Kelt Masalları – Joseph Jacobs “Roma İmparatorluğuna kafa tutmuş Keltlerin masalları”

Avrupa tarihinin en eski ve en savaşçı halkı olan Keltlerin masalları… Edebiyat ve kültürleriyle Avrupa uygarlığının gelişiminde büyük rol oynayan Keltlerin sözlü geleneği çok güçlüdür. Başta Kral Arthur olmak üzere pek çok anlatının kökeni Kelt kültürüne dayanır. Elbette ki bu geleneğin en önemli ürünlerinden biri de masallardır. Kelt efsanelerinin engin dünyasından beslenen ve Keltlerin ince

okumak için tıklayınız

Buzullar Arasında Bir Kış – Jules Verne “aşk ve dostluk uğruna girişilen heyecan ve gerilim dolu bir macera”

855 yılında ilk kez Musée des familles dergisinde yayımlanan Buzullar Arasında Bir Kış, okuru Dunkerque’ten dondurucu Grönland’a uzanan, aşk ve dostluk uğruna girişilen heyecan ve gerilim dolu bir maceraya davet ediyor. Bu kısa ama çarpıcı öyküde, büyük macera romanlarının barındırabileceği bütün unsurlar mevcuttur: Çetin bir deniz yolculuğu, zorlu bir arama kurtarma girişimi, düşman bir çevrede,

okumak için tıklayınız

Eros’un Istırabı – Byung-Chul Han “Her şey düzleştirilerek tüketim nesnesine dönüştürülüyor.”

Düşünme ancak Eros’la artırılabilir. Düşünebilmek için bir dost, bir âşık olmuş olmak gerekir. Eros olmadan düşünce bütün canlılığını, bütün huzursuzluğunu kaybederek tekrara düşer, gerici bir hal alır. Eros Başka’ya duyulan arzuyla düşünceyi cesaretlendirir. Narsisizm, sanılanın aksine, kendini sevmek değildir. Kendini seven özne, Başka’yla arasına kendi lehine işleyen negatif bir sınırlama getirir. Oysa narsisist özne sınırlarını

okumak için tıklayınız

Ahmet Altan: “Turp hem ölüyor hem doğuyor. Zavallı bir turp kendi ölümünden yeni çiçekler yaratıyor.”

Herkesin evinde hapis olduğu bugünlerde gerçek bir hapishanede olmak, insanda deniz altındaki bir akvaryumda oturuyormuş duygusu yaratıyor. Bize 24 saat “karantinada” tuttuktan sonra verdikleri bir gün gecikmeli gazetelerden ve seyredebildiğimiz kısıtlı sayıdaki televizyon kanalından ölümcül bir telaşa kapıldığınızı görüyorum. Ben 70 yaşındayım ve hapisteyim. Suyun altında oturmayı da ölümün hedefinde olmayı da birçoğunuzdan daha iyi

okumak için tıklayınız

Yaşar Kemal’in deyişiyle, ‘Öfkesiz Kürt’: ‘Apê’ Musa Anter

20 Eylül 2013 günü, Musa Anter’in ölümünün 21. yıldönümüydü. ‘Apê’ Musa Anter, Kürt milliyetçiliğinin sembol isimlerinden biriydi. (‘Ap’, Kürtçede, ‘amca’ demek. Sondaki ‘ê’ tamlama eki. Kürtler bu ifadeyi, saydıkları ve sevdikleri kişiler için kullanıyor.) Musa Anter, gazeteciydi, tarihçiydi, dengbejdi, bilgeydi. 1960’lardan itibaren kendisini yakından tanıyan Arslan Kılıç’a göre Musa Anter “Ender rastlanan renklilikte bir kişiliğe

okumak için tıklayınız

Zamanın Kokusu – Bulunma Sanatı Üzerine Felsefi Bir Deneme – Byung-Chul Han

“Bugünün zaman krizi hızlanma olarak nitelendirilemez. Hızlanma çağı çoktan bitti. Bugün hızlanma olarak duyumsadığımız şey, zamansal dağılmanın semptomlarından sadece biri. Günümüzün zaman krizi, zamanda çeşitli aksaklıklara ve yanlış duyumlara yol açan bir diskroniden kaynaklanıyor. Zaman, düzenleyici bir ritmin eksikliğini çekiyor. Bu yüzden de ölçüsünü kaçırıyor. Diskroni, bu zamansal bozulma, zamanın adeta dönüp durmasına yol açıyor.

