Kategori: Romanlar

Ekmek ve Şarap – Ignazio Silone

Ignazio Silone “Ekmek ve Şarap” adlı kitabında, köy yaşamını ve ?köylü kafası?nı didik didik ederek okuyucuya sunar. Üstelik anlatılan köylüler Güney İtalyalı ve dönem de Mussolini faşizminin görkemli yılları olunca konu daha baştan ilginçleşir: Faşizmin yumruğu altındaki bir ülkede doğal afetleri Tanrı’nın öfkesiyle açıklayan köylülerin içinde isyan filizi yeşertmeye çalışan bir devrimci! Pietro Spina romanın,

okumak için tıklayınız

İnsanın Taşrası – Elias Canetti

Elias Canetti’nin, İnsanın Taşrası ve Saatin Gizli Yüreği adlı yapıtı 1942-1972 yılları arasında yazdığı notlarından oluşmaktadır. Bu notlar dünyada var olan her şeye dairdir. 2 cilt olarak yayımlanan yapıttta Elias Canetti, notlar için şöyle diyor: “Notlar, insanın içinden geldiği gibi kaleme alınan, birbirleriyle çelişen yazılardır. Kimi zaman dayanılmaz bir gerilimden, ama çoğu kez de aşırı bir hafife

okumak için tıklayınız

Madame Bovary – Gustave Flaubert

Gustave Flaubert’in Madam Bovary romanı ilk kez 1857 yılında basılmıştır. Yapıt döneminde büyük yankılar uyandırmış, ancak Flaubert o dönemde bile oldukça şaşırtıcı görünen bir gerekçeyle, ahlak ve dine aykırılık nedeniyle yargıç önüne çıkartılıp yargılandı, en sert biçimde cezalandırılması istendi. Bu gülünç dava yüzünden adı bugünlere kadar gelen savcı Pinard, bu kitabın gerçek amacının, evlilikte eş

okumak için tıklayınız

Fareler ve İnsanlar – John Steinbeck

Fareler Ve İnsanlar, hiç kuşku yok ki, dünya edebiyatının en tanınmış başyapıtlarından biridir. Küçük insanın serüveni hiçbir kitapta böylesine acımasız, ama aynı zamanda böylesine sevecen bir yaklaşımla dile getirilmemiştir. Okuyanı bazen acı acı güldüren, bazen düşündüren, ta derinden öfkelendiren trajikomik bir öykü 1937’de yayınlanan “Fareler ve İnsanlar”, yaşamı kuşatan ümitsizliğe, çaresizliğe ve yalnızlığa işaret ederken,

okumak için tıklayınız

Köpek Suratlı Maymun – Yaroslav Haşek

Kafka’nın çağdaşı, Çek edebiyatının mizahi yüzü, üretken kalemi Yaroslav Haşek’ten öyküler Ülkü Tamer’in enfes çevirisiyle Merkez Kitaplar’dan çıkan “Köpek Suratlı Maymun’daki öyküler, sanırım, 1909-1910 yıllarında yazdığı ve sonradan Şvayk’ı resimleyecek olan Yozef Lada’nın yönettiği Karikaturi dergisinde yayımlanan öykülerden. Haşek’in, tüm yazdıklarında olduğu gibi bu kısa öykülerinde de şaşırtıcı bir doğallık, akıcılık, rahatlık var. Bu doğallıkla

okumak için tıklayınız

Köylüler – Honore de Balzac

“Köylüler”, Bilimsel Sosyalizmin kurucularından Karl Marx’ın en beğendiği ve birden fazla okuduğu romandır. “Çağ, Büyük Fransız Devrimi’nin galibi burjuvazinin palazlanma çağıdır. Bu romanda 1793’te halkı kendi çıkarı doğrultusunda kullanan burjuvazinin, feodal artıkları tasfiye etmek ve tam egemenlik kurmak için çevirdiği dolaplar anlatılır. Ve topraksız köylünün toprak sahibi olma, kır proletaryasının burjuvalaşma tutkusu anlatılır. Balzac, burjuvazi

okumak için tıklayınız

Birgün Bile Yaşamak – Orhan İyiler

“Torunlarımız kapitalist çağın kalıntılarıyla belgelerini büyük bir merakla izleyecekler; Nasıl olur da özel kişilerin ellerinde bulunabilir yiyecek-içecek maddelerinin alım satımı; fabrikalar ve işletmeler nasıl olur da özel kişilerin ellerinde bulunabilir… Bir insan başka bir insanı nasıl sömürebilir; Çalışmadan nasıl sırtüstü yaşayabiliyordu birtakım insanlar? İşte tüm bunları kafalarında canlandırmakta zorluk çekecek torunlarımız. Bugüne değin çocuklarımızın göreceği

