Kategori: Zahit Atam

Yılmaz Güney meselesine dair… – Zahit Atam

Öylesine tuhaf insanlar Yılmaz Güney hakkında konuşuyor ki bu kadar tuhaflık, abeslik olmaz. İnsanın aklı almıyor. Adam Yılmaz Güney anmasına geliyor ve başlıyor kendi dertlerini anlatmaya: Ey tuhaf mahlûkat oraya gelenler seni ve senin çıkarlarını dinlemeye gelmedi, Yılmaz Güney’in sanatı ve mücadelesine dair diyeceğin bir şey varsa, onu anlat, yoksa da sus. Tam anlamıyla mükemmel

okumak için tıklayınız

Resmi tarihin paradoksu! – Zahit Atam

Türkiye’de sistemin asalakları sistemi yönetmeye devam ettiği sürece sistem açık verecektir. Sistemin gözdeleri, eğer sistemin asalakları ise bu sistem sistemi ayakta tutan insanlara eziyet etmeye mahkûm olur. Ömrüm boyunca nice asalağın zıplayarak hoplayarak ve hatta açık iftira ederek sistemin merkezine doğru yürüdüklerini gördüm. Bu konuda en açık durum şu şekilde özetlenebilir: Türkiye’deki sistem son derece

okumak için tıklayınız

Sinema yazarı ne iş yapar? Zahit Atam

1980’li yılları hatırlıyorum: o yıllarda Avrupa’dan gelen filmlere özel bir düşkünlüğümüz vardı, bunlara sanat filmleri diyorduk. Genelde sinema salonlarına çok az geliyorlardı. Boşluğu ise videokasetlerde bulmuştuk. Sinema tarihine bir yolculuk gibiydi. Esasında dünya sinema tarihinde gezinmek gibi yorumlanabilecek bu ‘keşfetme merakı’ Türkiye’de sinema yazınına çok az katkıda bulundu. Sinema yazarlığı Türkiye’de her zaman çok az

okumak için tıklayınız

Marx ve Freud: 1- Ruhsallık ve sosyalizm – Zahit Atam

Artık 2018’e geldik. Kısaca bizim sakallının 200. Doğum yıldönümü. Malumunuz 1818 yılında doğmuştu. Ondan 101 yıl sonra da öteki sakallı Amerika’da Psikanaliz üzerine seminer vermiş, seminerleri büyük başarı olarak yorumlanmış, kendini Psikanalizin dünya çapında kurucusu olmaya, yeni bir bilim olduğunu kabul ettirmeye ve pozitivizmin ruhsallık alanındaki öncüsü olmaya soyunmuştu. Kısaca 2018 yılının bundan sonraki bölümünü

okumak için tıklayınız

Yeryüzü dinlerinden biri: Rassismus – Zahit Atam

Yıllar önce Masumiyet filmiyle Zeki Demirkubuz Fransa’da Chabrol’ün elinden en iyi film ödülü almıştı. Ardından Camus’den bir uyarlama yapma fikrine kapıldı. Fransa’ya başvurdular, onlar yapımcı olmayı kabul ettiler. İlk başta pek heyecanlı geldi proje, sonra Fransızlar projeyi değiştirdiler: Camus’nün Yabancı romanını uyarlamasını istediler. Tabi bir de özel ve özgün şartları vardı… Yabancı romanı Cezayir’de geçer.

okumak için tıklayınız

Yılmaz Güney’in 34. ölüm yıldönümü üzerine… – Zahit Atam

Artık uzun yıllar geçti, ölüm kapıyı çaldığında Yılmaz Güney’in zihnini en çok yoran bitmeyen kafasındaki projelerdi. Ölümü kabullenemediği ve kavgasının neferi olmak için ruhunda çırpındığı nettir. Aynı zamanda Yılmaz Güney’in kafasında giderek yurtdışında gördükleri acıya dönüşmekteydi. Yurtdışında mücadele etmek için ne kadar hırslı olduğu bilinir, ama aynı yurtdışındaki solcuların ideolojik birikimsizliklerinin ve yaptıkları pratik hataların