okumak için tıklayınız

Denizci Sinbad, insan cehaletinin kalıcı bir metaforudur

“Denizci Sinbad” diye bir masal var. Sinbad bir seyahatinde Cennet bahçesine benzeyen küçük bir adaya varır. O ve yanındakiler adada ziyafet çeker, yürüyüş yapar ve bir ateş yakarak kutlarlar. Sonra aniden ada eğrilir. Ağaçlar eğrilir. Aslında ada dedikleri şey uzun zamandır hareketsiz olduğu için üzerinde kum biriken ve ağaçlar büyüyen dev bir balığın sırtıdır. Sırtında

okumak için tıklayınız

Byung-Chul Han: “ölüm korkusuna dayalı olan bir sağ kalma toplumunda yaşıyoruz.”

Güney Koreli felsefeci, kültür kuramcısı, yazar Byung-Chul Han, koronavirüsle birlikte ortaya çıkan toplumu “İyi yaşama duygusunu tamamen kaybeden, hazzın da sağlığa feda edildiği bir sağ kalma toplumu” olarak nitelendiriyor. İspanya merkezli uluslararası haber Ajansı EFE muhabirleri Carmen Sigüenza ve Esther Rebollo’nun sorularını yanıtlayan Han, “Bu gidişle sanki daimi bir savaş halinde yaşıyormuşuz gibi, sağ kalmak

okumak için tıklayınız

Psikopolitika – Neoliberalizm ve Yeni İktidar Teknikleri – Byung-Chul Han

“Kendini özgür sanan performans öznesi aslında bir köledir. Efendisi olmaksızın kendini gönüllü olarak sömürmesi ölçüsünde mutlak köledir. Karşısında artık onu çalışmaya zorlayan bir efendi yoktur. Salt yaşamı mutlaklaştırarak çalışır. “Bir girişimci olarak neoliberal özne başkalarıyla amaçtan yoksun ilişkilere girmekten acizdir. Girişimciler arasında amaçtan yoksun bir dostluk oluşmaz zaten. Halbuki özgür olmak köken olarak dostlar arasında

okumak için tıklayınız

Şeffaflık Toplumu – Byung-Chul Han “Şeffaflık neoliberal bir aygıttır”

“Şeffaflık neoliberal bir aygıttır. Enformasyona dönüştürmek amacıyla her şeyi içine girmeye zorlar. Günümüzün gayri maddi üretim ilişkileri koşullarında daha fazla enformasyon ve daha fazla iletişim, üretkenlik ve hızda artış demektir. Buna karşılık gizlilik, yabancılık ve ötekilik sınırsız iletişime engel oluşturur. Şeffaflık adına bunlardan kurtulmak gerekir. “Şeffaflık insanı camlaştırır. Şiddeti de buradadır. Sınırsız özgürlük ve iletişim

okumak için tıklayınız

Tarihte aşılar ne kadar sürede geliştirildi?

Bu sorunun da cevabını vermek kolay değil çünkü hangi çalışmaların başlangıç tarihini kesin olarak tespit etmek zor. Ancak araştırmacılar Peter Hurford ve Marcus Davis’in çeşitli kaynaklara dayandırarak ulaştıkları sonuçlara göre bazı aşıların geliştirilme süreleri şöyle: Kuduz – 4 yıl, 1881-1885 Kızamıkçık – 7 yıl, 1962-1969 Boğmaca – 8 yıl, 1906-1914 Kızamık – 9 yıl, 1954-1963

okumak için tıklayınız

İspanyol Gribi: Koronavirüs için 100 yıl önceki pandemiden alınabilecek dersler neler?

1918’de, devam eden Birinci Dünya Savaşı ile birlikte önce Avrupa sonra dünyanın bir çok ülkesini saran İspanyol Gribi salgını iki yıl boyunca üç büyük dalga halinde sürdü ve 50 milyon insanın yaşamına büyük sosyal ve ekonomik yıkıma maloldu. İspanyol Gribi pandemisi deneyimi, tıptaki ilerlemeler ve gelişen küresel işbirliği gibi farklılıklara rağmen, 100 yıl sonra bile

okumak için tıklayınız

Şiddetin Topolojisi – Byung-Chul Han “Şiddet kılıktan kılığa giren bir oyuncu”

