“Bu kadar karanlık bir gökyüzü fırtınasız açılmaz”*

Dünün dünyası kitabının önsözüne başlarken, “kendimi önemli bir kişi olarak görmediğim için yaşam öykümü başkalarına anlatmak bana hiçbir zaman cazip gelmemiştir”.(Sayfa 13) Diyor Stefan Zweig. Öylesine içten, öylesine samimi, yazdığı satırları her okuyuşumda, hemen yanı başımda oturup konuşan bir ses canlanır beynimin içinde, sanki elimi uzatsam dokunabilirmişim gibi hissederim. Nitekim bin türlü gerginlik ve sürprizlerle

okumak için tıklayınız

Kızıl Veba – Jack London

Jack London, 1912 yılında İngiltere’de London Magazine’de yayımlanmaya başlayan Kızıl Veba yapıtıyla “kıyamet sonrası” edebiyatın öncüleri arasına girmiştir. Nüfustaki, bilim ve teknikteki, ekonomideki sıçramaların büyüsüyle gözlerin kamaştığı bir çağda yazar, uygarlığımızın kırılganlığını anımsatır. Yapıtı milyonlarca insanın doldurduğu şehirlerin ve kırların ıssızlığa teslim oluşundaki hızı bütün çarpıcılığıyla ortaya koyar. Yalnızca nüfusun değil, bilginin, üretimin, hatta dilin

okumak için tıklayınız

Yeryüzünün Zamanı – Bir Jeolog Gibi Düşünerek Dünyayı Kurtarabilir miyiz? Marcia Bjornerud

Yaşadığımız gezegeni ne kadar tanıyoruz? Çoğumuz Dünya’nın milyarlarca yıllık bir geçmişe sahip olduğunu biliyoruz, ama yeryüzündeki jeolojik olayların muazzam zaman ölçeklerini kavramakta pek başarılı değiliz. Jeolog Marcia Bjornerud işte bu eksikliği doldurmayı hedefliyor. Bjornerud’a göre, içinde bulunduğumuz çevre krizinin en önemli nedenlerinden biri, Dünya ile ilişkimizde geniş kapsamlı bir zaman bilincine sahip olmamamız ve şimdi-odaklı

okumak için tıklayınız

Corona Kontrol Altında – Dr. Suat Kamil Aksoy

Salgın ilk günlerinde biraz küçümsenmişti. Ama fatura görünür hale geldikçe siyaset konuya adapte oldu. Daha doğrusu oldu sayabiliriz. Kimi liderler umursamazlık sergilemeye devam etseler bile kitlelerin geliştirdiği refleksler bu durumu belirli ölçüde telafi edebiliyor. Gelinen son aşamada salgın bitmemiş olsa bile serbest bırakıldığında yaratabileceği devasa yıkım karşısında düşük bir maliyetle konu kapanacaktır. Yapılan testler belirli

okumak için tıklayınız

15. yüzyılın bahtsız seyyahı: Afanasiy Nikitin

XV. yüzyılın Anadolu’sunda ve Güney Asya’sında da tüm dünyada olduğu gibi güç çekişmeleri yoğunluklu olarak devam etmektedir. Osmanlı, İstanbul’u fethetmiş ancak Anadolu’ya henüz hâkim olamamıştır; Akkoyunlular, Karakoyunlular, Timur Hanlığı gibi güçlere karşı gardını koruyordur. Güney Asya’daki durum da bundan farklı değildir. Güç mücadelesinde öne çıkan belli başlı hanedanlardan biri de Hindistan’da hüküm süren Behmen Türk

okumak için tıklayınız

Sanat Nedir? Lev Nikolayeviç Tolstoy

Sanat Üzerine, Tolstoy’un kuramsal yapıtları arasında dikkati çekici bir yere sahiptir. İlk kez 1897’de yayımlandı. Rusya’da hep sansüre uğradı. Sansürsüz ilk baskısı 1898 yılında Londra’da, İngilizce olarak yapıldı; Tolstoy da bu baskıya bir önsöz yazdı. On beş yıllık yoğun bir çalışmanın ürünü olan Sanat Üzerine yazarın üzerinde en fazla uğraştığı yapıtıdır. Şimdi sözü Hilmi Bulunmaz’a

okumak için tıklayınız

Türk Sinemasının İlk Grev Filmi

Bir Grev Filmi Denemesi ve Emekçi Grevleri Meslekle ilgili ilk sinemasal sendika 1963 yıllarında Metin Erksan tarafından kuruldu. Adı Sine-iş (Sinema İşçileri Sendikası) olan sendikanın Genel Başkanlığı’nı da Erksan üstlendi. Ve ilk kez emekçiler, haklarının korunmadığı ve giderek de sömürüldüğü bir dönemde bir araya gelerek “sinemaya el koydular”. İşte ilk kez bilinçli bir örgütlenmenin getirdiği

okumak için tıklayınız

Milgram’ın İtaat Deneyi nedir?

