Kemal Tahir’i Anlamak? – Öznur Özkaya

Edebiyatımızda derin izler bırakan Kemal Tahir; eserleri ve fikirleri çok tartışılan yazarlardandır; marksizmi, Osmanlıyı, Batıcılığı, tarihi bıkmadan usanmadan sorgulamış, hazır kalıplara hep karşı durmuş, marksizmi bile yerli bir söyleme oturtmuştur. Osmanlı haritasına bakıp Evliya Çelebi’yi, Âşık Paşa’yı, Mevlit’i okuyan, Batı’ya barbar deyip Osmanlı’yı göğe çıkaran bir marksisti anlamak tabii ki biraz güçtür. 104. yaş gününü,

okumak için tıklayınız

Albert Camus: “Tek başına mutlu olmakta utanılacak bir yan vardır”

“.. Vebadan sonra bunu yapacağım, şunu yapacağım… Sakin duracakları yerde varoluşlarını zehirliyorlar.” Corona salgınıyla birlikte ölümün yakınlığını hissettiğimiz günümüzde ‘hayat’ karşısında gerçek fikirleri oluşturacak mıyız?.. Absürdizmin öncülerinden olan Albert Camus, edebiyat dünyasında ses getiren ‘Yabancı’ ve ‘Sisifos Söyleni’ adlı kitaplarından sonra 1947’de yazdığı sembolik ve natüralistromanı ‘Veba’ ile baştan sona ölümü sorguluyor. Roman fareler gibi

okumak için tıklayınız

Hiçliğin ortasında tek başına – Alp Kantaroğlu

Yenilmez bilinmezliğin, tekinsizliğin ve yavaşça tırmanan gerilimin finale kadar son bulmadığı, ayrıca içinde bulunulan durum üzerine yöneltilen soruların salt akıl yoluyla cevaplanabilmesinin nafile olduğu bir roman. Stanislaw Lem’in 1964 yılında yayımlanan eserinin Türkçe’de iki farklı baskısı bulunuyor. İlk olarak, kitap 1998 yılında İletişim Yayınları etiketiyle Erol Özbek tarafından Almanca’dan Türkçe’ye aktarıldı, 2017 yılında ise İthaki

okumak için tıklayınız

Varoluşun grotesk trajedisi – Vildan Kıralı

Ferdydurke, Polonyalı yazar Witold Gombrowicz’in 1937’de yayınlanan ilk ve en dikkat çekici romanıdır. Yazar eserinde varoluşun verdiği acıyı grotesk bir biçimde anlatır. Özgün Lehçe metinde başkahraman ve anlatıcı olan Józio, Józef Kowalski’dir ama eserin Türkçe çevirisinde Osman Fırat Baş tarafından Yuzef Kovalski, Yuzef’cik ya da Yujo olarak çevrilmesi uygun görülmüştür. Bu yüzden yazının devamında Osman

okumak için tıklayınız

Taşraya mı kaçarız? Gökçe Uygun

Metropolde yaşayan, sık sık ‘taşraya göçme planları’ yapan sanatçılar, bir gün aniden kendilerini Çankırı’da, ‘şahsa ait bir devlet kurumu’nda memur olarak çalışıp, taşrayı deneyimlerken bulurlarsa ne olur? Soyadı gibi genç yazar adayı Mehmet Serkan Genç’in ilk kitabı ‘Olmadı Taşraya Kaçarız’ bu soru temelinde şekilleniyor. Kitaba adını veren uzun öyküde yazar, ‘olmadı taşraya kaçarız’ deyiş temennisini,

okumak için tıklayınız

Özgüvenli çocuklar isteyenlere öneri kitaplar – Mehmet Özçataloğlu

Çocuk ve gençlik edebiyatı o denli hızlı yol aldı ki; yetişebilmek olanaklı değil. Gece gündüz koşuyorsak da nafile. Daha tanışmamız gereken onlarca yayınevi, yüzlerce yazar ve binlerce kitap var, biliyorum. O halde koşmaya devam. Nerde ne var, kim ne söylemiş keşfedelim. Yeni tanıştığım yayınevlerinden biri de Arpa Kitap. Nurgül Şenefe yönetiminde Arpa Kitap, çocukların yaşama

okumak için tıklayınız

Ege’nin ‘farklı’ hikâyesi – Bülent Avcı

Otizmli çocuklara ‘farklı’ denmesinin bir esprisi var elbette; onların hepsi dünyayı bir başka görüyor, başka davranıyor ve çoğunluğa ‘garip’ gelen şekilde yaşıyor. Bunu görmek, anlamak ve o dili konuşmak ise duyarlılık gerektiriyor. Bütün hepsini alt alta koyup toplayınca ortaya bir hikâye çıkıyor. Tıpkı Nihal Ünver’in kaleme aldığı ve Gül Sarı’nın resimlediği ‘Tornet, File Çorap ve