okumak için tıklayınız

Ses Sese Karşı – Aldous Huxley

Aldous Huxley’in 1928 yılında yayımladığı ‘Ses Sese Karşı’ (Point Counter Point)  ilk “fikir romanı” sayılır. Aldous Huxley, dünya edebiyatında “düşünce edebiyatı” denen türün başlatıcılarındandır. Huxley, koyunların tiroid guddelerinden Kızılderililerin totemlerine, fosforun yeryüzünden eksilmesinden Mozart müziğinin en ince ayrıntılarına kadar birçok konuda bilgi sahibi bir yazardır. Böyle bir yazarın romanlarında, düşüncenin, romanın öteki öğelerinden daha ağır

okumak için tıklayınız

İtiraflarım – Lev Nikolayeviç Tolstoy

Lev Nikolayeviç Tolstoy, ‘Savaş ve Barış’ ile ‘Anna Karanina’yı, yazdıktan sonra 1880 yılında yeniden, bu sefer eskilerden daha şiddetli, bir moral çöküntüsüne uğradı ve bunu, “İtiraflarım” (1882) adlı eserinde şöyle anlattı: “Çevremizdeki yaşamla ilişkimi tamamen kestim.” Geniş halk yığınlarının, özelikle Rus köylüsünün yoksul, perişan durumu onu çok üzüyordu. Toprağı işlemeye başladı, malını mülkünü köylülere dağıttı,

okumak için tıklayınız

Gecenin Kapıları – Ozan Özgür

Yıl 1978, Bahçelievler, Ankara. Bir yanda reis Abdullah, Ercüment, Mahmut, Kürşat, Haluk, Bünyamin, Ünal, İbrahim, Duran, Ömer ve diğerleri… Bir yanda Türkiye İşçi Partisi üyesi yedi genç. Bu roman sizi yakın geçmişin unutulmaya yüz tutmuş patikaları arasında uzun bir yolculuğa çıkaracak. Yıllarca hüküm süren ve hâlâ varlığını hissettiren karanlığın kaynağına, Gecenin Kapıları’na götürecek. Hazır olun

okumak için tıklayınız

35 Mayıs – Erich Kastner

35 Mayıs’ta her şey mümkün! Konrad için amcası ile geçirdiği perşembe günleri çok eğlenceliydi. Aritmetiği iyi olduğu için kompozisyon yazmak zorunda kaldığı bu perşembeyse canı biraz sıkkındı. Yolda karşılaştıkları ve onlardan bir parça şeker isteyen bir sirk atı günün sürprizi olabilir mi dersiniz? (Tanıtım Bülteninden)

okumak için tıklayınız

Cenaze Merasimi – Jean Genet ‘Bir halkın utandığı suçlar onun gerçek tarihini oluşturur. Aynı şey insan için de geçerlidir’

“Asil davranmak için bir insan uzun süre düş görmelidir ve düşler gecenin koynunda beslenir” diyen Jean Genet, bu romanında evrensel bir insanlık hali olarak savaşa ve işgal dönemi Paris’indeki insan ilişkilerine odaklanıyor. İnsanlar tıpkı aşkta olduğu gibi savaşta da politikanın, idealizmin ve etiğin sınırları aşar; yani aşkta ve savaşta her şey mubahtır. İşte Cenaze Merasimi

okumak için tıklayınız

Tebaa – Heinrich Mann

Heinrich Mann’ın, otoriter kişiliğin oluşumunu canlı bir biçimde betimleyen ve başyapıtı olarak taçlandırılan romanı Tebaa, Alman toplumunun alelade bir karakteri olan Diederich Hessling’in hayat hikâyesi üzerinden 19. yüzyıl şafağındaki Kayzer Almanyası’nın toplumsal ilişkilerini gözler önüne seriyor. İtaatkâr, korkak, medeni cesaret yoksunu, konformist bir iktidar destekçisi olan Hessling, romanda, bir yandan başkalarına acımasızca şiddet uygulamaktan başka

okumak için tıklayınız

Derviş ve Ölüm – Meşa (Mehmet) Selimoviç “Hokka ile kalemi ve yazmakta olan şeyleri tanıklığa çağırıyorum.”

