Tarihsel Zorunluluğun Gölgesinde Kaybolan Özne: Hegel’in “Aklın Kurnazlığı”na Yönelik Eleştiri

1. Giriş: Teleolojik İyimserliğin Bedeli Hegelci tarih felsefesi, tarihi “özgürlük bilincindeki ilerleme” olarak tanımlar ve “Aklın Kurnazlığı”nı bu sürecin motoru olarak görür. Bu teoriye göre, tikel (birey) tümel (Geist/Ruh) uğruna harcanabilir bir araçtır. Ancak bu “panlojist” (her şeyin mantıksal olduğu) yaklaşım, tarihteki kötülük, acı ve yıkımı, “daha yüksek bir iyinin” zorunlu basamakları olarak meşrulaştırma tehlikesi

okumak için tıklayınız

Hegel’in “Aklın Kurnazlığı” (List der Vernunft) Kavramı

1. Giriş: Tarihin Rasyonel Zemini ve Teleoloji Hegel’in tarih felsefesi, tarihin rastlantısal olayların kaotik bir yığını olmadığı, aksine rasyonel bir plana ve nihai bir amaca (telos) sahip olduğu varsayımına dayanır. Hegel’e göre dünya tarihi, “Tinin (Geist) özgürlük bilincindeki ilerleyişidir” (Hegel, 1837). Ancak bu ilerleyiş, soyut bir mantıkla değil, insan eylemleri aracılığıyla gerçekleşir. Hegel burada temel

okumak için tıklayınız

Serpil Yılmaz Kimdir: Eğitim, Meslek, Mimarlık Hayatı?

Serpil Yılmaz, mimarlık eğitimi, mesleki üretimi ve siyasi çalışmaları boyunca şehir, çevre ve insan ilişkisini merkeze alan bir yaklaşım geliştirmiştir. Eğitim hayatında karşılaştığı yapısal engellerin, kamusal sorumluluk ve temsil bilincinin oluşumunda etkili olduğunu ifade eden Yılmaz, mimarlık ve siyaseti birbirini tamamlayan alanlar olarak ele almaktadır. Eğitim Süreci ve Mesleki Temeller 1976 yılında Almanya’nın Bielefeld kentinde doğan Serpil Yılmaz, Ardahan’ın Posof ilçesi

okumak için tıklayınız

Hermann Hesse’nin Siddhartha adlı romanının Nietzscheci Bir Okuması: Ahlâk, Birey ve Kendini Aşma

Hermann Hesse’nin Siddhartha (1922) adlı romanı, çoğunlukla Doğu mistisizmi ve Budist düşünce bağlamında okunmuştur. Ancak eser, bireyin hakikat arayışını kurumsal din, geleneksel ahlâk ve öğretisel bilgiye karşı konumlandırması bakımından Nietzscheci felsefeyle güçlü paralellikler taşır. 1. Öğreti Karşıtlığı ve Hakikatin Öğretilemezliği Nietzsche’nin düşüncesinde hakikat, sabit ve evrensel bir form değil; bireyin yaşam içinde yarattığı bir değerdir.

okumak için tıklayınız

İnegöl’de Yeni Yatırımlar İş Fırsatlarını Çoğaltıyor

Son dönemde İnegöl’deki iş ilanlarında gözle görülür bir hareketlilik yaşanıyor. İnegöl’de yeni yatırımların artması ve lojistik imkanların güçlenmesi ile birlikte iş arayan adaylar için yeni pozisyonlar ortaya çıkıyor. İnegöl iş ilanları birçok sektörde artış gösteriyor ve bu durum, hem ilçede yaşayan bireylerin hem de İnegöl’de çalışmak isteyen adayların dikkatini çekiyor. İş ilanlarındaki bu artış hem

okumak için tıklayınız

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Hayatı

23 Haziran 1901 yılında İstanbul’da doğan romancı ve şair yazarımız babasının işi gereği, ilkokuldan liseye kadar Anadolu’nun çeşitli şehirlerinde eğitimini sürdürdü. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ni 1923’de mezun olduktan sonra Erzurum, Konya ve Ankara’da edebiyat öğretmenliği yaptı. İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’nde dersler veren Tanpınar, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tanzimat Edebiyatı kürsüsünde profesörlüğe seçildi. 1942-1946 yılları arasında

okumak için tıklayınız

Hiper-Haz ve Toplumsal Felç: Neden Her Şeyi İzliyor Ama Hiçbir Şeyi Hissetmiyoruz?

