Orhan Veli: “İnsan, sevdiği birini tükenmiş görmek istemez.”
RAHATI KAÇAN AĞAÇ İnsan, sevdiği birini tükenmiş görmek istemez. Onda, her zaman, yeni şeyler bulmak, o ana kadar keşfedilmemiş cepheler keşfetmek ister.
okumak için tıklayınızOkuyun ama yutmayın, çiğneyin.
RAHATI KAÇAN AĞAÇ İnsan, sevdiği birini tükenmiş görmek istemez. Onda, her zaman, yeni şeyler bulmak, o ana kadar keşfedilmemiş cepheler keşfetmek ister.
okumak için tıklayınızSanattan fayda ummaya kalktık mıydı bu faydanın kimin için olacağını da ister istemez düşünmek zorunda kalıyoruz. Bununla beraber, böyle bir mesele karşısında bulunmak, sanatın şu zamanda bir tek kişi için olamayacağını anlamamızı pek o kadar güçleştirmiyor.
okumak için tıklayınız“Sanat için sanat” sözü sanattan bugünkü manada fayda uman insanlara boş bir paradoxe gibi görünür. Halbuki, yanlış söylenmiş ve yanlış tefsirlere yol açmış bir söz olmasına rağmen, gerçek bir tarafı da yok değildir.
okumak için tıklayınız“Uyandığım vakit ne saati kestirebildim, ne günü ne de hangi şehirde olduğumu. Yalnız, bir otel odasında olduğumu biliyordum. Vakit, bir hayli ilerlemişe benziyordu; yahut da küçük bir kasabadaydım.
okumak için tıklayınızNazım Hikmet, kendisinden 12 yaş genç olan şairi takibi sürdürür. Kendisi de iyi bir ressam olan ressam olan Nazım Hikmet, Adalet Cimcoz’a (büyük bir olasılıkla) 1948’de yazdığı mektupta şunları yazıyor:
okumak için tıklayınızDeniz Harp Okulu’nda öğrenci olan Nâzım Hikmet, kızkardeşi Samiye Yaltırım’ın kedisi için yazdığı şiiri Tarih Öğretmeni Yahya Kemal’e uzatır:
okumak için tıklayınızHÜRRİYETE DOĞRU Gün doğmadan, Deniz daha bembeyazken çıkacaksın yola. Kürekleri tutmanın şehveti avuçlarında, İçinde bir iş görmenin saadeti, Gideceksin Gideceksin ırıpların çalkantısında.
okumak için tıklayınızYAŞAMAK Biliyorum, kolay değil yaşamak, Gönül verip türkü söylemek yar üstüne; Yıldız ışığında dolaşıp geceleri, Gündüzleri gün ışığında ısınmak; Şöyle bir fırsat bulup yarım gün, Yan gelebilmek Çamlıca tepesine… -Bin türlü mavi akar Boğaz’dan- Her şeyi unutabilmek maviler içinde.
okumak için tıklayınızİNSAN VE DENİZ Sen, hür adam, seveceksin denizi her zaman; Deniz aynandır senin, kendini seyredersin Bakarken, akıp giden dalgaların ardından. Sen de o kadar acı bir girdaba benzersin.
okumak için tıklayınızŞu günlerde, içinde Orhan Veli’nin de olduğu edebi tema üstüne bir yazı hazırlamaktayım. Onun için de Orhan Veli’nin toplanmış yazılarını okuyorum. Bunların küçük bir kısmı daha “siyasi” denebilecek konularda, büyük kısmı ise edebiyat üstüne; ama kültürle siyasetin kesiştiği alanlarda Orhan Veli’nin söyledikleri, bu yeni okuma sırasında, ilginç geldi.
okumak için tıklayınızOrhan Veli’nin kavgası edebiyatımızın en büyük kavgasıdır, buna inanıyorum. Bu kavganın yurdumuzdaki bütün şiir köklerini büyük büyük ırgalayan bir işlevi oldu. Irmağın yatağını daha doğal bir vadiye indirdi. Şiire kasket giydirdi, sivilleştirdi onu. Bugünkü şiir verimleri onun da verimleridir biraz.
