

Felaketler Yüzyılının Romanı – Doğuş Sarpkaya

Bütün bir sınıflı toplum tarihi iktidarların örgütlü felaketler tarihidir. Yirminci yüzyıl ise bu felaketlerin daha bilimsel ve programlı bir şekilde gerçekleştirildiği bir dönem olarak anılabilir. Bosnalı yazar Aleksandar Hemon?un, Lazarus Projesi kitabı, yirminci yüzyılın başı ve sonundaki iki felaketi ve bunların yarattığı toplumsal travmaları ele alarak, insan kötülüğünün sınırlarına doğru bir yolculuğa çıkarıyor okuyucuyu. Roman

okumak için tıklayınız

Kalem Ortaklığına Soyunanlar: Öykücü Kadınlar – Şenay Eroğlu Aksoy

?Sen, kâğıdın sesine fütursuzca kulak kabartan okur? Bilmelisin ki bu satırların yazarı bir kadındır. Elinde tuttuğun sayfaya kalemin koyduğu işaretler, bir kadının avaz avaz bağıran avuçlarından kaynıyor. Okuyup yazmak sırrı şeyhlere aitken kaleme el sürdüğüm için suçluyum. Fakat ilk değil bu. Yıllardır, çocuklarımın uyuduğu odadan kaçıp ay ışığında masallar örüyorum. Çünkü doğduğum günden beri öykülerden

okumak için tıklayınız

Genç Öykü – Faruk Duman

Yayınevi editörlerine sorarlar: Ölçütleriniz nelerdir? Bir dosyaya olumlu yanıt vermek için neleri göz önünde bulundurursunuz? Yayınlamak için yetersiz bulduğunuz bir dosyanın reddedilme gerekçeleri nelerdir? Bu gerekçeleri yazarına bildirir misiniz? Genç yazarın kafası sorularla doludur: Daha ilk öyküsünü yazmış bir yazar adayı, daha kalem, kâğıdın üzerinde ilerlerken, aklına üşüşen sorularla savaşır bir yandan: Oldu mu? Dergiler,

okumak için tıklayınız

Öykünün Gözü – Fadime Uslu

Öyküyü göze benzetirim. Yaşamın içinden seçtiği bir durumu, olayı, etkiyi görüp göstermeye odaklı keskin bir göze. Her okurda farklı çağrışımlar yarattığından ?özellikle açık uçlu öykülerde? etkisi ve gösterdikleri de değişir. Nitelikli bir öykünün değerini iyi bir okur verebilir ancak. Yani göz göze gelindiğinde. Sonuçta bu da yaşamı anlama çabalarından biri değil midir? Djuna Barnes, ?İnsanın

okumak için tıklayınız

Edebiyatın Arka Bahçesi – Cemil Kavukçu

Cumhuriyet sonrası öykücülüğümüzün yelpazesini genişleterek büyümesi 1980 yılına kadar düzgün doğrusal bir çizgide olurken, 80 sonrasından günümüze durgunluklar ve niteliksel sıçramalarla inişli-çıkışlı bir yol izlemeye başlamıştır. Bu dalgalanmalar biraz da, öykünün roman gibi popülizme kapılarını açmayıp bu alanın tamamen dışında kalmasından kaynaklanır. Sanatın değişik alanlarda ünlenmiş birçok kişi bir de roman yazmaya kalkışırken genellikle öyküden

okumak için tıklayınız

2000’li Yıllarda Öykü – Behçet Çelik

1950 kuşağının öykücülüğümüzde yarattığı sıçrama genellikle iki nokta üzerinden değerlendirilir. İlki bireyin iç dünyasının öykünün odağına alınmasıdır. Uzunca bir süre ?bireycilik? olarak değerlendirilen bu yaklaşımın aslında ?bireysellik? anlamına geldiği, bireyin iç sıkıntılarını anlatan edebi yapıtların aynı zamanda toplumsal yapının iç dünyalarımızda yarattığı sarsıntı ve tahribatın bir ifadesi olabileceği zamanla anlaşılmıştır. 50 kuşağının öykülerindeki anlatım ve

okumak için tıklayınız

Öykü ve Eleştiri – Ayşegül Tözeren

Bir şiirin mısralarını değiştirerek söylersek, ?hayat kurtaran bir anlatı yok, hayat kurtaran bir anlatı var.? Varla yok arasında duran ?virgül?, bir anlamıyla da, çağdaş öykünün ve yazarının krizini anlatıyor. Dünyayı, dünyayla birlikte toplumu, toplumla birlikte yazarı değişime zorlayan kriz hali, yeni yeni öyküler olup, okurla buluşuyor. Peki, Türkiyeli eleştirmen bu kriz halini ve ürünlerini yorumlayabilecek

