Kategori: Yusuf Atılgan

Tutku – YUSUF ATILGAN

Sağ ayağım izmaritin yanına gelince durdum. Yanıma yöreme baktım. Halkçıların kahvesi önünde Sabri Kâhya ile Yakacı oturmuş konuşuyorlar. Gözleri pek farketmez. Mayıs sıcağı. Köyde sanki kimseler kalmamış. Millet pamuk çapasında. En tuhafı çocukların olmayışı. Ne çok çocuk vardır bu köyde! Ardıma düşerler, ‘Karabiberim’ havasına uydurup hep bir ağızdan ‘Osman aşçı, pis karabaşçı’ diye tuttururlar. Söverim.

okumak için tıklayınız

Saatların Tıkırtısı – Yusuf Atılgan

Tabelâcı dükkânının önünde yaş yaş, kurusunlar diye duvara dayanmış iki levha vardı. Baktım birinde “Saatçı A. Yayladan” yazılı. İçimi bir hüzün bürüdü. Karşıda saatçınındı bu levha, sormuş öğrenmiş gibi biliyordum bunu. Küçücük dükkânın önünden her geçişimde hep aynı hüzün kaplardı içimi. Bütün gün orada oturan benmişim gibi. Yolun çarşılığından kurtulup evlerinin başladığı ucundaydı dükkân. Daracıktı.

okumak için tıklayınız

Özgün Bir Türk Yazarı Yusuf Atılgan – Ahmet Ümit

Sanatta önemli olan farklı bir bakış açısı yakalayabilmek, farklı bir biçim kurabilmek, denenmemiş olanı denemek, yaratılmamış olanı yaratmaktır. O ünlü deyişi herkes anımsar: “Güneşin altında yaşanan her konu, her olay yazılmıştır.” Aşk, cinsel isteğin önüne ilk engeller konulduğu günden beri işlenegelmektedir. Kahramanlık, insanoğlu korkusunun farkına vardığı andan beri sanatın konusu olmuştur. Açlık, yoksulluk, mağaradaki atalarımızın

okumak için tıklayınız

Yusuf Atılgan’ın oğlu Mehmet Atılgan, babasının neler izlediğini ve neler okuduğunu anlatıyor

Seçil İpek: Neler izler neler okurdu o dönem, özellikle aklınızda kalan bir şeyler var mı? Mehmet Atılgan: Sinemaya çok düşkün olduğu birçok yerde yazılmıştır zaten. O zamanlar adı Sinema Günleri olan İstanbul Film Festivali’ni her yıl takip ederdi. 60’lar- 70’ler ABD otör yönetmenlerini çok severdi özellikle. Sam Peckinpah, Alan Pakula, Stanley Kubrick, Coppola çok sevdiği

okumak için tıklayınız

Yusuf Atılgan’ın oğlu Mehmet Atılgan, babasının cezaevi sürecinin sonrasını anlatıyor

Cezaevi sürecine gelirsek o zaman, 1944 yılında 10 aylık bir mahkûmiyeti söz konusu. Bu, hayatındaki dönüm noktalarından biri diyebiliriz. 10 aylık cezaevi süreci, öğretmenlik hakkının elinden alınması ve köye dönüşü… Sonrası için hep, “solcularla olan bağını kesmişti” diye yazılıp çizildi örneğin. O günlerin etkileri nasıldı üzerinde? O dönemini pek bilmesem de Vedat Türkali’yle çok yakın

okumak için tıklayınız

Yusuf Atılgan’ın oğlu Mehmet Atılgan’ın babasını bir okur olarak değerlendirmesi

Bir okur olarak, yazar Yusuf Atılgan’la tanışma deneyiminiz nasıldı? Ben Aylak Adam’ı 15 yaşında okudum. Lise birin yazıydı. Her yazar çocuğunda böyle bir şey var mıdır bilmiyorum, çok da gencim sonuçta ve kitabı okumaya başlarken, “ne yani babam yazdı diye sevmek zorunda mıyım” hissim vardı. Sonra çok beğendim Aylak Adam’ı. “Vay be babam iyi yazarmış

okumak için tıklayınız

Yusuf Atılgan: Korkuluksuz bir köprüde yürür gibi.

