Vicdan ve adalet: Hapishane Müdürü – Farhad Eivazi

2019 Yılı Suç ve Ceza Film Festivali’ne katılan tek İran filmi “Hapishane Müdürü” yönetmen Nima Javidi’nin ikinci uzun metraj filmi. Film hapishane müdürü olan ana karakterin, mahkumların yer değişimi sırasında yaşanan bir firar olayı nedeniyle vicdan ve adalet arasında bir mücadeleye girmesini ve vicdani çelişkiler yaşamasını anlatıyor. İngilizceye “The Warden” adıyla aktarılan Sorh-Post filminin Türkçedeki

okumak için tıklayınız

Apaydınlık Gelecek – İnsanın Köktenci Bir Savunusu

İnsanı, insanlığı, insancıllığı savunan yeni ve köktenci bir manifesto. Teknolojiyi, denetimi, gözetimi, algoritmik kontrolü ve zombileri sorgulayan eleştirel bir deneme. Neoliberalizme, onun kriziyle oluşan boşluğu insanı hiçleştirerek doldurmaya çalışan alternatif sağa ve otoriter yönelimlere kapsamlı bir itiraz. Zamanımızın en parlak düşünürlerinden biri, Paul Mason, karanlık ve kasvetli günlerin ortasında ışıltılı yarınlarını arıyor insanın. İnsanın köktenci

okumak için tıklayınız

Boşlukta Gezinen Bilgi – Nejdet Evren

Bilgi masumiyeti kirletir, adeta masumiyeti ortadan kaldırır. Bu durum bilginin kötü ve zararlı olduğu şeklindeki bir yorum yapılmasını gerektirmemektedir. İnsanın başka bir canlıya/insan dahil işkence yaptığına dair edimlerine tanıklık yapıldığında korku ve acıma duygusu birlikte yaşanır, onunla/işkence yapan eylem ve düşünce alt-yapısıyla ne şekilde mücadele edileceği bilgisine/yeterliliğine ssahip olamayanın edimsizliği masumiyet kapsamında değerlendirilebilir, ancak bu

okumak için tıklayınız

Herkes Tek Başına Ölür – Hans Fallada “Nazilere karşı Alman başkaldırışıyla ilgili yazılan en güzel kitaplardan biri.”

Dünya klasiklerinin unutulmuş eserlerinden biri olan Herkes Tek Başına Ölür, ilk baskısından yaklaşık altmış yıl sonra tekrar okurlara kavuşarak hak ettiği ilgiyi görmeye başladı. Amerika, İngiltere, Fransa, Almanya ve İsrail’de yüzbinler satan, yirmiden fazla dile çevrilen ve çevrilmeye devam eden roman, şimdi Everest Yayınları’nın dünya klasikleri dizisi kapsamında ilk defa Türkçede. 1940’ların Berlin’inde, Quangel çifti

okumak için tıklayınız

Batı’nın Egemenliği Nasıl Kuruldu? Kapitalizmin Jeopolitik Kökenleri

Kapitalizmin gelişimine ilişkin anaakım tarihsel anlatılar, İngiltere’nin fabrikalarında ya da Fransa’nın giyotinlerinde doğan, özü itibarıyla Avrupalı bir sürece odaklanır. Anievas ve Nişancıoğlu ise kapitalizmin jeopolitik kökenlerini yeniden değerlendirdikleri bu kitapta, okura çok farklı bir hikâye anlatıyor. Batı’nın Egemenliği Nasıl Kuruldu? kapitalizmin kökenlerine ilişkin disiplinlerarası ve uluslararası bir tarihsel analiz sunarak, yaygın kanıların aksine, kapitalizmin kökenlerinin

okumak için tıklayınız

İnsanın Kusurları / İşe Yaramaz Kemiklerden Bozuk Genlere, Arızalarımıza Genel Bir Bakış

Sık sık insan bedeninin ne kadar mucizevi olduğunu duyar, ona düzülen övgüleri dinleriz. Bedenimizin incelikli işleyişine dair kitaplar raflarımızı doldurur. Oysa bütün o harikulade yönleri bir yana, insan bedeninin milyonlarca yıllık evrim sürecinde ortaya çıkmış bariz kusurları da var. Amerikalı biliminsanı Nathan H. Lents işte bu kusurların hikâyesini anlatıyor. İnsan retinası niye ters? Diğer hayvanlara

