Virginia Woolf – Bloomsbury ve Ötesi – Anthony Curtis

“Düşünmek istiyorum sessizce, sakince, kesilmeden, sandalyemden kalkmak zorunda kalmadan, bir şeyden diğerine kolayca süzülerek, husumet ya da engel duygusu olmadan. Derinlere dalmak istiyorum, yüzeyin ötesine; kaskatı gerçeklerden kurtulmak istiyorum. Kendimi sabitlemek için, akıp giden ilk düşünceyi yakalamalıyım…” VIRGINIA WOOLF Virginia Woolf’a göre, hayatı, geçmişteki anıların şu an yaşadıklarımıza mütemadiyen ışık tutarak yarıda kestiği, birbirinden kopuk

okumak için tıklayınız

Karanlık Çağlarda Yaşamak – Bertolt Brecht

Hakikaten karanlık çağlarda yaşıyorum! İçten sözler anlamsız. Kırışmamış bir alın taştan bir kalbe delalet. Her kim gülüyorsa almamış demek henüz korkunç haberleri Ah, ne biçim bir çağdır bu Ağaçlardan bahsetmek adeta suç Haksızlığa sessiz kalındığı için! […] Şehre kargaşa zamanı geldim Açlık hüküm sürüyordu. İnsanlar arasına ayaklanma zamanı karıştım Ben de onlarla başkaldırdım. Böyle geçti

okumak için tıklayınız

“Sıkıntı Var” – Sıkıntı Üzerine Denemeler “Cansıkıntısıyla dinleniyorum ancak,”

“Sıkıntının temelde bir anlam krizine işaret ettiğinden yola çıkarak, sıkıntı mekânlarına ve zamanla ilişkisine, bir estetik kategori olarak kullanımına, siyasette uç verdiği anlara, edebiyat ve sinemadaki temsillerine ve ona karşı sunulan panzehirlere bakmak, bu coğrafyaya özgü anlam arayışlarına ve çatışmalarına dair kışkırtıcı sorular ortaya atabilir.” Aylin Kuryel, “Sunuş”tan Son yıllarda Türkçenin en yaygın kullanılan sözcüklerinden

okumak için tıklayınız

Dersim Alexanderplatz – İmran Ayata “Kesin görülen bir mağlubiyet anlık bir hamleyle galibiyete dönüşebilirdi”

“Sarhoşluk ve mest hali ile pişmanlık arasında bir kahraman… kibirden uzak güzel, eğlenceli bir eser…” Lena Bopp, Frankfurter Allgemeine Zeitung Berlin’de geçim derdi olmadan rahat yaşayan, zevkine radyoculuk yapan, kâh gece hayatına kâh entelektüel ortamlara takılan, hazzı belki bulan ama mutluluğu, gönül rahatlığını bulamayan bir genç adam… Anlam eksik… Aşk eksik… O anlamı ve başka

okumak için tıklayınız

Yolun Gölgesi – Behçet Çelik “Öfkenin kırgınlıkla, açılmanın kapanmayla dansı.”

“Sırtüstü bıraktı kendisini, belli belirsiz salınan suyun hissettirdiklerinin beşik rahatlığı ya da sevgili parmaklarının ılıklığıyla alakası yoktu. Sonsuz bir belirsizlik, tuhaf bir dengesizlikti. Öfkenin kırgınlıkla, açılmanın kapanmayla dansı. Asfalttaki arabalar dalgaları değil, deniz bitmek bilmez bir yolun sarsıntısını taklit ediyordu, çocuklar sahilde kumla oynarken bile savaşı, büyükler insanı, ses de sessizliği, ya da tam tersi.“

okumak için tıklayınız

Kesekli Tarla – Figen Şakacı “Tarla mı kesekli yoksa biz mi yürümeyi bilemedik?”

Unutma sakın unutma Bağışlama sakın Sakın düşmanını sevme, sakın susma Bekle büyük kavgayı bekle Anlıyor musun yüreğim. – GÜLTEN AKIN “Derinlerde bir yerde koca bir kaya vardı da, abilerim ablalarım şuna bir el atıverelim demek için çıkıyordum dışarı. Tesellisi, telafisi imkânsız bir arayıştı bu. Ne yapsam ne etsem bir milim bile yerinden oynatamadan o kayayı,

okumak için tıklayınız

Hayat Yaşamaya Değer – André Comte-Sponville, François L’Yvonnet (Söyleşi)