Türkiye’deki güncel durumu analiz ederken aslında bir çeşit “hiper-cinsellik” (cinselliğin zirvesinde onu düşünme yaşama ve hayata bilinçdışı şekilde sokmaya yönelme hali) ve “toplumsal duyarsızlık” arasındaki paralellik, aslında Jodi Dean ve Žižek’in tartıştığı “iletişimsel kapitalizm” ve “dürtü” kavramlarıyla kusursuz bir şekilde açıklanabilir. Bugün Türkiye’de tuhaf bir yarılma yaşıyoruz: Bir yanda cinselliğin piksellere dökülmüş, pornografikleşmiş ve her

okumak için tıklayınız

Çoğunluk her zaman haklıdır mıdır?

Michela Murgia, Nasıl Faşist Olunur? adlı eserinde faşizmi yalnızca tarihsel bir rejim biçimi olarak değil, gündelik düşünme kalıplarında, dilde ve demokratik pratiklerin içindeki sapmalarda yeniden üretilen bir zihniyet olarak ele alır (Murgia, 2018). Kitap boyunca ironik bir “kılavuz” dili benimseyen yazar, faşist düşüncenin temel önermelerini ifşa eder. Bu önermelerden biri, çoğunluk iradesinin hakikat ve etik

okumak için tıklayınız

Çoğunluk İradesinin Mutlaklaştırılması ve Otoriterliğe Geçiş

Michela Murgia’nın Nasıl Faşist Olunur? Kitabı Üzerinden Bir Analiz Giriş Demokratik rejimlerin meşruiyeti sıklıkla “çoğunluk iradesi” kavramı üzerinden temellendirilir. Ancak Michela Murgia, Nasıl Faşist Olunur? adlı ironik fakat son derece ciddi metninde, çoğunluk ilkesinin sınırlandırılmadığı durumlarda demokrasinin kendi karşıtına dönüşebileceğini savunur. Murgia’ya göre faşizm, demokrasinin dışından gelen bir tehditten ziyade, çoğunluk iradesinin mutlaklaştırılmasıyla demokrasinin içinden

okumak için tıklayınız

The Absolutization of the Majority Will and the Transition to Authoritarianism

An Analysis of Michela Murgia’s Book, How to Become a Fascist?IntroductionThe legitimacy of democratic regimes is often grounded in the concept of “the will of the majority.” However, in her ironic yet highly serious text, How to Become a Fascist?, Michela Murgia argues that democracy can transform into its opposite when the principle of the

okumak için tıklayınız

Treni Durdurun: Otizm Aktivizminde “İlahi Şiddet” ve Büyük Öteki’nin Sonu

Mevcut aktivizm, sürekli bir yerlere dilekçe veren, birilerinden onay bekleyen bir “ilerleme treni” ise, bu yazı o treni durdurma çağrısıdır. Bugün engelli hakları savunuculuğu, rayları önceden döşenmiş bir trende ilerliyor: Daha fazla rapor, daha fazla komisyon, daha fazla “farkındalık” videosu… Žižek’in ve Dean’in perspektifinden bakarsak, asıl devrimci eylem bu treni daha hızlı sürmek değil, acil

okumak için tıklayınız

Görünürlük Tuzağı: Otizm Aktivizmi Bir “Demokratik Dürtü” mü, Yoksa Gerçek Bir Siyaset mi?

Jodi Dean, çağdaş siyaseti sarsıcı bir tespitle eleştirir: “Siyasetimiz, kendimizi görünür kılmak için yapılan sonsuz girişimlerden ibarettir.” Bu cümle, bugün Türkiye’de otizm ve engelli hakları adına yürüttüğümüz aktivizmin tam kalbine saplanan bir iğne gibidir. Peki, biz gerçekten haklarımızı mı talep ediyoruz, yoksa “hak talep ediyormuş gibi görünmenin” verdiği o melankolik zevkin içinde mi hapsolduk? 1.

okumak için tıklayınız

Siddhartha in the Light of Being and Time: Authentic Existence, Experience, and Silent Wisdom