okumak için tıklayınız

Ah İstanbul – Osman Akyol

Ah, İstanbul! Azizim! Sensiz geçen günlerim Hep hicran, hep hüzün Cıvıl cıvıl İstiklal, Ateşinde yandığımız Gezi (Tanıtım Bülteninden) KİTAPTAN ŞİİRLER GÜNAYDIN İSTANBUL Tek tek açıyor gözlerini pencerelerde İstanbul Yeni güne hazırlıyor kimsesiz kaldırımları çöpçüler Kediler, kuşlar, güvercinler sabah kahvaltısında sıra sıra, öbek öbek Otobüsler geçiyor yine caddelerden bencil, kavgacı Adalar vapuru selamlıyor İstanbul’u uzun uzun

okumak için tıklayınız

Suyun ve Rüzgârın Şehri / Çanakkale

“Çanakkale hem Anadolu’nun son noktası hem bir adalar bölgesi. Karasal yaşam biçimiyle ada kültürü bir arada varlığını sürdürüyor. Tarihin, şimdiki zamanları tutsak aldığı ender yörelerden biriyken, bugünü ve geleceği birçok şehirden farklı olarak özgürce kurgulamaya çalışan, bunun için çabalayan insanların da kenti. Bunun yanı sıra yeni zamanların yağmacı ve talancılarının dikkatini çeken, ormanlarını, sularını kaybetmekte

okumak için tıklayınız

Düşmanlık Politikaları – Achille Mbembe

Eleştirel düşüncenin çağdaş kalemlerinden Achille Mbembe Düşmanlık Politikaları’nda, tüm gezegeni içine hapseden, gündelik ilişkilere dek sızan ve insanları esir alan bir düşmanlık ilişkisinin çağımızın kuralı ve kurucu normu haline geldiğini ileri sürüyor. Frantz Fanon’un izinden giden yazara göre savaş, çağımızın kutsadığı değer haline gelmiş durumda. Düşmanlığın, savaşın kutsanan değerler haline gelişiyle toplumlarımız demokrasiden hızla uzaklaşıyor.

okumak için tıklayınız

Aziz Nesin: Şeker Portakalı’nın verdiği mutluluğu, 72 kitabımla okurlarıma verebildim mi?

Bu kitabı okumamı kimin salık verdiğini anımsamıyorum. Kim salık verdiyse sağolsun… Mutlu olmanın gittikçe zorlaştırdığı ve zorlayarak çirkinleştirdiğimiz bu dünyada o denli az mutlu olabiliyorum ki… Son bikaç yılda beni mutlandıran nelerdir, diye düşünüyorum: Sofya’da Theodorakis’in konseri, Yıldız Kent Harold ve Maude oyunu, bu oyunun kitabı, bir de şimdi okuyup bitirdiğim Şeker Portakalı adlı küçük

okumak için tıklayınız

Çoğunluğun Zorbalığı – Alexis de Tocqueville

Fransız hukukçu, düşünür ve tarihçi Tocqueville, 1830’lu yılların başında Amerika Birleşik Devletleri’ne uzun bir seyahat yapar. Amerikan demokrasisi, siyasal sistemi ve toplumsal yapısı hakkındaki bu “saha çalışması” boyunca yaptığı gözlemlerine dayanan görüş ve çözümlemelerini, 1835 ve 1840 yıllarında iki cilt halinde yayımlanan ve siyaset bilimi literatürünün kanonik eserlerinden biri haline gelen Amerika’da Demokrasi adlı çalışmasıyla

okumak için tıklayınız

Tatlı Gelir Yaşamayana Savaş – Desiderius Erasmus

Hümanistlerin prensi Erasmus, barışçıl perspektifler uluslararası hukukun görüş alanına girmeden önce modern savaş eleştirisinin temellerini attı. Kuzey Avrupa Rönesans’ının bu büyük ustası, savaşı yalnızca dinsel nedenlerle değil aynı zamanda rasyonel karşısavlarla da belirgin şekilde kınadı. Modern düşünce tarihinde barış elçisi olarak anılabilecek biri varsa, bu şeref öncelikle Erasmus’a aittir. Tatlı Gelir Yaşamayana Savaş, modern Avrupa’nın

okumak için tıklayınız

Derin Virüs – İlker Özünlü “insanlığın dünyayı kaybedişi ve yeniden arayışının anlatısı!”