Milgram Deneyi, insanların erk sahibi bir kişi veya kurumun isteklerine, kendi vicdani değerleriyle çelişmesine rağmen itaat etmeye ne ölçüde istekli olduklarını ölçme amacını güden bir deneyler dizisinin genel adıdır. Deneyin kilit noktası, deneklerin şahsi vicdanlarıyla çelişen unsurların varlığına karşı otoriteye nasıl boyun eğdiklerini gösterebilmektir. Deney içerisinde üç kişi bulunmaktadır: denek, işbirlikçi ve araştırmacı. Araştırmacı, otoriteyi

okumak için tıklayınız

Milgram deneyi, itaatkarlık ve faşizm

Sosyal psikoloji dendiğinde ilk akla gelen isimlerden biri Stanley Milgram. Erken sayılabilecek bir yaşta hayatını kaybetmesine rağmen toplum davranışını anlamımızı kolaylaştıran pek çok deneye imza atmış bir akademisyen. Kuşkusuz en bilinen deneyi ise döneminde büyük tartışmalara yol açan ve kendi adıyla da anılan “itaat deneyi”. 1961-62 yılları arasında Yale Üniversitesinde gerçekleştirilen orijinal deneyin görüntülerine ve

okumak için tıklayınız

Tarihte Yıldız ve Hilal Sembollerinin Kökenleri

Yıldız ve hilal çeşitli tarihi bağlamlarda kullanılan bir ikonografik semboldür, ama en iyi sembolü olarak bilinen Osmanlı . Genellikle genişleme yoluyla İslam’ın sembolü olarak kabul edilir. M.Ö. 2. yüzyıla kadar Pontus Krallığı , Boğaziçi Krallığı ve özellikle Bizans şehrinde Helenistik dönemin ikonografisinde ( MÖ 4. – 1. yüzyıllar) gelişmiştir . Bir hilal ve bir yıldızın

okumak için tıklayınız

Haritada Bir Nokta – Sait Faik Abasıyanık

Çocukluğumdan beri haritaya ne zaman baksam gözüm hemen bir ada arar; şehir, vilayet, havali isimlerinden hemen mavi sahile kayar… Robenson Kruzoe’yu okumuşumdur herhalde; unuttum gitti. Onun zoruyla mavi boyaların üstünde bir garip ada ismi okuyunca hülyaya daldığımı sanmıyorum. Romanlar yüzünden adaları sevdiğimi pek ummuyorum ama belki de o yüzdendir. Haritada ada görmeyeyim, içimdeki dostluklar, sevgiler,

okumak için tıklayınız

Kahrolsun Irkçılık – Okan Yolcu

Çağımızın en büyük sorunlarının başında ırkçılık gelmektedir. Kapitalizmin yarattığı milliyetçilik akımı 1789’dan bu yana bir çok yerde soykırımlara, katliamlara asimilasyonlara ve bir çok çatışmaya neden oldu. Kapitalizmle hayatımıza geçmiş olan ırkçılık günümüzde dünya ölçeğinde tekrar hortlamaya başlamıştır.Geçmişten günümüze görmezden gelinemeyecek acıların devam ettiği bu süreç ırk kavramını sorgulamamızı zorunlu kılıyor. Irk diye bir şey var

okumak için tıklayınız

Bir tirana öğütler…

Korintos tiranı Periandros hakkında yalanıyla gerçeğiyle pek çok şey söylenmiştir. Biz anlatılan hikayelerin her türlüsünü bir kenara bırakalım ve Thrasybulos’un öğüdüne dönelim. Bundan asırlar önce, kara Yunanistan’ındaki Korintos sarayında boşalan tahta yeni bir tiran oturur: Periandros. Babası, ‘kutu’ anlamına gelen Kypselos’tur. Çünkü henüz bebekken kendisini öldürmeye gelen 12 adamdan, annesi tarafından bir kutuya saklanılarak kurtarılmıştır.