okumak için tıklayınız

Yedinci Mühür Yön: Ingmar Bergman – Zahit Atam

Üniversiteye başladığım yıllarda kitaplardan öğrendiğim, çok merak ettiğim, hakkında gereğinden fazla bilip bilmeden konuşulan bir filmdi Yedinci Mühür. Bu tip filmlerin meraklısı bizde genelde “kolejlilerdi” üst başlığı altında toplanabilir. Ama daha ilginç şeyler var: Mesela bu “kolejlilerin” bu filmleri nasıl seyrettikleri gibi: çünkü Kolejlilerimiz aslında bu filmleri bir “film” gibi seyretmiyorlardı. Onlar bu tip filmleri

okumak için tıklayınız

Hayatın Anlamı… üzerine-1 – Zahit Atam

Tolstoy’un garip bir iman hikâyesi var, şaşırtıcı ve elbette üzerinde düşündürücü. Onun hikâyesini garip yapan, ellisinden sonra amansız ve ne yazık ki kimilerine göre anlamsız bir sorunun peşine düşmesi… Önce niye anlamsız görüyor bazıları, onu açıklayayım. Elbette daha önce amansız da olan soruyu söylemek gerekir, basit bir soru aslında: Hayatın anlamı nedir? Okuyucuya baştan hatırlatmak

okumak için tıklayınız

Hayatın anlamı üzerine – 2 – Zahit Atam

Hayata bir anlam aramaya ilişkin daha önceki yazımızda Batılı düşünürlerden örnekler verdik. Şimdi ise daha Doğuya, Rusya’ya ve Tolstoy’a gideceğiz, elbette daha sonra Batıya dönmek üzere. Tolstoy’un itiraflarını nedense solcularımız pek sevmez. Oysaki solcuların kendilerine örnek aldığı Bolşevikler için durum farklıydı. Bolşeviklerin dava önderi ve davalarının mimarı Tolstoy idi. Bundan eminiz, çünkü bizzat Lenin söyler

okumak için tıklayınız

Fotoğraflarıyla tarihi zapt etti – Zahit Atam

“Sanat olmasına gerek yoktur fotoğrafın. Fotoğraf tarih olayıdır. Tarihi zapt ediyorsun. Bir makine ile tarihi durduruyorsun.” Ara Güler 1928 doğumlu, demek ki insanlığın krizinin ortasında doğmuş. Fotoğraf ile ilgilenmesi “zaman” ile değil, “tarih ve hikâye” ile ilgilenmesiyle başlıyor. Yukarıdaki satırları okuyanların fark etmesi gereken çok kritik bir ayrım var: Niçin Ara Güler, Tarkovski gibi “zamanı

okumak için tıklayınız

Hayatın Anlamı üzerine…3 – Zahit Atam

Geçmişime dönüp baktığımda, 6-7 yaşlarındayken Türkiye’de Kıbrıs Savaşı nedeniyle İstanbul’da karartma uygulanırken, ben düzenli bir mesai ile bir proleter olmuştum. Bildiğiniz elektrik motorlu makinede el emeğiyle bobinin birlikte hareket ettiği işte düzenli çalışıyordum. Tam o 1974’ün temmuz ayında bizim evde mum ışığı altında Çetin Altan’ın o insanı rahatsız eden sesiyle evimizde 45’lik plaktan Nâzım Hikmet’in

okumak için tıklayınız

Yılmaz Güney’e ve unutulan sınıfına dair – Zahit Atam

Psikanalize göre filmler yönetmenlerin bilinçdışını sergiler. Doğru ama büyük oranda eksik! Toplumbilimi bilmeyen ve toplumsal genel eğilimleri her zaman geç anlayan biri olarak Freud, sanat eserlerinin aslında toplumsal kolektif bilinçaltını ve bilinçdışını sergilediğini fark etmiyor. Mesela bir örnek: 1914’te Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasından çok önce Bolşevikler ve önderleri Lenin, dünyanın savaşa gittiğini formüle ettiği gibi,

okumak için tıklayınız

Hayatın anlamı üzerine…:4 – Zahit Atam

Hayatın içinde mükemmel olmaya çalışmak, güçlü kudretli bilgili olarak başkalarına üstün olmak ve diğerlerini yetersizlikleri nedeniyle hor görmek: işte zavallı tutumun özeti. İnsanların arasında Kardeşlik Yasası’nın kırılması, egemenlik ve buyurma isteği bir zehirdir, o zehirden tadanlar ve bu zehre bağımlı olanlar ruhsal yoksulluklarının da temelini atarlar. Bu ilişkiyi ve bu hedefin açmazını bizzat hayatıyla ve

okumak için tıklayınız