Büyük Erdemler Risalesi ile geniş bir okur kitlesine ulaşan André Comte-Sponville, bu defa Hayat Yaşamaya Değer’de entelektüel gelişimini, düşüncesinin köşe taşlarını, yalın bir üslupla anlatıyor. François L’Yvonnet’nin yönlendirmesiyle ilerleyen bu uzun söyleşi, sorular soran ve yanıt arayışının hiç bitmeyeceğini gözler önüne seren özgün bir felsefecinin yaşam güzergâhını sunuyor. Söyleşi, günümüz dünyasını, dahası yaşama sanatını anlamaya

okumak için tıklayınız

Dokunmanın Gücü Üzerine – Wilhelm Schmid

Dokunmanın insan ilişkilerinde, özellikle de yakınlık ve güven bağı kurmada, eşsiz bir önemi vardır. Besler, sağaltır, taze bir yaşama cesareti aşılar. Hem tüy gibi hafif hem de son derece etkili bir deneyimdir. Belki düşünmed en bile önce, insanı insan yapan temel şeydir. Dokunma, doyurucu bir hayatın vazgeçilmez unsurlarından biridir. Eksikliği, acı verici bir mahrumiyete dönüşebilir.

okumak için tıklayınız

Kabul Görmüş Kanaatler Sözlüğü – Gustave Flaubert

Flaubert, 19. yüzyıl Fransız toplumunun, özellikle de burjuvazinin önyargı ve tutarsızlıklardan daima rahatsız olduğu için karşılaştığı klişeleri, genel kabul görmüş yanlışları 1850’lerden itibaren not etmeye başlar. Bu notlar şekillenerek önce yarım kalacak romanı Bilirbilmezler’in ikinci cildine sonra da Kabul Görmüş Kanaatler Sözlüğü’ne evrilir. Flaubert toplumu derinden sarsmayı planladığı bu eseri bitiremeden ölür ve kitap çalışma

okumak için tıklayınız

Kısık ateşte uslu uslu kaynamayı beceremeyenlerin romanı: Sanrılar

“İşte Taylan! işte Asya! Milyonlarca yıllık üreme içgüdüsü ne diye aşkla sarmaş dolaş oldu bilinmez ya, kısık ateşte uslu uslu kaynamayı beceremediler. Bu hikâye, milyonlarca yıllık insan içgüdüsünün tek eşlilik ve sadakatle çatışmasının hikâyesidir! Hangisini seçerlerse seçsinler, dışarıda kalan mutlak suretle saldırganlaşacaktır!” (Sanrılar, s.10) Günay Aktürk’ün romanı Sanrılar, bireyin iç dünyasına yapılan bir yolculuk. Aşkını,

okumak için tıklayınız

Ömrün Altmışında – Müslüm Kabadayı

1960 restorasyonunda doğduğumda Yayladağı Kışlak’ta Köyümüz yurtsever kafalarla koşuyormuş aydınlığa O dönemde bırakmış babam ocak söndüren kumarı Anam derdi, senin gözlerin verdirdi ona bu kararı Elimde kitapla çobanlık yapardım, Keldağlıydı suyum Bir kamyonla Amanoslar’ı aştığımda altıydı yaşım Ve Çukurova’da çalışırken, pamuk çalısı kadardı boyum On birimde Düldül Dağı’ndan sızan kanımdı Sabunçayı Burhan Öğretmenim sayesinde Düziçi’nde

okumak için tıklayınız

Stefan Zweig’ın ‘Sabırsız Yürek’i üzerine – Metin Cabadağ

Freud’un öğretisine derin bir ilgi duyan Zweig’ın 1939’da yazmış olduğu “Sabırsız Yürek”, düşsel karakterleri ile insandaki merhamet duygusunun doğasının derinliklerine indiği bir roman. Macaristan’ın küçük bir kasabasında oldukça zengin Kekesfalva ailesinin malikanesinin yakınında bulunan bir garnizonda görev yapan genç subay Hofmiller, bir arkadaşı aracılığı ile Kekesfelva ailesinin bir akşam yemeğine davet edilir. Orada Hofmiller ailenin

okumak için tıklayınız

Varlık ve Hiçlik – Jean-Paul Sartre

“İnsan bazen özgür, bazen köle olamaz; insan, her zaman ya tam özgürdür, ya da değildir.” Jean-Paul Sartre Varlık ve Hiçlik / Fenomenolojik Ontoloji Denemesi (L’être et le néant / Essai d’ontologie phénoménologique, 1943), hiç şüphesiz Jean-Paul Sartre’ın “başyapıtı”dır. Sadece Fransız felsefesi açısından değil genel olarak felsefe tarihi açısından da son büyük ontoloji denemesini temsil eder.

okumak için tıklayınız

“Karl Marx, Don Kişot konusundaki hayranlığını belirtti.”