okumak için tıklayınız

Etem Oruç’tan Ege’de Börklüce ve Bedreddin – Evin Okçuoğlu

Berfin Yayınları’ndan iki yıl ara ile ikinci baskısını yapan Tarih Dizisi’nden bir kitap var: Ege’de Börklüce ve Bedreddin. Görünen o ki daha da baskıları olacak değerde bir çalışma yapmış Etem Oruç. 163 sayfadan oluşan kitapta çeşitli görsellere de yer verilmiş. Hem tarihimizin bir döneminde Anadolu’da yaşananları öğrenmek isteyenler için hem de tarih araştırması tezi yazacak

okumak için tıklayınız

Martıların gözünden – Gökhan Yavuz Demir

Çocuk kitaplarını seviyorum. Ama kahramanı hayvanlar olan, hayvanların kendi bakış açılarından insanların hayatını anlamlandırmaya çalıştıkları hikâyeler anlatan çocuk kitaplarını çok daha fazla seviyorum. Ayşe Sarısayın’ın böyle pek çok kitabı varmış meselâ: ‘Kedimin Adı Çamur’, ‘Köpeğimin Adı Erik’ ve ‘Kaplumbağamın Adı Meraklı’. Maalesef bunları henüz okumadım. Ama geçenlerde Yasemin Ezberci tarafından resimlenen yeni kitabı ‘Martılarımın Adları

okumak için tıklayınız

Ölülerin konuştuğu diyar: Toprak – Batuhan Sarıcan

Çocukluğumdan beri ne zaman bir mezarlığa gitsem aklıma hep şu soru gelir: “Ölüler konuşacak olsa ne anlatırlardı?” Robert Seethaler’in ‘DasFeld’ini (Toprak) okuduğumda bu tekinsiz soruyu sormakta yalnız olmadığımı anladım. Ölüler pekâlâ konuşabilir ve hatta roman karakterleri bile olabilirler. Nasıl mı? TOPRAK’IN HİKÂYESİ Seethaler, Paulstadt kasabasındaki mezarlığın ‘Toprak’ adı verilen bölümünde açar perdeyi. Hikâyenin gerçekle ilişkilendirilebilecek

okumak için tıklayınız

‘Sınırlara saygısı olmayan’ların parçası: Koşucular – Özde Çelikbilek

“Tüm yaşantımı yolculukta geçirdim, kendi bedenimde, kendi bacağımda yolculuk yaptım. İnce ince bir harita oluşturdum. İlk etkenlere göre testler yürüttüm. Kasları, tendonları, sinirleri ve kan damarlarından saydım. Çıplak gözlerimi de kullandım ama mikroskobun keskin bakışından da yararlandım. En ufak bir parçayı bile atlamadım sanıyorum.” 1962 yılında Polonya’nın, Sulechów kentinde doğan Olga Tokarczuk, 2018 yılında aldığı

okumak için tıklayınız

Orhan Kemal, Nazım Hikmet’e bir şiir yazar, ona okur ve ağladığına tanıklık eder…

26 Eylül 1943 Pazar sabahı babamın cezası biter, hapishaneden ayrılır. Ayrılmadan birkaç gün önce Nâzım Hikmet’e bir şiir yazar, ona okur ve ağladığına tanıklık eder. Bu şiiri paylaşmak istiyorum: NÂZIM HİKMET’E Sen “Promete’nin çığlıklarını Kaba kıyım tütün gibi piposuna dolduran adam” Sen benim mavi gözlü arkadaşım Kabil değil unutmam seni.   26 Eylül 1943 Seni

okumak için tıklayınız

Albert Camus: “Vebanın hüküm sürdüğü bir ülkede SİZE BİR FELSEFE LAZIM”

Albert Camus, veba salgınıyla mücadele eden hekimlere yönelik tavsiyelerini içeren, bugüne kadar gözden kaçan ama güncelliğini koruyan bu güçlü metni “Veba”dan altı yıl önce yazmış. Kızı Catherine Camus’nün özel izni, yazar ve çevirmen Yiğit Bener’in çevirisiyle Artı Gerçek’te yayımlandı. Albert Camus, bugüne kadar tamamen gözden kaçmış olan bu kısa metni muhtemelen 1941’de, yani şu sıralar

okumak için tıklayınız

Stefan Zweig’in Freud’un ölümünün son günlerinde ziyareti ve konuşmaları

Hayatı boyunca bilim dünyasına büyük saygınlık kazandırdığı ülkesinden kaçıp Londra’ya sığınan bu adam, yıllar içinde iyice yaşlanmıştı ve çok da hastaydı. Ama hiç de öyle bitkin ve beli bükülmüş bir hali yoktu. Viyana’da başından geçen bunca işkenceden sonra, korkmuş ve hayata küsmüş bir insanla karşılaşacağımdan biraz korkmuştum. Ama onu her zamankinden daha rahat, hatta daha

okumak için tıklayınız

Stefan Zweig’in Tolstoy’un mezarını ziyareti. “Küçük toprak yığınının üstünde ne bir haç ne mezar taşı ne de bir yazıt vardı.”