“Geç modernitenin başarıya ve performansa odaklı öznesi, kendi dışındaki bir iktidar kurumunun baskısına maruz kalmadığı ölçüde özgürdür. Ama gerçekte bir kul kadar da özgürlükten yoksundur. Dış baskı nihayet aşıldığında, içerideki basınç devreye girer. Başarıya ve performansa odaklı yaşayan özne, bir depresyon geliştirir. Şiddet azalmadan sürmektedir. Yalnız ağırlık noktası içeri kaymıştır. Egemenlik toplumundaki kelle alıcı kuvvet

okumak için tıklayınız

Ben Bir Aile Suçlusuyum – Önder Göksal

Bilindik bir konuyu – ki bu konu bir aşksa- farklı anlatmanız gerekir ki okuyucu kitapla bütünleşebilsin. Edebiyat da bu değil midir zaten, aynı şeyleri farklı anlatma çabası. D. H. Lawrence’ın Çizgiyi Aşmak kitabı 100 küsür yıl öncesinden bize seslenmesine rağmen kitapta ele aldığı aşk çıkmazı bütün canlılığını koruyor. Evli ve çocuklu bir müzisyenin öğrencisine aşık

okumak için tıklayınız

Gotiğin güncelliğini gösteren John Ruskin

Hoşgeldin John Ruskin! Ruskin’in Türkçe’deki ilk kitabı farklı yayınevleri tarafından bastırılan Susam ve Zambaklar’dı. Arkasından Corpus Yayınları’nın derlediği iki ciltlik Belleğin Lambası ve Sanat Üzerine Dersler yayımlandı. Bu iki cilt Ruskin’in özellikle sanat üzerine yazılarından yapılmış en geniş derleme oldu. Dina Birch’in uzun bir Ruskin Üzerine yazısı düşünürün genel bir portresini vermeye çalışıyordu. Kafka Kitap’tan

okumak için tıklayınız

Murakami’den yazarlık öğütleri

Bugün Japon edebiyatı dendiğinde akla ilk gelen isimlerden Haruki Murakami’nin Koşmasaydım Yazamazdım’ın ardından okurla buluşan ikinci deneme kitabı Mesleğim Yazarlık, tüm yazma heveslileri için esin verecek saptamalarla yüklü. Sadece Japonya’da değil, tüm dünyada oldukça popüler olan Murakami kitapları yayınlanır yayınlanmaz en çok satanlar listesinin en üst sıralarına yerleşiyor. En büyük sıçramasını Sahilde Kafka ile yapan

okumak için tıklayınız

Byron ve Don Juan’ı – Ataol Behramoğlu

Uzmanlar ve özel meraklılar dışında, ülkemizde Byron okumuş olan kaç kişi vardır? “Türkçede Byron” diye internete göz attığımda karşıma sadece bir iki (olasıdır ki az sayıda şiir içeren ) şiir seçkisi ve baş yapıtı kabul edilen Don Juan çıkıyor. Ona bir anda bütün Avrupa’da ün kazandıran “Childe Harold’s Pilgrimage” (Childe Harold’un Kutsal Yolculuğu) sanırım dilimize

okumak için tıklayınız

Kırmızı Çizgi – Red Line ifadesinin kökeni nereye dayanıyor?

“Red Line” İngilizce ifadenin kökeni, 1928 yılında Irak petrol yataklarının İngiltere, ABD ve Fransa’nın en büyük petrol şirketleri arasındaki bölüşmesini içeren “Kırmızı Çizgi Anlaşmasına” (Red Line Agreement) dayanmaktadır. Çizginin kırmızı olması ise “yüzde beş” lakabıyla bilinen Kalust Sarkis Gülbenkyan’ın kullandığı kalemin renginden gelmektedir. (en.wikipedia.org) “Böylece kırmızı çizgiler diplomasi sözlüğüne eklenmiş. Uzun süre de diplomasi dünyasındaki

okumak için tıklayınız

Elektiriğin Tanrısı Nikola Tesla’nın hayatını borçlu olduğu yazar Mark Twain ile tanışması

“Real Gymnasium’daki eğitimimi bitirmek üzereyken tehlikeli bir hastalık, daha doğrusu bir dizi hastalık geçirdim. Sağlık durumum öyle kötüydü ki doktorlar benden ümidi kesmişti. Bu dönemde sürekli kitap okumama izin verildi. Halk kütüphanesinden temin edilen, ihmal edilmiş, sınıflandırıp katalog için hazırlamak üzere bana emanet edilen kitapları okuyordum. Bir gün daha önce hiç okumadığım birkaç kitap verildi

okumak için tıklayınız