ANSELMO LORENZO Kısa süre sonra bir evin önünde durduk. Kapıda saygın, muhterem görünümü olan yaşlı bir adam belirdi. Ona doğru ilerledim ve mahcup bir saygıyla, Enternasyonalin İspanya Federasyonu delegelerinden biri olarak kendimi tanıttım. Beni kucakladı, alnımdan öptü ve İspanyolca sevgi sözleriyle eve davet etti. İşte bu adam Karl Marx’tı. Aile çoktan yataklarına çekilmişti, bana nazik

okumak için tıklayınız

Beyaz derilinin bitmeyen nefreti / Baldwin’in tükenmeyen direnişi… – Gürer Mut

Amerika Birleşik Devletleri’nin Minnesota Eyaleti’nde, polis tarafından sokak ortasında boğularak öldürülen George Floyd’un görüntüsü dünya genelinde ırkçılık karşıtı büyük bir isyana yol açtı. Pek çok simge yerle bir edildi. Köle tacirlerinin, kolonyal şapkalı beylerin yontuları alaşağı edildi. Tam bu noktada, geçmişten gelen bir ses ABD’nin hikayesini anlamada, bir tarihsel okuma yaparken parametreleri göz önünde bulundurmada

okumak için tıklayınız

Varlığın kökenine yolculuk – Dağhan Dönmez

İnsanın temel açmazıdır, sınırlı beden ile sınırsız tahayyül yetisi arasındaki pinpon topu devinimi. Elbette akledebilen tek varlık değildir insan. Ancak, düşündükleri üzerine düşünebilen biricik varlıktır. Kendine dışarıdan bakabilen… Bir nevi tanrısal! Teori kurabilen iki ayaklı… Teori kelimesinin kökeni de, izlemekten, seyirden gelir. Tanrı, seyredendir çünkü. Teoloji o kelimenin türevi. Güçlü Ateşoğlu’nun derlediği ve Alain Badiou’dan,

okumak için tıklayınız

Yazma Üzerine Sohbetler – Ursula K. Le Guin

Kurmaca, şiir ve kurmacadışına odaklanan üç ayrı söyleşiden oluşan bu sohbetlerde, yazmanın zorluk ve ödüllerini, inceliklerini ve püf noktalarını tartışıyor Ursula K. Le Guin. Bunu yaparken de, hem yazar olarak birikiminden hem de “yaşanan bilgelik” haline gelmiş tecrübelerinden bekleneceği üzere pek çok konuya değiniyor. Yazma zanaatının teknik detaylarından dilin ahlaki meseleleri yansıtma ve kullanma biçimlerine,

okumak için tıklayınız

Sekiz Kentin Hikâyesi / Türkiye’de Yeni Yerellik ve Yeni Orta Sınıflar

“Son on yılda Türkiye’nin %70’ten fazlası kentleşti, neoliberalleşmenin aşırı kalkınmacı ve tüketim odaklı anlayışı sonucunda kentler metalaştı, çevre kaygısı kâr ve ranta yenik düştü, demokratik ve katılımcı yönetim umudu merkeziyetçi anlayışla sönümlendi. Bununla birlikte Türkiye’nin kentleşmesi ve orta sınıflaşması Anadolu coğrafyasında belli duraklamalarla sürdü. Bu bağlamda, dünyada olduğu gibi Türkiye’de de kent, neoliberalleşmenin getirdiği siyasal,

okumak için tıklayınız

Zamana Düşüş – Emil Michel Cioran

“Başkaları zamana düşer; bense zamandan düştüm. Zamanın üzerinde yükselen ebediyetin yerini, onun aşağısında kalan öteki ebediyet alır; o kısır mıntıkada artık ancak tek bir arzu duyulur: Tekrar zamanla bütünleşmek, her ne pahasına olursa olsun ona yükselmek, yerleşilen bir yuva yanılsaması için ondan bir parseli sahiplenmek. Ama zaman kapalıdır, ama zaman erişilmezdir: Bu negatif ebediyet, bu

okumak için tıklayınız

Dr. Suat Kamil Aksoy: Başarı Mümkün Biraz Daha Zaman

Salgında patlama şeklinde yayılmaların ardından geliştirilen davranış kalıplarıyla salgının sıfırlanmasının olanaklı olduğu artık pratik kanıtlara kavuştu. En radikal gelişmelerin olduğu İtalya şu an normale dönüşün en hızlı gerçekleştiği ülke oldu. Umursamazlığın maliyeti ise Brezilya ve Meksika tarafından kanıtlandı.Aynı zaman dilimi içerisinde yüz katlık yayılma hızı farkları gözlenmiş oldu. Bir miktar kaybı göze aldıktan sonra mesafe

okumak için tıklayınız