“Tutamak sorunu dedim. Dünyada hepimiz sallantılı, korkuluksuz bir köprüde yürür gibiyiz. Tutunacak bir şey olmadı mı insan yuvarlanır. Tramvaydaki tutamaklar gibi. Uzanır tutunurlar. Kimi zenginliğine tutunur; kimi müdürlüğüne; kimi işine, sanatına. Çocuklarına tutunanlar vardır. Herkes kendi tutamağının en iyi, en yüksek olduğuna inanır. Gülünçlüğünü fark etmez. Kağızman köylerinden birinde bir çift öküzüne tutunan bir adam

okumak için tıklayınız

Yusuf Atılgan’ın oğlu Mehmet Atılgan babasını nasıl hatırlıyor?

Babanızı kaybettiğinizde henüz 10 yaşındaydınız. Sizde kalan anısı nasıl Yusuf Atılgan’ın? Nasıl hatırlıyorsunuz babanızı? Sonuçta çocuktum elbette. Herhangi bir eserini de okumuş değildim o zaman. Gerçi “Ekmek Elden Süt Memeden”i okumuştum ama o kadar. Gündelik hayatında nasıl biriydi diye sorarsanız, bana karşı çok sevgi dolu, şefkatli, ilgili bir babaydı. Annem kadar, hatta dönem dönem annemden

okumak için tıklayınız

Yusuf Atılgan’ın Oğuz Atay ile ilgili pişmanlığı

Toplamda 10-15 cümlelik bir pasajdan yaklaşık 700 sayfalık bir kitap çıkaran Oğuz Atay, bitirilememesiyle ünlü olan Tutunamayanlar’ı Yusuf Atılgan’a göndermiş ancak Yusuf Atılgan hiç ilgilenmemiş; yakın çevresine de üzüntülerini bildirmiş. Oğuz Atay’ın vefatının ardından bunu duyan Yusuf Atılgan ardından şunları söylemiş: “Tutunamayanlar’ı çok beğenmiştim ama böyle bir kitabı yazan birinin benim yorumuma ihtiyacı olmadığını düşünmüştüm.

okumak için tıklayınız

Yusuf Atılgan’ın Futbola İlgisi – Oğlu Mehmet Atılgan anlatıyor

Seçil İpek: Futbola olan ilgisinden bahseder misiniz biraz? Mehmet Atılgan: 1939 yılında 18 yaşındayken üniversite eğitimi için Manisa’dan İstanbul’a geliyor. Beyazıt’ta bulunan İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türkoloji bölümü binası 1942 yılında yanınca, eğitime geçici olarak Beşiktaş’ta Resim ve Heykel Müzesi’nin de bulunduğu Dolmabahçe Sarayı’nın Veliaht Dairesi’nde devam eder. Atılgan ve aralarında Vedat Türkali’nin de bulunduğu

okumak için tıklayınız

Evdeki – Yusuf Atılgan

EVDEKİ Bugün karşı arsaya yığılı kalasları kaldırdılar. Kocaman kamyonlar onca kalası iki saat içinde aldı gitti. Hiç ayrılmadım pencereden. Annem bir iki kere “ne oturuyorsun, ortalık süpürülecek” dedi: aldırmadım. On yıl önceki arabayı düşündüm durdum. Okul dönüşü bu pencereden top oynayan çocuklara bakardım. “Kız, koca mı arıyorsun arada?” derdi annem, utanırdım. On yıl önce annemi

okumak için tıklayınız

Aylak Adam – Yusuf Atılgan “sıradan insanlardan biri olmayı reddeden bir genç aydının yalnızlığı”

Aylak Adam romanı Yusuf Atılgan’ın 1959 yılında yayımladığı ilk romanıdır. Çiftçilik yaparak yaşayan Atılgan, romanını “Cumhuriyet” gazetesinin düzenlediği Yunus Nadi Roman Armağanı ödüllerinin son başvuru gününün son saatinde yetiştirir ve ikincilik ödülünü kazanır. Buradan kazandığı iki bin lira ödülle, köyde yıkılan duvarını yaptırır Atılgan. Cumhuriyet gazetesi birinci ve üçüncü olan romanları tefrika ettiği halde, Aylak

okumak için tıklayınız

Fethi Naci: Aylak Adam’ın kişiliğinde, henüz yolunu bulamamış aydın gençliğin tipik bir örneğini buluyoruz