okumak için tıklayınız

Dil, Felsefe ve Toplum – Suat Kamil Aksoy

Değer hakkında tartışmalı da olabilecek şeyler yazdım. Toplum denilen şeyin var oluşunun temeline yerleştirmeye kalkıştığım bu kavram dışında bir başka önemli olgu daha var. Tıpkı değer gibi toplumsal hayatımızın her anını kaplayan ve en az onun kadar önemli bir şey bu. Toplum geliştikçe geliştiği ve bugünkü haline geldiği kabul edilen dilden bahsediyorum. Gündelik hayatın olağanlığı

okumak için tıklayınız

Corona tekrar gelir mi? Dr. Suat Kamil Aksoy

Türkiye’nin hikayesi bir çok başka yere göre hafif seyretmişti. Elbette daha iyileri var. Çin gibi. Ölümler bulaşmalardan tahminen 25 gün sonra gerçekleşiyor. Bu elbette ancak bir ortalama olabilir. Yani kimileri on beş kimileri kırk beş günde ölmüş ya da iyileşmiştir. Testlerde pozitif çıkmadığı halde corona bulguları gösterip ölenler vardı. Bunlar günlük açıklamalara yansımıyordu. Bütün dünyada

okumak için tıklayınız

Nazım Hikmet’in 19 Yaşında İlk Defa Rusya’ya Yolculuğu

Üç arkadaş hem öğrenimlerini ilerletmek, hem de olup bitenleri görmek amacıyla Rusya’ya gitmeye karar verirler. 1921 Ağustosunda bir yaylıyla yola çıkarlar. Ortalık eşkıya doludur. Güçlükle Düzce’ye varırlar. Akaçakoca’dan Zonguldak’a, oradan vapurla Trabzon’a giderler. Ziya Hilmi Trabzon’da kalır. Nâzım Hikmet’le Vâlâ Nurettin valiye çıkarlar. Öğretmenlik belgelerini gösterirler. Batum yoluyla Kars’a gitmek, orada, Kâzım Karabekir’in bölgesinde çalışmak

okumak için tıklayınız

Nazım Hikmet’in Öğrenciliği, İlk Şiirleri

Nâzım Hikmet, bir yıl kadar, Fransızca öğretim yapan bir okula devam eder. Ardından Göztepe’deki Numune Mektebi’ne girer. Arkadaşı Vâlâ Nurettin’le ilkokulu (Taşmektep) bitirince, Galatasaray Sultanisi’nin orta kısmına yazılır. Ne var ki, burası oldukça masraflı bir okuldur. Bundan ötürü, babası bir yıl sonra onu Galatasaray’dan alır, Nişantaşı Sultanisi’ne verir. Nâzım Hikmet, Sultani’de örnek bir öğrenci olur.

okumak için tıklayınız

Henüz Vakit Varken Gülüm – Nazım Hikmet Ran

Dedesi şair Mehmet Nâzım Paşa’nın da etkisiyle çok küçük yaşlarda şiir yazmaya heves duyan Nâzım Hikmet çocukluğunda hangi etkiler altında ilk şiirlerini yazdığını dostu Zekeriya Sertel’e şöyle anlatır: “17 yaşında galiba ilk şiirim basıldı. Yani “Serviliklerde”, yani mezarlıklarda ağlayan, hayatında sevmiş ölüler üstüne idi. Yahya Kemal düzeltmişti birçok yerini. Sonra kızlara tutuldum. Şiir yazdım. Sonra

okumak için tıklayınız

Oruç Aruoba: ‘Kişi, ölümden sonra geri kalandır’

Yazarları diğer insanlardan ayıran en büyük fark mirasının sadece yakın çevresinde kalmaması, okuru olan her kişiye tek tek bir parça pay düşmesi. Bir yazarla belli bir ilişki kurabilmiş okur, yazarın bedeni dünyadan gittiğinde o mirasa sahip olduğunun bilinciyle bir nefes alabilir. Her yazarda bunu hissetmezsiniz ama bazı yazarlar size metinlerinin yanında anı, yaşanmışlık ve düşünme

okumak için tıklayınız

Haziranda Ölmek Zor – Hasan Hüseyin Korkmazgil

Hasan Hüseyin Korkmazgil’in 2 Haziran 1970 yılında kaybettiğimiz “Orhan Kemal’in güzel anısına” yazdığı “Haziranda Ölmek Zor” şiiriyle, Orhan Kemal’in insanlık tarihinin gelişimi adına yaptığı ilerici katkılarından dolayı saygıyla anıyoruz. Ayrıca şair, şiirin başında “Orhan Kemal’in güzel anısına” demesine rağmen şiirde, 3 Haziran’da Nazım Hikmet’i kaybetmemizi de dile getirerek büyük bir saygıyla anar. “3 Haziran 1963.

okumak için tıklayınız