okumak için tıklayınız

Yol Ayrımında Konaklayanlar – Melike Uzun

Olan bitenin karşısında aciz insan zihni, önüne çıkan olguyu, varlığı bütününden koparıp, yalnızca ayırt edici özelliklerinden yola çıkarak adlandırıp genellikler atfettiğinde onu ayrı bir yerde muhafaza etme eğilimi doğar. Bu eğilim, bizden önceki ile sonraki arasındaki bağı görmemizi engeller. Bu durumda şu an ?var olan? merkezinde yalnızca ?ben?in yer aldığı bir gerçeklik yanılsaması yaratılır. Bu,

okumak için tıklayınız

Osman Şahin ve ‘Kırmızı Yel’in Güncelliği – Müslüm Kabadayı

“Dil insanın ağzında sesiyle yarattığı bir sudur; konuşmayanın suyu kurur.” özlü sözünün ustası olan ?biyana(bey-ana)?lardan beslenerek Köy Enstitüsü?nün zengin kültürlenme ortamında yeşeren Osman Şahin, Fırat boylarındaki öğretmenlik deneyimiyle yoğurduğu gözlem gücünü ?Kırmızı Yel? kitabındaki 8 öyküyle edebiyat dünyamıza kazandırır 1971?de. Yaklaşık 60 yıl öncesinin Siverek köylerindeki ?kan kokan?, Fırat?tan yoksulluk akan, dal budağı gitmiş ve

okumak için tıklayınız

“Ejderhanın üflediği kendi soluğu / Biz onu alev, ateş sanırız? Murathan Mungan

“Karamsarlığa en çok kapıldığımız noktada önümüze harika bir çiçek, içi ağzına kadar su dolu bir kuyu ya da tıpkı Şairin Romanı gibi yemyeşil kocaman bir ağaç çıkabiliyor. Ejderhalar soluk alıyor, soy devam ediyor.” Günler geçer, kitaplar yayımlanır, okunur, üzerinde düşünülür, konuşulur, sonra bir yenisi, bir yenisi daha? Ancak bazı hikayeler vardır, bilirsiniz, sizi içine hapseder.

okumak için tıklayınız

Sinema eğitimi üzerine? Hüseyin Tabak

Antalya?da birçok sinema öğrencisi ile konuştum, Türkiye?deki durum hakkında hemen hiçbir şey bilmiyordum, öğrendiklerime ne kadar da şaşırdım. Öğrenciler çoğunlukla mülakat olmadan, proje dosyaları sunmadan, merkezi bir sınavla alıyormuş, okulların ekipmanı azmış, en çok şaşırdıklarımdan biri de olan ekipmanları kullanma izni ya çok zormuş çoğu kere de zaten reddediliyormuş. Bir de Türkiye?deki sinema okullarının sayısı

okumak için tıklayınız

Yazamamak ya da Pop-Yazar Olmak – Elif Kutlu

Ursula K. Le Guin bir denemesinde okurlarından birinin ona, ?Bu fikirler aklınıza nereden geliyor?? diye sorduğunu ve bu soruya ciddi bir yanıt beklediğini anlatır. Le Guin, yazar olmanın tekrarlı, uzun süren, yöntemli çalışmalar gerektirdiğini ve bunun bir püf noktası olmadığını söyler. Büyük ihtimalle okur bu yanıtı sevmemiştir. Öyleyse bu okura Feyza Hepçilingirler?in “Nasıl Pop-Yazar Olunur?”

okumak için tıklayınız

2000’li Yıllar Öykücülüğü Dosyası: Sait Faik Anısına – Doğuş Sarpkaya

Türkiye yayıncılık sektörü özellikle 2000?li yıllarda ciddi bir atılım gerçekleştirdi. Edebiyat eserlerinin basımında ? özellikle romanda- sürekli bir artış söz konusu. Son on üç yılda basılan yeni roman sayısı, Cumhuriyetin ilanından 2000?li yıllara kadar basılan yeni roman sayısını geçmiş durumda. 2012 ise bu açıdan düşünüldüğünde yeni rekorların kırıldığı bir yıl oldu: Yaklaşık sekiz yüz yeni

okumak için tıklayınız