Martin Heidegger’s Being and Time offers a radical critique of the subject-centered understanding of knowledge in modern philosophy, considering human existence (Dasein) not on the basis of “knowing,” but on the basis of being (Heidegger, 1927/2018). Hermann Hesse’s novel Siddhartha, on the other hand, focuses on the individual’s search for truth not in doctrines, but

okumak için tıklayınız

Metalaşma ve Nesneleştirme Düzeni ve Cinselliğin Normalliği

Cinselliği metalaşmadan arındırıp sevginin, dayanışmanın ve yaratıcı toplumsal eylemin bir parçası haline getirmek, hem klinik hem de politik bir kurtuluş çabasıdır. 1. Metalaşma ve Nesneleştirme Düzenini Kırmak Kapitalist sistem altında bedenlerimiz ve cinselliğimiz, alınıp satılacak ve üzerinden haz alınacak nesnelere (metalara) dönüştürülmüştür,. Cinsellik, bu sistemde bir “iş” gibi sömürülür; pornografi gibi alanlar bunun en keskin

okumak için tıklayınız

Yüzleşme Rehberi: Zırhın Altındaki Çocuğa Ulaşmak

Bu yüzleşme rehberi, blog yazısının sonunda okuyucuyu pasif bir alıcı olmaktan çıkarıp, kendi içsel labirentinde bir keşif yolculuğuna davet eden interaktif bir bölüm olacak. Özellikle Türkiye’de “erkekliğin sessizliği” ile büyümüş bireyler için bu, bir tür duygusal ilk yardım kiti niteliğindedir. Pornografinin sahte hazzı ve maçoluğun sert kabuğu, aslında içimizdeki o kırılgan çocuğu korumak için örülmüş

okumak için tıklayınız

Can Jan Neruda’s Prague be read as a precursor to Kafkaesque Prague narratives?

Prague, in Central European literature, is not merely a geographical location; it is positioned as a literary “subject” with its historical, social, and existential layers. In this context, the relationship established between Jan Neruda’s Prague Stories (Povídky malostranské, 1877) and Franz Kafka’s narrative universe, which took shape at the beginning of the 20th century, is

okumak için tıklayınız

Spatial and Class Tensions in Jan Neruda’s Prague Stories

Jan Neruda, one of the founding figures of 19th-century Czech literature, portrays the Malá Strana (Little Quarter) district of Prague in his work Prague Stories not merely as a backdrop, but as an active element shaping social relations. In Neruda’s narratives, streets, houses, and public spaces become spaces where class differences, status struggles, and the

okumak için tıklayınız

Jan Neruda’nın Prag Hikâyeleri Adlı Eserinde Mekân ve Sınıfsal Gerilimler

Sokaklar: Görünürlük, Denetim ve Alt Sınıfların Kamusallığı Neruda’nın Prag’ında sokaklar, alt ve alt-orta sınıfların gündelik yaşamının sergilendiği alanlardır. Malá Strana sokakları dar, iç içe geçmiş ve kapalı bir sosyal denetim ağına sahiptir. Bu durum, Michel Foucault’nun “mikro-iktidar” kavramıyla açıklanabilecek bir gözetim rejimini çağrıştırır; bireyler sürekli olarak birbirlerinin bakışına ve yargısına maruz kalır (Foucault, 1977). Sokak,

okumak için tıklayınız

Jan Neruda’nın Prag’ı, Kafkaesk Prag Anlatılarının Öncülü Olarak Okunabilir mi?

Prag, Orta Avrupa edebiyatında yalnızca bir coğrafi mekân değil; tarihsel, toplumsal ve varoluşsal katmanlarıyla edebî bir “özne” olarak konumlanmıştır. Bu bağlamda Jan Neruda’nın Prag Hikâyeleri (Povídky malostranské, 1877) ile Franz Kafka’nın 20. yüzyıl başında şekillenen anlatı evreni arasında kurulan ilişki, yalnızca ulusal edebiyat sürekliliği açısından değil, modern edebiyatın mekân anlayışı bakımından da önem taşır. 1.

okumak için tıklayınız

Yasakların Gölgesindeki Arzu: Neden “Yasak Elma” Her Zaman Daha Tatlıdır?

İnsan psikolojisinin en eski paradokslarından biri, bir şeyin yasaklandığı anda cazibesinin katlanarak artmasıdır. Gündelik hayatta “yasak elma” olarak bildiğimiz bu durum, psikanalitik bir perspektifle bakıldığında sadece basit bir inatçılık değil, kültürün ve arzunun derinliklerinde yatan karmaşık bir psikodinamik süreçtir. 1. Yasak ve İhlalin Kaçınılmaz Dansı Psikanalitik yaklaşıma göre, insan için cinsellik ve arzu, yasaklama ve

okumak için tıklayınız