okumak için tıklayınızSevgili çocuklar, Bu kitapta okuyacağınız şiirleri gerçi sizler için tercüme ettim. Ama hiç bir zaman onları çocukça bulmadım. Zaten sizi de küçük görmüyorum. Güzel şeyleri siz de büyükler kadar anlar, büyükler kadar seversiniz. Elbette, yaşınız ilerledikçe, bilginiz de artacaktır. Ama bu, bilginiz artıncaya kadar kötü şeyler, basit şeyler okuyacaksınız demek değildir. Bilginizin anlayışınızın artması, zevkinizin
okumak için tıklayınızEdip Cansever’in askere gitmesinde 1947’de tanıştığı Salah Birsel etkili olur. 1949 yılında Birsel askere gitmelerini önerir ve denizci olabileceklerini düşünür ama kendi deniz sınıfına, Cansever kara sınıfına ayrılır. Bu sırada Cansever evlidir ve kızı Nuran henüz bir yaşındadır. Ankara’ya yedek subay okuluna gitmeden önce kıta eğitimi vardır.
okumak için tıklayınızNâzım Hikmet’in yolu 1955 yılında Budapeşte’ye düşer…Bunu fırsat bilen kent radyosu Türkçe Yayınlar Servisi’nin edebiyat programına konuk eder şairi. Söyleşinin başında “sık sık” okuduğu kitaplardan söz açan Nâzım Hikmet’e spiker şu soruyu yöneltir: “Acaba bu sık seyahatleriniz esnasında yanınızda bu kitaplardan bulundurabiliyor musunuz? Bize bu kitaplardan bahsetseniz çok iyi olur.” Yolculuk için hazırlanan bir bavulda
okumak için tıklayınızİstanbul Türküsü İstanbul’da Boğaziçi’nde Bir fakir Orhan Veli’yim, Veli’nin oğluyum, Târifsiz kederler içinde. Urumelihisarı’na oturmuşum; Oturmuş da bir türkü tutturmuşum; İstanbul’un mermer taşları;
okumak için tıklayınızİstanbul, 16 Ocak 194 Nahit, Mektubunu aldıktan sonra da rahat edemedim. Hala beni anlamak istemiyorsun. Oysa ki senden üzüntülerimi yatıştıracak, beni teselli edecek bir mektup bekliyordum. Günün birinde, ne kadar haksız olduğunu herhalde anlayacaksın. Bu kadar bedbin bir ifade ile başlamama sebep belki de canımın eskisinden daha çok sıkıldığı bir günde senden öyle bir mektup
okumak için tıklayınızORHAN VELİ KANIK ( Ahmet Orhan KANIK ) 13.04.1914 İstanbul doğumlu.Baba Adı; Mehmet Veli Ana Adı; Fatma Nigar ,babası Ankara Cumhurbaşkanlığı Armoni Orkestrasında 25 yıl çalıştı. İlk Öğretimine İstanbul Beşiktaş Akaretlerdeki İlk Okulun Ana sınıfında başladı.Bir yıl sonra Galatasaray Lisesine yatılı girdi.Dört yıl bu okulda okudu.1925 yılında ayrıldı. 1926 yılında Beşinci sınıfı Ankara Gazi lisesinin İlk
okumak için tıklayınızİstanbul muhakkak ki güzel şehir. Ama benim için güzel şehir, çirkin şehir diye bir şey yok. Sadece senin bulunduğun şehir, senin bulunmadığın şehir diye bir şey var. Nitekim şu son mektubunda benim Ankara’ya gelmemden bahsederken elbette bir gün geleceksin demişsin. Ankara’ya hususi hiçbir muhabbet duymadığım halde bu sözünü okuyunca bilsen nasıl oldum. Seni görmek için
okumak için tıklayınız“Kuyruklu Şiir” ile “Cevap” iki kedinin konuşmasını anlatır. Kedilerden biri ciğercinin kedisidir, öbürü ise sokak kedisi. Biri varlıklı sınıfı öbürü yoksul sınıfı temsil eder. Aralarındaki konuşma bu sınıfların birbiriyle ilişkilerini ortaya çıkarır. Birinci şiir (“Kuyruklu Şiir”) yoksul sınıfın durumunu belirtir:
okumak için tıklayınızEdebiyatımızda insanın kendi yol öyküsünü, bireyin içsel macerasını anlatabilme yeteneğinin I. Yeni olarak adlandırdığımız Garipçiler ve Orhan Veli şiiriyle başladığını söylemek çok da abartılı bir tespit sayılamaz. Orhan Veli’nin “Küçük İnsan”ı anlama ve yorumlama, o küçük insanı aslında kendinde var olan bir sıradan, olağan süre gidiş olarak görme macerasında kattettiği şiirsel evrim bu açıdan edebiyat
okumak için tıklayınız