Boşnak yazar Meşa (Mehmet) Selimoviç’in otuz dile çevrilmiş, Yugoslavya’da edebiyat dersleri programında yer alan, 1967’de yayımlanan Derviş ve Ölüm adlı romanı, mutlak dinî doğrular üzerine kurulu dünyasında yaşayan Ahmed Nureddin’in, erkek kardeşinin suçsuz yere tutuklanıp idam edilmesinden sonra düştüğü derin karmaşayı resmederken insanın ruh dünyasındaki çelişkileri, gelgitleri incelikle işler.

okumak için tıklayınız

Tatar Çölü – Dino Buzzati

Tatar Çölü, 2. Dünya Savaşı sonrasında parlayan modern İtalyan edebiyatının ilk ve en usta ürünlerinden biri, çağdaş dünya edebiyatında da önemli yer edinmiş bir eser. Genç ve hevesli bir teğmenin, ilk görev yerini çevreleyen uçsuz bucaksız çölle ?savaşı?. Çöl, hem teğmenin muhtaç olduğu düşmanı ondan esirger hem bizzat ?düşman?ın yerini tutar, hem de gizemli, tarifsiz

okumak için tıklayınız

Öteki – Fyodor Mihailoviç Dostoyevski

İnsancıklar yayımlandığında, dönemin büyük edebiyat eleştirmeni Belinski, Dostoyevski?yi şöyle övmüştü: ?Yeni bir yazarın, yeni bir yeteneğin kalemi bu; onu tanımıyorum, ama bu roman Rusya?da hayatın sırlarını öyle kahramanlarla veriyor ki bize, bundan önce hiçbir yazar bu kadarını düşlerinde bile göremezdi.? Ama bu övgülerin sarhoşluğuyla hemen ikinci romanını, Öteki?yi yazıp yayımlayan genç yazarı, bu sefer sert

okumak için tıklayınız

Mutlu Ölüm – Albert Camus

Mutlu Ölüm, yazar Albert Camus?nün 1930?ların sonunda tasarlayıp oluşturduğu, ancak hayattayken yayımlatmadığı bir roman. Bir başka romanı, Yabancı üzerindeki çalışmasının, Mutlu Ölüm?ü ertelettiği söylenegelmiştir. Mutlu Ölüm, yazarın Belcourt?ta çocukluğunun geçtiği yoksul mahallenin, deniz taşımacılığı şirketindeki memurluğunun, 1936 yazında Orta Avrupa?ya yaptığı yolculukların, sanatoryumda kaldığı günlerin, Fichu?nun evinde ya da 1936 Kasım?ında yerleştiği Cezayir?deki anılarından yararlanıyor.

okumak için tıklayınız

Muzaffer Oruçoğlu’ndan “Dersim” – Süleyman Deveci

Yaşayan usta romancılarımızdan, aynı zamanda radikal sol gelenekten gelen çok yönlü sanat ve kültür adamı Oruçoğlu’nun “Dersim” isimli romanı türdeşlerinden büyük farklılıklar taşıyor. Acı ve acındırma edebiyatına dahil olmaması ilk sevinilecek yanı. Bu edebiyatın acıları ele almaması anlamına gelmez, tersine sanatın birebir verilen gerçeklikle pek o kadar bir bağı olmamasıyla, daha çok yedirilmesiyle ilgili. Romanın

okumak için tıklayınız

Doğu, Batı (*) ? Nejdet Evren

Gün-güneşin- doğuşu ve batışını ve buna göre yönlerin bir kısmını açıklayan, kavramlaştıran ?Doğu, Batı? (*) neye ve kime göre doğu ve neye ve kime göre batıyı ifade etmektedir? Oryantalist Avrupa merkezli aydınlanma dönemi ile başlayıp günümüze kadar paradigması ile taşınan öğreti Avrupa?yı batı, Ortasında-Asyayı doğu olarak tanımlamıştır. Batının uygarlaşmasına koşut ve ona göre doğunun geri

okumak için tıklayınız

Yedi Asılmışların Hikayesi – Leonid Nikolayevich Andreyev

Rusya’da 1905’de patlak veren ve ancak 1907’de bastırılabilen ilk devrimden sonra, o karanlık, karışık yıllarda (1907-1917) idamlar, intiharlar salgın şeklini almıştı. Rusya’nın dört bir yanında darağaçları kuruldu. Cellatlar gece gündüz, durmadan çalışıyor, cellat yetişmiyordu. O mahut Schlüsselburg kalesi ve çoğunluğu kale şeklinde olan diğer hapishaneler, mahpuslarla dolup dolup taşıyordu. Çar mahkemeleri ara vermeden çalışıyordu. Ve

okumak için tıklayınız