“Romancılarımızın çoğunun dilleri temiz, ama üslupları yok, dili kendilerine özgü kullanışları, yoğruşları yok. Atılgan’da bu var. Ortalama bir aydın dilini sürdürmekle yetinmiyor, kendi üslubunu bulmuş. (…) Romanda ayrıntıları, çağrışımları, bir anlık saptamaları çok iyi kullanmış Atılgan. (…) Aylak Adam’ın kişiliğinde, Sadık’ın deyimiyle, ‘bütün değerlerini yitirmiş, dayanarak bir şey’ (sf. 124) arayan, henüz yolunu bulamamış aydın

okumak için tıklayınız

Can Yücel: Aylak Adam, toplumsal yönünden alırsak bir yere bağlanması çok güç

“Romanın bütünlüğü ancak, motif tekrarlarıyla, sembol tekrarlarıyla bu refulman açısından bakıldı mı görülebiliyor. Toplumsal yönünden alırsak bir yere bağlanması çok güç. Toplumsallığın başlangıcını kadın erkek ilintilerinden başlar kabul etsek bile, yine roman havada kalıyor. Çünkü o ilintinin toplumsal plana çıkması için gereken cinsel ve ruhi yetkinlikten yoksun bir insanla karşı karşıyayız. Oysa, kadın erkek ilintilerini

okumak için tıklayınız

Canistan – Yusuf Atılgan

“Benim yazarlığımdan daha önemlisi günlük yaşamımdır” diyen ve “çok az” yapıt verdiği kabul edilen Yusuf Atılgan, uzun zamandır yayımlanması beklenen son romanı Canistan ile yazarlık serüvenini tamamlıyor. Yusuf Atılgan, önce “İşkence” adını koyduğu ve “Duruşma”, “Yargıç”, “Tanık”, “Sanık” bölümlerinden oluşmasını tasarladığı bu romanının “Sanık” bölümünü yazamadan aramızdan ayrılmıştı. Ancak elinizdeki kitaba “yarım kalmış bir roman”

okumak için tıklayınız

Aylak Adam’ın nihilizme uzayan arayışı – Berivan Kaya

Kuşatılmış olmak, yalnızlık, her şeyden herkesten sıkıntı duymak, kalabalıklardan kaçmak, insanlardan kaçmak… Aylak Adam’ın başkişisi C, böyle biri. Sıkıntısının nedeni yabancılık. O, “farkında” ve yabancı biri. Toplumun tüm kalıplaşmış davranışlarına karşı yabancı, sıkıntılı, hatta tiksintili. Öyle ki sıkıntı kitabın başından sonuna C ile özdeşleşiyor. Kitabın ikinci cümlesi şöyle: ” …İçimdeki sıkıntı eridi. (Bu sıkıntı garsonun yüzündendi.

okumak için tıklayınız

Kentli Flâneur; Atılgan – Özgür Akbulut

Varlığı,düşsel algısı,herdaim yazı ve yalnızlığı imleyen,sinematografik yalınlığında gözleri içine akan,kişisel arayış sarmalındaki modern kaotik bireyi dıştalayan sendromu ile patolojik kavrayışın son hâli: Atılgan varoluş ile yalıtılmış olma durumu,taşra sıkıntısına içkin ve bir o kadar da ardıllarını içeren iki kavrayış,iki kozmik durum.Bu hal-i ahvâl bir bakıma kaçış,yaşamsal bir dayatma değil,kimi değer/siz ikilemlerden kaynaklı bilinçli bir tercih

okumak için tıklayınız

Gölgelerde gezinen bir yazarın ayak izleri

Sevgili Halil Kardeş (Köye Mektuplar) kitabında yer alan birçok ayrıntı, Türk edebiyatının pek bilinmeyeni Yusuf Atılgan hakkında ilginç bilgiler barındırıyor.” Kuşkusuz yazma eylemi; sıradan kelimelerin yan yana getirilerek, onların bambaşka an-lamlarla harmanlandığı bir anlatım sanatı olmanın yanında, belki de okurla yapılan bir hasbihâldir. Ama bunu yaparken ele alınan konunun, mekânların, o mekânlarda yaşanılanların ayrıntılı bir

okumak için tıklayınız