“Ben Rusya’da Tolstoy’un mezarından daha muhteşem, daha etkileyici bir yer görmedim. Ormanın derinliklerine yerleştirilmiş bu yüce kutsal mekân tek başına ve yapayalnızdı. Hiç kimsenin uğramadığı ve hiç kimsenin korumadığı, sadece birkaç büyük ağacın gölgelediği, dikdörtgen biçimindeki bir toprak yığınından başka bir şey ifade etmeyen bu tepeye, dar bir patika yoldan gidiliyordu. Torununun mezarı başında bize

okumak için tıklayınız

Gilles Deleuze, psikanalizi ve Sigmund Freud’u kıyasıya eleştiriyor

Gilles Deleuze, psikanalizin her şeyi anne, baba ya da fallus gibi tek bir faktöre bağlamasından yakınıyor ve Freud’u eleştirirken sözünü sakınmıyor. Deleuze’ün 1988 yılında verdiği mülakatın “Arzu” bölümünü izliyoruz. Çeviri: İlker Kocael Gilles Deleuze (d. 18 Ocak 1925 – ö. 4 Kasım 1995), Fransız yazar ve filozof. Yirminci yüzyılın ikinci yarısında yaşamıştır. Kendi özgün düşüncesini

okumak için tıklayınız

Tarama Sürecinin Ortasında Bakandan Açıklama – Dr. Suat Kamil Aksoy

Evet sevgili arkadaşlar ölüm oranı neredeyse tahmin ettiğim gibi görünüyor. Henüz tüm sonuç belli değil ama antikor taşıyanların yüzde bire yakın olduğu ifade edildi. Bu daha önce de söylediğim gibi sürü bağışıklığı seçeneğinin bulunmadığını, bunun katliam olduğunu kanıtlıyor. Resmi onaylı vakıalar bakımından yüzde 0,66 gibi bir ölüm oranı var. Pratikte corona olduğu testlerde kanıtlanamadan ölenlerin

okumak için tıklayınız

Corona Bizde Ne Olur ? Dr. Suat Kamil Aksoy

Türkiye henüz nedenini tam bilmiyoruz ama görece düşük bir kayıpla salgını sınırlamış oldu. Ancak olayın çok daha vahim seyrettiği Avrupa ülkelerine göre günlük vakıa sayıları bakımından şimdilik başarısız gibi görünüyor.Bilindiği üzere yapılan testlerdeki isabet oranınız düşükse gerçekte olduğundan daha az vakıa bulursunuz. Sizin az bulmanız gerçekte az olduğu anlamına gelmez. Ancak biz şimdilik isabet oranı

okumak için tıklayınız

“Kardeş Payı”, Orhan Kemal: “her yeni günde hayatta kalma, karınlarını doyurma mücadelesi veren işçilerin hikâyesi”

‘Kardeş Payı’, Orhan Kemal?in ilk ödüllü kitabı. Yazarın, 1958 yılında ‘Sait Faik Hikâye Ödülü’ kazandığı bu eser, her yeni günde hayatta kalma, karınlarını doyurma mücadelesi veren işçilerin hikâyesini anlatıyor. Yaşamda tutunabilmek için her türlü çareyi deneyen, ağzı bozuk, kimi zaman arkadaşlarını kırmaktan bile çekinmeyen, şarapla avunmaya alışan küçük insanların hikâyesi. “Kardeş Payı”ndaki Siverekli hamal, ilk bakışta

okumak için tıklayınız

Corona Bir Proje mi? Dr. Suat Kamil Aksoy

İnsan varoluşu bir yanıyla evrensel bir varoluştur. Ama sonsuzluğun bir sınır varlıkta temsil edilmesi bu temsilin her koşulda bir bakımdan da kısmi ya da sınırlı olmasını gerektirir. Dolayısıyla insan hiç bir zaman gerçeği bilmez, her zaman ona yaklaşmaya çalışır. Daha önce de yazmıştım insanın konuştuğu dil biçimleri parantez dışına alındığında yani dile anlam merkezli olarak

okumak için tıklayınız