Yenilgiye uğramış bir ayaklanma, ikiye bölünmüş bir şehir! Yıl İkibin…! Bir yanda yüksek teknolojili “sitekent”ler, homrob adı verilen insansı robotların robotlaşmaya yüz tutmuş insanlarla birlikte yaşadığı yüksek güvenlikli duvarlarla çevrili bölgeler; diğer yanda kara tahtada eğitim yapmaya mecbur bırakılan mağlup ama mağrurlar. İsyan İstanbul’unda akademisyen Yunus ile sitekentte yapay zekâ mühendisi Zeliha’nın ikircikli aşkı! Bu

okumak için tıklayınız

Aysel – Falezlere Götür Beni – Burçak Gönül

Hızla akan bir nehir, suları buz gibi. Uçar gibi sürüklenen bir salda uyumakta olan bir çocuk… Yanı başına uzanmış gözleri yarı aralık bir kadın… Islanmasınlar diye ikisinin de üstü kalın bir naylonla örtülmüş, uzaktan bakınca içine su dolan devasa bir poşet gibi görünüyorlar… Görünmeyen yaşamları sürüklüyoruz geçip giden zamanın eşliğinde. Bir diğerinin yaşamını görmüyoruz, bilmiyoruz,

okumak için tıklayınız

Yıldız Güncesi – Stanislaw Lem

Yıldız Güncesi, Evren’in Candide’i Ijon Tichy’nin uzayın -kimi kez zamanın- derinliklerinde yaptığı yolculuklara dair notlarından oluşuyor. Yer yer ilginç çizimlerle süslediği bu notlarda, hafızaları insanlığın kıyım tarihiyle yüklenmiş bir robot topluluğu, uzay yolculuğuna merak sarmış patatesler, inanç sahibi oldukları için katakomblarda yaşamaya zorlanan dindar robotlar çıkıyor karşımıza. Derlemenin belki de en ilginç öyküsü, evrim de

okumak için tıklayınız

Fiyasko – Stanislaw Lem

Pek uzak olmayan bir gelecek; güneş sistemini fetheden insanoğlu, gezegenler arası yolculuklar yapmakta, Mars’ta ve Satürn’ün uydusu Titan’da devasa maden kuyuları açarak işletmektedir. Bir süre sonra, bilim adamları ışık hızına yakın bir süratte yolculuk yapmanın yolunu bulurlar; yıldızlar arası bir keşif gezisi için bütün hazırlıklar tamamlanır. Dev uzay gemisine rampa görevi gören Titan’da eski astronotlara

okumak için tıklayınız

Flaman Tablosu – Arturo Pérez-Reverte

15. yüzyılda Fransa ile Burgonya Krallığı arasına sıkışmış küçük bir dükalık. Bir dük, bir düşes ve bir şövalye arasında, gerilimli bir aşk üçgeni. 1471’de, ünlü bir Flaman ressamı tarafından yapılan ve dükle şövalye arasındaki satranç oyununu konu alan bir tablo, daha doğrusu bir başyapıt. 20. yüzyılda, Madrid’de orta yaşlı, züppe bir antikacı. Sanat tarihi uzmanı

okumak için tıklayınız

Max Weber – Jürgen Kaube

Max Weber, kuşkusuz modern sosyal teorinin klasikleşmiş isimlerinden biri. Kapitalizmin ve modern toplumun kavramlaştırılmasında, eleştirmek veya reddetmek için de olsa, ona uğramadan edilemiyor. Jürgen Kaube’nin titiz bir araştırmaya dayanan çalışması, öncelikle, Max Weber’in entelektüel biyografisi niteliğinde. Onun, Protestanahlâkının kapitalizmin oluşumundaki rolüne dair “bulgusunu,” demokrasinin ve bürokrasinin “mizacına” dair düşüncelerini, işlediği “karizma” ve diğer kritik kavramları,

okumak için tıklayınız

Tarihi Yargılıyorum – Gündüz Vassaf

Dünyanın neresinde, ne zaman doğmuşsak doğalım, annelerimiz, babalarımız, dinlerimiz, devletlerimiz bize bir geçmiş giydiriyor. Onlar giydirdikçe biz de ha babam giyiniyoruz. Çoğumuz, geçmişin elbiselerini günümüz terzilerinin dikmesini yadırgamadan kabullenmekle kalmayıp, elbiselerimizi bedenimizden ayırt bile edemiyoruz. Tarihimize nasıl baktığımızı gözden geçirdiğim bu kitapta kendimizi yargılamamızı yargılıyorum. Tarihimize bakıp “Biz buyuz,” diye sunulanları sorguluyorum. Asırlardır sürdürdüğümüz alışkanlıklarımızdan

okumak için tıklayınız

Michael Bakunin – Edward Hallett Carr

Bakunin, ömrü boyunca borç içinde yaşadı. Devrimin ve değişimin yanı başında olmak istedi. Daima heyecanlıydı; iyi bir hatip ve ikna edici bir eylem adamıydı. Pek çok ülkede istenmeyen adam ilan edilmişti. Bir çocuk kadar hayalperestti; her tanıştığı insanı, çoğu asla var olmamış gizli örgütlerine dahil etmek için dil döküyordu. Sürgündü, sürekli takip edildi. Bifteğe bayılıyordu,

okumak için tıklayınız